• Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesindeki mahkum kadınlara akşam
    dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı.
    Bir gün milli eğitim müdürünün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız
    girdi.
    - Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim, dedi.
    Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik son
    derece de hassas bir insana benziyordu.
    Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi. Olacak şey
    değildi... Lakin düşüncesini belli etmedi.
    - Peki, hoca hanım, dedi. Bu işle meşgul olacağım.
    İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki
    akşam derslerine başlamıştı. İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor,
    süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı
    adımlarla evine koşuyordu.
    Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
    O, kavgacı, o geçimsiz mahkumlar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya
    başlamışlardı.
    Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
    Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir
    suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
    Hakkındaki suçlama: Misyonerlik...
    Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.
    Neler de neler yapmamıştı ki:
    Kadınlar hapishanesi derken, Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar,
    çocuklara iyi insan olmak etrafında birtakım telkinler.
    Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi....?
    İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Ankara'ya kadar intikal etmiş ve onca
    mühim işi arasında Atatürk meseleyi merak etmişti.
    - Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz, dedi.
    Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen Sıdıka
    Avar'ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk'ün karşısına çıktığı vakit bir
    yaprak gibi titriyordu.
    Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
    - Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?" diye sordu.
    Avar şaşırmıştı. Yavaşça,
    - Efendim, ben öğretmen Avar, diye fısıldadı.
    Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle
    şunları söyledi:
    - Hayır. Sen misyoner Avar'sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım.
    Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı:
    "Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla
    kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu'ya gidecekti.
    Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile
    toplayacaktı....Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocuklar
    birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti."
    Sözlerinin sonunda:
    - Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.
    Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk'ün yanından çıktı.
    İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elazığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder.
    Onun hakkında iki yüze yakın mani, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.
    O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.
    Avar, Doğu'da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu masal kadının, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler:
    - Kızımı da götür, Avar...! diye atın üzengisine yapışıyorlar.
    Şehre, Avar'ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.
    Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm
    Hikmet Feridun Es
    Hayat Dergisi 1957
    (Sıdıka Avar; gazeteci Banu Avar'ın annesidir.)
  • Miralay Pertev Bey'in üç kızını da yabancılar büyütüyordu. Bu hale ara sıra Azize Hanimefendinin Çerkez dadisi Bezmiyar kalfa itiraz eder, isyan eder, söylenirdi. Fakat kim dinler. Arada bir Azize Hanimi yalnız bulunca odasına girer ve bu gayet ciddi ve vahim durumu haber verirdi çerkez şivesiyle:
    "Ayol, çocuklar artık büyüdüler. Selmin hanım büyüdü. Berrin Hanım da büyüyor. Vallahi bunlar ne abdest almasını, ne gusletmesini, hatta ne de namaz kılmasını biliyorlar" derdi.

    Azize Hanimefendi de kahkahayı atar:

    "Aman dadicigim, merak etme zamanı gelince öğrenirler" cevabını verirlerdi.

    Evet, bu iş gerçekten ciddi ve vahimdi. Fakat söz sahibi ve mesul olanlar kahkaha ile guluyorlardi.
  • " Azize Hanım- A iki gözüm, iyi söylüyorsun ama, karılar oraya yalnız girmiyorlar ki... Yanlarında kazık gibi birer tane de herif götürüyorlar. Onlar neci? Tuvaletlerini bu heriflere mi yaptırıyorlar?"
  • İyi Yolculuklar, Sayın Başkan
    Devrik bir Latin Amerika başkanı, Martinik'e sürgün edilir. 73 yaşındaki adamın kaburgalarında, alt karında ve kasıklarında belirli bir ağrı vardır. Bir teşhis için Cenevre'ye gider. Kapsamlı tıbbi testlerden sonra, sorunun omurgasında olduğuna dair bilgilendirilir. Ağrıyı hafifletmek için riskli bir ameliyat önerilir. Başkan, hastanede bir ambulans şoförü olarak çalışan yurttaşı Homero Rey ile tanışır. Homero, hasta adama bir sigorta planı ve cenaze paketi sunar ama Başkan artık zengin ve refah içinde yaşamıyordur. Merhum karısının mücevherlerini ve diğer eşyalarını tıbbi masraflar ve ameliyat ücretlerini ödemek için satar. Homero ve karısı Lazara, başkan ile ilgilenir. Hastaneden taburcu olduktan sonra ona maddi yardım ve bakım sağlarlar. Başkan, Martinik'e döner. Acısı tam geçmemiştir ama daha kötü de değildir. Birçok kötü alışkanlığını hala sürdürür ve yalnızca bu kez bir reform grubunun başı olarak bir zamanlar hüküm sürdüğü ülkeye dönmeyi düşünüyordur.

    Azize
    Öykü, Margarito Duarte adlı bir karakter üzerinde yoğunlaşır ve Roma'da gerçekleşir. Margarito aslen Kolombiya Tolima’nın küçük Andean köyündendir ve ölen kızının bir azize olarak tanınması sürecini başlatmak için Roma'ya gider. Margarito, kızının doğumundan sadece kısa bir süre sonra karısını kaybetmiş ve sonrasında yedi yaşında şiddetli bir ateşten de kızı ölmüştür. Ölümünden on bir yıl sonra, köylüler, yeni bir bent gerektiğinden, sevdiklerini mezarlıktan başka bir yere nakletmek zorunda kalırlar. Kız, topraktan çıkarıldığında, hala sağlam ve tamamen ağırlıksız olduğu anlaşılır. Köylüler, kızın bir azize olduğuna ve Margarito'yu kızının cesediyle birlikte Roma'ya göndermek üzere para toplamaya karar verirler. Orada, birlikte kaldıkları pansiyonda yazar ile tanışır. Hiçbir şey, kızının azize ilan edilmesine yönelik girişimleri önlemeyecek gibi görünüyordur ve nihayetinde, yazar ve öykünün diğer karakterleriyle bağlantısını kaybeder. Ancak, yirmi iki yıl sonra ve dört papanın ölümünden sonra, Margarito ve yazar, tekrar tesadüfen görüşürler ve yazar, Margarito'nun hala kızının bir azize olarak tanınmasını beklerken bulur. Akabinde, yazar, öykünün gerçek azizinin aslında Margarito olduğundan artık hiç kuşku duymaz ve şöyle der: “Kızının çürümeyen vücudunu ortaya koyarak, hiç farkına varmadan, kendi azizliğinin tanınması gibi haklı bir dava uğruna yirmi iki yıldır savaşım veriyordu".

    Uyuyan Güzelin Uçağı
    Öykü, ilk bakışta Paris havaalanında bir kadına aşık olan yazarın kişisel izlenimlerini aktarıyor. Tesadüfen, daha sonra uçakta yan koltukta yolculuk eder. Öykü, yazarın uzaktan bakarak yaşadığı bir aşkı anlatıyor.

    “Kendimi Rüya Görmek İçin Kiralıyorum"
    Yazar, bir gün sabah saatlerinde Havana Riviera Otel'de kahvaltı yaparken, adeta dinamit patlaması şeklinde dev bir dalga kıyıya vuruyor ve birkaç arabaya çarpıyor. Parçalanmış arabalardan birinin altında, yılan şekilli zümrüt taşlı altın bir yüzük takan bir kadın kalır. Yazar, Viyana'da otuz dört yıl önce tanıştığı sağ işaret parmağında benzer bir yüzük takan bir kadını hatırlar. Quindio'nun rüzgarlı uçurumlarından çok uzak ve farklı bir dünyaya nasıl geldiği sorulduğunda, "Rüyaları satıyorum" diye cevaplayan unutulması imkansız bir kadındır. Tek işi rüya satmaktır. Eski Caldas'ta müreffeh bir dükkan sahibinin on bir çocuğundan üçüncüsüdür. Çocukluğunda rüyaları, kehanet vasıfları sergilemeye başlamıştır. Gençliğinde ise, rüyalarını bir kazanç kaynağına dönüştürmüştür. Bir gece yazardan Viyana'dan ayrılmasını ister. Gerçekten ikna olarak, yazar, aynı gece Roma'ya giden son trene biner ve kendini bir felaketten kurtulmuş bir kişi olarak görür. Daha sonra, yazar Pablo Neruda ile görüştüğünde, kadının rüyalar satarak zengin olmayı başardığını bulurlar. Birkaç gün birlikte vakit geçirirler ve kaderin acı cilvesine tanık olurlar.

    “Ben Yalnızca Telefon Etmeye Gelmiştim"
    Bir kadının arabası ıssız bir yerde bozulur. Bir akıl hastanesine giden yolda bir otobüse biner. Neler olduğunu anlamadan hasta olarak yatırılır. Kocası, deneyimlerine istinaden zor zamanları düşünerek başka bir erkekle kaçtığına inanır. Sonunda kadın kocasını aramak için bir fırsat bulduğunda, kocası ona küfür eder. Kadın, mesajını kocasına iletmek için bir sorumlu personelle yatmak zorunda kalır. Kocası geldiğinde, doktorun ifadelerini dikkate alır ve kadını hastanede bırakır ve sonunda tıbbi personel tarafından kendisine atfedilen deliliği gerçekten yaşamaya başar.

    Ağustos Korkuları
    Toskana'da tatil yapan bir aile geceyi bir arkadaşının kalesinde geçirmeye karar verir. Rönesans soylularından kalenin ilk sahibi Ludovico, köpeğini kendi üzerine saldırmadan önce yatağında gelinini öldürür. Bunu bir hayalet hikayesi olarak görmeyen aile, çarşaflarda taze kan ve havada taze çilek kokusuyla sadece Ludovico'nun yatak odasında uyanık şekilde, tüyler ürpertici bir misafir odasında uyumaya gider.

    Maria dos Prazeres
    Maria dos Prazeres, yetmiş altı yaşında bir ölüm öngörüsüne sahip ve ölümünden önce tüm hazırlıkları yapmak isteyen bir kadındır. Montjuich tepedeki mezarlıkta bir mezar yeri seçer. Köpeği Noi ile mezarlığa gidip, onun her Pazar ziyaret ederek gözyaşı dökeceği şekilde büyük tepedeki mezarını seçmek üzere titizlikle eğitir. Ayrıca, Franco Rejimi!nin diğer anarşistlerininki gibi mezar taşının isimsiz olmasını ister. Aynı zamanda, Francisco Franco altında çalışan Cardona Kontu ile uzun süreli bir ilişkisi olmuştur ama artık ilişkisi kesilmiştir. Kasım ayının yağmurlu bir gününde, mezarlıktan eve döner ve öngörüsünü yorumlarken bir hata yaptığını anlar.

    Zehirlenmiş On Yedi İngiliz
    Yaşlı bir Güney Amerikalı Hanım, Papa'yı görmek için Avrupa'ya doğru uzun bir tekne seyahatine çıkar ve kendini ölümle çevrili bir hayal kırıklığı içerisinde bulur.

    Poyraz
    Yazar ve ailesi, tatildeyken "Poyraz" olarak bilinen doğaüstü Katalan rüzgarından korunmak için bir sığınak bulmak zorunda kalır.

    Senora Forbes’in Mutlu Yazı
    Ebeveynleri uzaktayken, iki erkek çocuğun huzurlu bir yaz tatili katı bir Alman dadısının müdahalesiyle mahvolmaktadır. Senora Forbes adlı bu dadı, lezzetli yiyeceklerin keyfini sürerken, çocukları evde kilitleyerek onların iğrenç yiyecekler yemelerini sağlar. Çocuklar şaraba zehir katarak onu öldürmeye kalkışırlar. Öldüklerine inandıktan sonra oyuna devam ederler. Geri geldiklerinde evlerini polisler ve dedektifler tarafından sarılmış halde bulurlar, çünkü Senora Forbes zehirle değil, vücudunda çok sayıda bıçak yarası ile ölmüş olarak bulunur.

    Işık Su Gibidir
    İki erkek çocuğu, iyi ders notları karşılığında bir tekne istemektedir. Ebeveynleri en sonunda onlara tekne satın aldıklarında, evdeki ampulleri kırarlar ve ışık su gibi akar. Her Çarşamba günü evlerinde dolaşmak için ışığı kullanırlar ve arkadaşlarını da yanlarında gezmeye davet ederler. Çocukların arkadaşları ışıkta boğulurlar.

    Karda Kan İzlerin
    İki zengin Kolombiyalı ailenin çocukları Billy Sanchez ve Nena Daconte, balayını kutlamak için Avrupa'ya uçarlar. Sadece üç gün evli olmalarına rağmen, Nena zaten iki aylık hamiledir. Yüzük parmağı bir gül dikeniyle yaraladıktan sonra, neredeyse hissedilmeyen kesim çok miktarda kanamaya başlar. Nena, Paris‘te bir hastanenin yoğun bakım ünitesine kabul edilir. Haftada sadece bir gün ziyaret izni vardır, bu yüzden Billy karısını tekrar görmek için altı gün beklemek zorundadır. Bu arda, zamanının çoğunu yakındaki bir otelde geçirir.
    Billy, aslında Nena'yı daha erken ziyaret etmeye çalışır ancak güvenlik görevlisi tarafından hastaneden atılır. Billy’nin elçilikten yardım alma girişimi de aynı şekilde başarısız sonuçlanır. Salı günü ziyaret saatleri geldiğinde, Billy karısını bulamaz. Nena'yı ilk muayene eden doktoru arar. Doktor esefle Nena'nın hastaneye yattıktan altmış saat sonra öldüğünü söyler. Kimse durumu anlatabilmek için Billy'yi bulamamıştır. Bu nedenle, Nena’nın ebeveynleri tören düzenlerler ve cenazeyi götürürler. Billy, bu felaketten dolayı şiddet ve intikam düşünceleriyle hastaneden çıkar gider.
  • Bu kitaptaki her hikaye beni çok etkiledi..
    Beni en çok etkileyenler ↓↓
    Hayriye'nin Cemal'e,Cemal'inde Hayriye'ye bitmeyen aşkı ve Cemal'in karısı Handan'nın fedakarlığı..
    Hikmet Bey'in Necla Hanım'ın Sevgisine Revan olan hikayesi..
    Dövme yaptırma sonrası yaşadığın komik hal kitaptan bi cümle "Adın Mehmet eşinin ayağında Ahmet yazıyo"
    (Burayı gülerek okudum)
    Gürkan'a istenen kızın Neslihan değilde Gülender olduğunu öğrendiğimde ki şaşkın ve tebessüm halim..
    Ve son olarak Meşhut bey'in Azize'ye zamanla körüklenen ama Azize'nin İhsan'a oluşan sevgisi..
    ↑↑Burada geçen "Birisini unutmak istiyorsanız bunu sindire sindire yapın.Çünkü aklın zamansız öldürdükleri yürekte apansız dirilir" Güzel sözdü..
    Ve son olarak Ahmet'lere güvenin...
    "Hayat hakkında yazabilmen için önce onu yaşaman gerek.Çünkü,hikâye gerçekse hiçbir yazı kötü değildir." ↑↑Ernest Hemingway↑↑ Yine buda tam yerinde denmişti..
    Kısaca 12 güzel yazı bu kadar güzel harmanlanıp anlatılırdı..
  • ---------------------------------------------BİTTİ--------------------------------------------
    Ayın Yazarı: Franz Kafka

    Not: Diğer iletide katılacak arkadaşları belirlediğimiz için kitap yorumlarına buradan devam ediyoruz. Okuduğunuz kitaplar hakkındaki yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bu iletinin altına yazabilirsiniz.

    !!!!!Yorumdan önce kitabın adını büyük harflerle yazmayı unutmayalım lütfen!!!!!

    Okunacak Kitaplar (burada şunu belirtmek isterim ki kişi yazarın istediği bir kitabını seçip okuyacak. Listedeki bütün kitapları okumayacaksınız. İsteyen de birden fazla kitabını bu ay içerisinde okuyabilir, dediğim gibi Kafka Ayı isterseniz bütün kitaplarını okuyun):
    -Dönüşüm
    -Dava
    -Milena'ya Mektuplar
    -Şato
    -Ceza Sömürgesi ve Hukuk Hikayeleri
    -Amerika(Kayıp)
    -Hikayeler(Bütün Hikayeleri)

    Katılımcılar (Katılmak isteyenler yorum olarak 'Ben varım' desin ekleyelim):
    -Hakan Sarıpolat
    -Sezen
    -Esengül
    -Semiha E.
    -Songül D.
    -Aslan HAMZA
    -Selin Ceylan
    -Seray K.
    -Nurhan Işkın
    -Mevlüt Bayar
    -Osman Yüksel
    -Zeren
    -Kübra Aktepe
    -Azize Akdemir
    -Kübra Cangül
    -Ebru Sünnetçi
    -Canan Bayındır
    -Gülücük
    -büşra kalender
    -Selman Ç.
    -Hacı Seydaoğlu
    -Emre Şeyda
    -Meyrem Karadeniz
    -Dr. Elmyra
    -Enes-i Tekin
    -Hanım Zeliha
    -Masiva
    -ahmet
    -Esma Tezgi
    -Gülşen Budak
    -Hatice Çakır
    -özlem dnzhn
    -ayfer kadife
    -Zeynep Öztürk
    -Muhammet Tunç
    -Ebru İnce
    -Hasan KILIÇ
    -senayklbs

    Etkinlik Kuralları: Yukarıda da dediğim gibi isteyen istediği Kafka kitabını okumakta serbesttir. Liste dışında olmazsa iyi olur. Çünkü öteki türlü çok kalabalık olacaktır. Ama illaki okuyacağım diyen varsa da okuyabilir.
    Kitap okumaları esnasında öndeki arkadaşlar geriden gelen arkadaşları düşünerek "spoiler" dediğimiz can alıcı bilgileri veremezler.
    Kitap hakkında yorum yazmadan önce kitabın adını büyük harflerle belirtmelisiniz( bu kısım biraz can sıkabilir ama yapacak bir şey yok kitaplar için katlanacağız. Kopyala yapıştır işinizi hafifletebilir). Örneğin: DAVA: Kitap gitmiyor ağbi:) gibi.
    Bir ay boyunca tek bir yazarın kitapları okunacak anlaşılmamalıdır. Bir kitaptan sonra serbestsiniz. İstediğiniz yazarın istediğiniz kitabını okuyabilirsiniz. Zaten amacımıza ulaşmış, sizleri Kafka ile tanıştırmış olacağız.

    Kitapların Okunacağı Tarih: 15.04.2016 - 15.05.2016 (Memur kafası:))

    Bu tarihlerden önce elinizdeki kitapları bitirmeye bakın. Belirttiğim tarihler arasında herhangi bir zamanda başlayabilirsiniz. 15'inde başlamak zorunda değilsiniz. Dilediğiniz yerde pes edebilirsiniz. Ama pes etmeden önce gruba düşüncelerinizi ve neden pes ettiğinizi belirtin bizler de sizleri kararınızdan caydıralım:)

    Tartışmalarımızda "siyaset-din-politika" konuşmak yasaktır.
    Edebiyat dolu bir ay sizlerle olsun Kafka okurlar.

    Parola: KAFKAOKUR.
  • Ayın Yazarı: Franz Kafka

    Okunacak Kitaplar (burada şunu belirtmek isterim ki kişi yazarın istediği bir kitabını seçip okuyacak. Listedeki bütün kitapları okumayacaksınız. İsteyen de birden fazla kitabını bu ay içerisinde okuyabilir, dediğim gibi Kafka Ayı isterseniz bütün kitaplarını okuyun):
    -Dönüşüm
    -Dava
    -Milena'ya Mektuplar
    -Şato
    -Ceza Sömürgesi ve Hukuk Hikayeleri
    -Amerika(Kayıp)
    -Hikayeler(Bütün Hikayeleri)

    Katılımcılar (Katılmak isteyenler yorum olarak 'Ben varım' desin ekleyelim):
    -Hakan Sarıpolat
    -Sezen
    -Esengül
    -Semiha E.
    -Songül D.
    -Aslan HAMZA
    -Selin Ceylan
    -Seray K.
    -Nurhan Işkın
    -Mevlüt Bayar
    -Osman Yüksel
    -Zeren
    -Kübra Aktepe
    -Azize Akdemir
    -Kübra Cangül
    -Ebru Sünnetçi
    -Canan Bayındır
    -Gülücük
    -büşra kalender
    -Selman Ç.
    -Hacı Seydaoğlu
    -Emre Şeyda
    -Meyrem Karadeniz
    -Dr. Elmyra
    -Enes-i Tekin
    -Hanım Zeliha
    -Masiva
    -ahmet
    -Esma Tezgi
    -Gülşen Budak
    -Hatice Çakır
    -özlem dnzhn
    -ayfer kadife
    -zeynep öztürk
    -Muhammet Tunç
    -Ebru İnce
    -Hasan KILIÇ

    Etkinlik Kuralları: Yukarıda da dediğim gibi isteyen istediği Kafka kitabını okumakta serbesttir. Liste dışında olmazsa iyi olur. Çünkü öteki türlü çok kalabalık olacaktır. Ama illaki okuyacağım diyen varsa da okuyabilir.
    Kitap okumaları esnasında öndeki arkadaşlar geriden gelen arkadaşları düşünerek "spoiler" dediğimiz can alıcı bilgileri veremezler.
    Kitap hakkında yorum yazmadan önce kitabın adını büyük harflerle belirtmelisiniz( bu kısım biraz can sıkabilir ama yapacak bir şey yok kitaplar için katlanacağız. Kopyala yapıştır işinizi hafifletebilir). Örneğin: DAVA: Kitap gitmiyor ağbi:) gibi.
    Bir ay boyunca tek bir yazarın kitapları okunacak anlaşılmamalıdır. Bir kitaptan sonra serbestsiniz. İstediğiniz yazarın istediğiniz kitabını okuyabilirsiniz. Zaten amacımıza ulaşmış, sizleri Kafka ile tanıştırmış olacağız.

    Kitapların Okunacağı Tarih: 15.04.2016 - 15.05.2016 (Memur kafası:))

    Bu tarihlerden önce elinizdeki kitapları bitirmeye bakın. Belirttiğim tarihler arasında herhangi bir zamanda başlayabilirsiniz. 15'inde başlamak zorunda değilsiniz. Dilediğiniz yerde pes edebilirsiniz. Ama pes etmeden önce gruba düşüncelerinizi ve neden pes ettiğinizi belirtin bizler de sizleri kararınızdan caydıralım:)

    Tartışmalarımızda "siyaset-din-politika" konuşmak yasaktır.
    Edebiyat dolu bir ay sizlerle olsun Kafka okurlar.

    Parola: KAFKAOKUR.