Sağlam bir roman!
Okuru ilk sayfasından içine çekiyor.
Yazarın teşbihleri, tespitleri, tanıklıkları, gözlem gücü ve bunu edebiyattan taviz vermeden yapıyor olması, romanın değerini yükseltiyor.
Tam bir kuşak romanı.
Babalar, anneler, oğullar, dedeler,nineler, torunlar, kardeşler,gurbet, sıla ve üste sinip bir türlü gitmeyen fakirlik...
Yine de hayat ve daima diri tutulan umut!
Kitabı okutan merak unsuru değil ki başarılarından biri de bu bence. Yazar, dili çok iyi kullanarak, sinematografik öğelerle, gergef gibi işlemiş romanını.
Ayfer Tunç'un son romanı "Annemin Uyurgezer" geceleri tam bir hayal kırıklığı!
İyi bir romancı olmasına rağmen bundan bir önceki romanı "Kuru Kız" da hayal kırıklığıydı. Ama bu romanı "Kuru Kız"ı bile arattı!
Düzgün bir kurgu yok, hocasına histerikli bir aşkla bağlı bir öğrenci, onun annesi ve anneannesinin kısa bir öyküyle özetlenebilecek hikayeleri.
Anlatmış da anlatmış. Çoğu sayıklamadan ibaret.Belirli bir konu akışı yok, diri tutulan bir merak unsuru yok çünkü hikayenin izleği yok!
Romanı sıkıyorum sıkıyorum, bir kaç cılız damla dışında hiçbir şey düşmüyor hisseme.
440 sayfa, yazık değil mi? Zamanımızı, emeğimizi veriyoruz.
Kitabı beğenmedim!
Okumada da "damak tadı" önemlidir. Bir okura lezzetli gelen bir kitabın tadı diğer okura "yavan" gelebilir! Bana yavan geldi.
Sağlam bir kurgusu, olay örgüsü yok.
Zorba, nerede sabah orada akşam yaşayan, serkeş, serazad biri.
Tanrı tanımayan, erdemi başıboş yaşamakta, anlamı "anlamsızlıkta" bulan biri.
Ateist olması, başıboş yaşaması tabii ki bir roman karakterini -edebi anlamda- kötü yapmaz.
Ama gelin görün ki okumayı, kitapları hayatının merkezine koyan ve hayatın anlamını da mürekkebin izinde arayan yazara, hayatın anlamının "anlamsızlıkta" olduğunu gösteren Zorba olmamalıydı!
Zorba şöyle diyor: "dünyaya neden geldiğini ve ne işe yaradığını düşünüyorum... Bana kalırsa, hiçbir şeye... Her şey aynı; karım olsa da, olmasa da, namuslu ve namussuz olsam da, bey ya da hamal olsam da; yalnız canlı ya da ölü oluşumun önemi var. Beni Şeytan ya da Tanrı alırsa (Ne diyeyim patron, sanırım arada fark yok!) gebereceğim, pis kokulu bir leş olacağım. Dünyayı kokutacağım!"
Ve kitabın sonunda da şunları söylüyor:
Eğer, herhangi bir papaz, günahımı çıkarmaya ve beni kutsamaya gelirse, ona defolup gitmesini ve lanetinin üzerimde olmasını istediğimi söyle! Hayatımda yaptım, yaptım, yaptım ve yine de az yaptım. Benim gibi adamların bin yıl yaşaması gerekirdi. Hayırlı geceler!”
Kitapla ilgili eleştirel tavrıma rağmen tabii ki beğenip altını çizdiğim yerler de var. Bir kısmını paylaşacağım.
Zorba'yı vurduysak da öldürmeyelim:)
Kitap tavsiye etmek kadar etmemek de önemli bence!
Murakami'nin son romanı Şehir ve Belirsiz Duvarları, okuduğum en kötü roman oldu!
Tam 547 sayfa boyunca hiç bir şey söylemeyen, kurgusu olmayan, karakterleri neredeyse olmayan, ezcümle olmayan/olamayan bir metin! Roman bile değil bence.
Bir umut sabrettim ama hiçlik, basitlik ve anlamsızlık son sayfaya kadar geldi.
Zamanıma ve emeğime yazık oldu.
Sizin olmasın.
Ben bu kadar kötü bir kitap en son ne zaman okudum hatırlamıyorum! Şuraya gittim, buraya vardım dışında hiç bir şey yok kitapta! Japon klasiğiymiş! Okumayın,okutmayın...