her şey fani her şey yok olmaya doğru gitmekte, kendimde de ölmekteyim, hiç, hiçbir şey kalmıyor geride. hiçlikten başka meyveler çıkıcak, hiçbir şeyden başka çiçekler, başka dünya buğuları, devinimler, figürler, renkler çıkıcak ortaya, sebepsiz dayanaksız…
Kendimi pek bu dünyaya ait hissetmiyorum. Dünyanın kime ait olması gerektiğini de bilmiyorum, yine de ne kendimi ne de dünyayı birilerine satacağım. Kendimi her şeye karşın biraz buraya ait hissediyorsam, bu sadece yaşaya yaşaya buna alıştığım içindir. Daha çok başka bir yere aitmişim izlenimine kapılıyorum. Bu başka yer neresi bilmiyorum, bilseydim, çok daha iyi olurdu. Bu soru nasıl yanıtlanır bilmiyorum.
Tuhaf ama, şu ya da bu şeyin, kendisi hakkında söylenenle aynı şey olmadığını düşünebilirim. Onun başka bir şey olduğunu iddia edebilirim. Şu ya da bu şey için eşit şekilde yanlış, doğru, adil, haksız diyebilirim. Her şeyin bir yanılsama olduğuna inanabilirim. Hiç bir şeyin olmadığını, sevincin bile bir yanılsama olduğunu söyleyebilirim. Her şeyin yanılsama, hiçlik olduğuna inanabilirim. Ancak acının var olmadığına kendimi inandıramıyorum. Onun sayesinde gerçeğe mahkumum; gerçeklik adını verdiğim şeye beni gerçekten bağlayan o. Acı benim her şeyin yanılsama olduğuna inanmamı önlüyor. Onun sayesinde tartışılamaz, yadsınamaz gerçekliğin, bana sataşan, benimle çatışan bir şeyin var olduğuna inanıyorum, yani, acı beni kendi kendimle bir çatışma içinde olduğuma, kendi özelliğim olmayan öznelliğimden kaynaklanan bir çatışma içinde olduğuma da inandırıyor.