Bora

Bora
Okuyorum.
Öğrenci
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı
Ankara
Ankara, 1 Ocak 2004
204 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Sen bir aylak, bir uyurgezersin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun.
Edebiyat
Reklam
"Alaylarını anlayamadım, acılarını açıklasaydı anlayabilir miydim acaba? Saldırıyor üstüme, dünyada benimle ilgili ne varsa onlardan utanç duymam için uğraşıyor saatlerce, ağlasam öfkeleniyor."
Edebiyat
"Ah! hiç mi hiç kıskanmamıştım onu. Beni terk etmeyecek, öyle sanıyorum. Hali ne olur sonra? Hiçbir deneyimi yok; çalışamaz da. Uyurgezer gibi yaşamak sevdasında. İyilik, yardımseverlik yeterli mi gerçek dünyada? Zaman olur içine düştüğüm acıklı durumu unuturum: güç verecek bana o, ilden ile gezeceğiz, çöllerde avlanacağız, bilmediğimiz kentlerin kaldırımlarında uyuyacağız, kimsesiz, gamsız. Uyandığımda, —onun büyülü gücüyle, ya yasalar, gelenekler değişmiş olacak; ya da dünya hep aynı kalıp beni özlemlerimle, kıvançlarımla, aldırmazlıklarımla baş başa bırakacak. Oy! nice acı çektim, ödül olarak çocuk betiklerindeki serüvenli yaşamı verecek misin bana? Veremez. Ülküsü ne bilmiyorum. Pişmanlıkları, umutları olduğunu söyledi: İlgisi yok bu sözlerin benimle. Tanrı'yla mı konuşuyor? Tanrı'ya başvurmalıydım belki de. Uçurumun en dibindeyim, dua edemiyorum artık."
Edebiyat
"Öpüşleri, dost kucağı benim için gökyüzüydü, girdiğim ve zavallı, dilsiz, sağır ve kör, hep kalmak istediğim hüzünlü bir gökyüzü. Alışmaya da başladım. İki tatlı çocuk gibi görüyordum ikimizi, hüzün Cennetinde özgür gezinen. Uyumluyduk. Coşkulu, çalışıyorduk birlikte. Ama yüreğime işleyen bir okşayıştan sonra konuşmaya başlardı: ‘Garip gelecek sana bütün bu geçen günler, bir gün buralarda olmadığımda. Kollarım boynuna dolanmadığında, başın yüreğimde dinlenmediği, şu ağız gözlere değmediği zaman. Çünkü gitmem gerekecek çok uzaklara bir gün. Hem sonra ötekilere de yardımcı olmam gerek; görevim bu. İç açıcı olmasa da..., sevgili can...’ Onu gitmiş düşündüğüm an, başım döner kaybolurdum korkunç bir karanlıkta: Ölümde. Beni bırakmayacağına söz verdirirdim. Yirmi kez verdi o âşık sözünü. Benim ‘seni anlıyorum’ deyişim kadar sudandı onun sözü de."
Edebiyat
"Zaten bir başkasıyla birlikte hiç düşünmedim onu: Meleği belli zaten, onun meleği, asla başkasının olamaz, –kanım bu. Hani sizden çok daha az soylu birini görmemek için sarayınızı boşaltırsınız ya, işte böyle bir saraydaymış gibi ruhuna yerleşmiştim: işte böyleydim. Yazık! öylesine bağlıydım ona. Ne istiyordu sanki benden, renksiz, alçak varlığımdan? Ne güldürüyordu, ne de öldürüyordu! Birkaç kez, hazin bir öfkeyle; ‘Seni anlıyorum,’ diyecek oldum, aldırmadı bile."
Edebiyat
Reklam