Alexandre Seurat’nın kaleme aldığı Sakar
(La Maladroite) edebiyatın trajik bir gerçeği estetikleştirmeden korkuyu, acıyı, yardımcı olamamayı, bilip de bilmemezlikten gelmeyi, görüp de görmemezlikten gelmeyi tüm çıplaklığıyla anlatan bir roman.Fransa’da yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkan bu eser bir çırpıda biten ama acısı asla dinmeyen içimizde birden fazla yeri kanatan bir kitap.
Yazarın romandaki en büyük biçimsel başarısı, karakterleri konumlandırma biçiminde gizli,romanda ismiyle hitap edilen ve ete kemiğe bürünen yalnızca iki karakter vardır: Şiddete maruz kalan küçük Diana ve abisi Arthur. Onların dışındaki herkes –anne, baba, anneanne, öğretmenler, sosyal hizmet görevlileri– birer unvandan ibarettir.
Romana adını veren "Sakar" kelimesi ise Diana’nın vücudundaki morlukların, şişliklerin ve kırıkların, ailenin manipülasyonu ve çevrenin "görmeme" arzusuyla "Onun da eli ayağı biraz sakardır, sürekli düşer." denilerek geçiştirilmesini simgeler. İşte bu yüzden kitap boyunca o büyük "Neden?" sorusu bir an olsun bizi terk etmez.Küçük bir çocuğun hayatının bürokrasinin acımasız çarkları arasında yitirmenin ancak gidememenin hikayesi.