Derken iş küfüre bindi. O ona, o ona… Mahalledeki kundak çocukları bile uyanmış, babalarının kucağında kaygıyla bakışıyorlardı. Gene kavga mı olacaktı mahallede? Yine bıçaklar çekilip analar birbirlerini mi vuracaklar? Çocuklar anasız kalacak, ev hizmetlerinden başkasını bilmeyen babalar çocuklarını geçindirmek için el kapılarında iş mi arayacaklardı?
El kapıları…
Hiç kimse, el kapılarında çalışan babalara namuslu gözüyle bakmazdı. Böyle erkekler “ o biçim “di. İşyerlerindeki usta, ustabaşı ya da katip karılar, namusuyla çalışmak, evinin nafakasını kazanmaktan başkasını düşünmeyen erkekleri kötü yola sürükler, ortalara düşürür, sonra da zavallılar ya genelevlerde soluğu alırlardı ya da eli yüzü düzgünse barda, pavyonda konsomtr olurdu.
Roma'da kamusal işler öncelikle üç yüz soyun reislerinden oluşan senatus tarafından halledilir; tam da bu yüzden, soyun en yaşlıları oldukları için onlara babalar(patres) ve toplamlarina senatus(en yaşlıların kurulu - yaşlı anlamındaki senexten geliyor) denir.
“Esrar Anadolu’ya dinî topluluk veya topluluklar eliyle getirilmiştir. Ancak bu topluluklardan -Türkmenlerin yanında gelen ‘baba’lar veya Kutbüddin Haydar’ın sadık müritleri Haydariler ya da Moğol istilası önünden kaçan Kalenderîlerden hangisinin esas taşıyıcı olduğuna karar vermek, benzer köken ve pratiklere sahip olmalarının yarattığı ayırt etme zorluğunundan dolayı güçtür.”
Çocuğa olan sevginin ve değerin açık seçik ifadelerinden biri, onu dikkat ve ilgiyle dinleyebilmektir. Çocuklar neye gereksinmeleri olduğunu kendi dilleri ve ifadeleriyle açık seçik söylerler. Ne yazık ki biz yetişkinler, özellikle ana ve babalar çoğu kere çocukların dediklerini duymayız.