• Annem her gece yatmadan masal kitabı okuyor bana.
    Hem de hep aynı masal...
    "Bir Şeftali, Bin Şeftali."
    Ben de küçüğüm ve küçük şeftali gibi büyüyüp kocaman olacağım.
    Meyveleri olan koca bir ağaç olacağım.

    Kırmızı Başlıklı Kız, Küçük Prens, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler... Bunlar da çok güzelmiş, annem her gece sayıyor isimlerini, ama ben yine şeftali diyorum.
    Annem de bana,
    "Sen de bizim aşkımızın meyvesisin, o şeftali gibi", diyor.
    Biz kim anne, siz kim diye soruyorum, babanla ben diyor. Babamla sen, siz mi oluyorsunuz, biz mi oluyorsunuz?
    Of, her gün kafam daha çok karışıyor.
    Bu kadar şeyi nasıl bileceğim ki ben?

    Anneme bugün yine bir soru soracaktım, o sırada bir şey fısıldıyordu babama beni görmedi. "Hamileyim Ozan, n'olcak şimdi" dedi. O ne demekti şimdi.
    Hamileyim, hamileyim diye tekrar ediyordum içimden, uyuyakalmışım kanepede.

    Acaba annem hasta mı, insanlar hastalanınca yüzleri hep böyle görünür, biliyorum. Babam odadan çıktığında gülümsüyordu. Oh, babam hasta değil en azından, korkmuştum. Teşekkür ederim Allah'ım. Babaannem hep ona teşekkür ediyordu, ben de çok teşekkür ederim.
    Sonra saat kaç oldu bilmiyorum, annem sonunda odadan çıktı.
    Acıktığımı söyledim, birazcık kurabiye ve süt verdi. Kurabiyeler üç ya da dört tane, tam bilmiyorum ki saymayı.
    Sütünü iç parka gideceğiz, dedi.

    Sonra telefon çaldı "Semra, hamileyim, üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum. Fırat henüz çok küçük, ilgi ikiye bölünsün istemiyordum. Ozan mi, aşkımız ikinci meyvesi geliyor diyip diyip göbek atıyor o. Ne güzel işte Fırat yalnız bir çocuk olmayacak, paylaşmayı, sevmeyi, merhameti öğrenecek küçük yaşta fena mı... "

    Gerisini dinleyemiyorum.
    Başka meyve varmış olamaz çok üzgünüm.
    Ama ben tek meyveydim, kocaman şeftali gibi büyüyecektim. Şimdi ne olacak? Parkta hep bunları düşündüm. Sonra akşam oldu, çok yorgundum hemen uyudum. Ertesi gün parlak bir fikir geldi aklıma.
    Bahçeye gidip, koca şeftali'ye anlatacağım olanları.
    Belki o bir çözüm bulur.

    Sabaha kadar yanımda kal, sabah olup uyandığında sen yine tek meyve olacaksın, uyu geçecek dedi şeftali. Beklediğim kadar zor değilmiş çözümü.
    Uyu dedi, hemen dedim, çocuk işi...
    Tam uyumuştum ki gözüme uzaktan bir ışık geldi.
    Annem ağlıyordu, elini bana doğru uzatınca kolunun altından bir şey düştü, masal kitabım!
    O sırada babam beni kucağına aldı, sanırım yolculuk eve.
    Kitabım yere düştü görmüyor musunuz, şeftalim düştü...
    Hiçbir şey söyleyemiyorum ve duyamıyorum artık,
    sanırım uyudum.
    Uyuyunca geçecekti, koca şeftali yalan söylemez.
    Uyuyorum, umarım uyandığımda geçmiş olur...
  • AH SEYİT AH..

    Aksaray - Eskil İlçesi Küçükbozcamahmut Yaylası'ndan Seyit Talaşlı geçtiğimiz günlerde Konya'da çalıştığı işyerinde kendini asarak yaşamına son vermişti..
    Hayatını kaybeden Seyit Talaşlı´nın intiharının ardından dram çıktı.
    Seyit Talaşlı´nın yaşadığı dramı facebook hesabında anlatan Eskil 75´inci Yıl Anadolu Lisesi Müdürü Dursun Altan´ın klavyesinden dökülen sözcükler tüm ilçeyi yasa boğdu.
    İşte o paylaşım;

    BU AYIP HEPİMİZE YETER

    Eskil´li hemşehrimiz Seyit TALAŞLI intihar etti.
    Neden intihar etti?
    Bir yıl önce hanımı kanserden vefat etti.
    4 çocukla kaldı.
    Babası kanser hastası, annesi de rahatsız.
    Eskil´de iş bulamadı.
    Konya´da üç kuruşluk bir işe girdi.
    Geceleri işte çalışıyor, gündüzleri de hastanede babasının tedavisi ile ilgileniyordu.
    Eskil´de kalan çocukları buram buram burnunda tütüyordu.
    4 çocuğundan ikisi de hastaydı.
    Hasta babası ile mi ilgilensin, hasta anası ile mi ilgilensin yoksa hasta iki yavrusu ile mi ilgilensin?
    Hangisine yetişsin, hangisine para bulsun? Annesine;
    - Anne, çocuklarımı çok özledim, burnumda tütüyorlar, diye ağlamaya başladı.
    Gözyaşları dizinden tırnağına indi.
    Anne sen de hastasın, çocukları da senin başına yıktım geldim diyordu, gene ağlıyordu.
    Maddi imkansızlıklar diz boyu.
    Yetişemiyordu, yetiştiremiyordu.
    Ne bir zengin çağırıp bir iş veriyordu, ne de bir siyasetçi; "Gel arkadaş, sen ihtiyaçlısın seni işe alalım, çocuklarının başında dur!" diyordu.
    Ezanlar okunuyordu.
    Eskil'deki 15 civarında camiden birbiri peşi sıra.
    Ama bu imamlardan biri de gelip; "halin vaktin nasıldır?" diye sormuyordu.
    Biri de ben olmak üzere, çocuklarını okutan öğretmenlerden biri de, evini ziyaret edip, halini durumunu sormuyordu.
    Bir komşusu, bir hemşehrisi, kısaca bir Allah´ın kulu halini sormuyordu.
    Gittikçe büyüyordu çaresizliği.
    Esnaf oturduğu kasanın başında kredi kartı post makinesi ile cırt cırt tahsilat yapıyordu.
    Siyasetçiler O'nu görmüyor, zengin çocuklarını işe alıyordu.
    Biz memurlar ise maaşlarını alıp çoluk çocuğumuzla elbiseler alıp, afiyetle yiyorduk.
    Biz mutluyduk, siyasetçi mutluydu, komşular mutluydu, esnaf mutluydu.
    Ama Seyit´in evinde çaresizlik her tarafı sarmıştı..

    Dayanamadı Seyit, taşıyamadı Seyit.
    4 çocuğunu geride yapayalnız bırakıp ölüme yürüdü.
    Arkasından dediler; "Keşke yapmasaydı, canına kıymasaydı, öbür dünyasını da mahvetti!"

    Öyle mi?
    Öyle mi?
    Öyle mi?

    Demek bu çaresizlik ve yalnızlık içerisinde canına kıyan Seyit cehenneme gidecek, bizlerde cennete gideceğiz öyle mi?
    Öyle mi?
    Öyle mi?
    Eskil´in siyasetçisi, esnafı, memuru, vatandaşı biz cennete gideceğiz öyle mi?
    Öyle mi?
    Öyle mi?

    Bugün cuma namazında imam camiden bizi kovalamalıydı;
    - Demek Seyit yoksulluktan, çaresizlikten, yalnızlıktan canına kıyacak.
    4 tane yavrusunu hem öksüz hem yetim hem yalnız bırakacak.
    Siz buna seyirci kalacaksınız, haberdar olmayacaksınız.
    Şimdi burada kılacağınız iki rekat namaz ile Allah´ın rızasını kazanacaksınız, cennete gideceksiniz öyle mi?
    Hadi varın gidin işinize! deyip, camiden kovalamalıydı bizi.
    Ben de dahil olmak üzere hepimizi.
    Birbirimize; ´Cumanız mübarek olsun!´ diye mesaj attığımız için, Cumamız mübarek oldu öyle mi?

    Cennet bu kadar ucuz mu?
    Seyit çaresizlikten canına kıyarken bizim yediğimiz lokmalar helal mi?
    Seyit çaresizken canına kıyarken Hacc´a gitmek bize farz mı?
    Bilmiyorum, hocalar daha iyisini bilir.
    Seyit canına kıydığı için geride kalan 4 çocuğunun üzerine güneş batarken, biz evlerimizde çoluk çocuğumuzla yemeğe kaşık sallarken, o lokmalar bizim boğazımıza durmalı, çakılıp kalmalıydı.
    Lanet olsun fakiri görmeyene,
    lanet olsun fakiri gözetmeyene,
    lanet olsun bana, lanet olsun bize,
    lanet olsun hepimize.
    Daha ne diyeyim?
    Sakın bize hakkını helal etme Seyit!
    Çekelim cezamızı sonuna kadar, sonuna kadar, bize merhamet etme, biz merhameti hak etmiyoruz.

    Seyit´in büyük oğlu Recep, görev yaptığım Eskil 75. Yıl Anadolu Lisesinde okuyor.
    Babasının vefat ettiği gün, babasının Eskil´e kendilerini ziyarete gelmelerini bekliyormuş.
    Kara haberi alan öğretmen arkadaşlar, sınıftan Recep´i çağırmışlar.
    Recep heyecanla çıkmış sınıftan, ´Herhalde babam geldi!´ diyerek.
    Söyleyememiş arkadaşlar; ´Baban öldü!´ diye..

    Bu yazıda sarfettiğim kem sözler önce kendime sonra da üzerine alınan herkese..
    Seyit gitti, gelmez geri.
    Haydi bari seferber olalım geride kalan 4 yavruya, anasına babasına...

    alıntı.
  • Anne baba yeter artık!
    Benim üzerime çok geliyorsunuz, bunaltıyorsunuz beni. Ben özgür olmak istiyorum. Bende gezip dolaşmak, eğlenmek istiyorum. Arkadaşlarımın yaptığı gibi bende gece geç saatte eve gelmek istiyorum. Benimle neden bu kadar çok uğraşıyorsunuz? Ben size ne kötülük yaptım? Hem eğlenmek gezmek suç mu? Kitap okumak, ders çalışmak karın doyurmuyor baba. İnsanlar çalışmadan para kazanıyorlar.

    Geçenlerde bi arkadaşım bahiste kazandığı parayla tatile gitti. Sonrasında büyük borca girdi ama boşver. Ne güzel değil mi? Of anne sen sus! Babamla konuşuyorum ben. Sen karışma. Ama baba neden kızıyorsun? Bende gülmek, sevinmek, mutlu olmak istiyorum. Hem siz benim mutluluğumu istemiyor muydunuz?

    -Bu anlattıkların seni mutlu edecek şeyler değil. Böyle mutlu olamazsın.

    -Sende kimsin? Ben odamda yalnız olduğumu sanıyordum.

    -Yalnız olduğunu sanmak en büyük gafletlerinden birisi. Kimse yalnız değildir. Her yaptığınızı gören vardır. Benim kim olduğum mu yoksa senin içinde bulunduğun acz ve yoksunluktan kurtulman mı daha önemli.

    -Tabii ki benim sıkıntılarımdan kurtulmam önemlide... Sen ne yapacaksın ki? Babamın arkadaşı falan mısın?


    -Yaratılmışların en şereflisi olarak okuyor musun?

    -Evet her gün facebook twitter'da onlarca paylaşım okuyorum çok bilgi verenlerde var. Bende paylaşıyorum bazen.

    -Araştırmadan, sorgulamadan yazılanları doğru kabul ederek bazılarına iftira atmış olmaz mısın? Bazılarının hakkına girmiş olmaz mısın? Bunları hiç düşündün mü? Okumakla doğruyu öğrenmeyi amaçlamalısın. Doğruyu öğrenmek için önce kutsal kitabı okumalısın. Doğayı, evreni, kendini tanımalısın. Bunlar için ilim öğrenmek mecburiyetindesin. Onun için de çok okumalısın. Okurken sorgulamalı ve gerçeği araştırmalısın. Malayani yani boş şeyleri okuyarak da zihnini bulandırmamalısın. Sana fayda sağlayacak her kitabı okumaya çaba sarfetmelisin.

    -Ama ben...

    -Evet biliyorum sen iyi niyetlisin. İyi niyetin kul hakkının önüne geçmiyor ve bu konuda hakkını yediğin kişiden helallik alman gerekiyor.

    -Peki madem öyle bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Annem babam bana çok karışıyorlar. Bende onlardan uzaklaşıp internette vakit geçiriyorum.

    -Annen ve babanın senin üzerinde, seninde annen baban üzerinde hakların vardır. Ana babaya isyan etmek, karşı gelmek büyük günahlardan birisidir. Anne babaya iyilik yapmak ise yaratıcının en sevdiği amellerdendir.

    Onlar seni güzel terbiye etmek için seninle uğraşıyorlar. Seni doğru yola yöneltmek için, iyi ve güzel huylu bir vatandaş olman için hareket ediyorlarsa saygı duymalı ve onlara karşı iyi davranmalısın. Onları hoşnut edecek davranışlarda bulunmalı, bir iş yaparken de izin ve rızalarını almalısın.

    Onların seni eğitmesi sana karşı görevlerindendir. Bu sadaka vermekten çok evladır. Annen ve babana, seni imandan uzaklaştırmadıktan sonra onların söylediklerine uymalı, onların kalplerini kırmamaya çalışmalısın. Bu sözler başlangıçta sana anlaşılması zor veya mantıksız gelebilir. Onlar senin ebeveynlerin ve senin kötülüğünü istemezler. Babanın razı olmayacağını bildiğin şeyleri istemen cahilliktir. Cahillik etme.

    -Bazen arkadaşlarım bana sen çocuksun hâlâ büyümedin, babanın dizinin dibinden ve söylemlerinden ayrılmıyorsun diye alay ediyorlar. Emzik verelim mi falan diyorlar. Çok bozuluyorum.

    -Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeylerin peşine düşme. Ailenle arkadaşların arasında ikilemde kaldığın zaman şunu düşün. Bazı hataların telafisi mümkün değildir ve o yanlıştan geri dönüş yolu da yoktur. Seni kim aldatır? Kim senin gerçek anlamda iyiliğini ister? Kim sana güvenle bakabilir?

    -Ben böyle ikilemde kaldığım zamanlarda ümidimi de kaybediyorum kendimi boşlukta gibi hissediyorum. İçimi dökecek bir arkadaşım olsun istiyorum.

    -Senin en yakın arkadaşın sen doğduğundan beri senin yanından ayrılmayanlardır. Senin annene olan hakkını ödeyemezsin. O hiçbir şey yapmamış olsa dahi seni dokuz ay karnında taşımasını ve hep seni düşünerek hareket etmesini, sen doğduktan sonra da senin üzerine titremesini ve seni yedirip, içirmesini unutmamalısın. Hem o seni küçükken şefkat ve merhametle büyütmüştür. Sadece bu anlattıklarım yüzden bile annene bir of bile dememelisin.

    Ümitsiz olma, ümidini kaybetme, ümit sevgiyi doğurur, sevgi dünyayı kurtarır. Hiç bir zaman ümitsizliğe, yeise kapılmamalısın. Her zaman için bir çıkış yolu vardır. Hep çıkış yolunun peşinde ol. Sorunları kafanda, zihninde çok büyütme. İnsanoğlu çok üstün bir varlıktır. Yapabileceklerinin genişliğinin sınırını sen daha bilmiyorsun.

    -Bu arkadaşlar yani benim arkadaşlar, bakıyorum da sanki pek benim iyi olmamı istemiyorlar gibi. Neden bunlar beni buluyor. Ben hiç mutlu olamayacak mıyım?

    -Bu yaşlarda böyle melankolik olman ve kötü düşüncelere kapılman zamanın hastalıklarından birisidir. Sen dosdoğru ol, insanlara karşı olan tavırlarını güzelleştir, birisi ile karşılaştığında tebessüm et, aciz ve zorda kalanlara yardım etmekten vazgeçme, bunları hayatında uyguladığın zaman göreceksin ki senin yanında iyi, dürüst ve samimi arkadaşlar, senin mutlu olmanı isteyen dostların yer alacaklardır. Yeter ki sen inanmaktan vazgeçme.

    -Peki neden hep ben kandırılıyorum?

    -Agâh ol. Yani uyanık ol. Çevrende yaşananları anlamaya çalış. Olayların farkında olmaya çaba sarfet. Bir kez kandırılabilirsin ama aynı sebepten ikinci kez kandırılmamaya çok dikkat et. Konuştuğun zaman doğruları konuş. Sakın ikiyüzlü davranma. İlim öğren. Anlamadıklarını sor, sorgula, araştır ve gerçek sebeplerini öğrenmeye çalış. Bu konuda öncelikle anne babana danış, sonrasında aile büyüklerinden veya dostlarından bilgisi ve görgüsü ile nam salmış kişilere de danış. Başkalarının başlarına gelen kötü olaylardan da feyz almaya çalış, ders çıkar.

    -Ben geç saatlere kadar oturuyorum, anneme babama kızıyorum kendi kendime, sonra çok sinirleniyorum ve çıkmaza giriyorum. Arkadaşlarımı arayıp derdimi anlatıyorum.

    -Kendine, vücuduna ziyan etme. Bu beden sana verilmiş bir emanet. Emanete güzel bak. Ona sahip çık. Hata yaptığın zaman erdemli davran ve hatanı kabul et. Bu seni daha güçlü kılar. Çünkü artık o hatayı tekrar işlemek istemezsin.

    -Bazen arkadaşlarımla birlikteyken mutlu oluyorum. Beni dinliyorlar. Bana bazı şeyler verip benimde içmemi istiyorlar. Gerçi şimdiye kadar kabul etmedim ama çok daha mutlu oluyormuşsun.

    -Gerçek mutluluk o değildir. Onlar bal görünümlü zehirlerdir. Görünürde mutlu olmak kolaydır. Yüzün gülebilir ama için kan ağlar. Kalbin katranlaşır. Sonrasında merhametsiz ve acımasız birisi olabilirsin. Geçici mutluluklar peşinde olma. Anlık mutluluklar beynini uyuşturur. Sende aldananlardan olursun. Kötü ahlaklı biri olmak mı, yoksa başarılı ve örnek insan mı olmak istiyorsun?
    Eğer örnek olmak istiyorsan örnek insanların yolundan gitmelisin. Örnek şahsiyetlerin yaşantılarını okumalısın. Hakkın peşinden koşmalı, iyiliği güzelliği araştırmalısın. Mutlu olmak için önce vicdanının sesine kulak vermeli, ahlaklı, dürüst ve çalışkan birisi olmalısın.

    -Ben neden böyle zorluklarla karşılaşıyorum bu işin kolay yöntemi yok mu?

    -Bu dünya bir imtihan yeridir. Öğretmen sınav yapar bazı öğrenciler iyi notlar alır bazılarıysa kötü. Ama öğretmen öğrencilerinin kötü not almasını ister mi? Hayır istemez. Sende bunun bilincinde olarak hareket edeceksin. İmtihandan başarılı bir şekilde çıkmak içinde çok çalışmak şarttır.

    Bu dünyada ise ne iş yapıyorsan işini sahiplenip, güzel yapmalı ve çalışkan olmalısın. Helâl ve hoş olan, elinin emeği ile elde edilen kazançtır.

    Dürüst bir şekilde çalışmalısın. Dürüst çalışmak demek; hak yememek, yaptığın her işte doğru olmak, ahlâklı olmak, başkasının namusuna göz dikmemek, anne babaya itaat etmekten geçer. Anne babanın hoşnut olacağı şeyleri yapmaya çalış. Dünyada en çirkin şey ise tembelliktir. Tembellikten uzak durmalısın.

    -Bazen kalbimin sıkıştığını, ruhumun daraldığını hissediyorum.

    -Dua et. Dua etmek kalbin ferahlamasına yol açar. Sığınılacak yegâne liman, yaratcının limanıdır. O'na sığın ve O'ndan kurtuluşa ermeyi murad et.

    -Benim arkadaşlarımla münasebetim nasıl olmalı?

    -İnanan insanlar birbirleriyle ancak kardeştirler. Sen aslında onlarla kardeşsin. Kardeş de diğer kardeşlerinin her zaman iyiliğini ister, ona her daim destek çıkar.
    Yalnız bu söylediklerimi onlar bilmiyor olabilir, o zaman onlara da birisi öğretmeli. Bu sen olabilirsin. Tabii ki sen de çok okumalısın. Hakkı, batılı, yalanı, tuzağı öğrenmelisin.

    Kardeşler birbirlerine hakkı tavsiye ederler. Şeytanın vesveselerine, tuzaklarına karşı birbirlerini uyarırlar. Kardeşlik bağlarını güçlü tutmalısınız.

    Haksızlık karşısında zalimlere karşı birlikte hareket etmeli, onlara boyun eğmemelisiniz.

    Sürekli birbirinize iyiliği teşvik ve tavsiye etmelisiniz. Birbirinizi kötülüklerden, aşırılıktan ve sapkınlıktan korumalısınız.

    Kıskançlıktan, kin duymaktan, nefretten uzak durmalısınız.

    Arkadaşların arasında birleştirici, bütünleştirici rol oynamalısın.

    Arkadaşlarınla kardeş gibi olmanız, sizleri alay etmekten, ayıplamaktan, kötü lakap takmaktan, su-i zanda bulunmaktan, kusur araştırmaktan, gıybet etmekten, dedikodu yapmaktan alıkoymalı.

    Toplum içerisinde güven vermeli, vefa göstermeli, merhametli davranmalı, affedici olmalısınız.

    Şunu da hiç unutma! Allah işini güzel yapanları sever.


    -Şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. Ama sen.... Ne oldu? Neredesin? Bi teşekkür bile etmeme izin vermeden nereye gittin?


    -Semih, oğlum, kiminle konuşuyordun sen?

    -Az önce buradaydı. İsmiii.. Yok ismini söylemedi. İsmimin ne önemi var falan dedi. Ailenin önemi, anne babanın kıymeti, arkadaşlık ilişkileri gibi konular hakkında uzun uzun anlattı. Bana güzel nasihatler verdi. Çok şey öğrendim kendisinden. Kafamı bi çevirdim. Birden kayboldu. Sen onu çıkarken görmedin mi?

    -Yok oğlum. Ben saatlerdir içeride iş yapıyordum. Giren çıkan birisi olsaydı kesinlikle görürdüm.

    -Peki kim bana böyle akıl verir, düşünmemi sağlayacak güzel fikirler sunar?

    - Sanırım ben kim olduğunu biliyorum.

    -Kimdi o anne?

    -Babanla ben aylardır senin için dua ediyorduk. Biz ne yapsak ne etsek oğlumuz bizi dinlemiyor, ona gerçekleri gösterecek, doğru yola iletecek birisinin karşısına çıkmasını nasip eyle diye Allah'a dua eder dururduk. Sanırım dualarımız kabul olmuş çok şükür.

    - Hımmm demek öyle. Öyleyse Annecim beni affedin. Ben sizleri çok üzdüm, çok kırdım. Şimdi çok pişmanım. Benim iyiliğimi istediğinizi anlayamadım. Özür diliyorum sizlerden.

    - Yok oğlum sen özür dileyecek bişey yapmadın. Sen bizim oğlumuzsun. Senin mutluluğun bizim mutluluğumuzdur. Bundan sonra inanıyorum ki hep birlikte çok daha güzel ve huzurlu bir aile olacağız.

    ömer yaşar
  • İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı. Dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    Tokat
    aklıma bile gelmezdi
    babam onbeşli olmasa. Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa hergün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    Forbes firmasına satan babamdı. Budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güç bela kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilal haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir. İnsanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak:
    Ezan sesi duyulmuyor
    Haç dikilmiş minbere
    Kâfir Yunan bayrak asmış
    Camilere, her yere Öyle ise gel kardeşim
    Hep verelim elele
    Patlatalım bombaları
    Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
    polistir babam
    Cumhuriyetin bir kuludur
    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sanarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly Pan-Am
    drink Coca-Cola Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    Ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı. Orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından
    aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamacayı. Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    Nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?
    Hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    Ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi alemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla Varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim.
    İsmet Özel
    Sayfa 177 - Tiyo Yayınları
  • BU KADINLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYUN! (Sema Maraşlı)

    On sekiz yaş altında evlenmenin cezasını çeken genç kadınlar onlar. Severek isteyerek düğünle dernekle evlendikleri kocaları hapiste, gerçek tecavüzcülerle aynı koğuştu yatıyor. Onlar da dışarıda babasız büyütmek zorunda kaldıkları çocukları ile hayat mücadelesi veriyorlar. Kocaları hapiste gençliklerini çürütürken, onların ömrü de kocalarını kurtarmak için TBMM yollarında geçiyor.
    Resmi olarak bilinen sayıları dört bin civarında olan bu mazlum kadınların gayretleri ile 2016 da meclis 18 yaş altı evlenenlerin eşlerine af yasası çıkarmak için adım atmıştı fakat feministlerin (din düşmanı ve kendini dindar diye tanımlayan feministlerin) ortak isyanı ile TBMM geri adım attı. Ertesi gün kocasının hapisten çıkamayacağını anlayan bir kadın intihar etti. Diğerleri de kan ağlayarak sustular. Onbin civarında çocuğun baba özlemleri de yüreklerinde yara oldu.
    Niye? Feminist kadınların gönlü olsun diye. İktidar meraklısı muhteris kadınlar, güç gösterisi yapsınlar diye kurban edildi bu kadınlar ve aileleri. Biz onları görmesek de onlar varlar. Kendi aralarında grup kurmuşlar birbirlerine destek olmaya çalışıyorlar. Benden yardım istediler “Bize kimse sahip çıkmıyor.” dediler. Ben de “Hikayenizi yazın gönderin.” dedim yazıp gönderdiler. Onlar artık benim kız kardeşlerim ve eşleri hapisten çıkana kadar mücadelede yanlarında olacağım inşallah.
    İşte kendi dillerinden yaşadıkları…


    Ben Beyza Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim de 25 yaşında. Eşim benimle evlendiği için beni yarı yolda bırakmadığı için 9 yıl ceza aldı. Sevmenin mağduriyetini yaşıyorum. Sevdim diye yasaların verdiği cezanın mağduriyeti.
    Her genç kız gibi dershanede beğendiğin bir çocuk olur ya hani öyle işte.. Ben 15 eşim de 18 yaşındaydı. Sevdik birbirimizi. Aklımda onunla evlenebilme hayalleri vardı.. Görüşmelerimizi ailem öğrendi, izin vermediler, tamam, diyip sustuk ama bırakamadık birbirimizi, devam ettik… Ailem onu bırakmam için psikolojik ve fiziksel şiddetle uyguladı. Okuyordum, görüşmeyelim diye okuldan aldılar, beni ve hedeflerimi kösteklediler.
    Ne yaptıysam olmadı sevmek ağırmış, ben vazgeçemedim kaçtım. Sevdiğim adama “Götür beni dayanamıyorum dedim” kaçtık, mutluyduk. Fazla sürmedi ailem şikayetçi oldu, eşimi beni zorla kaçırıp bana zorla sahip olmakla suçladılar. Yaşım 15 diye mahkeme ciddiye almadı beni, kendini savunup hür iradesiyle hareket edecek psikolojik olgunluğa erişmemişim, öyle dediler.
    Halbuki neler yaşamıştım bir ben bilirdim. Eşimi içeri aldılar 13 ay yattı daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere çıktı, biz beraberdik, yine ailem beni ondan saklıyordu, bekledik sabrettik evliliğimize gün saydık…
    Reşit olduğum gün kaçtım, ertesi gün nikahımızı kıydık.. Eşim anlı şanlı düğünümüzü yaptı, annemin babamın ailemin eksikliğini hissettirmedi. Her an her durumda benim yanımda oldu. 1. Yıldönümümüzde hamile olduğum haberini aldık bir çocuğumuz olacaktı bu haberi almamızdan 1.5 ay sonra erken evlilik yasa tasarısı gündeme geldi çok sevindik mutlu olduk kurtuluyoruz, diye rahat bir uyku uyuduk ama sonra yasa geri çekildi…
    Bir erkeğin ağlamasına şahit olabilirdiniz. Erkekler ne kadar zor ağlar bilirsiniz, biz birbirimize sarılıp hüngür hüngür ağladık. “Ama bu olacak merak etme” dedim eşime ama olmadı. 6.5 aylık hamileydim bir sabah ansızın aldılar eşimi, sabahın köründe. İçinizdeki sıkıntıyla uyuyamazsınız zaten.
    Ne olduğunu anlamadan götürdüler, eşimi gelecek diye bekledim. O gece ertesi gece öbür gece ta ki görüş salonunda elinde telefon gözleri yaşlı beni beklediğini görene kadar.
    Bir kadın güçlü görünmek için ağlayamıyorsa, içinde ne yangınlar kopuyordur, siz düşünün. Yüzüme bu gülümseme yerleştirdim “bu da geçecek canımın içi” dedim.
    Doğum yapana kadar kabullenmedim, gelecek diye bekledim, ama gelmedi. Doğum sancılarım başladığında, hayır şimdi yapamam, diye ağladım.
    Bebeğimi kucağıma verdiklerinde eşimin beni dışarıda beklemediğini, kızımızı kucaklayamayacağını bilerek sarıldım kızıma.. Yavrunuz dünyaya gelmiş ama eşinizin haberi bile yok düşünsenize…
    Babasını görsün diye 10 günlük çocuğu cezaevine götürdüm… Daha evladını nasıl tutacağını bile bilmeyen bir baba… Yavrusunun kokusunu ilk defa içine çeken bir baba… Ben anlatamıyorum bile neler yaşadığımı siz düşünün.
    Eşim tek dayanağımdı, o gidince ailem gitti yanımdan, kimsesiz kaldım. Üzüntümü bile paylaşamadım kimseyle mutluluğumu da… Maddi yönden çekilen zorluklar cabası. İki şekilde de yıprandım. Hem anne hem baba oldum hem evimi geçindirmeye hem eşime bakmaya çalıştım. 9 sene 2 ay az değil ki. Sevdiğiniz için ceza alıyorsunuz düşünsenize…
    Bu kadar kötülüğün içinde mükafatlandırılmamız gerekirken mapushane köşelerinde çürüyorsunuz… Cezamız daha çok var 2020 sonunda kavuşacağız o zamana kadar çok şey değişmiş ve çok şey için geç kalınmış olacak. Kızımız 3.5 yaşında olacak.
    Benden geriye sadece bir enkaz kalmış olacak. Neresinden tutup düzeltebilirsiniz, gençliğimizi mutluluğumuzu hiç düşünmeden harcadıktan sonra bizden geriye ne kalır ki!
    Sizden ne farkım vardı benim? Kanunların belirlediği yaştan küçük evlenmek mi suçum? Belki de sizin kalbinizde olandan daha fazla sevgim vardı. Bu yasaya karşı gelirken bir an olsun bile içiniz sızlamadı mi?
    Benim dedem de erken yaşta evlendi o da tecavüzcü mü o zaman, diye empati yaptınız mı?
    Büyüklerden kalma her şeye geri kafalılık diyorsunuz, peki ya o hor gördüğünüz ilişkilerdeki aşkın bir gramını dahi yaşadınız mi?
    Öyle tepkiler verdiniz ki biz bunları haketmedik! Siz bu yasaya engel olarak gözyaşlarıma sebep oldunuz, beni karnımda çocukla bir başıma kalmaya zorladınız. Yazık çok yazık!


    Ben Mahinur Evliyim. Ben 22, eşim de 25 yaşında. Tek istediğim o güzel mutlu aşk dolu yuvaya sahip olabilmekti… 2009 yılında önce arkadaşım sonra sırdaşım sonra da sevdiğim olan adam eşim oldu.
    Dershane zamanlarında tanışmıştık. Gözlerimin içine gülümsediği zaman sevmiştim onu. Bir sene devam ettik, gerek arkadaş oldu, gerek anne baba… Ailemle tanıştırdım, ailem onay vermedi, olmaz dediler. Çok uğraştık ama ailemin baskısından yorulmuştuk artık.
    Ben 14 eşim 17 yaşındaydı. Kaçalım dedim, o konuştu benimle, emin misin, dedi. Nasıl emin olmayabilirdim ki hayallerimdeki kalbimdeki adamdı…
    Kaçtık işte sonra… Ailem şikayetçi oldu. Yaşım 14 ya dinlemediler bile beni… Eşimi aldılar 2 ay cezaevine koydular sonra serbest bıraktılar. Çıktığı gün ailesiyle çiçeğini aldı geldi, Allah’ın emriyle  istedi beni babamdan…
    Yine istemediler biz de tekrar kaçtık. Gelinliğimi de giydim düğünümüzü de yaptık, eşimle mutlu bir hayata adım attım.
    7 sene geçti evimiz düzenimiz her şeyimiz oturmuştu, bir de dükkan açacaktık… Ama olmadı eşimi benimle evlendi diye tecavüzcü diyip içeri aldılar.
    Sonrası mı ne oldu?
    Bir başıma ortada kaldım sahip çıkanım olmadan, bir başıma mücadele ettim. 10 defa TBMM’ye gittim. Her seferinde kalbime bir parmak umut iliştirip gönderdiler geri… Perişan halde, dükkan açacağımız parayı eşimi kurtarmak için gittiğim Ankara yollarında harcadım…
    15 aydır sadece ayda bir defa 40 dakikalık görüşlerde eşime sarılıp huzur bulabiliyorum… Çocuk da istemedik bu cezanın geleceğini bildiğimiz için çocuğumuza bu acıyı çektirmek istemedik.. Dayanacak kimsem kalmadı.
    Hem maddi hem manevi olarak dayanacak bir şeyim kalmadı.
    Her görüşe gittiğimde canımdan can kopuyor…Bir parçamı orada bırakıp geliyorum. Benden geriye hiç bir şey kalmayana dek sürecek mi bu hasret?
    Kendimden geçiyorum kaç kez bayıldım, kaç kez ağlamaktan kendimden geçtim bilmiyorum. Bu son olacak mı sanmıyorum. Çok şey istemiyorum aslında bana, baba şefkati veren, aile sıcaklığını hissettiren eşimi istiyorum… Herkes böyle kolay kavuşurken bizim bu kadar zor olmamalı.
    O yasa gündeme geldiğinde binbir umut vardı içimde, renk renk hayallerim vardı. Kadınlar tepki verip yasanın geri çekilmesine sebep olduğunuzda ben eşimi, ailemi, hayatımı, kendimi kaybettim. Yaşamaktan korktuğum şeylerin içinde buldum kendimi. Düşündün mu hiç, ya senin oğlun olsaydı evlenen ve evlendiği için hapiste yatan, ya da kızın olsaydı kaçan ve sevdiğine kaçtı diye kocasız bir başına yaşamak zorunda olan?
    Bu kadar vicdansız mıydınız? Kadın kadın diyordunuz hem cinsinize desteğiniz bu kadar miydi? Bu muydu sırf sizden erken evlendik diye mi tecavüzcü damgasını hakettik biz! Dilerim Allah’tan benim yaşadıklarımı yaşamadan ölmezsiniz…


    Ben Özge Evliyim 2 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim de 36 yaşında. İki seven kalbin birbirini bulması ne kadar karşılaşılabilir bir şey ki bu hayatta. Seven sevdiğine kavuşsun mutlu mesut yaşasınlar isteriz… Ama biz sevdik mi de hayır olmaz der önümüze koyarlar anayasayı. Sevmenin kriterlerine uymuyorsunuz derler…
    Küçük bir kalpte sevebilir, evlat anneyi babayı nasıl seviyorsa, evleneceği adamı da öyle sevebilir… Ben sevdim…2005 senesiydi. 14 yaşındaydım.
    Olur ya komşu çocukları bizimkisi de öyleydi. Sevdik çok sevdik. Her şey toz pembe görülüyordu o zamanlar.
    Sevmenin, evlenmenin bu kadar büyük bir suç olduğunu bilmiyorduk. Kaçtık sonra ailelerin rızasıyla telli duvaklı evlendik. Siyah beyaza nasıl yakışıyorsa bizde öyle yakışıyorduk.
    12 senedir mutlu giden bir evliliğimiz vardı. Bu süre zarfında 2 tane aşkımızın meyvesi 2 tane kızımız oldu. Biri 11 diğeri 4 yaşında.
    Yaşları küçük belki ama yaşadıkları acı yaşlarından büyük… Babaları varken babasız büyümek zorunda kalan çocuklarımın tek suçları anne ve babalarının severek evlenmesi oldu…
    Yaşıtları babalarının ellerinden tutup parka giderken, babaları babacığım diye ellerini bırakmazken, benim çocuklarım görüş odalarında telefonlara sarılıp baba diye ağlamak zorunda mı?
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Tutku  Evliyim ve bir çocuk annesiyim. Ben 22 eşim de 26 yaşında. Senelerden 2009. Tabi o zamanlar deli dolu çağlarımız. Ben 14 o 18 yaşında.
    Bir gün okul çıkışı yolda giderken eşimi gördüm. Her genç kızın başına gelen olay gibi onu görünce içim kıpır kıpır oldu. Temiz bir çocuktu eli yüzü düzgün…Ve bana öyle içten gülümsedi ki o an dünya durdu. O günden sonra sık sık karşılaşmaya başladık.
    2010 senesinde eşimle her zamanki bir gün gibi buluştuk. Tabi zaman akıp geçmiş saat baya geç olmuştu fark edememiştik annem aramaya başladı bağırıyor çağırıyordu, eve gidemezdim gidersem baya bir sorun yaşayacaktım. Korkudan telefonumu kapattım ve eşime artık eve gitmek istemediğimi, korktuğumu, onunla kalmak istediğimi söyledim.
    Eşim buna karşı çıktı ama ben zorladım. Bir daha görüştürmezler diye korktum, ayırırlar diye korktum ve o gün esimle kaçmaya karar verdik. Aslında bu durumda en büyük suçlu bendim. Ben zorlamıştım eşimi.
    Eşimin annesi babası ayrıydı, annesi onu bırakıp gitmişti eşim tek başına yaşayan biriydi ailemin şikayet etme sebeplerinden en büyüğü de eşimin ailesinin olmamasıydı. Sonra eşimin bir kaç yakını ailemle konuştu, bana sahip çıkacaklarını düğün dernek yapacaklarını söylediler. Ailem kabul etti ve şikayeti geri aldılar.
    Ama çok geçti… Kamu karşı çıktı. Ve biz senelerce mutlu giden evliliğimizde bu cezanın bir gün geleceğini bilerek yaşadık hayallerimizin peşinden gidemedik çünkü biliyorduk ki bu ceza bir gün gelecek ve biz bir sure ayrı kalacağız.
    Eşimin annesi eşim 14 yaşındayken onu bırakıp gitmişti, evlendikten 3 sene sonra çıkıp geldi ve ben senelerce bu ceza yüzünden kayınvalideyle oturmak zorunda kalmıştım. Eşim annesini affetmişti ama ben affedemiyordum çünkü eşimin annesizken neler yaşadığını ben biliyordum.
    Gel zaman git zaman dava 6 yıl sonra bir kızımız olduktan sonra geldi. Kızım 1 yaşındaydı babası gittiğinde… Ne zormuş babasız çocuk büyütmek kadın başına. Ve en önemlisi de kızım babasını işte biliyor ve ben her gün onun babam ne zaman gelecek sorusuyla yanıp bitiyorum.
    Ve şimdi bana gelelim… Eşim gittiği gün öyle çaresiz öyle yalnız kaldım ki ne arkamda sahip çıkacak ailem ne de esimin ailesi var. Şuan eşimin dedesinden kalan beraber yaşadığımız evde kızımla tek başıma yaşıyorum kayınvalide oğlumun başını yaktın diye çekti gitti. Ve ben bir başıma çocuğumla geçim derdine düştüm devletin verdiği 3 kuruş parayla aylarca geçinmeye çalışıyorum. Esimi sorarsanız oda içerde çalışıp kendini geçindiriyor. Param parça olduk… Açıkçası sevmenin sevilmenin kurbanı olduk….
    Benim kızım her gün babasının gelmesi için dua eder. Bu yasa gündeme geldiginde kızıma duaların kabul oldu, baban çıkacak yanımıza gelecek demiştim. Sonra karşı çıkıldığını yasanın geri çekildiğini öğrenince kahroldum ve ilk aklıma gelen bunu 4 yasındaki kızma nasıl anlatacağım oldu.. Günlerce sakladım günlerce söyleyemedim daha sonra açıklamak zorunda kaldım ve kızım babasının resminin olduğu çerçeveyi ağlayarak çöpe attı “babam beni kandırıyor” dedi.
    Simdi size soruyorum benim 4 yaşındaki evladımın ve bir sürü yavrunun gözlerinin yaşının hesabını kim verecek? Çocuklarımızın babasız geçirdiği en güzel zamanlarını bize kim verecek? En güzel yıllarımızı çalanlara sesleniyorum. Bizden ne istediniz?


    Ben Damla Evliyim. Ben 18 eşim 28 yaşında. Eşimle yaz tatilinde çalışmak için girdiğim bir iş yerinde tanıştık. Birbirimizi sevdik. Sene 2013…
    İş yeri  18 yaş altında eleman çalıştırmıyordu ve 3 aylık bir süre çalışacağım için sigorta yapmıyordu.
    Bu yüzden eşim ve iş yeri dahil herkes beni 18 yaşında biliyordu. Çok sevdik birbirimizi. O benim her şeyim oldu nasıl vazgeçerdim ki nasıl vazgeçerdim hayatım olan adamdan…
    Bana aşkla sevgiyle masumiyetle bakan o gözlerine nasıl hayır derdim?  Olmadı yapamadım vazgeçemedim 15 yaşında ölene dek seninleyim dedim.
    Ailem öğrendi, telefonumu aldılar, yapmayın ne olur dedim, bir birbirimizi çok sevdik o kötü biri değil dedim, ama kimse beni dinlemedi, kimseye anlatamadım kendimi. Ailem eşimi şikayet etti.
    Sonra eşimin ailesi geldi tanıştılar vs tabi ailem yine ikna olmamıştı bu süre içinde. Eşim sırf beni aileme karşı mahcup duruma düşürmemek için bak seni sevseydi kaçmazdı dedirtmemek için yakalama kararı bile çıkmadan gidip teslim oldu benim eşim.
    Sonra teslim olduğu gün tutuklandı, ailem o gün şikayetini geri aldı ama nafile. Artık çoktan olan olmuştu, eşim içerdeydi bense her gün darmadağın her günüm zehirdi.
    Mahkeme günü geldi çattı eşime 16 sene ceza verdiler o da bende neye uğradığımıza şaşırdık. Dünyamız karardı oysa ne hayallerimiz vardı bizim şimdi yıkılan. Eşim içeri gireli 3 sene bitti 4 e girdik 2016da cezaevinde resmi nikahımızı kıydık.
    Oysa ne kadar isterdim eşimin beni beyazlar içinde görmesini. Her genç kızın hayalindeki gibi fazla olanı istemedim hiç, sadece o olsun istedim yanımda. Mutlu olalım istedim, masum saf bir sevginin bedelinin bu kadar ağır olması dayanılmaz halde.
    Ben her gün eriyorum, içim kan ağlıyor, dayanamıyorum bu acıya. Eşim benim en büyük destekçim, bu durumda bile hala o destek moral verir. Bizim tek suçumuz zamansız sevmek, bunun bedeli bu kadar ağır olmamalıydı…
    Yasa geri çekildiği zaman dünya başımıza yıkıldı. Bütün hayallerimiz suya düştü.
    Tek umudumuz o yasaydı. Bizim bunca acı çekmemize sebep olan, karşı çıkan kadınlara soruyorum “Sizde kadınsınız sizde bi annesiniz nasıl vicdanınız el verdi.  neden bizim haklarımızı da savunmuyorsunuz, madem kadın hakları diyorsunuz da?”
    Yasaya karşı çıkarak ne kadar büyük vebal aldığınızı bilin. Yasaya karşı çıkarak 9000 çocuk babasız büyüsün, anneleri tek başına hayat mücadelesi versin, eşleri içerde çürüsün dediniz siz ! Mutlu musunuz?


    Ben Şükriye Evli ve 4 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 31 yaşında. 2007 yılında tanıştım eşimle.
    Eşimi tanıdıkça onu çok sevmeye başladım ve beni mutlu ettiğini ve de onun beni çok sevdiğini hissettim. 1 sene görüştük, ben 15 eşim 20 yaşındaydı. Ailem vermedi ben de eşime kendi isteğimle kaçtım, ailem karakola gidip şikayetçi oldular fakat benim eşime olan sevgimi anlayınca sonra geri çektiler şikayeti.
    Eksiksiz bir şekilde eşimin ailesi üzerine düşen her şeyi yaptılar; kına gecesi, düğünümü ve artık o bembeyaz gelinliği giymiştim ve artık sevdiğim adamın yanından hiç ayrılmayacaktım çok mutluydum.
    Yaşım tutunca hemen 17 yaşımda resmi nikahımızı kıydık. Bir yuva kurduk, 4 tane evladımız oldu.Kendi çabamızda geçinip gidiyorduk ama huzurumuz vardı, en önemlisi mutluyduk….
    Tabi o haksız ceza gelene kadar eşim “Tecavüzcülerle” bir tutuluyor, istismar sucundan ceza evine girdi peki neden??
    Bana sahip çıkıp yari yolda bırakmadığı için mi! Bu suç mu biz birbirimizi çok sevdik. Sevmek sevilmek suç mudur?
    Eşim 3 sene 3 aydır cezaevinde ve daha 5 sene cezası var.Bizim yuvamızı başımıza yıktılar, 4 evladımı babasız bıraktılar. Çocuklarım baba hasreti çekerken eşim gerçek tecavüzcülerle aynı havayı soluyor.
    Benim eşim aile babası 4 çocuğumun babası ve nikahlı eşim bunları hak etmedi. Ayda sadece 1 defa cezaevine gidebiliyorum. Canım o kadar çok acıyor ki eşimi o kadar çok özlüyorum ki…
    Benim çocuklarım babasızlığı hak etmedi, benim evlatlarımın suçu ne?
    Yetim gibi büyüyorlar. Ben simdi bu çocuklarıma nasıl bakayım?
    Annelik olan görevimi mi yapayım yoksa babalık görevi olan çalışıp eve ekmek mi getireyim? Kimse bilmez bizim çaresizliğimizi, yaşamayan anlayamaz…
    Eşime çok aşığım ve ondan asla vazgeçmeyeceğim, o benim bu dünyadaki tek yegâne sevdamdır. Tek isteğim birilerinin artık bizim sesimizi duyması. Suçsuz  eşimin tecavüzcülerden ayrılmasını, evine ait olduğu yere, çocuklarının yanına yuvasına gelmesini istiyorum…


    Ben Nagehan  Evli ve 2 çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 28 yaşında. Hayat hikayesi derler ya hani bizimki öyle bir şey işte. Bir bayram sabahı güneş gibi doğdu karanlık günlerime. Gözlerinde öyle bir gülümseme vardı ki bir gülüşü ile bütün dertleri acıları unutturan tek adamdı. Biz 8 ay görüştük rüya gibi, dünya sadece bizim etrafımızda dönercesine.
    Onunla olduğum zamanlar nefes aldığım yaşamaktan tat aldığım anlarımdı. Her gün  saatlerce birlikte el ele gezerdik sessizce. Bir gün geldi artık sevgimiz her şeyin önüne geçti ellerini uzattı bana bir ömür, “ Ellerimden tutar misin bayram şekerim” dedi tarih  01.07.2008 gösteriyordu, saat tam gece 12 de biz birbirimizin ellerini  bir daha ölüm ayırana dek bırakmayacağımıza söz verdik.
    Ben 15 eşim 18 yaşındaydı. Belki sizlere göre çocuktuk ama biz hiç çocuk olmadık biz hayatı omuzlarımıza 8 yaşında yükledik. Bizim yüreğimiz dedelerimiz ninelerimiz gibi destansı sevgi ile sarılmıştı.
    Telli duvaklı gelin olmuştum sevdiğim adama, bulutların üstünde gezen kuş misali uçuyordum. sonra öğrendik hamileyim bir oğlum olacak. küçük elleri ile aylar sonra ellerimizi sımsıkı tutan bir can sevgimizin meyvesi dünya geldi.
    Mutlu giden bir yuva vardı 7 ay sonra eşim asker oldu oğlum kucağımda 7 aylıktı ve o sıra ayrılığın verdiği üzüntüyle hastanelik olduk oğlumun kimliği olmadı için biz mahkeme kararı ile kimlik çıkardık nerden bilecektik ki yıllarca oğlum babasız kalacağız, şimdi oğlum 9 yaşında birde 5 yaşında baba aşığı bir kızım var.
    Eşim 2 yıldır ceza evinde rüya gibi giden yuvamız bir anda demir Parmaklıklar la tel örgülerle çevrildi. Bizim sevgimizin bedeli 10 yılmış .
    Ölümüne sevmenin sahip çıkmanın bedeli bu işte tecavüzcü damgası altında 10 yıl 10 ay .
    Ömrümüzün yarısı peki bu ceza sadece eşime mi Hayır bana en çok ta çocuklarımıza bizim sevdamızın bedelini onlar çekiyor.
    Bayram geliyor bu bayramda öncekiler gibi çocuklarımla 45 dakika eşimle hasret gidereceğiz.  Ne kadar acı ki 1 haftalık özlemini 45 dakika ya sığdır diyorlar sığar mı?
    Hadi bizi geçtim baba ne demekti. Meyvesi olamayan çınar ağacı. Bir çocuk babasız büyür mü? büyüyor işte. Bizim çocuklarımız anasız da babasız da büyüyor sırf yuva kurdu diye baba sevgisi özlemi hasreti ile küçücük kalpleri acı çekiyor.
    Bizi koruyormuş ya hani bu cezalar hani nerde benim canımın yarısı ceza evinde. Ben temizlik yaparak çocuklarıma, eşime bakıyorum, kimsesiz ne acılar çekerek, yine de  gam yemiyorum çalışmaktan. Canımı yakan ise sevgimizin adını tecavüzcü koymaları; bu sevgi var ya, su misali temiz ve berrak, kimsenin gücü yetmez kirletmeye..
    Eşim cezaevindeydi bu yasa gündeme geldiğinde mutlu mutlu konuşmuştuk “Az kaldı yanımda olacaksın” demiştim, ona hazırlıklar yaptım, sevdiği yemekleri yaptım.
    Çocuklarım evde babam gelecek diye sevinçten havaya uçuyordu.. Oğlum dedi ki
    “Anne babamla parka gidelim, arkadaşlarım babamın yanımda olduğunu görsün” dedi. Bu nasıl bişey düşünün. İşte siz beni geçin, çocuklarımın hayallerini başına yıktınız, bi çocuğun dünyasını kararttınız. Başına gelmeyen bilmezmiş. Herkes kadın olmuş, erkek olmuş, ama insan olamamış. Düşene destek çıkan değil, çelme atan bı toplum olmuşuz, benim ailemin, çocuklarımın vebali boynunuzda, onu bilip ona göre yaşayın.


    Ben Hasibe Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 25 eşim 29 yaşında. Ben ortaokuldaydım o lisede. Aynı mahallede her gün gördüğüm ama artık onu görünce yerine sığmayan kalbimdeki farklılığı hissettim. O liseye gidiyordu nerdeyse her gün beraber gidip geliyorduk okula.
    Görüşmeye başladık. Ailem fark etti. Biz söz yüzüğü takalım dedik ama ailem istemedi yaşın küçük dediler. Bir süre gizli saklı görüştük olmadı.Ailem duydu ama ben ondan ayrı kalamadım.Ben orta okulu o liseyi bitirdi.
    Ben 14 Eşim 18 yaşındaydık. Benimde onunda  ailesi istemedi bizde kaçtık. Çok değil 5 saat sonra geri geldik Kasım ayında nişan yüzüklerimiz takıldı.28 Aralık 2008 günü tüm ailemiz yanımızda düğünümüzü yaptık.
    Kısa bir süre sonra aile hekimine gitmiştik elimdeki kına parmağımdaki yüzük yüzünden doktor evlendiğimizi anladı ve şikayet etti bizi.
    Mayıs ayında ilk mahkemeye çıktık, eşim bir gece nezarette kaldı. Bende karnımda bebeğim karakol önünde… Sabah mahkeme ertelendi.19 Haziran 2009 da canımızı oğlumuzu kucağımıza aldık. Oğlum 23 günlüktü 2.mahkeme günü geldi.
    Kucağımızda oğlumuzu elimize kimliğini alıp gittik.Ama sonuç kaçınılmaz 8 yıl 4 ay dünya başımıza yıkıldı.Karar temyize gitti eşim serbest…
    Kocam askere gidip geldi.30 aralık 2010 resmi nikahımızı kiydik.Ecza deposunda ise başladı.Evimizi yuvamızı kurduk.Ben bir hastalığa yakalandım ayağımda kapanmayan bir yara 3 ayda bir ameliyat olup sonrasında 1 ay ayağa kalkamıyordum.
    Eşim hem elim hem ayağım her şeyimdi.2015- 25 Haziran polisler kapımız kıracak gibi çalıyorlar…
    Oğlumuz büyüdü 1.sınıfı bitirmişti.Biz ağlarken oğlumun gözleri önünde babasını kelepçeleyip götürdüler.Niye? Tecavüzcü diye annesiyle erken evlendi diye…
    Aradan 33 ay geçti.Hala ayağımda yara yalnız gittiğim hastaneler, ameliyatlar. Hem oğlumu okutup hem sağlık  savaşı verip dişimden tırnağımdan biriktirip TBMM yollarına döktük.
    Sonuç:  Büyüttüğüm oğlum her baba oğul gördüğünde her veli toplantısında ağlayan oğlum… Babasına ayda bir 35 dakika sarılarak baba kokusuna ,eşim evlat kokusuna ,ben hayat arkadaşıma doymaya çalıştık…Bu cezayı ben mi?Oğlum mu? Eşim mi? En çok Hangimiz çektik… Neyin cezasıydı bu sevmenin mi? Yuva kurmanın mı? Mutlu olmanın mı?…
    O yasanın çıkacağı günün sabahı oğlumla kahvaltı yaparken heyecanla haber izliyorduk 8 yaşındaydı oğlum anlıyordu her şeyi YASA KOMİSYONA GERİ ÇEKİLDİ cümleyi duyduğu anda lokması ağzında gözünde damlamaya hazır yaşlar…
    Bu acıya kıl payı kadar bile sebep olanlar “Can yakanların canının yanacağı günü beklesin”
    Hakkımı, oğlumun hakkını, öbür dünyaya bırakmasın, bu dünyada gözüm görsün, onların da aynı yerden canı yansın, evladının üzüntüsünü izleyip ellerinden bir şey gelmesin. Bu en büyük ceza görecekler. Hakkım helal değil OĞLUMUN HAKKI HELAL DEĞİL iki elimiz de bu dünyada öbür dünyada onların yakasında…


    Ben Özlem Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 27 eşim 36 yaşında. Ben babamı  1,5 yaşında iken kaybettim. Annem bize hem anne hem baba oldu. Eşimle tanışınca onu çok sevdim ve annemle tanıştırdım o da çok sevdi, sevdiğim kişiyi. Sonrasında kahvaltılarımızı birlikte yapar olduk, yemeklerimizi birlikte yer olduk, ailemizin bir ferdi olmuştu, artık sonrasında artık adını koyalım, ailen gelsin söz  takalım dediler.
    Babam olmadığı  için  dayılarıma annem söyledi, büyük olarak dayımlar da olumlu baktı araştıralım bir soralım soruşturalım dediler. Kimseden  değil, direk eşimin ailesine  gidip  sormuşlardı kardeşini, ama o kişi ağabey olmayı bırak insan olmayı  bile hak etmeyen  bir kişilikmiş, kendi öz kardeşi için bir sürü  olumsuz  olumsuz bir şeyler atıp tutmuştu .
    Sonrasında dayım durumu bize anlatıp olmayacağını söyledi ve beni okuldan alıp kendi evine götürdü  kendi evinde bana hapis hayatı yaşattı… Kapıyı hep kilitliyordu, dışarı  çıkmama izin dahi vermiyordu. Odada kilitli kaldım, sadece lavabo ihtiyacı olduğunda çıkabiliyordum odadan…
    Sonra bir gün yan komşunun telefon dan gizlice annemi aradım, bunu duyan dayım beni çok kötü dövdü ve ben o dayağı yediğim dakika saniye dedim ki ben  size adım attıkça siz beni anlamıyorsunuz, ben kaçacağım  hepinizden kurtulacağım …
    Sabah annem geldi, yüzümün gözümün dağıldığını görünce beni hemen kendi evimize getirdi, ama bitmişlerdi benim için çünkü beni anlamamışlardı.
    Eşime mektup yazdım çalıştığı lokantaya götürdüm esim beni gördüğünde çok mutlu olmuştu, çok sevinmişti o bana o akşam öyle bir sarılmıştı ki o akşam anlamıştım beni asla bırakmayacağını…
    Sonrasında eşim ile konuşarak anlaşarak kaçtık ve benim en mutlu günlerim eşimin  yanında başladı. 14 yaşındaydım o zaman eşim 23. Ben çok şey öğrendim ondan. 16 yaşında  Yaprak büyük  kızım oldu, 20 yaşında  Yağmur ikinci kızım oldu 22 yaşında iken de Övgüm oldu, şu anda  üç tane güzeller güzeli meleklerim var benim;  11, 7 ve 5 yaşlarında…
    Ben eşimle 13 yıldır birlikteyim onu  çok seviyorum, o bizim yanımızdayken her şey çok farklıydı, şimdi ise yarımız … Hiç bir şekilde  tamam olamıyoruz…Küçük kızım her akşam “anne babam bu akşamda mi bizim ile uyumayacak?” diye soruyor … Cevap veremiyorum kapı çaldığında “babişko diye koşuyorlar” ama baba yok karşılarında …Hep bir hayal kırıklığı.
    Bir şey isterken çekimserler “anne alabilir misin, verebilir misin?”diyorlar. Babaları yanımızdayken bir dediklerini iki etmezdi.
    Şimdi ise borç harç yaparak geçimimi sağlamak zorunda kalıyorum, eşim yanımda iken poşet taşımama kıyamazdı, şimdi gidip ev temizliği hali merdiven siliyorum ki kızlarıma babaları gelene kadar iyi bakabilir miyim, ihtiyaçlarını alabilir miyim diye…
    Bize bunları yaşatanlara kanunun geri çekilmesine sebep olanlar
    Yasa çıkacak diye içimizde kuşlar uçuştu, çiçekler açtı. Üzerimizdeki kara bulutlar gidecek derken hevesimizi kursağımızda bırakanların mahşerde evlatlarımın iki eli yakalarında olacak!


    Ben Şirin Evli ve 3 çocuk annesiyim. Ben 24 eşim 30 yaşında. 2008 yılında eşimle kaçarak evlendik.. Çünkü ailem vermedi. Ben babasız, dedemin gölgesinde annem ve babaannemin duasında büyüdüm.. Ama beni sevdiğime vermediler, belki verselerdi nişanlı durup bu hale düşmezdim.
    Tek bildiğim eşimi canımdan çok sevdiğim, çünkü sahiplenme duygusunu, sevme kıskanma duygusunu ben onda tattım.. Eşim ilkim ve sonum oldu kaçtım.
    18 yaşına kadar imam nikahı ile durduk bu süreçte düğünüm oldu, oğlum Berk Can dünyaya geldi anne oldum.. 18 yaşından bir gün alınca nikahımızı kıydık kimseye zararımız yoktu kendi halimizde geçinip gidiyorduk. Bu süre içinde ikinci çocuğumuz Ecrin Naz da oldu..
    İşimizde gücümüz de mutlu yuvamızda yaşıyorduk, üstünden de tam 6 sene geçmişti…, ama bir gece kapı çaldı.. keşke o kapı hiç çalmasaydı.. bir kapı çalmasının ölüm gibi geleceğini bilemezdim.. polisler içeri girip esimi aldılar ama benim canim dan can gitti..
    Çırpınıyorum kimse takmadı bile beni.. Hamileydim 3aylik.. 3. Evladıma..  Elçin Su’ ya..  Esimin çaresiz bakışı.. Benim göz yaşlarım…
    O günden sonra çocuklarımın her gün babam gelir diye kapıda bekleyişi.. Karnımdaki yavrumu bir başıma dünyaya getirme düşüncesi.. dayanamıyordum…
    Kendim babasız büyüdüm babasızlığın ne olduğunu biliyorum. Evde amcaları çocuklarına gelirken benimkiler odaya girip ağlıyor.
    “Babam ne zaman gelecek anne” derken her gün bitkin halimle masal uydurmaktan bıktım.. tükendim.. kan kusup kızılcık şerbeti diye bir kelime var tam da bunu yaşadım..
    Üçüncü çocuğumun doğumu oldu ama evde babasının fotoğrafını seviyor.. Ayda bir defa 40 dakika açık görüşte babasının yüzüne bakmıyor bile.. Çünkü benim evladım baba sevgisi ne bilmiyor.. sadece fotoğrafta biliyor babasını..
    Oğlum 5 yaşındaydı babasını aldıklarında.. Şimdi ilk okul 3. Sınıfa gidiyor ama sürekli okulda arkadaşlarına karşı babasını müdafaa etmekle kendini sorumlu tutuyor.  İnsanlar babasına suçlu gözüyle bakmasın diye “Babam hırsız değil, kötü suçu yok, annem bana hamile kaldığı için ceza evinde, yani benim yüzümden” diyor. Her ay rehberlik eğitimi alıyor.
    Bu cezayı ben çekiyorum, eşim çekiyor. Hadi biz suç isledik suçumuz çok ağır çünkü sevdik, yuva kurduk, aile olduk, bunun bedelini de evlatlarımıza da ödetiyorlar..
    Bir de çıkıyorlar, aile bütünlüğünden adaletten bahsediyorlar, simdi soruyorum benim bu çocuklarımın boynunu bükük bırakıp, babasız büyümelerinin hesabını kimler verecek…
    Bizim tek istediğimiz yuvamız bozulmasın aile bütünlüğümüzün korunsun. çocuklarımız babalarına kavuşsun.. Benim çektiklerimi çocuklarım çekmesin duyun artık bizi..
    Biz küçük gelin değiliz, birbirlerini çok seven eşler ve anne babalarız. Bize kıydınız evlatlarımıza acıyın… Sevmenin bedeli bu kadar ağır olmamalı.
    Tam bu dert bitecek derken 2016 bize yasa çıkacakken hem cinsimiz olan kadınlar bize karsı çıkarken, bizi diri diri mezara koyduklarını bilmiyorlar mıydi?
    Kadın haklarını savundular ama bizim gibi mağdur 3800 aileyi de mezara koydular.. Yasayı saptırdılar ve yasa geri çekildi.. Bunun uğruna bir tane bizim gibi mağdur arkadaşımız intihar etti. Canından oldu. evlatları babasızdı üstüne birde annesiz kaldı..
    Bizim hakkimizi niye savunmadılar? Bizi niye pislik sapık tecavüzcülerden ayırmadılar. bizim ve çocuklarımızın suçu ne? Bize bunu yasattılar.
    Dilerim Rabbimden benim ve benim gibi olan arkadaşlarımın çektiğimiz çilenin daha beterini çeksin Allah’tan bulsunlar. Bizim canlarımızın yandığı kadar canları acır ve yanar, belki eyvah derler ama kimsenin yanına kar kalmasın..
    Ah ediyorum vebâl ediyorum.. Ne diyim düşmanıma bile yaşatmasın yaşadığımı derken simdi Allah bize bunu yapanlara iki mislini yaşatsın ki anlasın bu uğraşların boşa olmadığını anlasınlar. Bizi tükettiler çünkü…


    Ben Neriman Evli ve bir çocuk annesiyim. Ben 21 eşim 25 yaşında. Sevmenin ağırlığını daha o yaşta hissettim omuzlarımda… Sevmekle beraber hayatın yükünü de sırtlanmış oldum. Nerden bilebilirdim ki kurduğum toz pembe hayaller, yerini siyah bulutlarla kaplı hüzün gözyaşlarına bırakacak.
    14 yaşındaydım ilk aşkım, kalp ağrımı sevdiğimde. O da 18. Öyle güzel sevdi ki… Hep iyi ki dedirtti. Ailem öğrenci diye onay vermediler. Biz yine de görüşmeye devam ettik. Olmadı engeller, baskılar… Benimle var mısın dedi ? Nasıl olmazdım ki … Tuttum elinden o günden beri de hiç bırakmadım.
    Her şey güzel olacak derken polisler geldi aldı. Ailemin hiç bir şeyden haberi yok okuldan kaçtığımı sanıyorlar. Şikayetçi oldular, dava aşaması boyunca 15 ay yattı.  Ailem 2. mahkemede şikayeti geri aldı. Her hakim karşısına çıktığımda seviyorum dedim. Ben de istedim dedim, o beni zorlamadı dedim, dinlemediler. Üstüne bir de tecavüzcü dediler 8 sene 4 ay ceza verdiler.
    Sevmenin mağduru olup ceza aldık. Her şey yoluna giriyor dedik… ÂLLAH’IN emri ile gelip istediler. Telimle duvağımla babamın evinden gelin çıktım.
    Minik  bir yuvam, kurulu bir düzenim oldu. 9 aylık evliydik içimde büyüyen minik eller, minik ayaklar, minicik bir kalbin olduğunu öğrendik .. Artık 3 kişi olma hayalini kuruyorduk.  7. ayıma girdiğimde gidip alışverişini yaptık bir oğlumuz olacaktı. İsmi Eymen olsun dedik.
    1 hafta sonrası yasa tasarısı gündeme gelip çekildi. “Gideceğim ben ama üzülme ben yoksam Eymen var” dedi. Keşke gitmeseydi.
    Hastane’ye gittiğimde elimden tutacak bana güç verecek bir el yoktu. Oğlumu yalnız aldım kucağıma. 7 günlük bebekti babasının kucağına verdiğimde. Hapishanede kokladı ilk yavrusunu. Gözyaşlarını kokusuna bıraktı.  Tutup alamadım elinden.Şimdi oğlum 1 buçuk yaşında. Her geçen gün büyüdü, o büyüdükçe ben öldüm… Yaşarken ölmek nedir bilir misiniz? Ben biliyorum defalarca öldüm.
    Oturabildi, emekledi, yürüdü… Sonra da baba dedi. Baba. Peki nerde bu baba ? Neymiş günahı evladından ayrı? Sadece 40 dakikalık görüşte görüyor.
    Çok sevmiş annesini, sahip çıkmış, korumuş kollamış…
    Peki annesi ne yapıyor? Babasını aratmamak için dişini tırnağına takmış. Gözyaşlarını silmiş gülmüş.
    İçimdeki çığlık büyüyor… Duyun, görün artık.
    Siz görmedikçe, duymadıkça,  ben çığlıklarımda boğuluyorum .. Gün be gün tükeniyorum .. Tek başıma yetemiyorum. Az değil yaşadıklarım, kısacık ömre ne acılar ne ayrılıklar sığdırdık… Ama yeter artık bitsin bu hasret, bu acı. Duyun artık çığlıklarımı!
    Bize bunları yaşatanlarda, yasasının geri çekilmesine sebep olanlarda hiç mi Allah korkusu yok acaba?
    Biliyor musunuz ki ben neler çekiyorum!
    Ben bir anneyim, babasız bir çocuk büyütüyorum ve buna sebep olan sizler gününüzü gün ediyorsunuz dimi ! Sizin için tüm sorunlar bitti. Nasıl olsa yasa geri çekildi ! Bu çocukların babasız büyümesinde etkisi olan herkese Rabbim daha beterini yaşatsın ! ELBET BİRGÜN HERKES YAŞATTIĞINI YAŞAR !


    Evlilik yasasından mağdur bütün kadınları ortak sözü:
    Biz kadınlar tecavüze uğramadık, zorla evlendirilmedik!
    Kendi hür irademizle, kalbimizle tertemiz sevip evlendik!
    Kızlar tecavüze uğramasın! Hiçbir genç kız zorla evlendirilmesin! Ama bizi onlarla da aynı kefeye koymayın. Yeter artık sesimizi duyun!



    Not: Dört bin kadın sadece kocaları hapse girdiği için başvuranlar.  Daha niceleri var on sekiz yaş altında evlenen. Kocası yakalanmasın diye korkusundan hastalandığında hastaneye gidemeyen, evinde doğuran, çocuğunu nüfusa yazdırmayan… Evlenmenin korkusu içinde yaşayan aileler…
    Sema Maraşlı  http://www.cocukaile.net
    Tek suçları erken evlenmek olduğu için birbirlerinden ayrı düşmek zorunda kalan bir ailenin tutuklanma gününden küçük bir kesit.  Suçsuz yere cezaevinde gerçek tecavüzcülerle aynı koğuşta kalmak zorunda olan, sevdiklerine hasret, gözyaşlarını tutmakta zorlanan gencecik bir baba, babasına doyamayan bir çocuk, eşini seven bir kadın ve evladına hasret yaşlı, hasta bir baba. Felç hastası baba, görüş günlerinde hastane kapılarında yatıyor. Güzel ahlaklı, evinin direğe evladı suçsuz yere hapiste. Evladına yaklaşmak istiyor fakat torununa kıyamayıp kendi hakkından feragat ediyor. Bu babanın ahı bile yakar bu ailelerin cezaevinde olmasına sebep olanları. Dualarımız ve gayretlerimiz bu ailelerin birbirlerine kavuşması için. Erken evlendiği için hapis cezası alan ve birbirlerinden ayrı düşen bu ailelere yapılan büyük bir zulümdür. Zulme rıza da zulümdür.
  • "..bostan dolabının yanındaki, suları bana kahverengi gözüken, o küçük ve eskimiş havuzdaki solgun ve kederli nilüferlere gidip bakardım çocukken, babam, onların kökleri olmadığını anlatmıştı bana. neden bu çiçekleri hep bir şeylere benzetmek için kullandıklarını ancak büyüyünce anladım. yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecek gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. bütün bir hayatın özeti buydu.
    bende bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim; öyle solgun nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başına durdum, köklerimi salamadım, ne, olduğum yere sağlamca yerleştim, ne, başka diyarlara kaçabildim. bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler oldu ama kimse yakasına takmadı beni, kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp büyütmek için uğraşmadı. onlara ihtiyacım olmadığını, havuzumda tek başıma yüzebileceğimi düşündüler. ben de bu yüzden; kederi, yalnızlığı, kirlenmeyi öğrendim ve hayata benzedim.
    ne garip başka bir şey de olmak istemedim, beni beğenmeleri yetti bana.."