• Rousseau’nun halk egemenliği anlayışının yansıması olan ”bilge kanun koyucu” olarak Mustafa Kemal, millî hâkimiyetle özdeşleştirilmiş,303 inkılâplar ve kanunlar da o minvalde değerlendirilmiştir. Bizzat kendisi, 1926 İzmir Suikastı’nın kendisine değil, millete yapıldığını ifade ederek kendisini ulusla özdeşleştirmiş, sorgulanamaz bir önder olarak meşruiyetin de temeli hâline gelmiştir.304 Yapılan inkılâplar ve izlenilen politikalar da,
    önder figürü olarak Mustafa Kemal’e dayanılarak savunulmaya başlanmıştır.305 Zira Mustafa Kemal’in yolundan gitmek sadece Türk milleti için değil, bütün dünya milletleri için asli bir görev hâline gelmiştir:

    Mustafa Kemale inanmak, Mustafa Kemal’i sevmek, Mustafa Kemal’in safında çalışmak, yalnız Türk büyüklerinin, Türk milletinin değil, birçok dünya büyüklerinin birçok şark ve garp milletinin imrendiği, istediği bir din oldu.306

    Sıklıkla "nurlandırdığı yolda manevi hazinelerin anahtarı olan” bir mürşit ve dâhi olarak vasfedilen307 Mustafa Kemal, zamanla İslâmî terimlerle kutsallaştırılacak ve ”fevkâlinsan”308 olarak Mustafa Kemal’in maddî ve manevî varlığı, dinî zihniyetin başkalaşımı, yeni bir kutsallık olarak tezahür edecektir. Çankaya Kâbe olurken, Peygamber’in ”emin" sıfatı gibi sıfatlar Mustafa Kemal’e nispet edilerek,309 ”yeni peygamber” ilan edilecektir.310

    O. Çerman’ın, ”Hz. Muhammed ile Ulu Atatürk’e aynı derecede saygı" gösterilmesi, aynı ”ilâhîlikle” anılması gerektiğini; Kemalist Türk’ün görevinin Atatürk’ün ismini yüceltmek olduğunu belirtmesi yeni bir metafizik olarak ortaya çıkar.311 1923 yılında kaleme aldığı Saltanat-ı Milliye Temelleri kitabını ”müstahlis-i zîşân" olan Mustafa Kemal’e ithaf eden Fuad Şükrü, yok olmak üzere iken bir ”dest-i kudret” ile yetişen ve cami duvarlarında Allah ve Peygamber levhalarının yanına asılması gereken ismi ile Mustafa Kemal’i yüceltir.312

    Zaman zaman ”yarı ilah” olarak zaman zaman "yaratıcı” olarak tâbilerinde tavaf etme, ”fena fi'l Gazi”313 olma arzusu duyuran dinî bir ikon hâline getirilmiştir. İslâm’a ait terminoloji ile yapılan yüceltmeler, ezanın sözlerinin, Hz. Peygamber için kaleme ahnan Mevlid'in314 Atatürk’e uyarlanmasmdan, ”Atatürk’ün Tapkınıyız”315isimli şiirlerin yazılmasına kadar vardırılmış, oluşturulan kült üzerinden millet ve ulus tanımlanmış; rejimin meşruiyeti sağlanmıştır.316 Ulus egemenliği Mustafa Kemal’in şahsında müşahhas bir hâle gelmiştir.
    ----------------
    303Ahmet Yıldız, a.g.e., s. 97.

    304TBMM Zabıt Cerides, 1 Teşrinı'sani 1916, C. 27, s. 2-3. Annesi Zübeyde Hanım’ın vefatı sonrasında, annesinin II. Abdülhamid’in zorba rejiminin ve kendisine yaşattıklarından duyduğu keder ile hastalandığını ifade ederek, bireysel yaşantısı ile ulusun kaderini özdeşleştirdiği bir konuşma yapmıştır. Bkz. Vamık D. Volkan, N orman Itzkowitz, Ölümsüz Atatürk, Yaşamı ve İç Dünyası, İstanbul:

    Bağlam Yayıncılık, 2016, s. 290.

    305Erik J. Zürcher, Savaş, Devrim ve Uluslaşma, Türkiye Tarihinde Geçiş Dönemi (1918-1928), 8. 255.
    306Hâkimiyet-i Milliye, 29 Birinci Teşrin, 1933, s. 2.

    307TBMM Zabıt Ceridesi, 1 Teşrinisani 1928, C. 5, s. 10-11.

    308Tekin Alp, Kemalizm, s. 52. Osman Nuri Çerman, besmelenin ”Atatürk’ü yaratan tanrının adı ile başlarım” şeklinde ve yine Fatiha Süresi’nin ”Bütün âlemlerin rabbı olan, esirgeyen, yarlıgayan ve Atatürk’ü yaratan Tanrıya şükürler olsun. Tanrım: Seni severiz. Senin yarattıklarını severiz; senden yardım dileriz. Bizi Atatürk’ün gösterdiği dosdoğru yola ilet, nimetine erenlerin, gazabına uğramayanların, Atatürk yoldundan sapmayanların dosdoğru yoluna...” şeklinde tebdil edilmesini isteyecektir. Bkz. Osman Nuri Çerman, Dinde Reform, s. 47.

    309Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk, T arih ve Dil Kurumları, Hatıralar, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1954, s. 48. 310”Türkün şejî sendin, kalacaksın, Ata, Türke Zindan kesilen ruhlara bir nur gibidoldun Türk ırkının en son ulu Peygamberi oldun Tutsak seni lâyık yüce Tanrıyla müsavi Toprak olamaz kalp, doğabilmişse semavî” Bkz. Osman Nuri Çerman, Kemalizm Reformumz Göre Dinimizde Esaslar ve Seçilmiş Yazılar, II. Kitap, 8. 79-80.

    311Osman Nuri Çerman, a.g.e., s. 21, 24. 312Fuad Şükrü, Sultanat-ı Millîye Temelleri, Bâbıâlî: ”Cihan" Biraderler Matbaası, 1339, s. 4.

    313”Atatürk Yarım Bir İlahtır, Türklerin Babasıdır”, Cumhuriyet Gazetesi, 05 Ağustos 1935, s. 1. Behçet Kemal Çağlar, ”Görmeye Geldim” ismini taşıyan şiirinde Tur Dağı’nda Tanrı’yı arayan Musa ile kendisini özdeşleştirirken, ”Neredesin sen ?” hitabının muhatabı olarak da Mustafa Kemal’i tasvir eder. Bkz.antoloji.com gormeye-geldim-8-siiri/

    314.youtube.com/watch?v=r8tAw3TDhLg

    315Aka Gündüz, ”Yürekten Sesler", Hâkimiyet-i Millîye, 4 Ocak 1934.

    316Mustafa Kemal’in ölümünden sonra İsmet İnönü Hükümeti'nin Mustafa Kemal’i unutturmaya çalıştığı iddiaları ile Demokrat Parti’nin meşruiyet sağlaması ve Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkarma lüzumu hissetmesi bu minvaldedir. Bkz. Tanıl Bora, a.g.e., s. 123.
  • Ne meşrutiyete aldırmıştı, ne Otuz Bir Mart'a, ne de sonraki fırkacılığa... Dünya umurunda değildi, onun yemeğine dokunulmasın, çarşı, pazar kapanmasın da isterse kan gövdeyi götürsün, İstanbul cayır cayır ateşe yansın... Hareket ordusu Taşkışla önünde muharebe ederken Rıza Efendi turfanda enginar buldurmuş, zeytinyağlısını yaptırıyor; Halaskâran İnkılabı'nda patlıcan turşusu kuruyor, Babiâli baskınında havanın soğukluğundan istinası büsbütün galeyana geldiği cihetle hindi doldurtuyor, kadayıf pişirtiyordu. İlle Balkan Muharebesi'nde İstanbul önünde muharebeler olurken Kurban Bayramı münasebetiyle şişman Kadı tatlılı yahni yaptırmayı, bumbar, şirdan kızarttırmayı hiç unutmamış, midesini alıştıklarından mahrum etmemişti. O şerefi, milliyeti, muzafferiyet veya mağlubiyeti hep yemek sofrası ardında görürdü.
  • Bir milletin kendi adaletinden ümidi kesmesi, ekonominin batmasından, bazı siyasetçilerin salaklığından, ülke olarak zor durumlara düşmesinden daha vahimdir.
    Ahmet Güner
    Sayfa 110 - Boğaziçi yayınları
  • Vatan...nedir vatan? Şu kelimecilikten ne gün kurtulacağız? Vatan şairi, "vatan" dan başka kelime bilmez. Vatan büyük bir dava...
    O, sadece toprak vatan...
    Türkiye' de kurulan ilk parti, " yeni Osmanlılar cemiyeti"...Ona aza olur... Parti'nin mali ihtiyacını temin eden adam, Prens Fazıl...Hidiv olamamış... İsmail Paşa'nın kardeşi... Devlete karşı kırgın... Namık Kemal' i, Ziya Paşa' yı, gençleri topluyor. Halbuki adamın hırsı sadrazam olmak... Bunları Avrupa'ya götürüyor, Namık Kemal' e orada "Hürriyet" gazetesini çıkarıyor. Biraz sonra Babıali ile anlaşıyor Prens bunları bırakıyor. Kalıyor mu kahramanlar sokakta...Haydi onlarda affediliyorlar; dönüyorlar memlekete..."İbret" gazetesini çıkarıyorlar İstanbul' da... Öyle şiddetli yazıyorlar ki, o devirde, biz bu devirde yazamıyoruz onları...Ve nasıl yazdıklarına da, nasıl yazdırdıklarına da zaten şaşıyoruz.
    "Vatan yahut şık silistre" diye bir piyes yazıyor Namık Kemal...Orada İslam bey diye biri var. Tek nakarat: Vatan...
    Vatanın ne bir izahı, ne bir anlamı var...Oyun içinde bir tekerleme var: Murat... "Muradın ne senin?" "Benim Muradım nerede?", Bilmece: Murat, Murat... Şehzade Murat geliyor hatıra... Yakalıyorlar bunu, haydi Magosaya... Abdülaziz devrinde Namık Kemal' i Kıbrıs' a sürüyorlar! İşte görüp gördüğü bütün zulüm bu... Bir zulümdür bu, evet bir fikir adamına zulümdür; ve Abdülaziz devrindedir. Abdülhamid devrinde affediliyor, İstanbul' a geliyor, yine bir takım halatlar yiyor. Abdülhamid' in birtek siyaseti vardır. Aç adamlara kesesinden para verip filan filan yerde otururdu.
    Onu Midilli' de oturmaya sevk ediyor yüz altun maaşla... İnsanlara bakın!..Biraz sonrada mutasarrıf yapıyor Midilli'ye... Oğlu ALİ Ekrem hadiseyi izah eder:
    " Niçin mutasarrıf yaptı, biliyormusunuz, kaçmasın diye..."
    Böylede lafmı olur? Mutasarrıf kaçmaya niyetliyse kolay kaçar. Devletin gambotiyle kaçar.
    Oradan Sakız' a geçiyor, mutasarrıf... Sakız' da zatürre ye oluyor, 48 yaşında ölüyor. Ölürken vadediyor: beni Şehzade Süleyman' ın Bolayırdaki mezarı yanına gömün! Ona aşık... Ölünceyedek hem mutasarrıflık maaşı alıyor, hem yüz altun...Hemde vasiyetini Padişah kabul ediyor, devlet müessesesi en büyük Şehzadenin yanına gömülüyor. Bu kada izzet ü ikram içinde geçiyor hayatı...
    Kimdir Namık Kemal?
    "Şehid-i Hürriyet" ...
    Ne ucuz şeymiş "Şehid- i Hürriyet" lik...Neresi şehid, neresi mazlum?...
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 72 - Büyük doğu yayınları
  • 432 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Perensaz Hanım'la Derviş Paşa'nın torunu, saraylı Hesna Hanım ile Prof. Dr. İsmail Bey'in kızı, 1905'de Osmanlı'nın son dönemlerinde dünyaya gelmiş, gençlik dönemlerinde Nazım Hikmet'in Babıâli'ye götürmesiyle birlikte yazım hayatı başlamıştır. Suat Derviş çok varlıklı bir ailenin 2. çocuğudur, zarif insanlığının yanında çok mükemmel de bir eğitim almıştır. Harika gözlem yeteneği yazdığı romanlarla kendisini göstermiştir fakat Türkiye'de şimdi olduğu gibi o zamanlarda meyve veren ağaca sahip çıkılmamış "görüş farklılığına" asla tahammül gösterilmemiştir. 1.Dünya Savaşı ardından Kurtuluş Savaşını gören Suat, Halide Hanım'ın Sultanahmet mitingine Nâzım, Nizam, Vala ve sevgili ablası Hamiyet ile katılmışlardır. Çalkantılı dönemden geçen yeni Türkiye Cumhuriyeti bazı önlemler almak durumunda kalmış bu durum yazım işlerini pek etkilemiştir. Yıllar birbirini kovalarken Suat kah yurt dışında kah Türkiye'de yazmaya devam etmiştir. Yazdıkları yüzünden ismi yasaklılar listesine de eklenmiştir hapse de girmiştir ama o çok güçlü bir kadın direnişçidir yılmak nedir bilmez yazmaya üretmeye devam eder bu yüzdendir ki yazdığı romanların sayfalarından yaşadıkları damlar. İkinci Dünya savaşının başlaması Türkiye adına zorlukların kat be kat artmasına sebep olurken Suat cephesinde işler daha da zorlaşacaktır. Tarih 23 Temmuz 1972'yi gösterdiğinde, zenginlik içinde geldiği dünyadan, gözleri görmez düşkün bir halde ,sevenleri tarafından yatırıldığı, hastane odasında ipek sabahlığı sırtında ayrılacaktır.
    Suat Derviş'in biyografisi isteyen herkesin kolaylıkla bulabileceği bir bilgi fakat bu kitap biyografinin üstünde bir duygu yumağı, çoğu yerde ağlayıp her Gazi Paşa kelimesinde heyecanlandım, neden böyle oluyor neden isteyen herkesin düşüncesini özgürce ifade edemediğini sorguladım, acaba ifade etmeyi mi bilmiyoruz yada dinleyen mi bulamıyoruz ?
    Nâzım Hikmet'in şiirleri ile renklenen bu güzel kitabı tavsiye ediyorum.