Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da ruzigârın görmüşüz
Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz
"Rose," diyor.
"Ne düşünüyorsun?"
Başını yana eğince, beyaz saçının yumuşak tutamları alnına dökülüyor. "Senin tarafından büyülendiğimi."
Keldarion, diye fısıldıyorum, gözlerinin içine bakarak.
"Düşünüyorum da..." baş parmağı hafifçe bileğime değiyor, gözleri tüyleri diken diken eden bir yoğunlukla benimkilere sabitleniyor.
"Bu dünyadan nefret etmen çok da şaşırtıcı olmazdı. Ama sen, canım, en küçük şeylerde bile büyüleyici bir taraf buluyorsun ve sanki sonsuz bir kaynakmış gibi, karı eriten bahar yağmuru kadar bol iyilik yağdıryorsun."
Sözleri içimde bir şeyi harekete geçiriyor, kalbimden parmak uçlarıma kadar bir sıcaklık yayılıyor. Aramızdaki bağ ışıl ışıl parlıyor.
“Gözlerimizi kapayıp herkesten ayrı ve dünyadan uzak yaşadığımızı düşünemeyiz. Ülkemizi bir sınır içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. İleri ve uygar bir ulus olarak çağdaş uygarlık alanı içinde yaşayacağız. Bu yaşama da ancak bilgi ile, teknik ile olur. Bilgi ve teknik nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bir insanının kafasına koyacağız. Bilgi ve teknik için başka bağ, başka koşul yoktur”
İnsanın zihinsel durumu (cesareti ve umudu veya bunların yokluğu) ile bağışıklığı arasında ne kadar sıkı bir bağ olduğunu bilenler, ani umut ve cesaret kaybının ölümcül bir etkisi olabileceğini kavrayabilirler.
Murathan huysuzdu. Gökçen gelene kadar bu haliyle yanına gelen kadınları kaçırırdı. Kimi için tahammül edilmesi zor, kuralları olan bir adamdı. Gökçen için ise sadece Murathan'dı. Bunu ikisinin gözlerinde net bir şekilde görmüştü Timur. Sevgiden de öte bir bağ vardı aralarında. Hep hayret etmişti bu bağa. Bir insanın, başka bir insanı bu denli sahiplenmesi imkânsızdı ona göre. Oysa gözünün önünde yıllardır sönmemiş bir aşk vardı. Ona da ayrı hayret ederdi.
Kendi de yanına gelen herkesi soğukluğuyla uzaklaştırırdı. Sessiz kalır, konuşmazdı. Soğuk cevaplar verir, işine gelmiyorsa cevap dahi vermeden kaçardı. Yaşamaya da böyle heveslere de mecali yoktu. Aslında zarar vermekten korkardı.