• - "... Eğer idare etmesini bilmezseniz; bağımsızlık, bedeli yüksek bir erdemdir..."
  • 176 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba:)Öncelik bu güzel eseri yazan istifade etmemizi sağlayan değerli ders hocam Abdulkadir Macide çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum .Bu hocamızın kişiliği kalemi oldukça sağlam örnek aldığım insanlardan. Kitaplarda insanın ruhunu yansıtır ya cidden yakından tanıdığım için söylüyorum farklıdır kendisi Allah razi olsun eseri oldukça sade ve anlaşılır....Efendim Kitaba geleceksek ;

    DAVA INSANI OLARAK ÜSTAD..
    Milletlerin hayatlarında zamana damgasını vuran bazı olaylar ve şahsiyetler hep var olmuştur bildiğiniz gibi. Türk milletinin de tarihinde, bağımsızlık için ter döken ve bu mücadelede bizzat rol alan eşsiz kimseler mevcuttur. Işte Üstad Mehmet Akif (Ersoy) da tartışmasız bunlardan birisidir. Kendisi yaşadığı dönemde, çevresiyle olan ilişkilerinde ve eserlerinde çağının durumunu, milletinin bilinmez bir girdaba sürüklenişini ve bu halden kurtuluş yollarını çok iyi analiz etmesiyle bu övgüye layık görülmüştür.Genellikle yapılanlar söylenenler kendisiyle ilgili "milli şair, vatan şairi, istiklal marşı şairi safahatın yazarı" biçiminde her zaman söylenegelen sözlerin ötesine geçmez baktığımızda .Onun şairliği, aruzu iyi kullanması, dile hakimiyeti, Anadolu'daki mücadelesi, milletvekilliği v.s gibi şablonlara sığdırılarak tanıtımı yapılır.Oysa Akif bir düşünce ve dava adamıdır.Kitapta en çok üzerinde durulan konu da budur.O, sahip olduğu İslami düşüncenin ve bilincin toplumda mevcut olmadığını görünce, topluma bu düşüncenin yerleşmesi için bütün gücüyle çalışır. Akif örneklerini Kur'an'dan verir ve sürekli Kur'an'dan bahseder. Çünkü kendilerine müslümanım diyen insanların mevcut bilgilerinin Kur'an'dan kaynaklanmadığını, şifahi ve sözlü kültüre dayandığını, varolan dinin atalar dini var olan olduğunu anlatır. Ona göre içinde bulunulan toplum, Kur'an'ı ölüler kitabı yapmıştır. Oysa Kur'an diriler için gelmiştir. Diri olanları uyarmak ve hayatlarını ona göre düzenlemek için vahyedilmiştir. Ama insanlar artık bu ilahi mesajdan epeyce uzaklaşmışlar ve onun hayal veren düsturları yerine, kendi kafalarına göre bambaşka bir din oluşturmuşlardır malesef.
    Üstad Mehmet Akif'e göre toplum, atadan, dededen gördükleriyle İslam'ı anlamıştır. Fertlerin hayatını kulaktan dolma bilgiler, daha çok dini-tasavvufi hikayeler, menkıbeler oluşturmuştur. Bu din anlayışı alabildiğince şekilcidir. Din dendiği zaman akla sadece namaz, sakal, bıyık, kılık ve kıyafet gelir. İbadetin özü, muhtevası kaybolmuştur.O, Kur'an'ın yapraklarının suyunun içilmesiyle şifa bulunmayacağını; gerçek şifa ve çözümün Kur'an'ın öngördüğü İslami bir düzenin gelmesiyle mümkün olabileceğini söyler. Klasik İslam anlayışını yer yer eleştiriye tâbi tutar. Geçmişle İslam adına yapılan hataları bir bir gözönüne serer. İslam toplumlarının geri kalışını Kur'an'dan uzaklaşmalarıyla izah eder.Ustad Mehmet Akif sağcı, ulusçu ve milliyetçi bir kimlikle daha çok değil, İslami kimlikle tanımlanabilir ve anlatılabilir daha fazla. Cunku Üstad Akif Kur'anî bir müslümandı.Ve en çok karşı çıktığı bati taklitçiliği oldu.Batının ilim ve fennini İslâm ahlâk ve kültürüyle meczeden bir gençlik yetişecek ve ümmeti kurtaracaktı.Fakat onu tamamen taklit ederek değil. Asım, bu düşüncenin en ideal örneğiydi. Asımlar çoğalacak ve Asımlardan oluşacak Asımın nesli İslâm Dünyasına yeniden altın bir çağ yaşatacaktı. Asımın nesli gibi yetişmek, Asımın neslini yetiştirmek hepimizin ideali olmalıdır .Yeniden zirveye koşmak asimile nesillerle tabiki mümkün değil. Çare Asımın neslini yetiştirmekte. Ancak hangi Asımın nesli sorusunun doğru cevabını bulmamız şart.

    Not=

    Asım’ın nesli derken iman, irfan, fazilet ve bilgi ile donanmış; karakterli, ahlaklı, kişilikli; vatanına, milletine ve dinine sahip çıkan, dahası bunları yüceltmek için tüm imkanları seferber eden bir gençlikten bahsediyor Üstad..

    Onu anlamak dünü anlamak ve ders çıkarmak bugün daha iyi ilerlememizi sağlar.Kitapta bundan bahsediliyor.
    Hayat tarzı olarak kendi insanına asla uzak durmayan, inanç ve medeniyet değerlerine yabancı düşmeyen gerçek bir münevverdir Üstad . Sözde aydınların Batı’yı körü körüne taklit etmeyi marifet sandıkları bir çöküntü döneminde Akif’in sahici bir aydın tavrıyla milli değerlere yaslanması çok önemli bir konudur.
    Millet şairinin eserleri milletin dert ve bunalımları ile dolu olduğu gibi çözümlerine yönelik iletileri de içinde barındırmakta. Şiirlerinde kendi dert ve sıkıntılarına yer vermemiş; ancak, milletinin derdini kendi derdi kabul etmiştir. Milli Marşımızı, istiklal marşı olarak milletine armağan etti. Şiir için verilen ödülü, elinin tersiyle iterek, vatan ve millet sevgisini gösterdi bildiğiniz gibi...

    #Rabbim kendilerine rahmet eylesin ve onun yürüdüğü yoldan ve bizleri Asımın nesli olan yaşayan gençlerden eylesin.Lutfen Bir Fatiha okuyalım ruhlarına içimizden geliyorsa tabi çok mutlu olurum:)Allah razı olsun selametle..
    Iyi okumalar dostlar..
  • 544 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Az önce kapadım kitabımın arka kapağını. Öylece bakakaldım bir süre. Hissettiklerimin etkisi geçmeden incelemesini yapmak istedim. Ama şimdi ekrana öylece bakakaldım, neresinden başlasam NASIL anlatsam diye. ÇÜNKÜ BU RUH HALİYLE KİTABIN ETKİLERİNİ ANLATABİLECEĞİMİ SANMIYORUM. Sanırım başından itibaren başlamak en doğrusu.

    Paris’ten Çiçeklerle kitabı bir önce okuduğum kitaptı ve Nazi döneminde işgal edilen Paris konusu işlenmişti. Konusu aynı olunca bu kitapla devam etmek istedim. Ancak yanılmışım... Aynı dönemi yansıtsalar da Hannah o dönemi daha çarpıcı bir şekilde neredeyse tüm yönleriyle ele almış. Fransız askerlerinden esir kamplarına düşenleri, yurtdışından Fransaya gelen Yahudiler ile Fransa doğumlu Yahudileri, Fransız vatandaşı katolikleri, Fransız işbirlikçileri de işlemişti. Tabi ki işgalci kuvvet Wehrmacht, Gestapo ve SSye de değinmişti. Onların içinde de iyiler ve kötüler olduğunu Viann’in evine el koyan iki Nazi subayı aracılığıyla gayet içten ve detaylı bir anlatımla gördük. Yüzbaşı Beck, en az Viann kadar gördüm içinin derinindeki pamuk kalbi. Rachel ve ailesi için kendini tehlikeye atman takdire şayan. Ahhhh, Rachel gibi nicesine yetebilseydin...

    Bir annenin çocuğundan ayrılması kadar zor bir şey yok dünyada. Rabbim kuzuları analarına, anaları kuzularına bağışlasın. Başlarına gelecek belalardan yavrusunu uzak tutmak için o cennet kokusundan uzak durup ayrı kalmayı göze alabilen tüm annelerin ellerinden öpüyorum. Rabbim o mini bedenlerle hasretinizi ahirette dindirsin inşallah. Kitabın son 50-60 sayfasını okuma halimi
    “Boğazımda bir düğüm
    Gözümde damlalar”
    diyerek tasvir edebilirim. Ariel’in hahama teslim edilme sahnesinden ve üzerimdeki etkisinden kurtulamamışken, yetişkin Ariel’in o konferansta Viann’i bulması beni derinden sarstı. Bugünlerde bu konuda hassas olmam da bu kısımda ağlamama sebep oldu.

    Rossignol ailesinin asi ve kural tanımaz olarak bilinen dişi aslanı İsabelle, sen ve senin gibiler bu güç gösterisini hep içlerindeki sevgiye duyulan açlığı bastırmak için yaparlar. Bunu yaparken tüm hayatını imkansız gibi görülen zor işlere harcaman ayakta alkışlanır. Belki ailen o dönemde seni anlayamadı senin onları anlayamadığın gibi ama sen hep ailenin bir parçasıydın. Yaptığın fedakarlıklarla ülkende gerçek bir “bülbül” oldun. Şahsında Nene hatunları da gördüm. Onları da andım. Ruhunuz şad olsun ülkesi için anneliğinden, gençliğinden, kadınlığın verdiği narinliğinden vazgeçen hassas ve fedakar kalpler, ruhunuz şad olsun. Sizler kahramanısınız hayatlarımızın.

    Herkes gibi ebeveynler de bocalayabilir, sendeleyebilir. Hayatın dalgalarında boğuşurken çocuklarından ayrı düşüp sorumluluklarını yerine getiremeyebilir. Ama iş başa düşünce bir baba da tıpkı bir anne gibi, yavrusu için canını hiçe sayabilirmiş... Julien Rossignol ve diğerleri ışıklarda uyuyun.

    Vefa öyle bir rüzgardır ki, üzerinden yıllar da geçse arada binlerce kilometre de olsa sizi sürükleyebilir. Bu kitapta vefanın adı Ariel de Champlain idi.

    Kitabı okurken kendi ülkemizin verdiği bağımsızlık savaşını düşündüm sık sık. Bizde de yaşanan benzeri olayları, atılan kocaman adımları, dağ yürekli kahramanlarımızı... İsrail’i de düşündüm. Acaba bu uğursuz dönem yaşanmasaydı, yine böyle vicdansız bir yönetim mi sergilerlerdi? Bu yönetim anlayışları başlarına gelen bu durumun bir sonucu mu? Ve daha bir sürü şey...

    Kristin Hannah kalemini çok beğendiğim bir yazar ve bu kitabıyla farkını bir kez daha kanıtlamış ve sürükleyiciliği ile çarpıcılığını bir tık daha yükseltmiş. Çeviride, yazım ve noktalamada hata olmaması ayrıca artı puan. İçerik zaten 100 puan herkesin okuyup üzerinde derinlemesini tavsiye ettiğim kitaplar arasında yerini aldı. Şimdiden keyifli okumalar.

    Kitapla kalın.