1000Kitap Logosu
Bahadır Cüneyt Yalçın
TAKİP ET
Bahadır Cüneyt Yalçın
@bahadircuneytyalcin
Onu konuşurken, tanık kürsüsünde konuşurken seyrettim ve garip bir şey görür gibi oldum: nasıl gazeteci Clark Kent gömleğini çıkarıp Süperman'e dönüşürse, Woody de iki eliyle göğsünü açmıştı, orada kalp, ruh ve vicdan bulunması gereken yerde bağırsaklar ve karanlık şeyler gizlenmişti, gün ışığına alışık değildiler.
3
İlkbahar geldiğinde Woody artık ne kadar üzgün olduğunu, bensiz yaşayamayacağını ya da dünyanın en güvenilir insanı olduğunu söylemekten vazgeçmişti. Artık "Eğer bana dönmeyeceksen Soon-Yi ya da istediğim başkaları ile çıkmakta özgürüm" diyordu. "Çocuklar buna nasıl katlanabilir?" diye sordum. Bu ilişkinin psikolojik açıdan ensest olduğunu söyledim. "Okul toplantılarında ne yapacaklar, Soon-Yi'yi hem kardeşleri hem de üvey anneleri olarak mı tanıtacaklar? Sence insanlar pratik açıdan bunu nasıl karşılayacak? Çılgınlık bu! Kayınvalden olamam!"
1
"Bilmiyorum, belki de küçükken ona sert davrandım" dedi. "Beni her gün döverdi" diye bağırdı Woody odanın öteki ucundan. "Çok zor bir çocuktu" diye devam etti annesi. "Koşar, zıplar, elbiselerini çıkarırdı, hiç sakin durmazdı. Onunla nasıl başa çıkacağımı bilemiyordum, çok hareketliydi. Ona sert davrandım. Sert davranmasaydım belki de farklı daha yumuşak bir insan olurdu. Daha sıcak biri (...)
1
Arkadaşım Lenny Gershe, Woody'nin kırk yıl psikanaliz yaptırmasını şöyle açıklıyordu: "Psikoterapi onun için başarılı olmuş. Kim bilir, belki de aksi halde seri katil filan olurdu." Fakat psikiyatristlere ve uzun süreli psikanalize duyduğum kötümserlik doruk noktasına varmıştı. Psikanalizin Woody'nin yaşamında tuttuğu yere bakıyordum ve onu birlikte yaşadığımız insanlardan ve sistemlerden soyutladığını, farklı bir gerçeğin ortasına attığını görüyordum: sadece terapisti ile görüş alıiverişinde bulunduktan sonra var olan bir gerçeklik. Woody hemen hemen sadece kendisinin inşa ettiği ve yönettiği bir dünyada yaşıyor ve karar veriyordu -terapistleri bu dünyayı onaylamaları içi kullanıyordu. Başkaları onun gözünde insan değildi, sadece kendi manzarasını süsleyen ve kendi varoluşuna yaptıkları katkıya göre değerlendirdiği yüzlerdi. Bu nedenle hiçkimsenin duygularını anlamıyor, hiçkimseye, hiçbir şeye karşı ahlaki sorumluluk duymuyordu. Onun psikiyatristini aradım ve ailemi korumak için yardım etmesini istedim, yanıt olarak "Ahlak, terapistlerin görev alanına giren bir konu değildir." dedi. Bu düşünüş biçiminin yıllarca Woody'nin bakış açısını nasıl şekillendirdiğini merak ettim.
1