• Nizar Kabbaniden..
    Ey acemi dudaklı yar

    Ey acemi dudaklı yar... Bahaneler bulma bana
    Kurtarıcın ve müjdecinim ben senin
    Aşkı öğretmek için geldim sana
    Öğren onu...
    Hala kabile kanunları hakim vucuduna
    Kendin hükmetmeye çalış bedenine

    Kulak ver bana...
    Vaktim çok dar
    Her mevsimde bir kez biter başak
    Aklını başına al
    Asık suratla karşılanmaz ilk bahar yağmurları
    Sen de diğer kadınlar gibi ol
    Sadece bağırmak için mi verildi sana bu dudaklar

    İşte talimatlarım... Önünde hepsi de...
    Cennetimi de orada görüceksin
    Cehennemimi de
    Hala anlamadıysan şimdiye kadar
    Sor ne olur, anlamaya çalış
    Sana dayatmak istemiyorum kendi konumumu
    Konuş... Eğer konuşmak hoşuna gidiyorsa
    Kokla beni
    Bu seni rahatlatacaksa...

    Zorla sevgiyle işim olmaz benim
    Şiddet - kadınım -
    Beni bunalıma sokuyor
    Kötü bir adam olacağımdan korkuyorum
    Seni aşka bir koyunu çeker gibi çekeceksem eğer
    Anlamaya çalış...

    Sakin ol...
    Niyetim bu güzel geceyi mateme çevirmek değil
    Hiç bir zaman bir kabile reisi olmadım
    Seni kanla ve tırnakla sevecek olan
    Fakat ben daima gökyüzünün haritasını
    Değiştirmeye çalışan adamım
    Şiiriyle...
    Ve aşkıyla...
    Yıldızların konumunu değiştirmeye çalışan adamım..

    Nizar Kabbani..
  • "Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
    Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
    Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
    Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
    Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
    Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
    Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
    Adam akıllı yorulmuşum"
    -Dilaver Cebeci/Sitare
  • Benim memleketim sıcaktır. İnsanları da öyle. Uzun türküleri, uzun yağmurları, uzun dostlukları vardır. Her gün bahar gibi açan sıcacık dost insanlardır... Dost, barışçı.
  • Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
    Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
    Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
    Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
    Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
    Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
    Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
    Adam akıllı yorulmuşum
    Ellerin böyle olmamalıydı
    Ellerine acıyorum
    Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
    Durup durup ıssız yerlerde
    “Güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
    Daha çok işimiz var” diyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
    Dilaver Cebeci
    Sayfa 64 - Sitare, Panama Yayıncılık
  • Bak bahar yağmurları şimşekler içinde
    Bir kez daha nişanlanıyor dağlar
    Kelimeler bir kez daha kıvılcımlanıyor
    Bir kez daha doğuyor ülkem
    Kanının ve bağrının derinliklerinden
  • Gelmiş geçmiş bahar yağmurları, yaz sıcakları bu sevdanın tanığıdır. Rüzgarın sevgisini göstermek için yapraklara ihtiyacı vardır. Sadece sevgisini göstermek için mi? şiddetini, acımasızlığını, öfkesini göstermek için de.. Zavallı yapraklar bu delişmen aşığın her halini, hiç seslerini çıkarmadan, vefakar bir sevgili gibi çeker.."
    -Aşk Köpekliktir // Ahmet Ümit-
  • “Ceşmek Be zen Sitâre
    Ezmen Mekon Kenâre”

    Nerden çıktın karşıma böyle Sitâre
    Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
    Kirpiklerin yüreğime batıyor
    Telaşlı bir kalabalığın ortasında
    Ayaküstü konuşuyoruz
    Nedimin nigehban nergisleri gibi
    Üstümüzde bütün nazarlar
    Çok utanıyorum Sitâre

    Dün oturup hesap ettim
    Sen doğduğun zaman
    Ben bir askeri mektepte talebeymişim
    Sen bilmezsin Sitâre
    Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
    Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
    Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
    Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
    Bir derin uykuya atardım kendimi
    Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
    Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Seninle konuşurken Sitâre
    Aklıma yıldızlar dökülüyor
    Bir çâresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
    Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
    Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
    Gökyüzü salkım salkım Zigguratlar tıklım tıklım
    Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
    Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
    Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
    Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
    Gözlerine baktığım zaman Sitâre
    Bütün çöllere ay doğuyor
    Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şâ’yı
    En kuytu vahaları dolaşıyorum
    Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitâre
    Çadırla su arasında bir cılga var
    O cılgada nârin ayak izlerin var
    Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
    Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
    Biliyorum içinde bir sızı var
    Bıçak ağzı gibi ince bir sızı var
    Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
    Züheyr’in Suâd’ı gibi keremsiz kılan
    Kuzeyden güneye güneyden kuzeye
    Hep gidip geliyorum bu çöllerde
    Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
    Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
    Geviş getiriyorlar ufka bakarak
    Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
    Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
    Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
    Elif diyorum Sitâre, sineme elif çekiyorum
    “Ah minel aşk-ı ve hâlâtihi…”
    Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
    Ve ikimizde ıslanıyoruz
    Ben ne yağmurlar gördüm Sitâre
    Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
    Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
    Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
    O şehirde sırılsıklam gezerdim
    Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
    Tapınaklar insanları safra gibi atardı
    Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
    Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
    Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
    Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
    Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
    Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
    Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
    Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitâre
    Adam akıllı yorulmuşum
    Ellerin böyle olmamalıydı
    Ellerine acıyorum
    Ve kim bilir kaç yıldan beridir kalbimi öğütlüyorum
    Durup durup ıssız yerlerde
    Güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
    Daha çok işimiz var; diyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
    Dilaver Cebeci
    Sayfa 61 - 65 (Panama)