• “en taze rakıların
    en ıssız kuytularından
    sırılsıklam tefrikalar çıkaran
    mahmud yesârî bey’i
    kim arar, kim sorar”

    (Attilâ İlhan’ın “Kim Arar, Kim Sorar” şiirinden)

    Bu yazımda, 16 Ağurtos 1945’te kaybettiğimiz yazarımız Mahmut Yesârî’den ve onun “Yakacık Mektupları” adlı eserinden bahsetmeye çalışacağım. Bu vesileyle, vefatının yetmiş dördüncü yıldönümünü olan içinde bulunduğumuz  2019’nin Ağustos ayında, bu yazarımızı anmış ve belki de hatırlatmış olacağım…

    Üstad Behçet Necatigil’in sıkça başvurduğum kitapları, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” ve “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü”dür. Zikrettiğim kaynaklardan ilkine, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü”ne,  “Merhum Necatigil, Mahmut Yesârî için ne yazmış?” diye baktığımda, şunu gördüm: “İstanbul Lisesi’nde okurken, resme olan yeteneği dolayısıyla devlet hesabına Avrupa’ya gidiyordu ki, Birinci Dünya Savaşı çıktı. Mahmut Yesârî, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi; sonra da Avrupa’ya değil,  yedek subay olarak Çanakkale’ye gitti. Savaş bitince İstanbul’a döndü, basın hayatına atıldı. Geçimini kalemiyle sağladı. Otuz yılı aşkın sürekli çalışması sonunda, Yakacık Sanatoryumu’nda veremden öldü. Çamlıca’da, Çakaldağı[ndaki] âile mezarlığına gömülü.” (Varlık Yayınları, 1985)

    Hattat Yesârî Mehmed Esad’ın torunu, hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet’in oğlu olan Mahmut Yesârî, soyadını , sol eliyle yazdığı için Yesâri lâkabı ile anılan hattat dedesinden alır. [Arapça bir kelime olan “Yesar”, “sol taraf”, “sol” anlamlarına gelmektedir.  (Bkz: İlhan Ayverdi, “Kubbealtı Lûgatı/Misalli Büyük Türkçe Sözlük”, cilt 3, sayfa 3459) Ziyaret etmek isteyenler olur diye şu notu da düşeyim: Murat Belge’nin “İstanbul Gezi Rehberi” kitabının 202. Sayfasında (İletişim Yayınları, 2008) yazdığına göre, hattat Yesârîzâdeler, Fatih Câmiî haziresinde medfundurlar.]

    Yakacık Mektupları adlı eser; Çoban Yıldızı, Çulluk, Pervin Abla, Ak Saçlı Genç Kız, Geceleyin Sokaklar, Bağrıyanık Ömer, Kırlangıçlar, Su Sinekleri, Bahçemde Bir Gül Açtı, Kalbimin Suçu, Ölünün Gözleri, Tipi Dindi, Sevda İhtikârı, Aşk Yarışı, Bir Kadın Geçti, Kanlı Sır, Yakut Yüzük, Dağ Rüzgârları vb gibi, onlarca kitap yazmış olan Mahmut Yesârî’nin, “anı-hikâye” diyebileceğim, temiz ve selis bir Türkçeyle yazılmış bir kitabı: Yakacık Mektupları, Çaprazın Romanı, Bir Keçiye Bir Adam, Kahvecinin Derdi, Kür Saatleri, Düğünsüz Köy, Ziyaret Günleri, Akşam Garipliği (“Sabahları iyi, hem çok iyi!... Ama bu saatler yok mu? Bu saatler çok fena!” Bu hikâyeye yürek dayanmaz!), Hasta Arkadaşım, Beklenen Dostlar, Bir Kahkahanın Suçu, Yaşamak Kaygısı isimli on iki kısa hikâyeden; daha doğrusu, “anı-hikâyeden” oluşuyor: Hayatını, yakalandığı verem hastalığı nedeniyle Yakacık Sanatoryumu’nda yitiren Mahmut Yesârî’nin; çoğunlukla acı, azıcık neşeli, bazen de tarji-komik “anı-hikâyeler”i. Tıpkı hayat gibi…

    Selim İleri, Yesârî’nin yazı sanatını “Mahmut Yesârî'nin romancılık anlayışı Hüseyin Rahmi'den uzak izdüşümlerle, Reşat Nuri yatkınlığı ve Aka Gündüz kardeşliğiyle, okura roman sanatını âdeta bir an önce sevdirmek arzusunda odaklandırılabilir.” diyerek tanımlar. Ardından da ekler:  “O yıllarda böylesi romancılara 'halk romancısı' denmiş. Romanın, roman okumanın toplum hayatına, ferdin hayatına anlam katacağına gerçekten güvenilmiş.” (Selim İleri, “Unuttuğumuz Mahmut Yesârî, 11 Nisan 2009, Zaman) İleri, aynı yazısında, Yesârî’nin eserleri arasında en sevdiğinin, Yakacık Mektupları olduğunu söyler: “En sevdiğim Mahmut Yesârî kitabı ise Yakacık Mektupları'dır. 1938'de ilk basımı yapılan, öyküler, gözlemler, izlenimler derlemesi, adından da anlaşılabileceği gibi, o zamanki sayfiye yöresi Yakacık'ın, bu arada Yakacık Sanatoryumu'nun topografyasını çıkarır. Yakacık, dingin, pastoral bir görünümle anılmıştır. Yakacık Mektupları'nda, vereme yakalanmış küçük bir çocuğun bekleyişini, yalnızlık acısını dile getiren ‘Akşam Garipliği’ öyküsü, bence, edebiyatımızın en yalın, en dokunaklı öykülerinden biridir. Sadece ‘Akşam Garipliği’ Mahmut Yesarî'yi yarın da okunur kılacak.”

    Edebiyatımızın kilometre taşlarını bilen ve her fırsatta anan bir yazar olan Selim İleri’nin, 23 Mart 2012 tarihli “Yitik Yesârî” (Radikal Kitap) yazısının sonundaki tesbit ve uyarı ile bitiriyorum yazımı: “ ‘Yakacık Mektupları’ küçük bir başyapıttır. Her türlü abartıdan uzak, içe işleyici, ‘hasta insan’ın ruh dünyasını yansıtmak açısından ‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ kadar derin... İşte sönüp gitmiş ‘Yakacık Mektupları’. Mahmut Yesârî’nin dergilerde, gazetelerde kalmış sayısız güzel yazısı var. Kim okuyacak, kim okur kaygısıyla günümüz yayıncılarının hiç yüz vermeyeceği yazılar. Fakat yazık ediliyor. Benden söylemesi, yitik Mahmut Yesârî bir definedir.”
  • Onun kurak, harap bahçesinde bir gül açmıştı ve bu gül, Belma idi.
  • - Gülün dikenleri olacak elbette...
    - Çoğu dayanılmayacak, çekilmeyecek kadar, soğuk ve banaldır.
  • İnsanları, kendilerini hangi fikre alıştırırlarsa,nihayet onun kalıbı içine giriyorlar.
  • Harikalara gelince, pek ümit etmiyorum, yaşlıyız, yorgunuz.
  • Sonra ölüm denilen nankör elin mücadelesini düşün... O tecrübeler, o bin bir ıstırabın inciler ile süslenmiş şaheser, bir darbede mahvoluyor. Evet, her ölüm de bir şaheser yıkılıyor... Buna emin ol...