• Bundan önce okuduğum yirmi birinci yüzyıl havası ile yazılmış eserden kendimi alamayıp, tesirinden kurtulamadan yüz yıl öncesine taşındım aniden.

    Filibeli Ahmed Hilmi' nin 1910 yılında kaleme aldığı bu eseri gördüğüm ilk anda, alışılagelmiş çeviri roman sandım fakat okumaya başlayınca anladım ki bu roman sıradan bir roman değil ve sadece okumak yetmiyor, beraberinde tahayyül gücünün sınırlarını zorlamamazı bizden istiyor ve buna bizi zorluyor. Bu sözümden imkansız gibi gözüken ütopyalar yahut ekstrem olaylar anlaşılmasını gayet yerinde buluyorum çünkü bu sözümü destekler nitelikte bir eser. Olması mümkün olan olaylara paralel romanları okuyup, alıştıktan sonra bunların zıddındaki bu roman alışkanlıklara darbe yapıyor. Şöyle baştan aşağı silkeliyor insanı.
    Ama bu kadar etkilenmemin yanı sıra daha da etkili olabilirdi diye de düşünüyorum. Çeviri olan eserlerin öz anlatısı ya da anlatılarından yahut benliğinden uzaklaştığını da düşünüyorum. Üstelik bir de bu eser gibi sadeleşip okunulunca iyiden iyiye özünden uzaklaştığını kanaatindeyim. Sadeleşme şekli tamamen onu sadeleştirenin algı ve bilgi birikimine endeksli. Imkanın dahilinde o dili öğrenip özünden özünü okuma fırsatım olsa keşke...

    Zerdüştlük, Buda ve İslam Dini ile harmanlanmış bu eserde başrol Ahmet Râci. Kafasındaki ikilemlerin buhranından kurtulmak için ilk başlarda maddelerin kısa ve feci zevklerine kendisini râm eden Râci, sonrasında bunun faydası olduğunu anlayıp tetkik ve ilme kendine atıyor.
    Şehvet ile nefis, Nisa ile muhabbet, sevinç ve hiddet, gazap ve muhabbet, gazap ve hikmet(Râci), nefs-i emmare ile hikmet ve nihayetinde nefsi emmarenin aşkın önünde diz çökmesi. Gerçekten de adı gibi "Hayalin Derinlikleri"...

    Raci ile 50'li yaşlardaki kötü giyimli Aynalı Dede arasında sürüyor kitabın ilk bölümü.
    Aynalı Dede' nin güzide ney sesiyle dalıyor hülyalara...
    ...
    ...
    ...
    ...
    Acaba Raci' nin bu ikilemler arasındaki muhasebesi nasıl bir nihayete erecek?


    Kitap Özünde Vahdet-i Vücud-u anlatması hasebiyle dikkatimi celbeden ve beni araştırmaya telkin eden yanının oluşundan dolayı biraz araştırma yaptım.

    Tasavvuf ekolü olan bu anlayışın kurucusu Muhyiddin-i Arabî. Büyük zatlardan S. Konyevi dışında bu ekole giren yok. Temelinde tek varlığı Allah (c.c.) kabul ediyor; Allah azze ve celle dışındaki varlıkları cezbe hali ile reddetmesinden ileri gelen bu tabir özetle لا موجد الا ه (Görünenler yok, sadece O (c.c) var) diyor. Güzel benzetme yapacak olursak:
    Mikroskobik canlı ile kainatın tümünü mukayese edip, hangisinin varlığı kabul edilire gelince o anki ilahi aşk ile kainat denmiş.
    Allah (c.c.) evrenin özüdür ve görünen diğer maddeler onun yansımasıdır...

    Fakat Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet bu konuyu izah mahiyetinde ve görüşe zıt.

    Bakara Suresi 255. ayet ve 284. ayet; Nisa Suresi 131. ayet; Yunus Suresi 155. ayet...
    هِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ.
    (Diyanet İşleri: Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Şüphesiz Allah, her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye lâyık olandır.
    Lokman Suresi 26. Ayet)

    Kur'an' da, Allah azimüşşan, bunların birer gerçekler ve ayrı varlıklar olduğunu söylemiştir.
    İslam hak dinine göre Allah' ın (c.c.) hiçbir yaratılana benzemeyeceği, tek olduğu ayet ve hadislerde vuzuh bir şekilde bilinirken; tasavvufun bu esası hiçe sayarak yaratan ile yaratılmış bir görüp (Hallac-ı Mansur) bütünlüğünü öngörmesini garipsiyorum.
    O mertebeye gelemediğim için kesinkes bir şey söylemekten de çekinmiyor değilim. O yüzden sadece garipsiyorum.
    Acizane fikirlerimin sonraki hakikat yolumda, vuslatıma bir adım daha yaklaşmama vesile olmasını umuyorum...
  • Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. ﴾155﴿ Onlar; başlarına bir musibet gelince, "Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz" derler.﴾156﴿ İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır. ﴾157﴿

    Kuran-ı Kerim / Bakara Sûresi 155. - 157. Ayet Meali
  • Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.(Bakara Suresi, 155. Ayet)
  • çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve hasılâttan eksiklik ile imtihan edeceğiz, müjdele o sabırlılarıki başlarına bir musibet geldiği vakit «biz Allahınız ve nihayet ona döneceğiz» derler