• Hıristiyanlar gibi müslümanlar da elçilerini diğer elçilerle üstünlük yarışına sokarak Kuran ile çelişen iddialarda bulunmuşlardır. Peygamber Muhammed’in diğer peygamberlerden üstün olduğunu desteklemek için yüzlerce Hadis ve mucize uydurulmuştur. Örneğin tüm evrenin Mu­hammed peygamber için yaratıldığı iddiası (levlake levlake lema khalaktul eflake) “Hadis-i kudsi“ diye Tanrı’ya yakıştırılmıştır. Muhammed peygambere iftira edilen “cinsel mucizeler“ ise onu seks düşkünü olarak tanıtmaktadır. Buhari başta olmak üzere “sahih Hadis kitapları“ Muham­med peygamberin seks hayatıyla ilgili iğrenç abartmalarla doludur. Kendi seks fantezilerini peygambere yakıştırdıkları yalanlarla kutsallaştıran din adamları yaptıklarının hesabını verecektir (6:112).
  • Kuran defalarca dinde zorlama olmadığını ilan etmesine rağmen Hadis ve Sünnet izleyicileri, Kuran’a aykırı olarak despot bir şeriat icat etmişler ve yüzyıllarca insanları baskı altında tutmuşlardır. Kuran, dinde zorlamayı reddederek federal bir laik sistem öngörür (5:43-48). Nitekim Kuran’dan başka bir kaynak kabul etmeyen Muhammed peygamberin (6:114) kurucu lideri olduğu Medine Site devleti, farklı dinleri ve yasaları izleyen gruplara özerk bölgeler vererek federal laik bir düzenin örneğini oluşturdu. Kuran’ı anayasa olarak kabul eden müslümanlar ile diğer yasaları izleyenler arasındaki ilişkiler aralarında imzalanan ortak bir yasaya göre belirlenir. Bak 2:217; 2:256; 4:88-90; 4:137-140; 10:99; 18:29; 88:21,22.
  • "Kuran tüm insanları barışa çağırır (2:208). Nitekim evrensel parola olarak seçilen Selam veya Selamün Aleyküm ifadeleri insanları sürekli barışa çağırır (4:94). Savaşa sadece savunma için izin verilir. Savaşın temel prensipleri için bak 60:8-9."
  • "Tanrı’nın dini (yasası), inanç ve düşünce özgürlüğünü temel prensip edinir. Tanrı’nın dini, bugünün terimiyle demokratik ve federal laik sisteme benzer bir toplumsal yapıyı öngörür."
  • "Dil muhafazakârlığını din haline getirenlerin Tanrı kelimesinin Allah yerine kullanılmasına alerji duymaları gayet normal. Arapça dilini kutsallaştıran Arap kültürünün dinselleşmiş öğretileri olan Hadis, Sünnet ve mezheplerin etkisinde kalmış arkadaşların dikkatini şu noktalara çekmek istiyorum: Allah kelimesi etimolojik olarak Arapça belirtme öntakısı olan “Al“ (genelde “el“ diye okunur. İngilizcedeki “the“ nin karşılığı) ile “ilah“ (tanrı) kelimesinin birleşik halidir. Türkçede “el“ belirtme öntakısının benzeri yok ama büyük harfle yazma yoluyla, yani “Tanrı“ diye yazarak aynı anlam ifade edilebilir. Bunun yerine “Tek tanrı“ ifadesi de kullanılabilir. Kuran, Allah (El-ilah) için sadece “ilah“ (tanrı) kelimesini de kullanır. Kuran, Tanrı’nın diğer uluslara da kendi dillerini konuşan elçiler ve onların da dilinde yazılmış kitaplar gönderdiğini bildiriyor. Dünya’nın diğer dillerinde evrenin yaratıcısı için farklı isimler (sesler veya semboller) veya tanımlamalar kullanıldığı malum. Örneğin, Hebrew diliyle gönderilen Tevrat’ta Allah kelimesi yerine Yehova ve Elohim kelimeleri kullanılır."
  • "Şefaat mitolojisi dünyanın birçok dininde yaygın bir inançtır. Şefaat "ikilemek" anlamına gelir. Ancak Allah'ı yeterli görmeyenler bunu putlaştırdıkları peygamberler ve velilerin kendilerini Din Gününde Allah'ın mahkemesinde "kurtarma" veya "aracılık ile kayırma" olarak çarpıtmışlardır. Şeytan yani Sapkın, Muhammed’in tüm ümmeti için şefaat edeceği yalanını müslümanların inancına sokmuştur. Kuran bu sapkın inancı reddeder; Mu­hammed hiç kimseyi kurtaramaz. Muhammed’in şefaat ederek kendilerini Allah’tan kurtaracaklarına inananlar, Muhammed’in ahiretteki biricik şikayetine muhatap olacak ve umdukları şefaat tam tersine gerçekleşecek (25:30). Kuran’a göre şefaat, gerçeğe tanıklık etmekten ibarettir (20:109; 43:86; 78:38). Her gün namazlarında okudukları Açılış (Fatiha) suresiyle sadece Allah’tan yardım isteyeceğine söz veren sözde müslümanların, namazdan hemen sonra, kendilerini işitmeyen, kendisine bile yarar ve zarar vermekten aciz olan Muhammed’den (39:30 ve 16:20, 21) yardım dilemeleri ne büyük bir çelişkidir! Açılış suresinde geçen “Maliki yevmid-Din“; yani “Yargı gününün Sahibi“ ifadesi, konuyu tek başına açıklamaya yeter (82:17-19). Ayrıca 2:123,254; 3:80; 5:109; 6:51; 6:70,82,94; 7:53; 9:80; 10:3,18; 13:14-16; 19:87; 33:64-68; 34:23,41; 39:3,44; 43:86; 53:19-23; 74:48; 83:11 ayetlerine bakınız. "
  • 610 syf.
    ·13 günde·9/10
    ''Müftüler sana fetva verse de sen kalbine danış!''

    Bu cümle sanırım kitabın en güzel manası yüksek bir özeti idi. Aslında biliriz ki Abdülkadir Geylani olsun, İmam Gazali olsun islam alimlerinin benimsediği tasavvufu günümüzce hep yanlış yorumladık. Hayatımıza madalyonun diğer yüzü ile yansıtıldığı kanaatindeyim. Günümüz videolarında gördüğümüz hoş olmayan tarikat görüntüleri, siyasal ve sosyal hayata yansımaları elbette ki bu tabloyu böyle yorumlamamızda etken olmuştur. Gün geçmiyor ki ülkemiz ve Dünyamızda hep bu tarikat ve mezhepçilik çıkıyor her olumsuz vakanın başından. Terör olayları, intihar vs. Bakın yazdığım kelimeler bile hayli yol aldı ki taa teröre vardı.

    Hayatımda her kitabı sanki beynimde bir süzgeç varmış gibi olaraktan okudum. Bu kitabı okurken de asla şu büyük alim şu büyük evliya duygu ve mahiyetleri ile değil, Yüce kitabımız Kur'anın ışığıyla okumaya çalıştım elimden geldiğince. Yeri geldi eleştirdim, yeri geldi derin bir manayı aleme daldım. Öncelikle bu eserde Abdülkadir Geylani Hazretleri asla bir ( meslek arkadaşını) grubu veya bireyi övmüyor. Amannn! Bu eser tasavvufi deyip okumazsak çok şeyler kaybedebiliriz. Oku, eleştir yap, beğenme, tartış ama oku. Çünkü eserin içeriğinin yüzde doksanı hep Yüce Yaratıcı Allah'ı anlama ve tanıma, buna ek olarak Kur'andan ayetlerle besleme olarak karşımıza çıkıyor. Hatta günümüz İslam alimlerinin ve sosyal tabakanın zayıf veya sahih senetli hadislere bakış açısını bildiğim için, ne kadar şaşırılası bir şeydir ki kitapta hadis oranı çok ama çok az. Nerdeyse sitem bile ettim yazara. Hz. Peygamberi neden bu kadar az anıyor diye? Ha, şöyle yorumlamayalım lütfen? Üstünlük veya afedersiniz bir kazımama( tınmama) açısı değil bu. Haşa! Yeri gelince elbetteki Hz. Peygamberimizin ahlakını ve kişiliğini anlatıyor. Evet, ne demiştim? Günümüz insanı hani, uydurma hadis ve Peygamberimizin de bir insan olduğunu hep haykırıyor ya, işte Geylani de bunun üzerine eğilmiş: Peygamberimizin bir insan olduğunu, Kur'an rehberinde insanlara Rabbimizi tanıtmayı ve O'na inanmayı öğütlediğini belirtiyor, hadislerinde sağlamlığı hakkında küçük dipnotları ayrıca kendi bilhassa eklemiş 11. asırda kitabına.

    Bu kitap, namaz, abdest ve oruç gibi, veyahut nikah, evlilik gibi konulara eğilmemiştir. Sadece Allah'a nasıl yaklaşabiliriz? Onun rızasını nasıl kazanbiliriz, O'na giden yoldaki engellerin neler olduğunu anlatıyor. Dünya ve ahiretin bu sevgiye etkileri nelerdir? Nefis neden Dünya'yı ister sorularının cevaplarını yazmaya çalışmış. Dünyalık edinen insanların Allah'ı unutmaya sevkedeceğini belirtiyor. ÖNEMLİ! Günümüz insanları olarak laiklik, riyakarlık ve münafıklık konularından yakınırız. Bu terimlerin etkisini; işte laiklik önemli bir konu olduğunu, münafıklığın da en kötü bir haslet olduğunu söyleriz. İşte bu eserde de Münafık ve riyakarcıların kıldığı namazların boş olduğunu, zalim yöneticilerin sonunun hüsran olacağını anlatıyor. Allah'tan korkmamız ve insanların hakkına tecavüz etmememiz sanırım kitaba yönelmemiz için büyük sebeplerdir.

    62 adet sohbetten derlenen bu kitap; insanın gerçekleşecek olan ölümü hep hatırlamamızı, Allah'a karşı korku ve ümit arasında bağlanmamızı, insanlığın benimsediği hak, hukuk ve eşitlik kavramlarının imanımız ile bağlantılı olduğunu, eğer bir insanın hakkına girersek en büyük azapları çekeceğimizi, kadınlara ve yaşlılara hürmet edeceğimizi, Dünya hayatının boş ve eğlenceden ibaret olup esas hayatın sonsuz ve ebedi Ahiret olacağını ve davranışlarımızı bu çizgide sürdürmemizi gerektiğini anlatıyor.
    Son olarak eleştirime gelecek olursak Geylani, bazı sözlerle ister istemez bir - benlik- sıfatına yaklaşmış bulunuyor. Ayrıca neye dayanarak söylüyor şöyle bir cümlesi vardı: İlk insan Hz. Adem'in Süryanice konuştuğu ve mahşerde de İnsanların Süryanice, Cennete girdikten sonra ise Arapça konuşacağını söylüyor (belirtmiş). Bana biraz basit ve doğru olmayan bir yaklaşım gibi geldi. Araştırmak lazım. Eser eksik yönlerimi tamamlamamı , Yüce Rabbimizi biraz daha tanımamı sağladı. Dediğim gibi bana olumsuz gelen görüşleri eledim. Ve ikinci bir son olarak Yazarında üzerinde en çok durduğu duayı şu ayetle tekrar ediyorum:
    Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru! Amin. (Bakara 201. ayet)