• Kuran defalarca dinde zorlama olmadığını ilan etmesine rağmen Hadis ve Sünnet izleyicileri, Kuran’a aykırı olarak despot bir şeriat icat etmişler ve yüzyıllarca insanları baskı altında tutmuşlardır. Kuran, dinde zorlamayı reddederek federal bir laik sistem öngörür (5:43-48). Nitekim Kuran’dan başka bir kaynak kabul etmeyen Muhammed peygamberin (6:114) kurucu lideri olduğu Medine Site devleti, farklı dinleri ve yasaları izleyen gruplara özerk bölgeler vererek federal laik bir düzenin örneğini oluşturdu. Kuran’ı anayasa olarak kabul eden müslümanlar ile diğer yasaları izleyenler arasındaki ilişkiler aralarında imzalanan ortak bir yasaya göre belirlenir. Bak 2:217; 2:256; 4:88-90; 4:137-140; 10:99; 18:29; 88:21,22.
  • "Kuran tüm insanları barışa çağırır (2:208). Nitekim evrensel parola olarak seçilen Selam veya Selamün Aleyküm ifadeleri insanları sürekli barışa çağırır (4:94). Savaşa sadece savunma için izin verilir. Savaşın temel prensipleri için bak 60:8-9."
  • "Dil muhafazakârlığını din haline getirenlerin Tanrı kelimesinin Allah yerine kullanılmasına alerji duymaları gayet normal. Arapça dilini kutsallaştıran Arap kültürünün dinselleşmiş öğretileri olan Hadis, Sünnet ve mezheplerin etkisinde kalmış arkadaşların dikkatini şu noktalara çekmek istiyorum: Allah kelimesi etimolojik olarak Arapça belirtme öntakısı olan “Al“ (genelde “el“ diye okunur. İngilizcedeki “the“ nin karşılığı) ile “ilah“ (tanrı) kelimesinin birleşik halidir. Türkçede “el“ belirtme öntakısının benzeri yok ama büyük harfle yazma yoluyla, yani “Tanrı“ diye yazarak aynı anlam ifade edilebilir. Bunun yerine “Tek tanrı“ ifadesi de kullanılabilir. Kuran, Allah (El-ilah) için sadece “ilah“ (tanrı) kelimesini de kullanır. Kuran, Tanrı’nın diğer uluslara da kendi dillerini konuşan elçiler ve onların da dilinde yazılmış kitaplar gönderdiğini bildiriyor. Dünya’nın diğer dillerinde evrenin yaratıcısı için farklı isimler (sesler veya semboller) veya tanımlamalar kullanıldığı malum. Örneğin, Hebrew diliyle gönderilen Tevrat’ta Allah kelimesi yerine Yehova ve Elohim kelimeleri kullanılır."
  • "Şefaat mitolojisi dünyanın birçok dininde yaygın bir inançtır. Şefaat "ikilemek" anlamına gelir. Ancak Allah'ı yeterli görmeyenler bunu putlaştırdıkları peygamberler ve velilerin kendilerini Din Gününde Allah'ın mahkemesinde "kurtarma" veya "aracılık ile kayırma" olarak çarpıtmışlardır. Şeytan yani Sapkın, Muhammed’in tüm ümmeti için şefaat edeceği yalanını müslümanların inancına sokmuştur. Kuran bu sapkın inancı reddeder; Mu­hammed hiç kimseyi kurtaramaz. Muhammed’in şefaat ederek kendilerini Allah’tan kurtaracaklarına inananlar, Muhammed’in ahiretteki biricik şikayetine muhatap olacak ve umdukları şefaat tam tersine gerçekleşecek (25:30). Kuran’a göre şefaat, gerçeğe tanıklık etmekten ibarettir (20:109; 43:86; 78:38). Her gün namazlarında okudukları Açılış (Fatiha) suresiyle sadece Allah’tan yardım isteyeceğine söz veren sözde müslümanların, namazdan hemen sonra, kendilerini işitmeyen, kendisine bile yarar ve zarar vermekten aciz olan Muhammed’den (39:30 ve 16:20, 21) yardım dilemeleri ne büyük bir çelişkidir! Açılış suresinde geçen “Maliki yevmid-Din“; yani “Yargı gününün Sahibi“ ifadesi, konuyu tek başına açıklamaya yeter (82:17-19). Ayrıca 2:123,254; 3:80; 5:109; 6:51; 6:70,82,94; 7:53; 9:80; 10:3,18; 13:14-16; 19:87; 33:64-68; 34:23,41; 39:3,44; 43:86; 53:19-23; 74:48; 83:11 ayetlerine bakınız. "