• Bakara suresi...
    "Öyleleri vardır ki, inanmadıkları halde,
    Allah'a inandık derler. Allah'ı ve müminleri
    aldatmaya çalışırlar. İyi bilin ki, ortalığı
    bozanların ta kendileridir. İman edenlere
    rastladıkları zaman, inandık derler.
    Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman,
    seninle beraberiz, biz onlarla sadece
    alay ediyoruz derler."
  • Kim bu Hacı Ağa? Bilmiyor musunuz? Biraz zorlayın hafızanızı… Hadiii… Biz bizeyiz burada. Bildiniz mi şimdi? Evet hepimiz çok iyi tanıyoruz onu. Çok bilindik, çok tanıdık. Benim işverenim, senin müdürün, diğerinin komşusu, bir diğerinin akrabası, ötekinin iş arkadaşı.

    Biliyorsunuz işte… Hani üç kuruş da olsa menfaat için yapmadığı yalakalık kalmayan, makam mevki için girmeyeceği kılık olmayan, klavye başında vatan millet diye yağdırıp milletine en büyük zararı vereni alkışlayan, bakara makara dini sömürüp Allah adı dilinden düşmeyen, lafa gelince mangalda kül bırakmayıp arkanızı döndüğünüz anda sırtınızdan vuran delikanlılar…

    Sadık Hidayet’in bu kitabı yazdığı 1945’lerden bu zamana ne kadar az şey değişmiş. Adam kayırma, yalan, dini sömürü, kişisel çıkarlarını her şeyin önünde tutan yöneticiler, her şekle ve fikre kolayca girebilen riyakarlar dört bir yanımızı sarmış durumda.

    Kitap gerçekten çok cesurca yazılmış, muhteşem bir hiciv. Sömürünün her türlüsünü, ikiyüzlülüğün her çeşidini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermeye çalışmış Sadık Hidayet. Başta tiyatro sahnesi gibi gitse de ilerledikçe, hikayeye sürekli yeni karakterler girip çıkması hatta bunların Rus öykülerini aratmayacak derecede yabancı isimde olması okumayı zorlaştırmadı ve sıkmadı desem yalan söylemiş olurum. (Biz Allahtan korkarız !! Tövbe!!! :D) Fakat son 15 sayfası muhteşemdi, şair ve Hacı Ağa’nın kısımlarında içimin yağları eridi. Şair üzerinden İran yönetimine bütün öfkesini kusmuş, sonra da Hacı üzerinden İran halkına uyanış çağrısı yapmış. (Anlayana… )

    Gelelim şu Hitler Müslümanmış mevzuuna. 1945 yılında İran ileri gelenlerinin Hitler Sevdası varmış, yazar da buna atıfta bulunmak istemiş zannımca kitapta. Hitler İslam dünyası ile ittifak kurmak istemiş. Hitler Müslüman mevzusunu da araştırdım fakat bizim Kadir Mısıroğlu’nun içi boş iddialarından birisi. Ancak Hitler’in Müslümanlığa sempatisi olduğuna dair de şöyle bir açıklama buldum. Hristiyanlığın “Sana tokat atıldığında, diğer yanağını da çevir.” öğretisi olan merhamet teması Nazizm ile uymadığı için İslam’ın asker yetiştirme potansiyelini yani aslında cihad sevdasını sempatik buluyor diyebiliriz.

    İran –Hitler ilişkiisini mantığa oturtabilecek şöyle bir anektod vardı. “Her iki grup da Yahudilerden, Bolşeviklerden ve liberal demokrasiden nefret ediyordu. Ayrıca İslam, Hitler'in anahtar ilkelerinden biri olan aile kavramına odaklanıyordu. Bu düşüncenin benimsenmesi durumunda ari ırkın devamı da otomatik sağlanabilirdi.”

    Merak edenler linki inceleyebilir. https://www.ateistforum.org/...%C5%9F%C3%BCnceleri/

    Neyse çok ciddiye bağladık, Hacı Ağaların sonunun geleceğine inanmıyorum, çünkü her devirde herhangi bir şeye olan ihtiyacı olan insanlar bunlara prim vermeye devam edeceklerdir. İncelemeyi SH’nin kitabın sonuna yazdığı satırlarla; ve konuyla pek alakası olmamasına rağmen aklımda dönüp duran bir şarkıyla bitirmek istiyorum.

    “Okuyandan bir dua umarım;
    Çünkü ben kulunuz günahkârım.”

    https://www.youtube.com/watch?v=TzQbOdKVF1Y
  • Sadık Hidayet; "Hiç kimse intihara karar vermez. İntihar bazılarına mahsustur. Onların yaradılışında vardır. Herkesin yazgısı alnına yazılmıştır. İntihar da bazı kimselerle birlikte doğmuştur. Ben, yaşamı sürekli alaya aldım. Dünya, tüm insanlar; gözümde bir oyuncak, bir rezillik, boş ve anlamsız bir şeydir. Uyumak, bir daha uyanmamak istiyorum. Rüya da görmek istemiyorum." diyerek Paris'te günlerce hava gazlı bir apartman aramış ve 9 Nisan 1951'de dairesine kapanıp bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açıp intihar etmiştir. Aslen İranlıdır; fakat kitapları İran'da yasaklıdır. Varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen alçak gönüllü bir yaşamı tercih etmiş ve melankolik yazılar yazmaktan hiçbir zaman uzak duramamış. Kendisini Kör Baykuş isimli şahane eseriyle tanımıştım. Şimdi ise ikinci kitabını okudum ve bu kitabını da oldukça beğendim.

    Hacı Aga isimli bu öykü kitabı, yazarın topluma bir eleştirisi olarak görülebilir. Yazar, birçok toplumsal konuda fikirlerini ortaya koymuş ve eleştirilerini korkusuzca dile getirmiş. Benim Sadık Hidayet'te en sevdiğim özellik korkusuz olması oldu. Çünkü İran gibi baskı rejimlerinin sıkça görüldüğü ve toplum baskısının bir hayli fazla olduğu bir coğrafya içerisinde doğru bildiklerini söylemekten asla kaçınmamış ve doğru bildikleri doğrultusunda hayata gözlerini yummuştur. Kendisini severiz sevmeyiz; ama saygı göstermek zorundayız.

    Hacı Aga ise, 1945 yılında yazılmış; ama hala günümüze ışık tutmakta. Keşke Hacı Aga'lar Sadık Hidayet'in öyküsünde kalsaydı ve 1946 senesine geçemeselerdi. Ancak ne yazık ki, Hacı Aga'lar her devirde vardı ve korkarım halk boyun eğdikçe var olmaya da devam edecekler. Bildiğim bir şey var ki, biz onlara dur demediğimiz sürece onlar bize çobanlık yapmaktan asla vazgeçmeyecekler.

    Peki ama kimdir bu Hacı Aga? Doğru dürüst okuma yazması bile olmamasına rağmen etrafındakilere nutuk atmaktan çekinmeyen; "uçkur" derdiyle yanıp tutuşan ama etrafa dünyanın en ahlaklı insanı gibi kendisini anlatan; sırf para harcamamak için hamama bile gitmeyip leş gibi ter kokan; para içinde yüzmesine rağmen kapısına gelip borç para isteyenlere binbir ah vah içerisinde borç para vermeyen; şarabı, kumarı ve zinayı çok seven ama etrafına oruç tuttuğunu ve namaz kıldığını söyleyen; namussuzluğun ve düzenbazlığın en alasını yapmasına rağmen dünyanın en dürüst insanıymış gibi ortamlarda kendisini sunan bir adam...

    Çevremize bakıp kendimize bir soralım şimdi. Acaba etrafımızda Hacı Aga'lar var mı? Elbette var. Cuma namazına dahi gitmeyen ama her cuma telefonlarımıza dini mesaj atanlar; bakara makara diyerek halkın inancıyla dalga geçenler; oruç tuttuğunu söyleyip gizli gizli orucunu yiyenler; dünyanın en vatansever insanı gibi görünüp gizliden gizliye vatanı milleti satanlar; milliyetçilik naraları atıp bedelli askerliğin çıkmasını dört gözle bekleyenler; komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar... İşte bunların hepsi birer Hacı Aga.

    Hacı Aga'ları daha iyi tanımanız için İtirazım Var isimli filmin çok güzel bir sahnesini sizlerle paylaşmam gerekir. Bu kısa videoyu izleyince artık Hacı Aga'ları tam olarak tanıyacaksınız. https://www.youtube.com/watch?v=o0sRGOohaB4

    Netice itibarıyla Sadık Hidayet'in verdiği mesajlar son derece yerinde ve temiz mesajlar. Hala bu mesajları almak istemezseniz o sizin bileceğiniz iş. Ben bu kitabını da çok beğendim ve tavsiye ediyorum.

    Son olarak, kitabın en sonunda Sadık Hidayet'in adeta Zeki Müren cümlelerini andıran dizelerini de incelememe ekleyerek sizlere veda ediyorum. Sizce de tam Zeki Müren cümleleri değil mi?

    "Okuyandan bir dua umarım;
    Çünkü ben kulunuz günahkarım."
  • AKP’liler için din, içtenlikli, saf, dürüst insanlarımızı kandırmada bir araçtır. Siyasette rantı en yüksek olan ticari metadır.

    Ne diyor bunların eski AB Bakanı?

    Bir iki ayet salladık mı seçmeni kandırmaya yeter de artar bile. Kur’an sureleriyle “Bakara Makara” diyerek dalga geçiyor bu insan sefaletleri.
    Nurullah Ankut
    Sayfa 127 - Derleniş Yayınları
  • Nezih bi topluluk sofradaydı… “Götünün kılıyım” diyen Şafak Sezer, açılımcı akiller Hülya Koçyiğit ve Orhan Gencebay, eşiyle birlikte Ak Saray’ı ziyarete giden Demet Akalın, “Akp’ye oy verdim, hayranım” diyen Acun Ilıcalı, Akp iftarında ezan okuyan Mustafa Ceceli, Tayyip Erdoğan’a “ak yürekler seninle” diye şarkı yapan Doğuş, çakma dombıracı Uğur Işılak, “Tayyip Erdoğan ve ailesini son nefesime kadar seveceğim, bana ihtiyaçları olsun, gider nöbet tutarım” diyen Nur Yerlitaş, “muhteşem vizyonunuzla ülkemizin önünü açıyorsunuz, sizin için canımızı vermeye hazırız” diyen Ajda Pekkan, “Tayyip Erdoğan’ı seviyorum, çok beğeniyorum, duruşu bile güzel, aslan gibi, vurduğu yerden ses getiriyor, oyumu ona veriyorum” diyen Bülent Ersoy, oğlunun yatak odasında para kasaları yakalanan, Rıza Sarraf’ın önüne yatan Muammer Güler, “her sabah google’dan ayet sallıyorum, bakara makara” diyen Egemen Bağış… Ve, asrın liderimiz iftardaydı.

    *

    Dedim ya…
    Mübarek ramazan akşamı, pek nezih bi topluluktu.

    *

    Oruçlar açıldı, kameralara pozlar verildi, huşu içinde dağılırlarken, olanlar oldu. Ajda Pekkan, Bülent Ersoy’a selam vermeden gitti. Vay sen misin öyle giden… Bülent çok sinirlendi, Ajda’ya “ucube” dedi.

    *

    Hızını alamadı, fevkaladenin fevkinde konuştu… “Sen kime numara yapıyorsun da selam vermiyorsun, nedir bu nağmelerin, kime bu tavırların, masada ben varım, senden aşağı insan yok, senden üstün insanlar var orada, neyini hava yapıyorsun, küstah ucube” dedi.

    *

    Şak… Ajda savcılığa suç duyurusunda bulundu. Sadece hakaret davası açmakla yetinmedi. Televizyona çıktı, “Bülent Ersoy ayıp etti, biz onunla abi-kardeş gibiydik” dedi.

    *

    Sanat camiamız hop oturup hop kalktı… Takdir edersiniz ki, ablan kurban olsun’a “abi” demek, olacak iş değildi. Üstelik Ajda, bazı kaynaklara göre 1941, bazı kaynaklara göre 1946 doğumluydu. Bülent Ersoy ise, 1952 doğumlu… Bu durumda, Ajda nasıl “kardeş” olabilirdi ki? Olsa olsa “abla” olabilirdi. Dolayısıyla, Bülent’in de Ajda hakkında suç duyurusunda bulunacağı açıklandı.

    *

    Asrın liderimiz devreye girdi, Akp yandaşı radyocu Gezegen Mehmet’i sarayın elçisi olarak gönderdi. Ajda’yla Bülent arasındaki tatsızlık, hükümetimiz nezdinde, memleketin en önemli meselesiydi. Gezegen Mehmet, Ajda ve Bülent’le konuştu, “asrın liderimiz ikinizi de çok seviyor, sulh yoluna giderseniz çok mutlu olacak” dedi.

    *

    “Asrın liderimiz öyle istiyorsa, hay hay” dediler. Kriz çözüldü.

    *

    Aradan az bi zaman geçti. Şak… Bülent Ersoy hakkında tutuklama kararı çıktı!

    *

    Ay inanamıyorum şekerim, nasıl olur derseniz… Asrın liderimizin ricasını kırmayan Bülent Ersoy, dava açmaktan vazgeçmişti ama, Ajda davasını geri çekmemişti. Soruşturma Bülent Ersoy’un gıyabında devam etmiş, sanık olduğundan haberi olmadığı için ifade vermeye gitmemiş, bu nedenle tutuklama kararı çıkmıştı, polis tarafından görüldüğü yerde yakalanacaktı. Magazin dünyamız allak bullak olmuştu sayın seyirciler… Bülent Ersoy savcıya gitti, ifadesini verdi, tutuklama kararı kaldırıldı, tutuksuz yargılanmaya başlandı.

    *

    Ve, önceki gün dava sonuçlandı. Bülent Ersoy suçlu bulundu, Ajda Pekkan’a 3 bin 750 lira hakaret tazminatı ödemeye mahkum edildi. Ayrıca… Beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına, bu beş yıl içinde gene hakaret suçu işlerse, katlamalı ceza verilmesine hükmedildi.

    *

    Diyeceksiniz ki e-ee?

    *

    e’si şu…

    *

    Asrın liderimiz, Mehmet Aksoy’un heykeline “ucube” dedi. Mehmet Aksoy hakaret davası açtı, manevi tazminat talep etti. Türk Dil Kurumu’ndan bilirkişi olarak rapor istendi. Bu memleketin koskoca Türk Dil Kurumu “ucube kelimesi hakaret değildir” diye görüş bildirdi. Neticede, bu memleketin koskoca Yargıtay’ı… “Ucube hakaret değildir” dedi. Asrın liderimizin “suçsuz” olduğuna karar verdi.

    *

    Asrın liderimiz “ucube” deyince, hakaret olmuyor.
    Bülent Ersoy “ucube” deyince, hakaret oluyor.

    *

    Peki biz hangi sanatçıya ucube diyebileceğimizi, hangi sanatçıya ucube diyemeyeceğimizi nasıl belirleyeceğiz kardeşim?

    *

    Siyaset sahnemizin bu belirsizlikle yaşayabilmesi mümkün değil… 102 vatandaşımız havaya uçurulduğunda sırıtan adalet bakanımızı göreve çağırıyorum, Ahmet Kiziroğlu hükümetinin bu hayati mevzuya derhal bi açıklık getirmesini rica ediyorum.