Hakan Can, bir alıntı ekledi.
15 Mar 23:52 · Kitabı okuyor

Bakara Sûresi/36
Sonra şeytan onların ayaklarını kaydırıp Cennet nimetlerinden mahrum kalmalarına sebep oldu.
Biz de “Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin,” dedik. Orada belirlenmiş bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasip vardır.

Kur'an-ı Kerim'in Açıklamalı Türkçe Meali, Kolektif (Sayfa 5 - Yeni Asya Neşriyat/ Şaban Döğen)Kur'an-ı Kerim'in Açıklamalı Türkçe Meali, Kolektif (Sayfa 5 - Yeni Asya Neşriyat/ Şaban Döğen)
Ben Hakimim Masum Bey, bir alıntı ekledi.
 15 Şub 14:52 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Çorak bir arazi mi gördün bilki Yahudi geçmiştir.
(Hristiyanlığı bozan yahudi vezir. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.)

Taassub yüzünden hıristiyanları öldüren yahudi
pâdişahın hikâyesi

• Yahudiler arasında, Îsâ düşmanı ve hıristiyanları öldüren zâlim bir hükümdar
vardı.
325 • Halbuki peygamberlik zamanı ve nöbeti Hz. Îsâ'ya gelmişti. Mûsâ devri
geçmişti. Öyle olmakla beraber o Mûsâ'nın, Mûsâ da onun rûhu gibi idi.31
31 "Allah'ın peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz." Bakara Sûresi 285.
• O şaşkın pâdişah, Allah yolunda, Îsâ yolunda yürüyen, Hakk dostları olan
Mûsâ ile Îsâ'yı birbirinden ayrı sandı.
338 • O yahudi pâdişahın sapık ve hileci öyle bir veziri vardı ki, hile ile akan
suyu bile düğümlerdi.
• Bu vezir dedi ki: "Hıristiyanlar, canlarını kurtarmak için, dinlerini pâdişahtan
gizlerler.
34
340 • Bu sebeple bu kadar çok hıristiyan öldürme, çünkü, öldürmede fayda
yoktur. Din misk ve öd ağacı değildir ki kokusu çıksın.
• Din, yüzlerce kılıf içinde gizlenmiş bir sırdır. Dışı seninle uyum halindedir.
Sana benzer. Ama içi seninle çekişmede, sana uymamaktadır."
• Pâdişah vezire sordu ki: "O halde ne tedbir alalım? Bir yalan ve hile olan
hıristiyanlığın yayılmasını nasıl önleyelim?
•Ne yapalım ki, dünyada hıristiyanlığı açığa vuran veya gizleyen bir hıristiyan
kalmasın."
• Vezir dedi ki: "Ey pâdişahım, sen bana kızmış, gazap etmiş görünerek emir
ver, kulağımı, elimi kestir. Burnumu, dudağımı yardır.
345 • Ondan sonra beni dar ağacına göndert. Tam o sırada bir şefaatçi senden
suçumun bağışlanmasını niyâz etsin.
• Sen bu işi, dört yol ağzı bir yerde, tellâl çağırılan kalabalık bir pazarda
yaptır.
• Ondan sonra da beni yanından uzaklaştır, uzak bir şehre sür ki ben orada
hıristiyanlar arasına şer ve fitne, karışıklık salayım.
• Ben onlara diyeyim ki: `Ben de hıristiyanım ama, dinimi gizli tutarım'. Ey
sırları bilen Allah'ım, sen benim gönlümü, inancımı biliyorsun.
Pâdişah benim hıristiyan olduğumu anladı. Yahudilik taassubu yüzünden beni
öldürtmek istedi.
350 • Ben de dinimi pâdişahtan gizlemek, onun dininden görünmek istedim.
• Pâdişah, benim sırlarımı anladı. Sözlerim onun yanında kusurlu göründü.
• Dedi ki: Senin sözlerin, içinde iğne bulunan ekmek gibidir. Benim
gönlümden, senin gönlüne pencere var.
• Ben o pencereden senin halini gördüm, onun sözlerine inanmam.
• Eğer Îsâ'nın rûhâniyeti bana yardım etmeseydi, pâdişah yahudilik gayreti ile
beni parça parça ederdi.
355 • Îsâ uğruna canımı, başımı veririm ve bunu canıma yüz binlerce minnet
sayarım.
• Îsâ’dan canımı esirgemem. Fakat Onun dinine dâir iyiden iyiye bilgim
vardır. Hıristiyanlara yararlı olmak için ölmek istemiyorum.
• O pâk dinin, bilgisizler arasında kalıp yok olmasından üzülüyorum,
hayıflanıyorum.
35
• Allah'a ve Îsâ'ya şükür ki, biz bu hak dinin yol göstericisi olmuşuz.
• Belimize hıristiyanlık zünnarını bağladığımızdan beri, yahudilikten
kurtulduk.
360 • Ey insanlar, devir Îsâ'nın devridir. Onun dininin sırlarını candan ve
gönülden dinleyiniz."
• Vezir, bu hileyi, pâdişaha sayıp dökünce pâdişah'ın gönlünden endişeyi
giderdi.
• Pâdişah, vezirin dediği, istediği şeyleri yaptırdı. Halk, vezirin başına gelen
acıklı hallerden, bu gizli ve hileli işlerden dolayı şaşırıp kaldı.
• Veziri, hıristiyanların bulunduğu memlekete sürdü. O da gittiği yerlerde
halkı dine dâvete başladı.
• Yüz binlerce hıristiyan azar azar onun etrafına toplandı.
• Vezir onlara, gizlice, İncil'in, zünnarın ve namazın sırlarını anlatıyordu.
365 • Vezir, görünüşte din vâizliği yapıyordu ama, bâtında, hakîkatte o, kuşu
avlayanların ıslığı ve tuzağı gibi idi.
371 • Hıristiyanlar tamamiyle o vezire gönüllerini verdiler. Esasen câhil
kişileri bir şeye inandırmak zor değildir ki...
• Gönülleri, vezirin sevgisi ile doldu, taştı. Onu Îsâ'nın vekili sandılar.
• Halbuki o vezir, hakîkatte, tek gözlü mel'un Deccal idi. Ey yardımcıların en
güzeli olan Allah, feryadımıza yetiş!
345 . O imansız vezir, âdetâ, badem ezmesi içine, sarımsak saklar gibi hile ile
din nasihatçılığı yapıyordu.
• Hıristiyanlar arasında zevk ve anlayış sahibi olanlar, vezirin tatlı sözleri
arasında bir de acılık duyuyorlardı.
• Vezir çok mânâlı, nükteli sözler söylüyordu, fakat o sözler, içine zehir
karıştırılmış şeker şerbeti gibi idi.
• Sözünün dış yüzünden; "Hakk yolunda gayretli ol, çabuk ol." mânâsı
çıkıyordu. Hakîkatte, çalışıp da ne yapacaksın, tenbellik et, keyfine bak dediği
seziliyordu.
452 .Vezirin sözleri, anlayışlı ve zevk sahibi olmayanların boyunlarına birer
halka olup geçiyordu.
• Vezir, altı sene yahudi pâdişahtan uzak kaldı ve bu müddet içinde Îsâ
ümmetinin âdetâ sığınağı oldu.
36
• Bütün hıristiyanlar dinlerini de, gönüllerini de ona verdiler. Herkes onun
emri ile seve seve ölüme atılıyordu.
455• Pâdişahla vezir arasında haberleşmeler vardı. Pâdişah, gizlice, ona, gönül
alıcı vaadlerde bulunuyordu.
• Vezire; "Ey benim değerli ve makbul vezirim. Vakit geldi, çattı. Artık,
gönlümden bu dert çıksın gitsin" diye mektup yazdı.
• Vezir de ona; "Pâdişahım, ben şu anda, Îsâ dininden olanlara fitneler
fesadlar salmaktayım." diye cevap verdi.
• O devirde Îsâ dininden olanları yöneten on iki emîr vardı.
• Her fırka, bu on iki emîrden birine uymuş, faydalanmak için ona kul köle
kesilmişti.
460. Bu on iki emîr ile onlara uyanlar, o soysuz vezirin tuzağına düşmüşlerdi.
• Onların hepsi de onun sözüne inanıyor, hepsi de, onun gidişine ayak
uyduruyordu.
• Ona öyle inanmışlar, öyle bağlanmışlardı ki, vezir, öl dese emîrlerden her
biri, hemen onun önünde can verirdi.
• Vezir, her emîrin adına ayrı bir tomar hazırladı. Her tomarda bulunan
yazılar, meslek ve mezheb yönünden bambaşka idi. Birbirini tutmuyordu.
• Bu tomarların her birindeki ayrı hükümler, emirler bir başka çeşitti. Her
hüküm, baştan sona, ötekinin hilâfı ve zıddı idi. Her emir, öteki tomardaki emre
aykırı idi.
465. Tomarın birinde riyazet ve açlık yolunu, tevbenin esası, Allah'a dönüşün
şartı saymıştı.
• Diğer tomarda, hak yolunda riyazetin bir yararı yoktur. İnsan ancak
cömertlikle Hakk'ı bulur, demişti.
• Başka birisinde ise, sen aç durmakla veya cömert olmakla, Allah'ına şirk
koşmuş olursun, denilmekte idi.
• Gamlı olduğun zamanda da, esenlik çağında da tam mânâsıyla Allah'a
teslim olmaktan başka her şey hile ve tuzaktı.
• Tomarın birinde denmişti ki: "Kulun yapması gereken şey, hizmet ve
ibâdettir. Yoksa ibâdetsiz bir tevekkül ve teslimiyet fikri suçtur."
37
470 • Allah'ın bize; "Şunu yap, bunu yapma." diye emredişi, biz bunları
yapalım veya yapmayalım maksadı ile değildir. Bize bizim aczimizi, zavallılığımızı
bildirmek için verilmiştir.
• Böylece bu emirlerle, aczimizi, beceriksizliğimizi görelim, bilelim de bu acz
zamanında Hakk'ın kudretini daha çok anlayalım, diye düşünülmüştü.
• Tomarın birinde ise; "Aczini görme, kendine gel, aklını başına al, çünkü
kendini âciz görmek, Allah'ın verdiği ni'meti görmemek, ni'mete kâfir olmaktır.
• Kendi gücünü, kudretini gör, çünkü güç de, kudret de ondandır. Kendindeki
yapma gücünü Allah'ın bir ni'meti bil." denmişti.
• Başka bir tomarda ise; "Bu ikisinden de, yâni kendini her bakımdan âciz
görmekten veya kendinde Hakk'ın kudretini bulmaktan vazgeç. Çünkü tevhid
yolunda, göze görünen her şey bir puttur." denmişti.
475 • Tomarın birinde de, şu görüş mumunu söndürme, çünkü bu görüş, bu
nazar erenler meclisinin mumudur, nûrudur, diye yazılmıştı.
• Dikkat et, kemale ermeden, eğer nazardan, görüşten, hayâlden, istidlâlden
vazgeçer isen, vuslat gecesinin yarısında mumu söndürmüş, karanlıkta kalmış
olursun.
• Bir tomarda da; "Yarattıklarına bakarak, Allah'ı dışta arama, korkma, görüş
ve istidlâl mumunu söndür, söndür ki, karşılığında yüz binlerce mânevî nazar, görüş
bulasın.
• Çünkü dışta yanan görüş mumu söndürülünce, içteki can mumunun nûru
artar. Aşkın acılarına sabreder olduğun için, Leylâ, sana Mecnun olur.
• Kim zâhidliğe kalkışır da dünyayı terk ederse, dünya ona daha çok yaklaşır,
daha çok kendini gösterir." diye yazılmıştı.
480 Tomarın birinde şöyle deniliyordu: "Allah, sana her ne ihsan etti ise, her
ne verdi ise, yaratırken, onu sana sevdirmiştir, tatlılaştırmıştır.
• Sen de onu al, çünkü, Cenâb-ı Hakk, onu sana kolaylaştırmıştır, hoş bir hâle
getirmiştir. Onu tatlılıkla kabul et, kendini zahmete sokma."32
32 Hz. Ömer'den rivâyet edilen bir hadîste "Dinde pek ince eleyip sık dokumadan sakının. Zira, Allah, dinde
kolaylık göstermiştir. Dinin emirlerini takatınız, miktarı ifâ ediniz", buyurmuştur.
• Tomarın birinde ise şöyle yazılmıştı: "Senin olanı, kendine âit olanı terk et,
çünkü senin tabiatının beğendiği şey iyi değildir."
38
• Görmüyor musun? Birbirine aykırı düşen yollar, insanlara kolay görünmüştür
de herkes kendine bir din seçmiştir. O din, o kişiye can kesilmiştir.
• Eğer Allah'ın kolaylaştırdığı yol, doğru bir yol olsaydı, her yahudi, her ateşe
tapan, Allah'tan haberdar olur, Allah'ı tanırdı.
485 • Tomarın birinde de; "Allah'ın kendine varan yolu kolaylaştırması demek,
o yolun rûha gıda, gönle hayat oluşudur.
• İnsanın nefsinin zevk sandığı şeyler, gelip geçicidir. Çorak yere ekilmiş
tohum gibidir. Bitmez, meyve vermez.
• Ondan elde edilecek mahsul pişmanlıktır. Kârı da zarardan başka bir şey
değildir." denilmişti.
490 • Tomarın birinde; "Bir yol gösterici, bir mürşid bul, akıbeti, sonu görme
gücünü, şunun bunun soyundan gelmekte ve bununla övünmekte bulamazsın."
denmişti.
493 .Başka bir tomarda ise; "Aslında mürşid sensin, çünkü mürşidin mürşid
olduğunu, ancak sen bilirsin, sen tanırsın.
494 • Adam ol da, başkalarına tabî olma. Yürü, kendi yolunu kendin seç.
Mürşid bulmak arzusu ile şaşırıp kalma." diye yazılmıştı.
495 • Başka bir tomarda ise; "Aslında bu ayrılıkların, bu çoklukların hepsi de
birdir. Biri, iki gören kişi, şaşı bir zavallıdır." deniyordu.
• Bir diğer tomarda da; "Yüz sayısı nasıl olur da, bir sayılır, böyle düşünen
delidir." denmişti.
• Bu sözlerin her biri diğerine ters düşen, zıt düşen bir sözdür. Şekerle zehir
bir olabilir mi?33
33 Bu beyitte zıtlar âlemine işâret olduğu gibi, Cenâb-ı Hakk'ın Celâl ve Cemâl sıfatlarının tecellîsi de hatıra gelebilir.
• Şekerden de zehirden de vazgeçmedikçe, sen Vahdet Gülzarı'ndan nasıl
koku alabilirsin?
• Îsâ dininin düşmanı olan vezir, on iki tomara, işte bu çeşit yazılar yazmıştı.
• O vezir, Îsâ’daki vahdeti, renk birliğini idrâk edememişti. Ve Îsâ’ nın mânâ
köyündeki huydan da, bir huy edinememişti.34
34 Senâî Hazretlerinin Hadîka'sında şu meâlde bir beyit var: "Yeryüzünde görülen çeşitli renkler, vahdet küpünde tek
bir renge çevrilir."
39
52l • Vezir de pâdişah gibi bilgisizdi, gafildi. Bu yüzden Kadîm olan,
kendisinden kaçmaya imkân bulunmayan Hakk'la pençeleşmeye kalkıştı.
• O, bir anda içinde bulunduğumuz âlem gibi yüzlerce âlemi yoktan var
edecek bir Hakk'la uğraşıyordu.
549 . Vezir kendiliğinden başka bir hileye baş vurdu. Vâ’z ve nasihatı bıraktı,
halvete çekildi.
550 • Halvette kırk, elli gün kadar kalıp, müridlerini ayrılık ateşine yaktı.
. Halk onun insana huzur veren halinden, güzel konuşmalarından, sohbet
zevkinden ayrı düştükleri için deli divâne oldu.
• Müridler diyorlardı ki: "Sensiz, bizim için hidayet nûru yoktur. Sopasını
tutup yol gösteren biri olmayınca körün hali nice olur?
• Allah aşkına, büyüklüğünün başı için, bize ikrâm ve ihsanda bulun, bizi
daha fazla kendinden ayırma.
555 • Biz çocuklar gibiyiz, sen bizim dadımızsın. Terbiye ve irşad gölgeni,
başımızdan eksik etme."
• Vezir dedi ki: "Rûhum dostlarımdan uzak değildir. Fakat halvetten çıkmama
izin yoktur."
• Hıristiyan emîrleri şefaat dilemek, müridler de nefislerini kötülemek,
suçlarını i'tiraf etmek için vezirin yanına geldiler.
• "Ey kerem sahibi!" dediler. "Biz, ne bedbaht kişileriz ki, senden ayrı
düşünce, her şeyimizi kaybettik; gönülden de, dinden de yetim kaldık.
• Sen halvetten çıkmamak için bahaneler buluyorsun, bizimse, dertli
yüreğimiz yanıyor da, soğuk soğuk ah edip duruyoruz.
560 • Biz senin güzel sözlerine alışmışız, hikmet sütünü içmişiz.
• Allah aşkına, bize bu cefada bulunma, lutfet, ihsan et. Bugün yapacağın
iyiliği yarına bırakma."
565 • Vezir dedi ki: "Aklınızı başınıza alınız, ey dedikodu düşkünleri, ey dilin
söylediklerinde, kulağın duyduklarında hikmet ve nasihat arayanlar.35
35 Güzel söz söyleyen, şeyh geçinen, fakat söylediklerini yaşamayan, hal sahibi olamayan kişiler kasdediliyor.
40
•Şehvet duygusunun kulağına pamuk tıkayınız. Yâni, süflî, aşağı duygulara
âit sesleri duyan, şu görünen baş kulağınızı sağır hale getiriniz ki, can kulağınız
açılsın da, Hakk'ın, hakîkatin sesini duyabilesiniz. Gözünüzden de, dünya sevgisi
bağını kaldırıp atınız...
• Aslında şu görünen baş kulağımız, can kulağımızın pamuk tıkacıdır. Bu
sebepledir ki baş kulağımız tıkanmadıkça, can kulağımız sağır olarak kalacaktır.
• Nefsanî duygulardan uzak, âdetâ duygusuz kalın, sağır olun, düşüncesiz bir
hâle geliniz ki Hakk'ın; `Rabbine dön' hitabını işitebilesiniz.36
36 Fecr Sûresi 27-30.
• Sen, uyanık kaldıkça, uyanıklık dedikodusu ile uğraştıkça, uykuda gizlenen
rüyâlardan, rüyâlardaki konuşmalardan nasıl mânâ kokusu alabilirsin? Görünen
âlemin sırlarından nasıl haberdar olabilirsin?"
• Müridlerin hepsi de dediler ki: "Ey bizden kaçmak için bahane arayan
hekîm, bu hileyi, bu cefâyı bize yapma.
585 • Senin sözün, şeytanı susturur, ağzından çıkan kelimeler, kulaklarımızı
akılla doldurur.
588 • Sen olmayınca, gökyüzü bile bize karanlıktır. Ey mânevî ay, sana nisbetle
şu gökyüzü kim olabilir?
• Gökler, görünüşte çok yüksektir. Fakat mânevî yükseklik, yücelik, tertemiz
olan rûhlara mahsustur.
590 . Görünüşteki yükseklik, cisimlere âittir. Cisimler ise mânâya nisbetle
isimlerden ibârettir."
• Vezir, müridlerine dedi ki: "Sözü uzatmayınız, öğüdümü canla ve gönülle
dinleyiniz.
• Bana inanıyor ve güveniyorsanız, ben emîn isem, emîn olan kişi suçlanmaz,
ben yeryüzüne gök desem, bu böyledir, benden şüphe edilmez.
• Eğer ben, kemal sahibi isem, kemali neden inkâr ediyorsunuz? Kemal sahibi
değilsem, bu zahmet, bu azar neden?
• Ben, bu halvetten çıkmayacağım, çünkü ben, burada içime kapanmış, gönül
ahvali ile meşgulüm."
595 • Müridlerin hepsi birden dediler ki: "Ey vezir, biz, senin kemalini inkâr
etmiyoruz. Bizim sözümüz ağyar sözüne benzemez.
• Senden ayrı düştüğümüz için, gözlerimizden yaşlar akmada, canımızın tâ
içinden, ahlar, eyvahlar coşup durmaktadır."
41
643 • Vezir içerden seslendi de dedi ki: "Ey müridler, şunu bilmiş olun ki,
• Hz. Îsâ'dan bana, bütün dostlarından ve yakınlarından ayrıl, tek başına kal...'
diye haber geldi.
645 • Yüzünü duvara çevir, yalnız başına otur. Hatta, kendi varlığından,
benliğinden, benlikten bile uzaklaş, halvet et.
• Bundan sonra, bana konuşmaya izin yoktur. Bundan sonra benim, dedikodu
ile de işim gücüm kalmamıştır.
• Dostlar, Allah'a ısmarladık. Artık ben öldüm. Varımı yoğumu dördüncü kat
göğe taşıdım.
• Böylece istedim ki, dünyanın ateşle dolu derinliklerinde bir odun gibi
zahmetler ve meşakkatler içinde yanmıyayım.
• Bundan sonra dördüncü gökte, Hz. Îsâ'nın yanında oturacağım."
650 • Sonra, vezir, bütün hıristiyan emîrlerini, birer birer çağırdı, her biri ile
ayrı ayrı görüşüp, konuştu.
• Herbirine dedi ki: "İsâ dininde, Hakk'ın vekili benim ve benim halifem de
sensin.
• Öbür emîrlerin hepsi de sana uymak zorundadırlar. Îsâ onların hepsini sana
tâbi' kılmıştır.
• Hangi emîr aksilik yapar, sana uymazsa, onu yakala, ya öldür, yahud esir et.
• Ama, ben sağ oldukça, bu söylediklerimi kimseye söyleme, ben ölmedikçe
de bu reisliğe istekli olma.
655 • Ben hayatta kaldığım müddetçe bu sırları hiç açıklama, pâdişahlık
dâvâsına kalkma, bir çok şehirleri elde etmek sevdasına kapılma.
• İşte şu tomarı al, onda bulunan, Îsâ dininin hükümlerini ümmete açık bir
dille, bir bir oku."
• O emîrlerden her birine, ayrı ayrı olarak; "Hakk dininin senden başka vekili
yoktur." dedi.
• Emîrlerden her birini, birer birer ta'ziz ve takdis etti. Birine söylediklerini
aynen ötekilerine de söyledi.
• Böylece her birine bir tomar verdi. Her tomarda yazılı olanlar, öbürüne
aykırı idi.
560 • "Elif"den "ye" harfine kadar, nasıl harflerin şekilleri birbirine
uymuyorsa, o tomarlardaki yazılar da, birbirine uymuyordu.
42
662 • Bundan sonra vezir, kırk gün daha kapısını kapadı. Sonra da kendini
öldürüp, varlığından kurtulup gitti.
• Halk, onun ölümünü duyunca, mezarının başı bir kıyamet yeri oldu.
• Onun yası ile halk, saçını, sakalını yolarak ve elbisesini yırtarak mezarının
başına öyle bir yığıldı ki...
665 • Arab'dan, Türk'den, Rum'dan, Kürd'den oraya toplananların sayısını
ancak Allah bilirdi.
• Onun mezarının toprağını başlarına saçtılar, onun derdini kendilerine
derman bildiler.
• Kabri başında bir ay oturup mâtem ettiler, gözlerinden kanlı göz yaşları
akıttılar.
• Bir ay geçtikten sonra halk dedi ki: "Ey emirler, vezirin yerine, sizlerden
kim geçecek?
• Onu bilelim, vezirin yerine ona uyalım. Ona candan bağlanalım, elimizi de
eteğimizi de onun eline teslim edelim.
670 • Madem ki güneş battı da o batış bizim gönlümüzü dağladı. Onun yerine
bir çerağ uyandırmaktan başka çare yoktur.
• Sevgili, göz önünden kaybolunca, bize onun yerini tutacak bir armağan
gerekir.
• Gül mevsimi geçip de, gül bahçesi harap olunca, gül kokusunu nereden
koklayabiliriz? Gül suyundan..."
• Emîrlerden biri ileri atıldı. O vefalı insanların yanına gitti. Dedi ki: "İşte o
zâtın vekili, hatta bu zamanda Îsâ’nın halifesi benim...
• İşte şu tomar, ondan sonra benim vekil olacağımın belgesidir, şâhididir."
• Başka bir emîr de pusudan ortaya çıktı. O da vekillik dâvasına girişti.
700 • O da koltuğunun altından bir tomar çıkardı, gösterdi. Derken ikisini de,
bir çıfıt öfkesi sardı.
• Diğer emîrler de, birer birer ortaya çıktılar, keskin kılıçlarını çektiler.
• Her birinin elinde bir kılıç ve bir de tomar vardı. Sarhoş filler gibi birbirine
düştüler.
• Yüzbinlerce hıristiyan öldürüldü. Kesik başlardan, tepeler meydana geldi.
43
• Sağdan soldan kan selleri aktı. Bu savaş yüzünden havaya dağlar gibi tozlar
kalktı.
• Vezirin ektiği fitne tohumları, başlarına âfet kesildi.37

Mesnevi Tercümesi (6 Cilt), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 33 - Ötüken)Mesnevi Tercümesi (6 Cilt), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 33 - Ötüken)