Merve, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ı inceledi.
 15 Eyl 14:32 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · Puan vermedi

‘’Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’’, ‘’Şah ve Sultan’’ ve ‘’Efsane’’nin ardından okuduğum üçüncü İskender Pala kitabı oldu. Artık yazarın tarzına ve kurgusuna aşina olduğumu düşünsem de bu kitabı diğerlerinden ayıran ciddi özellikler olduğunu söylemem lazım. Bu özelliklerden en belirgin olanı da hikayenin parşömen kağıdına dönüşmüş bir çileğin ağzından anlatılıyor oluşuydu.

Kitap aslında bir Leyla ile Mecnun hikayesine dayanıyor, her ne kadar kahramanları farklı olsa da. Kitabın özünü ‘’aşk’’ düşüncesi oluştursa da beni en çok etkileyen tarih ve edebiyat alanındaki yetkin isimlerin zamanı geldiğinde bir bir kurguya katılması oldu. Hikayemiz Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethiyle başlayıp Osmanlı’nın son zamanlarına kadar devam ediyor. Haliyle Fuzuli’den Baki’ye, Atai’den Evliya Çelebi’ye Nef’i’den Nedim’e birçok isim karşımıza çıkıyor. Kitabı bitirdikten hemen sonra kitap hakkında yazılan yorumlara bir göz attım. Kitabın çoğunlukla beğenilmediğini ve hatta yarım bırakıldığını okuduğumda da şaşırmadım. Zira tarihi yeterince sevmiyorsanız kitap size aynı heyecanı ve zevki vermeyebilir. Okurken acaba IV. Murad devrinde şu şahsiyetten de bahsedilecek mi ya da Lagari Hasan Çelebi'den de bahsedildi bak diye düşünmeden okursanız yavan gelebilir. Kitaptan ciddi bir zevk almak için ya tarihi ya da edebiyatı gerçekten seviyor olmak gerektiğini düşünüyorum. Yazarın bildiklerinin hepsini biranda vermeye çalıştığına dair olumsuz yorumlar da okudum. Kitabın yarısında iken benim de aklımdan bu şekilde bir düşünce geçmiş olsa da böyle bir kurgunun her kitapta karşımıza çıkamayacağı düşüncesi daha baskın geldi. Kaldı ki İskender Pala’nın divan edebiyatı ile ilgisi malum olduğu için ben bunu oldukça normal ve de yararlı buldum. Diğer bir bahsetmek istediğim de her bölümün başında verilen beyitler ve hatta her bölüme verilen isimler. Her bölümün başında okuduğum beyitler içli dışlı olmadığım divan edebiyatına ilgimi artırırken aynı zamanda hangi şair daha çok ilgimi çekti onu görmüş oldum. Kitabın dili bana ağır gelmedi, edebiyat yüklü cümleler çoğunlukta olsa da anlaşılmayacak bir dili olduğunu düşünmüyorum. Sadece aşk ile ilgili bazı açıklamaların sonraki sayfalarda tekrar ortaya çıkıp kendini tekrar ediyormuş gibi geldiği oldu diyebilirim.

Kitabın kurgusu ile ilgili de bir iki kelam etmek istiyorum. Kitaba adını veren Babil konusu bana olmasa da olurmuş gibi geldi. Her ne kadar kitapta bu konu önemli bir yer teşkil etse de sadece bir kitabın yolculuğunu okumak da bana keyif verirdi. Ama dediğim gibi belki o zaman konu bu kadar dallanıp budaklanamazdı. Bir kitabı konuşturup bunu anlatmak benim aklıma gelmeyeceği için de bu konuya çok da karışmak istemiyorum; yazarın takdiri sonuçta.

Son olarak detaycı kişiliğim duramadı ve birkaç ufak şeye takıldı; onları da söylemeden incelememi bitirmeyeyim. Bu detaylar kitap için bir spoiler değil. Hürrem Sultan için bir-iki kere hanım sultan unvanı kullanıldı kitapta. Fakat Hürrem bir haseki sultan idi, hanım sultan padişah ve şehzade kızlarına verilen bir unvan olduğu için dikkatimi çekti. Sayfa numarasını not almış olsam onu da verirdim, lakin hatırlamıyorum. Kitapta Rukal III. Murad’ın cariyesi diye geçerken 209. sayfada Sultan Süleyman ibaresi geçiyor, onu hiç anlayamadım. Kaldı ki bu kitap için önemli bir detay. 233. sayfada Ester Kira’dan bahsedildiği kısımda da Ester Kira’nın iki oğlunun da öldürülmüş olduğu yazarken Reşad Ekrem Koçu oğullarından birinin öldürülmediğini söyler. Bu tabi ki çok aşırı bir detay, sadece dikkatimi çekti; mühim değil yani. Yoksa kurgu için kitapta değiştirilmiş tarihi bilgiler elbette ki var; ama burda bahsettiklerim, kitaptaki kurguyu etkilemeyen şeyler olduğu için hazır da dikkatimi çekti yazayım dedim.

Eğer tarihi ve edebiyatı seviyorsanız kitabı öneriyorum, çok şey öğrenebileceğiniz bir kitap. Herkese keyifli okumalar dilerim...

İçaforiz
Hayatta.. ben...
Asla..ban...
Mümkün değil.. ben...
Hiçbir zaman.. ben...
diye başlayan tekil bir şahıstaki her olumsuz cümlen; Hayattasın diye başına musallat bir belaya, Asla istemediğin bir cezaya, Namümkünü makul kılan bir hataya ve Her biri zamana yayılan bir imtihana neden olabilir. Full dolum yapılmış ömrünü, yetersiz bakiye sanma. .
Ertan YAVUZ

Sadık Kocak, bir alıntı ekledi.
23 Ağu 13:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

III. Mustafa
Otuz bir eyalet, elli bir elviye, otuz altı üç tuğlu vezirlikten oluşan devlet, Aydınlanma dönemini yaşamakta ve büyük fikri ve ekonomik değişim geçirmekte olan Avrupa'daki gelişmelerden tamamen uzak, hatta habersiz bir hayat sürmekteydi. Eski dönemleri aşan fikri bir tekamül gözlenmemekte, gelişen çevre şartları ve istikbalde bunun getireceği siyasi tehlikelerin hesabı yapılmamaktaydı. Tasarrufa özen göstermesi, bakiye vergilerin toplanmasındaki hassasiyet ve uyguladığı müsaderelerle oluşan, zaman içinde biriktirmiş olduğu büyük hazineyi savaşma kabiliyeti için yeterli gören III. Mustafa devleti yeniden yapılandıracak bir eğitim ve asabiyete sahip değildi.

Osmanlı Padişahları, Ahmet Seyrek (Sayfa 310)Osmanlı Padişahları, Ahmet Seyrek (Sayfa 310)
Zoncik, Bakiye'yi inceledi.
 19 Ağu 23:36 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Çünkü herkesin icinde eksik bir yusuf vardir
Ortulu bir tabutla geçer herkes herkesin icinden"

Her birimizin icindeki Eksik Yusuf'a seslenen güzel bir siir kitabi hatta bir edebiyat harikasi. Yas yuzukleri, kin divani ve temmuzun on sekizi isimli 3 ayri şiir kitabinin birlesimi olarak Bakiye mutlaka okunmasi gereken bir kitap. Icindeki siirler gercekten muazzam.. siddetle tavsiye ediyorum

Murat Söylev, bir alıntı ekledi.
17 Ağu 15:26

İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibariyle mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennet'e bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azab çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevî azaba medar oluyor. O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünki kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye mâlik bir zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sû'-i istimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarfettiği cihetle kusur ediyor, kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor. İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat'-ı alâka etmek, o mahbublar onu terketmeden evvel o onları terketmek cihetiyle Mahbub-u Bâki'ye hasr-ı muhabbeti ifade eden ﻳَﺎ ﺑَﺎﻗِٓﻰ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰolan birinci cümlesi: "Bâki-i Hakikî yalnız sensin. Masiva fânidir. Fâni olan elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz." manasını ifade ediyor. "Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar; onlar beni bırakmadan evvel ben onları ﻳَﺎ ﺑَﺎﻗِٓﻰ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰdemekle bırakıyorum. Yalnız sen bâkisin ve senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyle ise senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller." demektir. İşte bu halette kalb, hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbubları adedince manevî cerihalar oluyor.
İkinci cümle olan ﻳَﺎ ﺑَﺎﻗِٓﻰ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰo hadsiz cerihalara hem merhem, hem tiryak oluyor. Yani: ﻳَﺎ ﺑَﺎﻗِﻰ"Madem sen bâkisin, yeter; herşeye bedelsin. Madem sen varsın, herşey var." Evet mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle Bâki-i Hakikî'nin hüsün ve ihsan ve kemalâtının işaratı ve çok perdelerden geçmiş zaîf gölgeleridir; belki cilve-i esma-i hüsnanın gölgelerinin gölgeleridir.
Üçüncü Lem'a

Lem'alar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 14)Lem'alar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 14)
ismail sali, bir alıntı ekledi.
14 Ağu 12:36 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Buhur ve Buhran
istiyorum artık: öfkeli ve yağma
sancıyan bir ses olayım edep duvarında
karbon sözler, kıyım gövdeler geçeyim
zora giden bir yamayla
kadim bir sabır olan yol kadar gideyim soruma
kimin adını sayıkladıysam ona
kimin canına nasipsem ona varayım
nerde bir aşk
gurbet olayım

Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 34)Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 34)
ismail sali, bir alıntı ekledi.
14 Ağu 12:29 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Buhur ve Buhran
kuşkuyla kendimi kavrarken
konuşmak istemiştim sadece
çünkü bilmem gerekti:
bu ekmek ve su kimin rızkı..

Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 33)Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 33)
Bersen Boylu, Bakiye'yi inceledi.
17 Tem 23:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

nasiplensinler diye 5 kişiye hediye ettiğim bir kitaptı. sadece bunu söyleyeceğim.
****************************************************************************************************

Bersen Boylu, bir alıntı ekledi.
17 Tem 22:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

yedi sabah içre dönsem de
acı geçiyor
acı geçiyor
acı elbette geçiyor

acı çekmiş olmak geçmiyor.

Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 177)Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 177)
Bersen Boylu, bir alıntı ekledi.
17 Tem 22:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

açmadan, akmadan, erümeden,
bir âh içinde söylenmeden bütün kelimeler
yıllar önce durup sustuğum
yıllar önce sıvadığım duvar
şimdi neden kanıyor?

Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 176)Bakiye, Kemal Varol (Sayfa 176)