• Blues'un Amerikan toplumunda oynadığı rolü anlamak için siyahlara kölelik günlerinden miras kalan psikolojik dürtüleri ve o dönemlerde hangi kültürel ve sanatsal biçimlerin var olduğunu göz önüne almak gerekir; zenci ilahileri, büyük çiftlik şarkıları, iş şarkıları, banjo müziği, keman ezgileri ve danslar. Tüm bu unsurlar oradaydı ve blues 'un XIX. yüzyılın sonunda nasıl ve neden doğduğunu anlamak için, önce köle toplumuna göz atmamız gerekir.
  • Banjo, Afrika kökenli telli bir çalgı türüdür. Banjo isminin Afrika'daki banjurdan geldiği iddia edilmektedir. Afrika'dan Amerika'ya köle olarak giden işçiler arasında yaygınlaşan bu çalgı, sonraları Avrupa müziğini de etkiledi.
  • "O nehrin yanından geçerken,
    Duyabilirsin hayaletin fısıltısını,
    Yine de sen,benimle vals yapan Matilda olacaksın..."

    Andrew Barton "Banjo" Paterson,1917
    Tamara McKinley
    Sayfa 5 - Arkadya Yayınları
  • Bir süre duvardaki dev Tennesse haritasının önünde dikilerek
    Amerikan çocuklarının neden coğrafyayı sevmediklerini düşündüm.
    Çünkü aksi olsaydı, bu eyaleti daha iyi tanıyabilirdim.
    Derin bir nefes aldım ve terminalden şehir merkezine çıktım.
    Western eşyaları satan ve canlı müzik yapan restoranların
    önünden yürümeye başladım. Cadde boyunca park etmiş
    otomobiller ve kamyonetler vardı. Plakalarını kontrol ettim,
    birçoğu muhtemelen kiralıktı. Ama bazılarının arka koltuklarında
    bebek koltukları veya içlerine saçılmış CD’ler vardı.
    Yani bu araçların kalıcı sahipleri vardı.

    Sonra tamponlara yapıştırılmış çıkartmaları okumaya başladım.
    Kimileri bilindik şeylerdi (doğuştan Amerikalı, güneyliyiz biz)
    ve bazıları da saçma sapan laflardı.
    Ama benim asıl aradığım ipuçlarıydı, tıpkı Virgil’in aradığı gibi.
    O aracın sahipleri hakkında bana bir şeyler anlatacak tarzda sözler.

    Sonunda bir pikabın arkasında Columbia onur öğrencimizle gurur duyuyoruz!
    Yazan bir çıkartma gözüme çarptı. Bu, iki açıdan piyango anlamına geliyordu:
    Arkadaki kasada saklanabilirdim ve terminaldeki haritaya göre Columbia,
    Hohenwald yolu üstündeydi. Kimseler bakmazken kasaya saklanmak
    için ayağımı tampona attım.
    “Ne yapıyorsun?”

    Caddedeki insanlar bana bakıyor mu diye kontrol etmekle o kadar
    meşguldüm ki arkamdan sessizce yaklaşan küçük çocuğu fark etmemiştim.
    Yedi yaşında filan olsa gerekti ve ön dişlerinin o kadar çoğu düşmüştü ki
    geri kalanlar mezar taşları gibi görünüyorlardı.
    Bunca yıllık çocuk bakıcılığı deneyimlerimi düşünerek onun önüne çömeldim. “Saklambaç oynuyorum. Yardım etmek ister misin?”
    Başını salladı.
    “Harika. Ama bu, sır saklaman gerektiği anlamına geliyor.
    Bunu yapabilir misin? Annene ya da babana burada
    saklandığımı söyleme, tamam mı?”

    Çocuk heyecanla başını yukarı aşağı salladı,
    “Sonra sıra bana da gelecek mi?”
    “Kesinlikle,” dedim ve kamyonetin kasasına atladım.
    “Brian!” diye seslendi bir kadın. Nefes nefeseydi ve arkasında da
    somurtan genç bir kız kollarını kavuşturmuştu. “Buraya gel!”

    Kasanın metal yüzeyi güneşin kendisi kadar sıcaktı.
    Avuçlarımda ve bacaklarımda oluşan yanıkları hissedebiliyordum.
    Başımı azıcık kaldırdım ve çocukla göz teması kurup,
    işaret parmağımı dudaklarıma götürdüm.
    Annesi bize yaklaşıyordu. Kasanın zeminine uzandım ve nefesimi tuttum.
    “Şimdi sıra bende,” dedi Brian.
    “Kiminle konuşuyorsun?”
    “Yeni arkadaşımla
    “Yalan söylemekle ilgili ne konuşmuştuk biz,” dedi ve kabinin kapısını açtı.
    Brian için üzüldüm. Sadece annesi ona inanmadığı için değil,
    saklambaç oynama sırası ona gelmeyeceği için de.

    İçeriden birisi hava almak için kamyonetin arka camını araladı.
    Brian, ablası ve annesi, umuyorum ki Columbia, Tennessee’ye
    doğru ilerlerken içeriden radyonun sesi geliyordu.
    Gözlerimi kapadım ve güneş beni pişirirken bir kamyonet kasasında
    değil de, plajda olduğumu hayal ettim.

    Kulağıma çalınan şarkılar buna benzer kamyonetler ve kamyonlar
    kullanmakla ya da altın kalpli kızların gönlünü incitmekle ilgili şeylerdi.
    Hepsi bana aynı şarkıymış gibi geliyordu.
    Annem geleneksel banjo enstrümanına neredeyse alerji seviyesinde
    gıcık olurdu. Ne zaman bir şarkıcı ağzını azıcık yaya yaya şarkı söylemeye
    başlasa radyoyu anında kapattığını hatırlıyordum.
    Country-western müziğinden böylesine nefret eden bir kadın
    onun doğduğu toprakları kendine yuva edinmiş olabilir miydi?
    Yoksa bunu bir paravan olarak mı kullanıyordu?
    Tanıyan hiç kimsenin aklına onu country-western diyarının kalbinde aramak gelmezdi.

    Kamyonetin kasasında uzanmış düşünürken şuna karar vermiştim:
    1. Banjo gayet güzel bir enstrümanmış.
    2. Belki de insanlar değişir.
    Jodi Picoult
    Sayfa 274 - April Yayıncılık
  • Bir kemandan uzun , güzel , yanık bir nota duymanız için , orada önceden dünyanın fiziği seferber olmuştur. Bir kemanın , bir çellonun , bir arpın ya da gitar telinin -veya herhangi bir telin ya da ipin- sesi üç faktöre bağlıdır : uzunluğu , gerginliği , ve ağırlığı. Telin uzunluğu arttıkça gerginliği azalır ve ağırlığı arttıkça ses perdesi alçalır. Tabii tersi de doğrudur : Tel kısaldıkça gerginliği artar ve tel hafifledikçe ses perdesi yükselir. Telli çalgılarda müzisyenler ne zaman enstrümanlarını bir aradan sonra tekrar ellerine alsalar , doğru notaları , yani frekansları çıkarması için tellerinin gerginliklerini ayarlamaları gerekir.
    Ama işin sihri şurada : Kemancı tele bir yay sürttüğü zaman tele enerji aktarıyordur , tel de bir şekilde kendi rezonans frekanslarını (mümkün olan bütün titreşimler içinden) seçer ve -şimdi daha da akıl almaz kısım geliyor.- biz görmesek de birkaç farklı rezonans frekansında (birkaç armonikte) aynı anda titreşir. Sadece tek bir frekansta titreşen akort çatalına benzemez.
    Bu ilave armonikler (temel rezonanstan daha yüksek frekanslı olanlar) genellikle üst ton olarak adlandırılır. Kimi güçlü kimi zayıf olan çeşitli rezonans frekanslarının karşılıklı etkileşimi - armonik kokteyli - bir keman ya da çello notasına teknik adıyla rengini ya da tınısını veren şeydir , bizim içinse kendine özgü sesini tanımamızı sağlayan şey. İşte bu , akort çatalının ya da işitimölçerin veya radyodaki acil durum yayın sisteminin tek frekansının çıkardığı sesle , müzik aletinin aynı anda birkaç armonik frekansta titreşen çok daha karmaşık sesi arasındaki farktır. Bir trompetin , obuanın , banjonun , piyanonun ya da kemanın kendilerine özgü sesleri , her bir aletin ürettiği belirgin bir armonik frekans kokteylinden dolayıdır. Yüzlerce farklı armonik kokteyl hazırlamada usta olan ve bir müşteriye banjo , başka bir müşteriye orkestra davulu , bir sonrakine de bir erhu ya da trombon servisi yapan görünmez bir kozmik barmen imgesi çok hoşuma gider.
  • Yüzlerce farklı armonik kokteyl hazırlamada usta olan ve bir müşteriye banjo , başka bir müşteriye orkestra davulu , bir sonrakine de bir erhu ya da trombon servisi yapan görünmez bir kozmik barmen imgesi çok hoşuma gider.