• Bazı kitaplar vardır hayatınızda iz bırakır. Okurken bitmesin istersiniz ancak hikayenin sonunu görmek içinde bir çırpıda okursunuz. Sarah sayesinde geçmişle günümüzü bağlayan ve aynı anda iki hikayenin anlatıldığı kitapları okumaya sonunda alıştım. Tüm kitaplarını çok sevdim ama Elveda Haziran kesinlikle ilk sırada geliyor. Bir çocuk masalından yola çıkarak yazdığı bu kitap bir efsane..

    Konusuna gelirsek June ailesi ile bağlarını koparmış, teyzesi dışında.. Onun ölümü ve çocuk kitapları sattığı kitapçısını ona bırakması ile başlıyor hikayemiz.. Başarılı bir bankacı olan ve günümüzde çoğumuz gibi kendini işe adayıp hayatı yaşamayı pas geçen June, kitapçıyı satmak üzere Seattle'a dönünce hiç beklemediği olaylar ile karşılaşıyor. 

    Öncelikle teyzesinin gerçekleri açıklamak için bulduğu define oyunu çok güzel, her bulduğu mektupla geçmişin sırlarını kaldıran June çok önemli kararlar dizisi ile baş başa kalıyor. Kitapçıyı hayatta tutmak için çalışmalara başlıyor ve bir yandan teyzesinin evlatlık verdiği bebeğini ararken diğer yandan kendini aşka kaptırıyor. Öbür yanda ise annesi ve kesinlikle bağışlanamaz hatalarıyla kız kardeşi .. 

    Kız kardeşine bir parantez açmak istiyorum. Kızlar için kız kardeşlerinden daha yakın ve kıymetlileri yoktur ama bu her hatalarını affedebileceğimiz anlamına gelmez. Peki ya biz kendi içimizde affedemezken onu kaybedersek? Bu soruyu çok düşündüm...

    Mavi Kuş kitabevi ve komşusu Gavin ile her satırı ile iliklerinize işleyecek, muhteşem bir kitap olmuş. İçinde aşk, mutluluk, hüzün, pişmanlık, eğlence, gibi pek çok farklı duygu var.Henüz okumadıysanız, okumalısınız..
  • Bazı hikayelerin Son'u olmasın istersiniz ya benim de öyleydi.Yazarın ilk romanı olmasına rağmen anlatımı, akışı gayet güzeldi.Bu romanda yazarı bulduğum anlarda oldu.Sanki hayatını olağanüstülükle anlatmış.
    Kitabın konusuna geçersek, daha etkileyiciydi.İçinde ki kurgu Survivor 'a benziyor.Yarışmaya katılan yarışmacıların başından geçenleri, oyunlarını, yapımcısı, kurgucusu,sunucusu, kameramanları ve drone ile her şeyden bahsediliyor.Bir yarışmacının bakış açısıyla hikayemiz şekilleniyor.Bu romanın sevdiğim yanlarından biri de yarışmacıların isimlerini bilmiyorum.Sadece lakaplarını biliyoruz.Hatta bu yarışmacıların lakapları da şunlar;zoo , avcı, havacı,siyahi doktor,garson kız,mühendis ,marangoz bebek,şeytan çıkaran , kovboy,amigo oğlan,biyolojisi ve bankacı hadi ne duruyorsunuz okuyun bence.Ad tenebras dedi.*
    *karanlığa teslim olma.
  • Hissettiğimiz duygunun nedenine sahip olmak isteriz; iyi olma ya da kötü olma hissinin nedenine. Yaptığımız şeyi hissettiğimiz gerçeğini gerçekleştirmemiz, hiçbir zaman yeterli değildir. Onun bilincinde olduğumuz için bu gerçeği, yalnızca onu bir tür motivasyonla donattığımız zaman kabul ederiz. (...) Sonuç: Belli bir neden atfetme biçimi yavaşça öne çıkar, sistemin içinde yoğunlaşır ve son olarak her şeye hakim olmaya başlar ki bu, diğer nedenleri ve açıklamaları devre dışı bırakmak demektir. Bankacı, derhal "iş"ini; Hıristiyan, "günah"ını; kız ise "aşk"ını hatırlar.
  • "Çayını sol elinle içme" diye kendisini ikaz eden Hacı Amcaya, bankacı kız şöyle cevap vermiş:

    "Sağ elimle senin faizleri hesaplıyorum."
  • İLK YILLAR NE GÜZELDİ!
    Yağmur çiselemeye başlamıştı. “Hadi koş,” dedi Zehra, Ayşe’ye. “Koş, yoksa sırılsıklam olacağız.”
    Gülüşerek kol kola çalıştıkları bankanın kapısından içeri girdi iki genç kız. Öğle yemek saati arasının bitmesine bir dakika kala Zehra, bankonun arkasındaki masasına oturmuştu. Uç ay olmuştu Zehra bankada çalışmaya başlayalı.
    Bîr altmış boylarında, sarı saçlı, mavi gözlü, güzel sayılabilecek genç bir kızdı. Aynı zamanda zekiydi ve neşeli bir yapısı vardı. Dost canlısıydı. Her şeyden önce yaşama olumlu bakmayı bilirdi. Sevdiklerine karşı aşırı bağlı ve sadıktı. Şimdilik zararsız gözüken bu huyu gelecekte karşılaşacağı savaşlarda belki de en büyük zayıflıklarından bir tanesi olacaka. Bir ay sonra yirmisine basacak olan Zehra, parıldayan gözlerle oturduğu masadan Ayşe’ye dönerek, “Ne güzel değil mi?” diye sordu. “Tam bir ay sonra yılbaşı. Sanki hayat yeni yılla birlikte en baştan başlayacak. Yeni yılın İlk günü benim doğum günüm. Bu cümleyi kaç kez duydun benden, değil mi’”
    Bunun üzerine iki genç kız gülüşmeye başladı. Ayşe, Zehra geldiğinden beri ne çok eğlenmeye başladığını düşündü. Sonra kaşlarını sinirliymiş gibi çatarak, fakat dudaklarında ki kıvrılmalara engel olamayarak, “Sanırım üç aydır her gün,” dedi.
    Ayşe sonra arkadaşının elini tutarak, “İnşallah bin dokuz yüz seksen bir yılı sana mutluluk, huzur ve yakışıklı bir koca getirir. Ama bankacı da olmasın. Mühendis olsun. Mavi gözlü olsun. Uzun boylu olsun.”
    Zehra hafif sitemkâr bir tavırla, “Kendi hayallerine beni de dahil etme,” dedi. Hem ben evlenmeyeceğim. Aşık olmayacağım. Çünkü bu dünyada benimle aynı şekilde nefes alan tek bir erkek yok.”
    “Aslında böyle diyenden korkmalı. Görünüşe bakılırsa, benden önce evleneceksin sen,” diye cevap verdi hınzırca gülümseyen Ayşe.
    Tam bir hafta sonra Zafer para yatırmak için aynı bankada sırasını beklerken, o mavi gözleri gördü. O bakışmayla Zafer ve Zehra’nın kaderleri buluşmuştu.