• 392 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Şah Sultan ile birlikte yazarın en beğendiğim kitabıdır. Barbaros Hayrettin Paşa konu edilse de Endülüs Emevi Devleti'nin varisi ve aşkı da merkezde yer alır. İşte tam burada genel bir eleştiri yapmak istiyorum yazar hakkında. İskender Pala, her romanında şu ütopik, mükemmel aşk olayına öylemesine derim giriyor ki "hocam yeter da sal bizi konuya dönelim" diyorsunuz. Kendisi divan edebiyatı hastasında özellikle Leyla ile Mecnun'un hastası olduğundan mıdır bilinmez, sürekli onlara atıfta bulunmakta. Hocanın, hikayelere koyduğu aşk, hani yanında olsa da dokunmayacaksın, yanında olduğu anı deneyşmşeyeceksin sadece tarzında, insan yapısına ters olan bir aşk. O nedenle de bence hikayenin temasını bozuyor. Yapma hocam ne olur
  • 392 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Barbaros hayrettin paşa ile Andre doria arasında vuku bulan deniz savaşını konu edinen kitap son derece sürükleyici ve güzel.iskender palanın mutlak okunması gereken eserleri arasında
  • 416 syf.
    ·Puan vermedi
    Harika bir kitap,kaynakçası dolgun ve fazlaca yeterli.Cep boy her yere götürülebilir.15 cm ebatlı sempatik bir kitap.İcerigiyse muhtesem...Akdeniz ve Denizcilik fazlasıyla sürükleyici.Kanuni ve Barbaros Hayrettin paşa...
  • 416 syf.
    ·6 günde·9/10
    İskender Pala’nın bir çok eserini okudum. Ama oku oku bitmez hala daha. Okuyanların çok zorlandıklarını, içerisinde yabancı, bilinmeyen kelimelerin çok olduğunu söyledikleri için hep erteledim. Ama gerek de yokmuş pek yani. Ben rahatlıkla okudum eseri. 5 gün gibi bir sürede de bitirdim.

    Fuzuli, Kays, Mecnun ve Leyla romanın ana kahramanları. Pala ile tanışmalarım hep bir kişi üzerine yani Yavuz Sultan Selim, Barbaros Hayrettin ve Yunus Emre gibi kişilerin üzerineydi. Bu sefer ise bir kitabın dilinden Leyla ile Mecnun üzerinden biraz Fuzuli’ye atıfta bulunarak biraz da polisiye-macera kitabı gibi olmuş. İran’a sefer yapan Pargalı İbrahim Paşa ile başlayan eser günümüze kadar geliyor. Kitabın elden ele geçmesi, geçirdiği evrim, tarihsel olaylar ve süreçler anlatılmış. Zamanın Osmanlısı ve Babil Hükümdarlığından kalma eserin Osmanlı’da ne kadar önemsendiği anlatılıyor. Osmanlı’nın edebiyata düşükünlüğü yine bu eserin içinde.

    Zaten konu Fuzuli ve Leyla Mecnun ise içerisinde aşk olmak zorunda. Tasavvuf zaten haddinden fazla var. Resimlerle şekillendirilmiş sayfalar da mavcut. Her konu girişi mıralardan, dizelerden oluşmakta. Vuslat nedir ? Mutluluk ve vuslatın zorluğu nedir ? Bunu anlamak için çok yerinde bir eser. Azab çekmek, olgunlaşmak ve aşkın gerçek tadını anlamak için süper eserlerden bence. Bazı yerlerinde sıkıldığımı itiraf edebilirim. Tarihi öğrenmek ve Babillilerin teknolojiyi daha doğrusu eskilerin bizden daha iyi bir teknolojiye sahip olduğundan eminim artık. En azından ahlak ve kültür daha iyiydi. Gizliliğin önemini de anlıyorsunuz eserde.

    Şifrelerle dolu eser ve onu çözmek için çalışan Babil ajanlarıyla dolu esere davet ederim. Nefi, Baki bunlar mutlaka okunmalı arkadaşlar.
  • Kadıoğlu bedevilere şöyle haber saldı: 

    "Her kim bir Türk tutup kellesini kesip bana getirirse 10 kuruş bahşiş alacak. ayrıca üzerinde her neyi varsa onun." 

    Bedeviler akçasız pulsuz idiler. Zaten onlara göre bir Türk öldürmek büyük gaza sayılırdı. Şimdi bahşiş verilip bir de üzerinden çıkacak olan her şey onlara bırakılınca artık ne olur? 

    Şimdi bu müfsit herifler etrafa dağılıp koku almış zağarlar gibi, "acaba nerede bir türk buluruz?" diye dağdan dağa, yardan yara Türk arayıp gezerlermiş. Yaralıdan, düşmüşten, kalmıştan buldukları Türk biçarelerin başcağızlarını kesip Kadıoğlu'na götürür, 10 kuruş bahşişlerini alırlardı; elbiseleri de onların olurdu. Böyle çok zulmettiler." 

    Tahmin ettiğim gibi, emrimdeki 6000 Arap gönüllüsü öyle zararlı bir hareketle ihanet ettiler ki, bir an önce güneye çekilmek vacip oldu. Bu sözde gönüllüler, Kral Karlos’a yaranmak için, ben 6000 Türk levendiyle surların önündeyken, şehrin hapishanelerini açıp, 10000 Hristiyan esirini serbest bıraktılar."
    Ağam Oruç, hamiyet kuşağını dört elle kuşandı. Sabaha kadar başını secdeden kaldırmadı. Cenâb-ı Hak’tan nusrat ve zafer diledi. Sabah güneş doğarken, levendlerini topladı. Arab’dan, Berberî’den, Endülüslü’den de çok askeri vardı. Ammâ bunlar, Türk levendleri gibi cenk bilmezler, sıkışınca düşmândan yüzgeri ederlerdi.
    Hızır ve Oruç 1516'da ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Piri Reis himayesinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'e gönderdiler. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara verdiği desteğin bir ifadesi olarak armağanlar yolladı. Oruç Reis ve Hızır Reisi'in, ağabeyleri İshak'ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika'da toprak edinmeye başladılar. 1516-1517'de İspanyollar'a karşı savaştılar ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar. Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi. İspanyollar ertesi yıl Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçti. Bu savaşta Hızır Reis'in ağabeyleri olan İshak Reis ve Oruç Reis öldürüldü. Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim adına para bastırıp hutbe okutarak ona bağlılığını bildirdi. Yavuz Sultan Selim de Hızır Reis’i Cezayir Beylerbeyliğine atayarak koruması altına aldı. Bunun üzerine önce Tunus ve Tlemsen Beyleri birleşerek Cezayir'e yürüdüler. Cezayir şehri dışındaki toprakları alıp, Cezayir içindeki halkı ayaklandırdılar. Ayaklanmayı bastıran Hızır Reis beyleri durdurdu. 1519'da Cezayir'e gelen İspanyol donanmasını mağlup etti. Ama Cezayir halkının durumu ve Tunus Beyi ile yapılan savaşın iyi netice vermemesi üzerine gemileri ve kendine bağlı Reislerle Cezayir'i bırakıp Seyşel Adaları’na çekildi.

    12000 askerim vardı. Fakat bunların yarısı, askerlik kaidelerine göre savaşmayı bilmeyen Arap gönüllüleriydi ve başları sıkışınca kaçmaları, hatta düşmanla birleşmeleri görülmemiş işlerden değildi.
    Bu Arab kavmine îtimâd itmek kat’â câiz değildür.
    "Haber aldım ki Abdullah, Tlemsen'e gelmiş ve şehre hakim olmuş. Karındaşı Mes'ud, korkusundan kaleye kapanmış. 25 gün dayanmış. Bizim leventler bakmışlar ki iş uzar, yanlarında kale muhasarasına yarar büyük top yoktur, aralarında müşavere etmişler: "Sahte bir ricat hareketi yapalım", demişler; bizi kaleyi bırakıp kaçtık sansınlar. Bu Araplar gayetle arsız bir kavimdir. Galiptik, mağluptuk bilmezler. "Türkler kaçtı" deyü kaleden çıkıp yağma hırsıyla üzerimize gelirler. O zaman onları haklar, kaleyi alır, Emir Abdullah'a teslim eder, Cezayir'e döneriz.

    Aynıyla böyle oldu. "Hay Türkler firara yüz tutup kaçıyor!" diyen kaledeki Sultan Mes'ud taraftarı Araplar, leventlerin ardına düştü. Leventler gerisin geriye hamle yapıp çoğunu kılıçtan geçirdiler. Zira bu Araplar, cenk sanatını bilmez bir kavimdirler. Çölde çapulculuk yapmakla ordu halinde cenk etmeyi aynı şey sanırlar. Cenk sanatını bilen İspanyol kafiri bile Türk leventlerine daima mağlup olagelmişken, hangi akılla bilinmez, bu Arap kabileleri olur olmaz yerde Türkler'in karşısına çıkıp perişan olurlar. Zira onlarda insan canı gayetle değersizdir. Kulluklarını bilip tedbir alacakları yerde, "her şey Allah'tandır" deyip budalaca ölürler. Gerçi iyi ata binerler ve içlerinde cesur olanlar vardır. Ancak atlarının koşumları bile gayetle iptidaidir. İyi silahları yoktur. Olsa da kullanamazlar. Ateşli silahlarla araları iyi değildir. Sonra en büyük mağlubiyet sebepleri şudur ki, kitle halinde döğüşmenin kaidelerini asla bilmezler." 
    Kaynak: Barbaros Hayrettin Paşa Hatıraları, İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
  • Barbaros Hayrettin Paşa anılarında (Gazavat-ı Hayreddin Paşa kitabı) Araplar :
    "Araplar, cenk sanatını bilmez bir kavimdirler. Çölde çapulculuk yapmakla ordu halinde cenk etmeyi aynı şey sanırlar. Cenk sanatını bilen İspanyol kafiri bile Türk leventlerine daima mağlup olagelmişken, hangi akılla bilinmez, bu Arap kabileleri olur olmaz yerde Türkler'in karşısına çıkıp perişan olurlar. Zira onlarda insan canı gayetle değersizdir. Kulluklarını bilip tedbir alacakları yerde, "her şey Allah'tandır" deyip budalaca ölürler. İyi silahları yoktur. Olsa da kullanamazlar. Ateşli silahlarla araları iyi değildir. Sonra en büyük mağlubiyet sebepleri şudur ki, kitle halinde döğüşmenin kaidelerini asla bilmezler. Padişah hazretlerinden bizzat ricamdır ki emrimizde arap leventi bulundurmayınız! " 
  • 392 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Yine İskender Pala ve yine mükemmel bir eser. Dilini tarihle, tarihi aşkla, aşkı ise ustalıkla kullanıp anlatması... Denizcilik, din, siyaset tarihin derinlikleri ... Herkesin Barbaros Hayrettin Paşa denildiğinde aklına üç beş birşey gelir ama bu kitapla daha çoğu olacak. Ayrık olayları aşkla bezeyip yine her zamanki gibi harika bir üslupla birleştirmiş yazar...Aşk ise uzun zamandır okumadığım türde ki bence Leyla ile Mecnun'u bile aşacak türden.