• " İnsanın ilk öğrenmesi gereken dil, tatlı dil " diyor Barış Manço. Ve " Saçlarımdaki teller kadar bilirim Anadolu'yu... " O, geceden ve yıldızlardan rengini almış simsiyah saçlarına Anadolu'nun rüzgarını özgürlük çiçeği gibi takıp, müziğiyle, yüreğinin ve ruhunun rengiyle yollara düşmüş 56 yıllık yaşamı dahilinde. Gittiği her ülkede, her toprakta, gözlerinin içine bakıp da yüreğinin en derinlerini gördüğü her insanda onu ve aslında kendini daha iyi anlamak için o toprakların sözlüğünü, metinlerini alıp, bir köşeye çekilip dinlemeye, duymaya ve anlamaya koyulmuş Yaşamı. Ve böylelikle ana dilim Türkçe kadar iyi bildiğim dediği Fransızca, İngilizce harici 12 dil daha öğrenmiş..

    3 kıta 250 şehir içinde bir ses, yıldızlar saçlarında parlayana dek.

    **

    ... Aşık olmuş, tam söyleyecekken sevdiğini: Domates, Biber, Patlıcan girmiş araya.. İsyan etmemiş, onları kenara koymuş; Nane limon kabuğunun tarifini vermiş bizlere şifa niyetine.. Belki yine kendinden gönüllere, gönüllerimize kurduğu köprüyle.. Bizler bu tarifi yaparken, o iyi olacağımızdan emin olup tebessümle ellerini cebine koyup yollara düşmüş yeniden.. Çocuklarla karşılaşmış o yolda ilk, zamanının çoğunu onlara ve onların gönüllerine vermiş. Geleceğin büyüklerine.. O büyük beyefendileri, hanımefendileri, Adam olacak çocukları o gözlerde belki aynı yıldızın ışığıyla görmüş.. Arkadaşım Eşek demişler hep birlikte sonra ellerini kapatıp daha bir çocuk olarak Ayı! :) Yoluna devam etmiş sonra Barış Manço. Kapısı kırk kilitli ama bahçesi ve pembe gülleri alabildiğine özgür bir sokaktan geçmiş.. Bir gül selam vermiş, avuçlarına düşmüş, koklamış ve koparmadan sol yanına takıp devam etmiş yoluna.. Gül kokusunu, yanaklarında süzülen birkaç damla yağmurun beslediği. Unutamadım demiş, derin nefes almış.. rüzgara karışmış, rüzgarın selamına, gül kokulu..

    Üşümüş biraz ve belki biraz özlem'den.. Ahmet Bey'in Ceketini giymiş, gün ışığı düşmüş omuzlarına.. ve yol henüz yarılanmamışken Halil İbrahim Sofrasına denk gelmiş.. Uçsuz bucaksız rüzgarın beyaz eteklerini uçuşturduğu, Bal böceği çocukların o sofranın etrafında koşuşturduğu, birbirinin gözlerine bakıp da derinden, edeple ve yine aynı gül pembesiyle Alla beni pulla beni diyen aşıkları.. onları gören büyüklerin Kara Sevda dedikleri...

    Sarı çizmeli mehmet ağa da oturmuş o sofraya, Hulisi Kentmen özgü bıyıklarını büküp Barış Manço'nun tam yanına. Birlikte rüzgarın geldiği dağlara bakmışlar.. Dağlar dağlar deyip ve tebessümle sofraya hepbirlikte oturmuşlar.

    Binbir çeşit yemekle, çocuk sesleriyle, aşıkların sevdasıyla.. gül pembeyle...

    Gitme vakti gelmiş..
    Ve gitmeden, çocuklar durdurmuş Barış Manço'yu.. gitsin istememişler. Barış Manço, adam olacak o çocukların boy hizasına gelip, o minik avuçlarını açıp yıldızlarını bırakmış en parlağından ve çocukları tembihlemeyide ihmal etmemiş; Bayram olunca açın! diye.. Çocuklar hepbirlikte söz vermişler. Işıl Işıl bir söz, özlemle...

    Dönence demiş sonra Barış Manço..
    Gökyüzünün alabildiğine mavisine bakıp, hayatı belki biraz daha anlayıp.. Dönence...
    O Hayatın çarkına Sevgiyi bırakıp...


    Son bir defa dönmüş arkasına.. ve arkasında Halil İbrahim Sofrası.. Aşıklar, çocuklar, yaşlılar, gençler.. siyahı, beyazı, engelsizi..

    Tüm insanlar...

    Elini kaldırmış selam için, yol ve yolculuk için..
    Can bedenden çıkmayınca demiş, sessizce...

    Ölüm ise Allah'ın emri..


    Sayısız eser ve yaşama dokunuşunla;
    İyi ki geçtin bu Dünya'dan.
    Barış, seninle yeniden anlam kazandı...

    İyi ki doğdun.
    Özlemle...
    özlem

    ~* https://m.youtube.com/watch?v=zd8IFDgQCUc
  • Barış Manço-Alla Beni Pulla Beni