• Önce, Barış Manço ' ya rahmetle şu mısraları okuyalım :
    Yaz dostum yoksul görsen besle kaymak bal ile
    Yaz dostum garipleri giydir ipek şal ile
    Yaz dostum öksüz görsen sar kanadın kolunu
    Yaz dostum kimse göçmez bu dünyadan mal ile
    Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı,

    Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi uşağını çağırıp şöyle tembih etmiş: "Bak a Efendi! Aydın'dan Mehmed Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın." Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet sonra tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuta başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslemiş: "Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor!" Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı da Mehmet olup, Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmed Ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmed Ağa'nın adını yeniden yazarken diğer yandan uşağı paylamaya başlamış.

    Nihayet uşak dayanamamış ve şöyle demiş: "Bey, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu, Mehmed Ağa da. Sen en iyisi yaz deftere bir daha!"
  • 212 syf.
    ·9 günde·10/10
    "İki Dirhem Bir Çekirdek" zengin Türk dilinin ansiklopedik özellik gösteren kitaplarındandır.
    Günlük hayatta farkında olmasak bile anlatımı güçlendirmek, güzelleştirmek ve düşünceyi daha etkili kılmak için sürekli kullandığımız kalıplaşmış sözlerimiz vardır.
    Atasözleri, deyimler ve temenni cümleleri gibi...
    Bunlardan en sık kullanılanlar ise genelde deyimlerdir. Bunun sebebi Türkçe'de hem her duruma uygun bol bol deyim bulunması; hem kısa ve kullanımının kolay olması olabilir.
    Deyimler sayesinde anlatılmak istenen daha etkili bir biçimde anlatılır.
    Bu kadar çok deyimimiz varken ve bizde bu derece sık kullanıyorken çoğumuz bu deyimlerin nereden türediğini bile bilmiyoruz.
    Gelelim kitaba...
    İşte bu kitap bu deyimlerimizin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor.
    İskender Pala'nın ansiklopedik özellik taşıyan bu kitabı hem Türk dilini daha iyi anlamak hem de genel kültür manasında gayet iyi bir kaynaktır.
    Kitabı okurken ne kadar deyim bilsemde aslında bilmediğim bir çoğunun da var olduğunu gördüm.
    Deyimlerin ortaya çıkış hikayeleri gayet eğlenceli ve bilgilendirici. Hepsi adeta bir fıkra gibi...
    Beğendiğim bir iki tanesini buraya kısaca yazıp incelemeyi bitiriyorum.
    İyi okumalar...

    •••••••••••••••••••••SPOİLER••••••••••••••••••••

    ~İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK~

    Giyimine özen göstermiş kişiler için bu deyim kullanılır.
    Bu yakıştırma, ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı dönemden kalmadır. Bir okka bugünkü ölçülerle 1283 gramdır. Okkanın dört yüzde birine dirhem adı verilir. Dirhem daha ziyade hassas teraziler için kullanılır. Ancak sarraflar, dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanılır. Buna çekirdek denir ki toplam, 5 santigram karşılığıdır.
    Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını, toplam iki dirhem ve bir çekirdek ağırlığa sahiptir. Bu durumda süslenmiş kimselere, iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar, mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.

    ~SARI ÇİZMELİ MEHMET AĞA~

    Önce, Barış Manço'ya rahmetle şu mısraları okuyalım:

    Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile
    Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
    Yaz dostum! Öksüz görsen swr kanadın, kolunu
    Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile
    Yaz tahtaya bir daha / Tut defteri kitabı
    Sarı Çizmeli Mehmet Ağa / Bir gün öder hesabı

    Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi uşağını çağırıp tembih etmiş:

    - Bak a efendi! Aydın'dan Mehmet Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.

    Uşak istasyona varmış. Tren boşalmış. Bir müddet tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuda başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizce en benzettiği kişiye seslenmiş:

    -Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor.

    Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmet olup Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu arasında benzerlik yok. Elindeki alacak defterine bir yandan Mehmet Ağa'nın adını yeniden yazarken, diğer yandan uşağı paylamaya başlamış.
    Nihayet uşak:

    -Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmet Ağa da. Seninkini uaz deftere bir daha!
    Bu hikaye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden bahsedilirke. "Sarı çizmeli Mehmet Ağa" deyimi kullanılmaya başlamış.

    ~ÇADIRINI BAŞINA YIKMAK~

    Osmanlı hükümdarları sefer esnasında hareketlerinden ve hizmetlerinden hoşnut olmadıkları vezirlerini azletmek için kaldıkları çadırın direklerini söktürüp başlarına yıktırırlardı. bu hareket iktidardan düşme mânâsına eski Türk geleneklerinde mevcut olup Orta Asya'dan itibaren uygulanmıştır. Fatih'in Karaman seferi sırasında Mahmut Paşa'nın; Yavuz'un da Çaldıran dönüşünde Hersekzade Ahmet Paşa ile Dukaginoğlu Ahmet Paşa'nın çadırlarını başlarına yıktırdıkları meşhurdur.
    Tarihte hiçbir vezirin bi-gayr-i hakkın (haksız yere) çadırı başına yıkılmamıştır. İllaki bugün...
    Şimdi bu deyimi damını başına yıkmak şeklinde kullanıyoruz.
  •  Önce, Barış Manço'ya rahmetle şu mısraları okuyalım:
     
     Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile
     
     Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
     
     Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın, kolunu
     
     Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile
     
     Yaz tahtaya bir daha/Tut defteri kitabı
     
     Sarı Çizmeli Mehmet Ağa/Bir gün öder hesabı
     
    Evet! Hesabı öde(me)yen Sarı Çizmeli'nin hikâyesi şöyle: Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi, uşağını çağırıp tembih etmiş:
     
    — Bak a efendi! Aydın'dan Mehmet Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.
     
    Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet, tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuda başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslenmiş:
     
    — Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor. Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmet olup Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmet Ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmet Ağa'nın adını yeniden yazarken, diğer yandan uşağı paylamaya başlamış. Nihayet uşak:
     
     — Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmet Ağa da. Seninkini yaz deftere bir daha!
     
     Bu hikâye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden bahsedilirken "Sarı çizmeli Mehmet Ağa" deyimi kullanılmaya başlanmıştır.
  • Önce, Barış Manço'ya rahmetle şu mısraları okuyalım:
    Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
    Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın, kolunu Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile Yaz tahtaya bir daha/Tut defteri kitabı
    Sarı Çizmeli Mehmet Ağa/Bir gün öder hesabı
    Evet! Hesabı öde(me)yen Sarı Çizmeli'nin hikâyesi şöyle: Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi, uşağını çağırıp tembih etmiş:
    — Bak a efendi! Aydın'dan Mehmet Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borc­unu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.
    Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet, tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuda başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslenmiş:
    — Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor. Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmet olup Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmet Ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmet Ağa'nın adını yeniden yazarken, diğer yandan uşağı paylamaya başlamış. Nihayet uşak:
    — Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmet Ağa da. Seninkini yaz deftere bir daha!
    Bu hikâye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden bahsedilirken "Sarı çizmeli Mehmet Ağa" deyimi kullanılmaya başlanmıştır.
  • Önce, Barış Manço'ya rahmetle şu mısraları okuyalım:
    Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile
    Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
    Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın, kolunu
    Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile
    Yaz tahtaya bir daha/Tut defteri kitabı
    Sarı Çizmeli Mehmet Ağa/Bir gün öder hesabı

    Evet! Hesabı öde(me)yen Sarı Çizmeli'nin hikâyesi şöyle: Sarı çizmenin moda olduğu bir
    zamanda, İzmir eşrafından birisi, uşağını çağırıp tembih etmiş:
    — Bak a efendi! Aydın'dan Mehmet Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı
    çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.
    Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet, tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuda başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslenmiş:
    — Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor. Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmet olup Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey
    bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmet Ağa arasında bir benzerlik yok.
    Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmet Ağa'nın adını yeniden yazarken,
    diğer yandan uşağı paylamaya başlamış. Nihayet uşak:
    — Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmet Ağa da. Seninkini yaz
    deftere bir daha!
    Bu hikâye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden
    bahsedilirken "Sarı çizmeli Mehmet Ağa" deyimi kullanılmaya başlanmıştır.
  • Yaz dostum! Yoksul görsn besle kaymak bal ile
    Yaz dostum! Gariplri giydir ipek şal ile
    Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın, kolunu
    Yaz dostum! Kimse göçmz bu dünyadn mal ile
    Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
    Sarı Çizmeli Mehmet Ağa bir gün öder hesabı
    İskender Pala
    Sayfa 181 - Kapı Yayınları