• 108 syf.
    ·1 günde·10/10
    Barış'ı tanıdığım yerde ne çiçekler vardı, " ne de başı bulutlarda bir çınar." O gevrek sesiyle simitçi bile giremezdi oraya. Taş avluya yanızca kuşlar konardı bazen. Kuş kanadına binip çayırlara gitmeyi öğretti Barış bana. Düşle gerçek, onun o yarım sözcüklerinde öylesine iç içe geçerdi ki, dünyanın çirkinlikleri bir bulut gibi kayıp giderdi yarım göğümüzden. Taş avluda düşsel uçurtmaları uçurtmayı işte öylece öğrendim Barış'tan.

    Adını ne Barış yılını düşünerek koymuşlar, ne de savaşlar çıkmasın diye. Babasının sevdiği bir müzikçinin adıymış, yalnızca o yüzden.

    Adının anlamı dünyayı kucaklasa, taşta büyümezdi Barış. Ama bunu ne anası bilirdi, ne de anası gibiler. Bilseler, "çocuklar şeker de yiyebilsinler" diye gökyüzüne hasret çeken bizler, çayırlara yalnızca kuş kanadında uçmak zorunda kalmazdık belki.

    Neden orada olduklarını bilenler de, bilmeyenler de Barış'ı sevdiler. Birbirlerini sevdikleri gibi.Bambaşka nedenlerle çiçeklerden uzak kalsalar bile çiçekleri sevdikleri gibi.

    Barış'ta onları sevdi, hem de nasıl! Her birini ayrı ayrı sevdi.Oradan çıkıp da artık başının üzerinde yıldız görebilenleri bile unutmadı.Mektuplar yolladı onlara. Hiçbir zaman yerine varmayan, bazen kağıda dökülmeyen ve hep demir kapılara takılan mektuplar. Barış'ın kimi düş, kimi gerçek mektupları, gerçek adresine ulaşsın diye yazıldı bu kitapçık. Adını taşıyan yılda hâlâ taşta büyüyen Barış'a bir armağan, hep yanıtsız kalan mektuplarına bir yanıt olsun diye. Uçurtmayı vurmasınlar, çocuklar uçurtma da uçurabilsinler diye..." (Kitabın sunu bölümünden)

    Uçurtmayı Vurmasınlar, birçoğumuzun Ozan Bilen'in küçücük boyuna rağmen dev oyunculuğuyla hatırladığı, boncuk boncuk gözleri, yarım yamalak sözleri, masumiyeti, "İnci!" deyişiyle, yılar boyu belleklerimizde, yüreklerimizde yer edinmiş eserlerden biri. Bugün dahil kitabından evvel filmi ile tanıdığımız, hatta belki de belli bir süre kitabından haberdar olmadıklarımızdan... Oysa 1989'da beyaz perdeye uyarlanan bu filmin hikayesi aslında çok daha öncesine dayanıyor.

    12 Eylül 1980 askeri darbesinin yaratmış olduğu baskıcı dönemden içeridekiler kadar dışarıdakilerin de fazlasıyla nasibini aldığı o yıllarda Feride Çiçekoğlu da içeriye alınıyor ve dört yıl boyunca ceza evinde kalıyor. İçeride geçirdiği dört yıl onun küçük Barış ile yollarının kesişmesine neden oluyor. Babasına kurulan bir komplo sonucunda babasından, kardeşlerinden koparılıp annesiyle içeriye alınıyor Barış. 4.5 yaşına kadar ceza evinde kalan Barış, taş duvarlar, demir parmaklıklar ardında sistemin acımasız yüzünden habersiz çocuksu masumiyetiyle hayatı sorguluyor. İçeride geçirdiği süre zarfında çocuk kalbiyle yaşadığı travmalar kadar belleğinde kalan anıları da oluyor Barış'ın ve şüphesiz ki içinde bulunduğu koşullara rağmen en güzel anısı olan İnci'yi hiç mi hiç unutmuyor. Feride Çiçekoğlu, 1984 yılında tahliye olduğunda Barış'ın hayat hikayesini yazıya dökmeye karar veriyor ve 1986 ilk baskısını veren kitap bir tesadüf sonucunda 1989 yılında beyaz perdeye uyarlanıp milyonlara ulaşıyor.

    Barış, 4.5 yaşına gelip annesiyle birlikte taş duvarlardan, demir parmaklıklardan sıyrılıp da dışarıdaki gerçek hayatla tanıştığında her şey onun için adapte olması güç bir hal alıyor. Özelikle kitabın ve filmin getirdiği zorluklar da cabası. Ancak Barış her şeye rağmen hayatta dimdik ayakta durmayı başarıp, kariyer anlamında da iyi yerlere gelmeyi başarıyor.( Barış Gökçe'ye dair minik bilgileri 2012 tarihli gazete haberinden okuyabilirsiniz)

    Gerçek bir yaşam öyküsünden kaleme alınan Uçurtmayı Vurmasınlar , çok sevdiği İnci ablasının tahliye olmasından sonra Barış'ın kimi gerçek, kimi düşsel olarak İnci'ye yazdığı mektuplardan oluşan bir roman. Bu mektupların çok azı demir parmaklıkları geçip, bir çoğu o parmaklıklara takılı kalsa bile Barış, İnci ablasını unutmayıp, tükenmeyen umuduyla ona mektuplar göndermekten, ondan mektuplar beklemekten asla vazgeçmiyor. Uçurmayı Vurmasınlar'ın her bir satırında bir çocuk yüreğinin ne denli saf, tertemiz ve koşulsuz sevebileceğini görecek, çocuk masumiyetini yüreğinizde derinden hissedecek, aynı zamanda 12 Eylül'ün yarattığı baskıcı sürece bir de küçük Barış'ın gözünden tanık olacaksınız.


    Uçurtmayı Vurmasınlar tüm yaşanmışlıklarıyla, kaleme alınan kitabıyla etkileyici olduğu kadar filmiyle de bir o kadar etkileyici. Dev ve başarılı oyuncu kadrosuyla beyaz perdeye uyarlanan film, kitaba göre biraz değişime uğramış olsa da oldukça başarılı, yıllarca yüreklerde kendine derin bir yer edinmeyi başaracak filmlerden biri.

    Kitapta Barış'ın İnci ablasına yolladığı mektuplar yer almasına rağmen film uyarlamasında bu mektupların İnci ile yaşanmış bir biçimde ele alındığını ve yer yer karakterlerin İnci ile değiştirildiğini görüyoruz.

    Belki birçok kez kitabını okuyup filmini izlediğimiz zaman illaki bir açık bulup, yeteri derecede tatmin olamasak da bu filmdeki ufak değişimler izlerken bizi sarsmıyor. Çünkü biz çoktan küçücük boyuna rağmen Ozan Bilen'in o dev oyunculuğunun büyüsüne kapılıp gitmiş oluyoruz.


    Her bir satırı, her bir sahnesiyle yüreğinizin en güzel köşesinde kendine yer edinecek bu güzel esere mutlaka şans vermenizi tavsiye ediyorum :)