Bizim mantığımız ancak açgözlülükle kandırılmadığı ölçüde işleyebilir . Akla ters düşen tutkulara esir olmuş bir kişi , tarafsız durma becerisini kaybeder ve kaçınılmaz olarak tutkularının insafına kalır . Kendisi gerçeği ifade ettiğini düşündüğü zaman aslında kendi mantığına başvuruyordur .
Eğer bir kişi hayatına sahip olmaya yöneltirse gerçekten de her şey onun gözünde sahip olunabilir hale gelir . Mesele , kişinin bir şeye sahip olması veya olmaması değil ; kişinin yaptığı veya yapmadığı şeye gönül verip vermemesidir. Sahip olmamaya yönelim de bir sahip olma yönelimidir .
Erich Fromm sahip olmak ve olmak diye adlandırdığı , birbirine alternatif varoluş biçimlerini öyle anlatıyor : “Bu kavramlar, insanın kendine ve dünyaya karşı nasıl bir tavır aldığını gösteren , iki ayrı karakter yapısıdırlar . İnsanın bütünlüğü ve ne düşündüğü , ne hissedip , neler yaptığı , bu iki yönlenme biçiminden hangisinin o kişide daha etkili olduğuna bağlıdır. “Eğer insan , hayatına yön verecek olası bütün yollar araştırırsa o zaman şu sonuca varır : En nihayetinde insan hayatını ya olmaya ya da sahip olmaya doğru yöneltir .