• Bin tane yüreğim yok ki benim
    Bunca acı içinde nereye koysam seni
  • "Neyi-niye okumalı" sorunsalına kendi çapımda katkı sunmak adına kılavuzun ikincisi de hazır. İlki şuradaydı: #34963191

    Yapı Kredi Yayınları'nın tarih üzerine bastığı ve bana kalırsa modern dünyayla birlikte modern öncesi dünyanın devletler yapılanmasını en azından imparatorluklar ve özelde Britanya düzeyinde anlamak için ideal bir kitap: İmparatorluk Britanya'nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi Elbette mesele dünyanın sistemi ve sistem özelindeki yönetim topolojileri olunca benim ideal, özel ve nokta tavsiyem Dünya Sistemleri Analizi Bununla ilgili yazacaklarım yine olacak tabi, ama yeri gelmişken bir kez daha hatırlatmak güzel oldu. Şimdilik, dünya üzerindeki kaçınılmaz değişimi hisseden, yöneten ve takibe alan, Ferguson'a göre açıkça kendi sömürü düzenini yüzyıllardır ustalıkla idare eden Britanya İmparatorluğunun anlatıldığı, onu en yakından takip ettiği hâlde sallantıda olan Fransız sömürü biçimini mukayese ve analizle ele alan kitaba dönelim. Niall Ferguson, modern dünyayı biçimlendiren usulleri açık yüreklilikle ele alıyor. Görünmez el metaforu ve lokal yönetimleri ele geçirip genel yaşam tarzına müdahale etmeden sömüren İngiliz sömürü sistemi, genel yaşantıyı da dönüştürüp benzetme usulü sömüren Fransız ulus-devlet sömürü modeline günümüzde ne özele ne genele dokunan, sadece kültürel yaşama sirayet edip kendisine benzeten Amerikan usulü sömürüyü sonrdan eklesem de, şimdilik ne olup bittiğini kavramak adına yeterlidir kitap. 8/10 öneri notuyla dursun.

    Kitaplığı dolaşırken hazır yukarıdaki duruma değindim, ciddi anlamda hem okunması gerekenler hem de sömürü işleyişinin bir de Fransız usulüne özel olarak değinen Uygarlık Süreci (1.Cilt) ve Uygarlık Süreci (2.Cilt) kitaplarına da değineyim dedim. Tabi Yalnızca Fransız usulü sömürüyü mantığını değil, bu mantığı doğuran uygarlık aşamalarını, hatta diğer büyük devletlerin de "uygarlık" kavramıyla olan ilintilerini usta bir dil, farklı bakış maharetiyle ele alıyor Elias. Zaten nerede bir Elias kitabı görürsek kapmaya bakarız, huy olsun. Ferguson'un kitabıyla bu iki cildi bir arada uzun vadeli okumayı tavsiye ederim. Uygarlık Süreci kitaplarına notum da 9/10.

    Byung-Chul Han ismi geçer de Şeffaflık Toplumu eksik kalır mı? Kalmaz. İlk bakışta hayli sempatik görünen kitap, okurken sempatikliğini şimdilik kenara bırakıp ciddiyetle tartaklama yoluna girince sempatikliğini üzerimize daha çok sindiriyor. Zaten kitabı basan da Metis. Düşünün artık. Toplumun şeffaflık toplumu olduğunu, ifşa ve porno toplumu olduğunu iddia eden Byung-Chul Han, bu şeffaflığın neoliberal bir aygıt olduğunu da ekleyince kitaba ve bu yeni iddiaya merak da artıyor. İncelemesi #30312401'da, notu da buradadır: 8/10.

    Muhabbetimizin olduğu kimseler iyi bilir, Sultan Abdülhamit Han'ın bendeki yeri özeldir. Kadim ve kıymetlidir. Neredeyse kendisiyle alâkalı ulusal literatürde okumadığım, bir şekilde göz gezdirmediğim kaynak sayısı yoktur veya bir elin parmağını geçmeyecek kadardır. Yine de, mesele sevdiğim bir aktör değil, kahraman bir aktör olduğu için tüm duygusal ve tek taraflı durumları bertaraf etmek gibi bir zorunluluk doğuyor. Daha önce onu hatasız, ak ve pak gösteren ulusal bir çok kaynak o okuyup her seferinde sanki hakikat buymuş gibi, hiç hatalı karar almaz ya da hiç güçsüz düşmez, bayılmaz, hatta yüzüne fondöten sürüp elçilikleri karşılayacak kadar beti benzi solmaz, acayip bir korku ile yaşayıp paranoyak hareketlerde bulunmaz, traş olurken sakallarını kendisinin dışındakilere de dokundurur zannediyordum. Ama değilmiş. En azından o kahraman bakış açılı 'ecdadımız' mitleriyle dolu kitapları terk edene kadar öyleydi. Ama François Georgeon, Sultan Abdülhamid kitabında Sultan'ın şehzadeliğinden sürgününe kadar, el değmedik alan bırakmıyor. Kâh gecesi gündüzü belirsiz yoğun çalışma temposuna, kâh gölgesinden korkacak hale getiren evhâmın, kâh düşmanlarını kendisine hayran bırakan zekâ ve hafızasına, kâh sesinin tiz ve ince oluşunun tuhaf bir iticiliğine kadar her şeyi uzaktan gözlemleyen birisi edasıyla aktarıyor. Böyle olunca, yani biz ne değil isek kahramanlar da o olmayınca daha fazla sevip hayran olunuyor kahramana. İncelemesini yakında yazacağım kitabın notu 9/10.

    Sırada, Frankfurt Okulunun kurucularından ve köşe taşı kabul edilen Marcuse'nin yazmaya cüret etmekle ne de iyi ettiği denemesinde: Özgürlük Üzerine Bir Deneme Bir deneme, inceleme, felsefi-düşünce kitabı. Dünyanın halk hareketleriyle çalkalandığı meşhur 1969 yılında, Sol'un vaziyetinin de fecaat olduğu bir dönemde yazmaya cüret eder Marcuse. İlkin Marksizmi redde soyunan bir metin gibi görünse de, aksine Marksizmin çatlaklarını doldurmak, onun teoriden sıyrılmakta zorluk çektiği noktaları yeniden inşa etmek ve zaten bizatihi pratikten beslenen bir metin olması da peşinen söylenmeyi hak eden bir durum. Kazanmak için değil, denemek için özgürlük bilincinde olunması gerektiğine inananları Marcuse ve bu manifesto niteliğindeki incecik kitapla baş başa bırakmak gerekir: 9/10.

    Beş kitap daha tamam. Darısı diğerlerine ya da dilediğinize.
  • ...Kral Sebastian...

    Psikolojik Gerilimin Kralı...

    Kralımıza saygılar olsun... Evet Sebastian Fitzek'ten okuduğum 2.kitap Terapi oldu. Çok beğendim, bir kitap hiç mi sıkmaz? Cevabı bu kitap işte. Kitabı okurken fark ettiğim çok hızlı okunuyor, akıyor sayfalar...

    Kitaptan kısaca bahsedeyim. Victor kızını kaybettikten sonra bunu kabullenemiyor, hiç inanmak istemiyor. Victor psikolojik tedavi de görüyor bir yandan. Sonradan daha iyi düşünmek için adadaki evlerine geçiyor karısı Isabell ise yurt dışında iş görüşmeleri yapmakta. Victor tek başına bu işin üstesinden gelebilecek mi?

    Tek kalmayı da kendi istiyordu ama bir anda karşısına Anna çıkıyor. Ama ne çıkma adamın aklını aldı kadın...
    Olaylar başladı Anna geldi ya tamam işte. Anna alacak sizleri Victor ile gerile gerile nerelere götürecek...
    Anna da şizofreni hastası anlattıkları Victor'un hayatına o kadar benziyor ki ve hep doğru çıkıyor. Acaba dedim Anna'da Victor'un hayali karakteri mi? Yoksa gerçek mi? Zaten kitabı okurken ister istemez bunu düşünmemizi sağlamak için yazar çok güzel ince sıkmayan ayrıntılar ile yazmış. (Sebastian Kralsın...)

    Anna, Victor'a iyi mi geliyor yoksa tam bir baş belası mı? Yoksa hiç tekin biri değil mi? Hepsi kitapta sizleri bekliyor...
    Yine ters köşe oldum finalde. Ben ne hesapladım neler cıktı.

    Sebastian'ın kitaplarına devam, umarım daha fazla kitap çıkarır bizler de okuruz.

    Bu işte en iyilerden olduğu ortada. Çok zeki bir yazar anlatımı çok kuvvetli, kurgusu harika...

    Sizler de Kral ile tanışmadıysanız bence geciktirmeyin...
  • Kitaptaki hikayeler birbirinden bağımsız ama çok etkileyici dikkat çekici sonlara ters bir köşe yapmanıza olarak sağlıyor kısa kısa ve akıllıca yazılmış bir baş yapıt
  • Kemalist Yalanlar!.. kitaba ön yargıyla bakılması ve kitabın yerden yere vurulması tamamiyle bir ön yargıdan ibaret. Kitaptan ne anladım ?
    Aslında Kemalizm in yanlış kullanıldığını günümüzde ,toplumumuzdaki bir topluluğun bu kelimeyi çirkinleştirdiğini kitaptan öncede biliyordum.
    "Sevişirim ,evlenmem, hamile kalırım,doğurmam diyen zihniyetlerin ağzına doladığı "Biz Cumhuriyet Çocuklarıyız" diyip medyaya bu kadar çirkin görüntüler veren insanların Kemalist olduğuna inanmıyorum. Yazıklar olsun ki böyle zihniyetler bu ismi kullanarak toplumda kaos yaratıyor. Bu zihinler Cumhuriyet çocuğu olabilir mi? neden Kemalistim diyip bu çirkinlikleri gözlerimize sokarak anlatıyorlar akıl erdimek zor. Gercekten Kemalistsen öncelikle Millet olmalısın ki Vatanın olsun. Vatanı ,Devleti,var eden milettir. Ayrımcılık yaparak, çirkince tavırla baş örtüsüne düşman olup,solcuyum ben Kemalistim diyen bir millet yok.
    Bir çok insanın kabullenemediği gerçek, bir bölünmeye sebep verdi oysaki toplum olarak bütünlük lazım bize .
    Bütünlük için ahlâk ,topluma örnek davranışlar lazım.Vatanımıza gelecek en küçük zararda tek bir bütünlük lazım. Çok iyimser düşünüyorum bunlar bizden çok uzakta malesef !..
    Yavuz Bahadıroğlu'nu köşe yazarıyken takip ederdim ne yazıkki kitabına geç kaldım. Gazteci-Yazar kimliğiyle bu kadar güzel tarihimizi anlatan bir yazarken araştırmacı kimliğini bu kitabında güzel bir anlatımla gördüm.
    Bundan sonra diğer kitaplarını okumak ümidiyle incelememe kitaptan bir sözle kapanış yapayım."Bu milletin tarihi kahramanlarla doludur.Bu millete tek kahraman yetmez." Umarım yerimizde saymak yerine nice Kahramanlar yetiştiririz. Bu arada Marşımızı bize ,bu millete hediye eden Şairimizide rahmetle duayla anıyorum.
    https://youtu.be/MdgIHIgzqYA
  • özgürlüğünün baş döndürücü havasını içine çekti. Her köşe başında yeni serüvenler gizliydi. Gelecek yeniden bir bilinmezlikti.
  • İnsanın mümkünse eşi, çocuğu, parası ve hele mümkünse sağlığı olmalı ama saadetini yalnız bunlara bağlamamalı. Kendimize bulabildiğimiz bir yerde, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız. Orada yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün baş başa verip dertleşmeliyiz; eşimiz, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz. Öyle ki hepsini kaybetmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın. Kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir; kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilir. Yalnız kalınca sıkılır, ne yapacağımızı bilmez bir hale geliriz diye korkmamalıyız.

    “Issız yerlerde kendin için bir âlem ol”
    (Tibullus)
    Michel De Montaigne
    Sayfa 140 - İlgi kültür sanat yayıncılık