Anti-kahramanlar son yıllarda çok moda. Ben de onların olduğu kitapları okumayı seviyorum. Ancak ilk defa kadın bir anti-kahramanla tanıştım ve kendisini çok sevdim. Erika Foster serisi kurgusu kadar karakterleri ile de çekti beni.
Cezaevinde geçirdiği yıllar içinde karamsarlaşmış ve umudunu kaybetmiş. Kimsenin onu sevmeyeceğine, sevilmeye değer olmadığına inanıyor. “Serbest bırakılmak, özgürlük demek değildi. Cezaevinden çıkılsa da mahkumluğun ruh halinden çıkılmıyordu” (sf. 115).
Hatta gerçekten sevgiyi doyasıya hissedip yaşayabildiği tek ilişkiyi Cosette ile kuruyor.
Öte yandan yaptığı her şey aslında yaşadıklarının bir sonucu olarak görülmeli. Onca kötü deneyimden sonra piskoposun merhameti onu allak bullak ediyor. Belki de sırf alıştığı dünyayı yeniden hissedebilmek için Petit Gervais’in parasını çalar.
Bana sorarsanız 19 yılını cezaevinde geçirmemiş olsaydı, piskoposun yaptıklarının bir etkisi olmayabilirdi. Topluma yeniden nasıl uyum sağlayacağını bilmeden savrulduğu bir sırada onuna karşılaştı.
“Bir ses kulağına kaderini belirleyecek anın geldiğini, kendisi için orta yol bulunmadığını, bundan böyle insanların en mükemmeli olmazsa en kötüsü olacağını, bu andan itibaren ya piskopostan daha yükseklere çıkması ya da kürek mahkumundan daha aşağılara düşmesi gerektiğini, iyi olmak istiyorsa bir meleğe, kötülük yolunda devam etmek istiyorsa bir canavara dönüşmesi gerektiğini söylüyor muydu?” (sf. 132)
Kaynak:
Myriel, gerçek olamayacak kadar olgun ve yüce gönüllü. Ayrım yapmıyor. Kin tutmuyor. Kıskançlık nedir bilmiyor.
Aslında
Victor Hugo , bu karakter üzerinden uzun bir Fransa eleştirisi sunmuş. Yazarın hayalini kurduğu toplumun Myriel gibi bireylerden oluştuğunu düşünebiliriz. Bu ideal tipin taşrada, sakin ve kalabalığa uzak bir ortamda yaşaması da tesadüf değil bence. Örneğin, Fransa İtalya piskoposları toplantısı için gittiği Paris’ten oldukça erken döner. Bunun nedenini ise şöyle anlatır: “Onların canını sıkıyordum. Açık duran bir kapı gibi onlara dışarının havasını getiriyordum” (sf. 55).
Yalnızlığının nedeninin açıklandığı bir pasaj da şu şekilde: “Aşırı fedakar bir ermişin yanında bulunmak tehlikeliydi; telafisi imkansız bir yoksulluk size de bulaşabilirdi, yükselmeye yarayan ilişkiler ağını sarsabilir, dolayısıyla sizi istemediğiniz bir inzivaya yönetebilirdi, bu yüzden herkes bu ahmakça erdemden uzak duruyordu” (sf.61).
Kaynak: