Bu adam yakında ölecek. Bunu o da biliyor, aynaya bakması kâfi. Her gün, cesedine biraz daha benziyor. Tecrübe dedikleri bu işte. Tecrübelerin, ölüm koktuğunu sık sık düşünmem de bu yüzden; onların son savunmasıdır bu.
Hayatımda ki anların, hatırlanan bir hayatın anları gibi birbirini izlemesini istemiştim. Böylece zamanı kuyruğundan yakalamaya çalışmaya da değebilirdi.
Pireneler'in ardında İspanyol işçiler faşist mermilerle devriliyordu ama onların kanının bedelini Fransız canlarıyla, benim olmayan tek bir canla ödetebilir miydim? Toplama kamplarında Yahudiler sinekler gibi geberip gidiyordu ama onların cesetlerini Fransız köylülerinin masum bedenleriyle takas etmeye hakkım var mıydı? Kendi kanımla, kendi canımla ödeyebilirdim ama başka insanlar cebimdeki bozuk para değillerdi. Hangi yüce düşünce onları karşılaştırmaya, sayı gibi saymaya cüret edebilir, onların gerçek ölçüsünü bildiğini öne sürebilirdi ? Bir tanrı bile bu iddialı girişim karşısında aciz kalırdı.
"İnsanlar hürdür," dedim "ama herkesin özgürlüğü kendine.Başkasının özgürlüğüne ne karışabilir onu ne belirleyebilir ne de dayatabiliriz. Bana bu denli acı veren de bu: Kişinin kendi değerini oluşturan şey sırf o kişi için mevcut, benim için değil. Ben onun yalnızca dışına erişebilirim ve ben de onun için bir dış görünüşten, saçma bir veriden, olmayı kendim bile seçmediğim bir veriden başka bir şey değilim.”