• 456 syf.
    ·27 günde·10/10
    > Evet, sihirli parmaklar yavaş yavaş kendine geliyor ve geldik gene okumuş, bitirmiş olduğum güzel bir kitabın incelemesine daha. Çaylar, kahveler hazır mı? Konumuz gene bir hayli uzun ve bu sefer Carl Sagan ile birlikte, uzayın engin derinliklerine ve sonuz çıkmazına doğru yol alacağız. Bu aralar ufak tefek hadiseler yüzünden canım sıkkın olsa da, unutabilmek için okumak ve yazmak istiyorum. Biliyorum, biliyorum. Hangimizin dertleri ve sıkıntıları yok ki? Ve hepimiz gündelik hayatın yorgunluğunu ve stresini atmak için kitaplara sığınıyor, burada, 1K’da sevdiklerimiz ile güzel kitaplar hakkında bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Hepinizin dertsiz, sıkıntısız günler geçirmesini ve neşenizin daim olmasını diler ve ısınma turlarımızı da tamamladıktan sonra, artık yavaş yavaş uzayın boşluklarına akalım derim. :)

    > Gene günlerden bir gün, üzerime gelen işsizlik ve can sıkıntısın, afakanlar ile ortaklaşa beni darladığı bir anda, kendimi benim sahaf arkadaş, Beyhan’ın mekânında buldum. Onca güzelliklerin arasında, hoş kitap kokusunun eşliğinde gezinirken ve kendime uygun bir şeyler ararken; “büyük bir heyecanla avını arayan avcıymışım” hissine kapıldım ve işte, avım orada bana Mesaj vermeye çalışıyordu. İşte asıl şimdi aklıma, sevgili Richard Bach’ın; “Cevap alamamanızın en büyük sebebi, soruları sormamış olmanızdır,” geldi ve elimi kitaba doğru uzatarak, bir bilinmeyene yolculuk edeceğimin farkında olmadan, soruları sormak için aldım bu kitabı. İlgi duyduğum ve sevdiğim türde olan bu kitabı satın almak konusunda hiç tereddüt etmedim ve acaba gerçekten, kafamda kuyrukları birbirine değmeden dönen tilkilere aradıkları doğru cevapları verebilecek miydim, bu romanın içeriğiyle? Göreceğiz!

    > Yıl olmuş 2019, 21. yüzyıla girmişiz ve ben yaklaşık 34 yıl önce yazılan bu kitaba daha yeni kavuştum ve nihayet Carl Sagan'ın Mesaj’ına nail olacaktım. İlk olarak 1985 yılında yayınlanan kitap, 1997 yılında beyaz perdeye uyarlanarak bir film haline getirilmiştir. Kitaba ilgi duymaktaydım, çünkü Carl Sagan'ın bir tür ikonik figür olduğunu biliyor ve kendisinin daha geniş bilim ve din ilişkisi ile de ilgileniyordum. Şimdi bu inceleme ile Sagan’ın bilimsel dünya görüşlerini, Atticus Finch'in; “dünyayı başka birinin gözüyle görmek” sözünde ifade ettiği gibi, elimden geldiğince dikkatli bir şekilde aktarmak, anlatmak istiyorum. Açıkçası, tüm zamanların en çok satan İngilizce bilim kitabı olan Mesaj’ın, günümüz dünya görüşü ve sorunları hakkında da iyi bir giriş yaptığı kanısındayım.

    > Kitabı okumaya başladıktan sonra, yazarın kalemine olan hâkimiyeti ve edebi niteliği çok hoşuma gitti doğrusu. Kitap, farklı karakterler için titizlikle belirlenmiş rol yapısı, romandaki kişilerin psikolojisi ve konuşması gibi ayrıntılarla bezenmiş yaratıcı bir duyarlılığa sahipti. Uzaylılarla ilgili okuduğumuz, bildiğimiz kitapların birçoğu içerik olarak uzay savaşları ve dünya istilası ile ilgilidir. Fakat dünyalılar olarak alacağımız bu mesaj jeopolitik, dini ve kültürel dinamikleri kapsamakta ve Sagan bunların hepsini gerçekçilik ve incelikle anlatmaktadır.

    > Bazı okurların, Sagan’ın anlatım tarzının zaman zaman az biraz ağır gittiğini düşüneceklerine eminim. Fakat kendinizi gerçekten kitaba verdiğinizde, kitabın esasında yatmakta olan fikirlerin dikkatinizi çekecek kadar önemli ve ilginç geleceğine eminim. Size ilk heyecan verecek olan, dünyamızdan yaklaşık 26 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızdan bir mesaj alınması ve alınan bu karmaşık, deşifre edilmesi zor mesaj aracılığı ile önemli bilgilerin aktarılması olacaktır. Kitap hakkında benim için en ilginç ve dikkat çekici olan şeyler ise, teolojik ve manevi çıkarımlardır. Çok sayıda bilim-din diyaloğuna şahit olacağız ve projenin geleceğine dair büyük çaba sarf eden bilim insanları ile maneviyatın ağır bastığı figürler arasında geçen keskin bir tartışmaları merakla okuyacağız. Sagan, özellikle bu bölümlerde ve konunun ilerleyişinde dini, belki kendisinden beklediğimden daha farklı resmetti. Ama kabul etmek gerekirse, arada dini fanatizmin bilime ters düşen çirkin ifadelerini ve eleştirilerinin bir kısmını da göreceğiz. Kitapta aynı zamanda, en sempatik ve merak uyandıran karakterlerden biri bir Hristiyan papazdır (beyaz perdeye aktarılan filmde, Matthew McConaughey'nin canlandırdığı karakter Palmer Joss).

    > Kitabın ilerleyen bölümlerinde, şaşırtıcı bir şekilde, romanda geçenlerin, dünya görüşüne nasıl ters düşmeye başladığını ve bu mesaj aracılığı ile zorlu bir misyona çıkmış olan bilim insanlarına, bu bilinmeyene yaptıkları zorlu yolculuk sonrası nasıl davranıldığını okuyacağız. Gerçekler inkâr edilmez ve gizlenemez, ama onlara karşı yapılan haksız ve yersiz eleştiriler, daha öncesinde olduğu gibi, dini kitaplarda, din adamları tarafından belirtilen argümanlar ile aynıdır. Göze alınan bunca şey sadece deneyime hitap edecek türde, doğrulanabilir verilerden yoksun şeylerdir ve tüm bu dipsiz kuyuya yapılan maceralı yolculuk sadece büyük bir ironiden ibarettir.

    > Fakat unutmamalıyız ki, evrende insanlar dışında, başka zeki varlıkların olabileceği ihtimali bile biz insanları heyecanlandırmaya ve hatta bazılarımızı korkutmaya yetiyor. Sagan’a göre, onlarla iletişim kurabiliriz ve muhtemelen bu canlılar bizden daha da yaşlılar ve daha akıllılar. Bize karmaşık bilgi birikimlerini ve engin deneyimlerini gönderiyorlar. Bunu, bize gönderdikleri matematiksel sıralamalar ile şifreledikleri gizli mesajları aracılığı ile anlatma gayreti içerisindeler. Bu mesajların, dünyanın kendi ekseninde dönmesinden kaynaklı ara boşluklar sayesinde, diğer rakip ülke istasyonları tarafından tespit edilmesi ve istenmeyen kişilerin eline geçmiş olması bile, konuya uzman olan kişi ve yöneticileri bir hayli endişelendirmeye yetecek derece de önemliydi. Matematikçiler hangi temel keşifleri kaçırmış olabileceği konusunda bir hayli tedirgindiler. Dini liderler, bu mesajı bize ileten uzaylıların, özellikle gençler arasında daha çok taraf bulacağından endişe duyuyorlardı. Ve gökbilimciler, bugüne kadar incelemiş oldukları yakın yıldızlar ile ilgili nerede, neyi yanlış yaptıkları konusunda kendilerini düşünmekten alamıyorlardı. Politikacılar, hükumet liderleri ve askeri kanattan bazıları ise oldukça farklı düşünceler ve bir takım önlem alma eğilimi içerisindeydiler. Evet, biz insanlardan daha üstün bir medeniyet takdir, hatta kabul edilebilir, ama doğru olduğunu düşündüğümüz şeyler ya bir yanlış anlama ya da özel bir durum veya mantıksal bir hata içeriyor ise?

    > Burada, kitap bize “temas - mesaj”ın galaksinin tek bir sisteminde bulunan bir yıldızdan gelmediğini ve daha derinden, daha aşkın bir kaynaktan geldiğini anlatmaya çalışıyor. Aslında, birkaç teleolojik argümanla, biz okurlara anlatılmak istenilen: “mekânın dokusunda ve maddenin yapısında, bilinmeyen bir sanatçının küçük bir imzasının olduğudur. Ama şunu da bilmekte fayda var; Sagan, Einstein ve Spinoza gibi, bilinmezcilik veya bilinemezciliğin; teolojik olarak tanrının varlığından veya yokluğundan, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi akım olan Agnostisizm’e inandığı ifade etmiştir. Birçok insan bilimin bir şekilde dinin yerini aldığı fikrine sahiptir. Sagan'ın kendisinin de, buna benzer ileri görüşlere sahip düşünce ve mesajları vardır. Ancak bu hikâye, bilimsel keşif ve ilerleme ile birlikte biz okurlara, Tanrı'nın daha temel ve içsel olduğu inancını veriyor ve Ellie Arroway ve ekibi aracılılığı ile bize vicdanımıza kulak vermemiz gerekliliğini tekrar hatırlatıyor.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ A.Y. ~
  • 616 syf.
    ·20 günde·Beğendi·10/10
    Masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara… diye başlıyor bu seferki romanımız. Bugüne kadar Azra Kohen'in herhangi bir kitabını okumamıştım ve Aeden benim için bir ilkti diyebilirim. Ne zaman vakit bulup Ankara Olgunlar caddesinde ve diğer kitabevlerinde yenilikler ya da aradıklarım için bakınsam, Fi, Çi, Pi üçlemesini görüyordum. O kırmızı, mavi ve yeşil kapakları ile hep dikkatimi çektiler raflarda, ama bir türlü ele alıp okuma fırsatım olmadı. Ne bileyim, belki içimde yerli yazarlara karşı sanki bir güvensizlik mi hâkim desem, yoksa yabancı yazarların kalemine olan hayranlık mı desem inanın bende buna bir türlü karar veremiyorum?! Fakat bu sefer itiraf etmeliyim ki, Azra Kohen, beni kalemi ile gerçekten etkiledi ve bende kitabını okurken masalla gerçek arasında git gel yapmadım değil. Kısacası, okumamış olanlar için şunu gönül rahatlığı ile ifade edebilirim ki, kesinlikle okuyabilirsiniz ve okumalısınız da. Unutmadan: Aeden Fi, Çi, Pi üçlemesinin devamı değildir ve diğer kitaplar ile aralarında bir bağlantıda kesinlikle söz konusu değildir. İlk Fi, Çi, Pi üçlemesini seri olarak bir kitap sayan Azra Kohen, şu an okumuş olduğum Aeden adlı ikinci kitabını yayımlamıştır. Genel olarak vermiş olduğu demeç ve bilgilendirmelerde de, 9’a yakın kitap çıkartmayı planladığını ifade etmektedir.

    AZ BİRAZ KİTAP HAKKINDA.
    Kitabı elinize aldığınızda, içerik olarak dolu dolu geçen 611 sayfa vereceğiniz parayı gerçekten hak ediyor. Kabartma baskı kapak, dünyamız, Aeden ve hafifçe serpiştirilmiş diğer gezegenler ile birlikte siyah zeminde hoş bir görüntü oluşturuyor. Klasik kesimin dışına çıkılarak hafifçe yumuşatılmış köşeleri de farklı bir hava katmış kitabımıza. Benim için tasarımı da içeriği kadar hoş ve güzeldi diyebilirim. Romanda, biz insanların yaşamakta olduğumuz gezegenimiz dünyayı nasıl da hor kullanmakta olduğumuzu ve aslında genlerimizde taşımakta olduğumuz vahşi, vandal duygular ile hareket ettiğimiz anlatılmaktadır. Son derece etkileyici ve başarılı bir şekilde kaleme alınmış olan bu kitap, Destek Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

    AEDEN KONUSU
    İnsanlar tarafından henüz keşfedilmemiş ve evrimde ileri seviyede bir canlı türünün ve farklı canlıların hep birlikte paylaşmakta olduğu gezegendir Aeden. Burada yaşayan tüm türlerin kendi aralarında telepati ile anlaştığı, tükettiğini her şeyi tekrar üretebilmenin en büyük ihtiyaç ve temel olarak görüldüğü, kendisi dâhil diğer türlere zarar vermenin düşünülemeyeceği bir cennettir Aeden. Teknolojik anlamda ve bilimsel açıdan da biz insanlardan üst seviyededirler Aedenliler.

    “İçinde Çi bulunan her şey kişi olma hakkına sahiptir.” S.20

    Surza ve Baruh Baba’nın büyük oğludur Sonje. Diğer asıl karakterimiz Numi ise vakti zamanında kendilerine emanet edilmiştir. Numi, psikolojik olarak kendisini bu gezegende yaşayanlardan farklı hissettiği için tüm bedenini kumaşlar ile örterek ve teninin açıkta kalan kısımlarını çamura bulayarak saklamaya çabalayan güzel bir kızdır. Numi’nin Aeden’de tek uğraşısı ve takıntısı Sonje’nin ta kendisidir.

    Numi, romanın ilerleyen bölümünde, annesinin Dünya adlı bir gezegenden olduğunu öğrenir ve vakit geldiği düşünülerek, Baruh Baba’nın da müsaadesiyle Sonje ile birlikte dünyaya gelirler. İşte buradan itibaren, biz okuyucular da romanda olan karakterlerimizin gözünden biz ''insansılar'' ile tanışma fırsatını buluyoruz. (İnanın, okurken bugüne bildiğim, gördüğüm ve hayatta yaşadığım çoğu şeyi sorgulamadım değil. Bu noktadan itibaren kitap adeta bize ders verir nitelikte devam ediyor ve içimin daraldığı, resmen burkulduğu bölümler oldu). Geldikleri bu cennet gezegende (dünya’da) yaşanan olumsuzluklardan dolayı ayrı düşseler de, ikisi de içgüdüsel olarak gidişata ve sisteme karşı aynı amaç uğrunda savaş verirler. Dünyamıza ilk geldikleri yerdeki yoğun ve kirli hava nedeniyle neredeyse nefes alamaz hale gelirler. Bu ''insansı''ların kalabalığını ve bu devasa taş yığını yapıları görünce hemen Aeden’e geri dönmek isterler. Tabiatının özünde doğadan, akarsulardan ve ormanlardan oluşan bu cennette neredeyse tek bir ağacın dahi kalmaması ve gezegende yaşayan bu ''insansı''ların tüm bunlara duyarsız ve kayıtsız kalmaları ikisini de korkutur. Kendi cennetleri Aeden’e geri dönmek isteseler de, bu teorik ve teknik olarak hemen mümkün değildir. Her ne kadar bu ''insansı''ların yaşadıkları ve kendi elleri ile mahvettikleri gezegene karışmak istemeseler de, her ikisi de deneyimledikleri bazı olaylardan dolayı kalmak ve savaşmak zorunda kalır. Roman, biz insanların kendimizi bildiğimiz ve bir nebze olsun geliştirdikten sonra dünyamıza (cennetimize) aklımıza gelebilecek her anlamda neler yaptığımızı ele alıyor.

    Her canlının içindeki enerjiden daha kutsal, daha önemli, daha korunması gereken hiçbir şey yoktur evrende diye öğrendik... S.240

    ROMAN HAKKINDA KİŞİSEL YORUMUM
    Aeden romanımız, gidişat olarak ilk başlarda okuyucuyu sıkabilecek ve ağır ilerleyen bir kitap diyebilirim. Fakat biraz sabrettiğinizde, o ağır bölümleri geçtiğiniz zaman sizi bekleyen akıcı bir roman bulacağınızı kesinlikle ifade edebilirim. Bu güzel hikâyemiz, daha öncesinde hiç bilmediğimiz, bizlere çok uzak (aslında içgüdüsel olarak hep düşlediğimiz) bir yerde başlıyor. Belki de daha önce duymadığımız birçok terimler, haberdar olmadığımız türleri okuyacağız. Bu bilgileri okurken, öğrenirken kitapta bize aktarılan terminolojiden sıkılmazsak ve bu sayfaları atlamadan okuyarak geçersek, ilerleyen sayfalarda sürükleyici ve etkileyici bir hikâye biz okurları bekliyor olacağına emin olabilirsiniz.

    Gerilemenizi istemiyorum! Bu çıkmaz sokaktan çıkıp geleceğe gitmenizi, olmanız gereken şeye, İNSANA dönüşmenizi istiyorum! S.462

    ''Bir Dünya Hikâyesi'' ve ''Masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara…'' başlıklarıyla dikkatimizi çeken Aeden’i okurken, içinde bulunduğumuz dünyamıza başka bir gözle bakacağımıza ve yazım tarzı ile yaşadığımız bu düzen, gidişat hakkındaki soruların zihnimizi meşgul edeceğine eminim.

    "Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına emin olduğunda, hiçbir şeyin bilindiği gibi olmadığını keşfetmeye başlarsın." S.601

    İnsan olabilme seviyesine ve erdemine erişememiş varlıklarız biz "insansı"lar. Yaşamakta olduğumuz gezegeni (dünyamızı) adeta bir cennet bahçesine çevirebilme imkânı elimizdeyken, o’nu elbirliği ile kolektif bir şekilde cehenneme çeviriyor ve öz kaynaklarını hiç tükenmeyecekmişçesine sömürüyoruz. Romanda, henüz gelişmemiş olduğumuz defalarca bize sunuluyor ve aslında bildiğimiz, bugüne kadar hep sustuğumuz konuları okudukça adeta kendimizden utanıyoruz. Yedirdiklerimiz, içirdiklerimiz ile hem çocuklarımızı, hem de kendimizi zehirliyoruz (Burada aklıma okumuş ve incelemiş olduğum #31480010 Saklı Seçilmişler geldi defalarca). Huzuru bulabileceğimiz yeşil alanları yok edip, yerlerine güneşe bile hasret kalacağımız beton yığını binaları ve çirkinlikleri dikiyoruz. Aslında insanlığın, dünyanın en büyük sorunu olan para için çocuklarımızın başkaları tarafında istismar edilmelerine izin veriyoruz (TV’de olan pedofili yarışmalar ve programlar aracılığı ile vs). Gezegenimizin manyetik dengesinin bozulabileceği ihtimalini ve fizik kanunlarını umursamadan dünyanın yer altı kaynaklarını tamamını sömürebilmek adına elimizden geleni yapıyor ve dünyanın yer altını İsviçre peynirine çeviriyoruz. Üzerlerinde deneyler yaptığımız canlı türlerinin ruhlarını ve onların yaşama dair olan haklarını sorgusuz sualsiz ellerinden alıyoruz. Neden? Daha güzel olmak, daha sağlıklı yaşamak ve doymak bilmeyen "insansı" bedenimizin ruhunu tatmin etmek için. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, okul adını verdikleri kapalı eğitim sisteminde onların (gücü elinde bulunduranların) istekleri doğrultusunda gelecek için köleleştiriliyoruz. Bizlere bunları yaptıran nedir? İçimizde var olan her şeye sahip olabilme hırsı bence. Daha güzel görünelim diye aldığımız kozmetik ürünleri için kaç canlı deniz hayvanı ölmüş kimin umurunda! Bir Gala’ya giderken boynumuza attığımız bir kürk için kaç canlı acı çekerek öldürüldü kimin umurunda! İşte bu noktadan itibaren okurken gerçekler teker teker yüzümüze vurulmaya başlanıyor ve sorgulamaya, nasıl olurda bu yaşananlara dur demeyerek, bencilce davranarak bu kadar kifayetsiz kaldığımızı düşünür oluyoruz.

    “Değiştirmek istiyorsan güçlenip dâhil olacaksın. Ancak güçlenmeden dâhil olmaya kalkanlar sistemin çarkları altında öğütülüyorlar.” S.558

    Azra Kohen, romanda bahse konu olan birçok bilgi, belge ve makaleleri kaynak olarak belirtmekten de geri kalmamış. Şayet konu hakkında şüpheye düşen olursa, gerekli bilgileri eşleştirebilir ve kendi araştırmasını da yapabilir demek istiyor burada bize. Yazar, bildiğimiz dünya genelinde kullanılan internetin dışında, birçoğumuzun DeepWeb diye bildiği, asıl gerçeklerin barındırıldığı ve belki de çoğunuzun görmek istemeyeceği (aklınıza gelebilecek her türde) resim, video, belgelerin saklandığı ve bunun dışında tüm illegal işlerin el altından paylaşıldığı, yürütüldüğü platforma da dikkat çekmektedir.

    "Bu gezegende insanlık dışı bir şey var ve o şeyin kaynağını bulmak zorundasınız!" S.543

    Evet, bu gezegende gerçekten insanlık dışı bir şey var! Uygarlık olarak henüz tam anlamda çözemediğimiz bir teknolojinin kölesi olmuş durumdayız. Ruhumuzun ihtiyacı olan şeylere önem vermek yerine, gelişen teknoloji ve bilimin olumsuz yönlerine esir olmuşuz ve farkında olmadan insanlığını, umudunu yitirmiş, ruhu olan duygusuz bedenler (yaşayan ölüler) gibi enerjimize tanınan sürenin dolmasını bekliyoruz bu cennette. Yaşadığımız ve korkunun bize engel olduğu bu dünyada, bilginin her yerde olduğunu ve aslında arayan herkesin bilginin kaynağına ulaşabileceğini unuttuk ya da unutturmak istiyorlar.

    Sorulmaması gereken sorular vardı “Ariler” tarafından yasaklanmış. S.380

    Yukarıda olan alıntıya aşağıda olan alıntı çok güzel bir şekilde cevap veriyor (Bunu her anlamda düşünebiliriz!).

    “Evrende her şey ihtiyaçtan doğar Numi, fark edişlerin merakını motive eder, merakın analiz yapabilmeni tetikler, analizlerin özgür iradeni besler. Sana söylenenin dışında da yollar olduğunu keşfetmeye başlarsın.” S.120

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ A.Y. ~
  • 124 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Kitap incelemesi / Sinan Turanlı, Bozuk Elmalar, Gece Kitaplığı, Ankara, 2017

    Din hayatımıza genellikle düşünme, sorgulama, akıl yürütme sonucunda giren bir kavram değildir. Küçük yaşlardan itibaren ailelerimizin öğretileri ile sahip olduğumuz, varlığı veya doğruluğu konusunu, genellikle doğruluğundan fazlasıyla emin olduğumuz için hiç sorgulamadığımız bir kavramdır.

    Sinan Turanlı’nın Bozuk Elmalar kitabı sağlam bir din sorgulaması içeriyor. Özellikle dini konularda fazlasıyla hassas olan kişileri uyarmakta fayda var. Okuduklarınız hoşunuza gitmeyebilir. Ama düşünmeyi, felsefeyi, sorgulamayı seven biriyseniz bu kitap tam size göre! Büyük bir zevkle okuyacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Bozuk Elmalar, semavi dinlerin tarihteki yeri, insan hayatının sosyal , psikolojik ve maddi unsurları üzerine etkilerini inceliyor. İncecik, 123 sayfa bir kitap olmasına karşın bütün bu unsurlara detaylı biçimde değinilmiş. Birbirinden farklı onlarca konu temelinden yola çıkılmış farklı düşünceler tek tek bölümler halinde irdelenmiş. Her bölüm din kavramını farklı bir açıdan inceliyor. Bölümler sadece birkaç sayfadan oluşuyor ve okuması zor değil. Ama kitabın genel bir bütünlük arz etmediğini söylemeliyim. Onun yerine, farklı konular hakkında yazılmış ve bir araya getirilmiş bağımsız denemeler diyebiliriz. Eğer sizi belli bir fikir konusunda aydınlatacak, düzenli, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olan sistematik bir kitap bekliyorsanız, konuların dağınıklığı sizi biraz şaşırtabilir. Bunları, her biri düşünce ufkunuzda farklı sorulara ve kıvılcımlara sebep olabilecek, aynı konu ile ilişkisi bulunan birbirinden farklı denemeler gözüyle okursanız, daha keyifli bir okuma süreci geçirebilirsiniz diye düşünüyorum. Bunun avantajlı bir tarafı da var bence. Bağımsız zamanlarda istediğiniz yerden açıp kısa kısa okumak için ideal. Üstelik konular arasındaki bütünlüğü korumak için kitabın ara vermeden okunmaya ihtiyaç duymaması, okumayı uzun bir zamana yaymanıza, yanı sıra başka kitapları da okuyabilmenize imkan veriyor. Hali hazırda başka bir kitap okurken ikinci kitabınız olarak veya yol arkadaşınız olarak toplu taşıma araçlarında da verimli şekilde okuyabilirsiniz.

    Eğer sistemli bir sorgulama için anahtar ve hazır bir yol haritası bekliyorsanız maalesef beklediğinizi bulamayacaksınız. Bu kitap daha çok, farklı konuları belki bir eksende incelemekten hoşlanan “felsefe severlere” hitap ediyor. Dezavantaj olarak, çok sayıda konuya değinilmesinin konu bütünlüğü açısından kafa karıştırıcı olmasını söyleyebilirim. Daldan dala, konudan konuya atlayan yazarımız kendisini takip ettirmeyi zorlaştırarak biz okurlarına adeta beyin jimnastiği yaptırıyor. Okurken kesinlikle konu bütünlüğü beklentiniz olmasın. Ancak farklı konularda sizinle sohbet eden zeki biriyle yaptığınız beyinsel diyaloglar gözüyle bakarsanız, okurken kendinizi yazarla sohbet halinde bulduğunuzu fark edeceksiniz.

    Bu din ile ilişkileri incelenen dağınık ve çeşitli konuları sizler için özetlemeye ve başlıklar halinde listelemeye çalıştım. (Bu sayacaklarım kitaptaki konu başlıkları değil, benim konular hakkında yaptığım özet konu çıkarımımın sonucu) Genellikle değinilen konularımız, din sorgulama; korku v.s. duyguların din ile ilişkisi; din-bilim ilişkisi; özgürlük; fanatizm; ebeveynlik, sevgi, aile ilişkileri, evlilik üzerine tavsiyeler, ölümün sebep olduğu yakın kaybı ve acısı; olasılık, tesadüf ve mucize ilişkisi; kurban ritüeli; İslam’da kadın-erkek eşitsizliği; Kur’an’da geçen “bozgunculuk” kavramı üzerine düşünceler; varoluş ile ilgili komplo teorileri; tanrı kavramı; güç ve para; devletlerin politikalarında dinin yeri ve önemi; dini ve dindışı bakış açılarına göre günlük olaylardaki vicdani bakış farklılıkları yönünden doğru/yanlış kavramlarının incelemesi; din-para ilişkisi; evren, evrenle ilgili bilimsel veriler; 3 semavi dinin kutsal kitaplarındaki çelişkili/tartışmalı bazı ayetler; dinin insan üzerinde sebep olduğu baskı türleri; devlet sistemleri ve eğitim ilişkisi; demokrasi; ibadet; dindarlık ve milliyetçilik kavramlarının savaşa ve devletlerin savaşçı politikalarına etkileri; paranın hedeflerimiz konusundaki olumlu veya olumsuz etkileri; kader; akıl; kadın-erkek eşitsizliği düzleminde İslam şeriatına ve şer’i devlet yönetimlerine dair eleştiri; kutsal kitapların evrensel mesajlar içermemesi üzerine; devletler ve zenginlerin sahip olduğu erk/üst yönetim neden dini yaygınlaştırmak ister, dini nasıl kullanır; dindeki zorunluluk ve doğruluk kavramı arasındaki ilişkinin incelenmesi; dini bir sorgulama sonucunda insanın düşünsel, duygusal ve reel hayatında yaşayabileceği değişimler/sıkıntılar/iç hesaplaşması üzerine kısa sorular.

    Son bahsettiğim cümle, bu sorgulamayı daha evvelden dibine kadar yaşamış biri olarak söylemeliyim ki, başlı başına bir kitap konusudur. Sorular kısa birkaç soru ile geçiştirilmiş. Bence bunun sebebi, kitabımızın hedefinin bir sorgulama başlatmak olması. Olası bir sorgulamanın sonuçları bu kitabın konusu olmamakla birlikte, finalde, yaşayabileceğimiz bazı iç meselelere ucundan göz kırpıyor.

    Kitabın dilinin oldukça didaktik (öğretici) olduğunu, zaman zaman ise samimi sohbet tarzına kaydığını söyleyebilirim. Bazen bu iki tarz arasındaki fark dikkat çekiyor. Didaktik yazım tarzı zaman zaman sıkıcı gelebilir. Ancak bu kitabın yazarımızın ilk kitabı olduğunu mutlaka göz önünde bulundurmalısınız.

    Peki bence bu kitap insanlar üzerinde gerçek ve ciddi bir din sorgulamasına sebep olabilir mi? Samimi konuşmak gerekirse bence hayır. Ama keşke daha etkili olabilseydi demekten kendimi alamıyorum. Bu konular üzerinde kendine hiç soru sormamış bir insan açısından düşünürsek, başlangıç olarak iyi. Yani bunu okuyup da dinden falan çıkarım diye korkmayın sakın. Hatta imanınız daha da kuvvetlenebilir. (Bu not da yazarımıza özeldi.)

    Ben okurken keyif aldım ve herkese tavsiye ediyorum. Sayın Sinan Turanlı zeki, saygılı, hoşgörülü bir insan ve kendisini tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum.

    Bir başka kitap incelemesinde görüşmek dileğiyle.

    Ebru Yeşilova

    Not: Kitaptan altını çizdiğim bazı alıntılar:
    "Gençlik yıllarımıza gelmeden anlıyoruz ki bizim tercihte hiçbir rolümüzün olmadığı; çünkü kuşkuyla bakma cesaretini göstermemiz engellenmiş bir dinimiz var."
    "Aklıma Albert Einstein'ın zaman tanımayan, "Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri de her şeyin mucize olduğunu düşünmek" sözü geldi."
    "Bir de şu açıdan bakmanızı rica edeceğim. En saçma inancın olduğu yerde doğduğumuzu, yaşadığımızı varsayarsak, o inancın savunucusu olmayı reddedebilir miydik? Peki, şu an gerçekten de oradaysak?..."
    "Belki de kendimize öldükten sonra yok olmayı (maneviyatta) yakıştıramıyor oluşumuzdur, inanç eğilimimizin nedeni. Hepsinin yanı sıra evreni, evrende olup biteni düşününce, hiç kadarız ve varolduğumuz zaman aralığı, "yok" kadar. Fakat kendimize biçtiğimiz değer, aksine devasa. "Çok zeki, yetenekli, kıymeti bilinmemiş bireyleriz tek tek." "
    "Özgürlüğümüzse en kıymetli yaşam standardımız ve buna engel olmaya çalışan her şey hayatımızdan çıkmalıdır....... Özgürlüğünüzün önüne sadece çocuğunuz geçebilir ve eğer istiyorsanız çekirdek aileniz, sevdiklerinizdir. Bunun dışında kalanların özgürlüğünüze dokunmasına izin vermemelisiniz."
    "Onsuzluk alışkanlık oluyor; şaşıyor ve anlıyorsun. İnsanoğlu gerçekten ölüyor."
    " "Bozgunculuk" öldürmeye neden olacak bozgunculuk nedir? Neleri kapsar? Sonuçları ölüme varabilecek olan bu kelimenin keskin çizgilerle çizilmiş tanımı olmalı."
    "Peki, dünya devletleri bu konudaki önlemler konusunda samimi mi? Pek öyle görünmüyor, ortada milyonlarca silah var ve teröristlerin fabrikaları yok."
    " "Bir kadın olarak Müslümanlık bana cennette ne vaat ediyor? derse, hangi ayeti göstereyim? Pazuları şişkin adamlar, şaraplar, partiler, utangaç bakışlı yaşıt delikanlılar?"
    "Yıllık maaş artışı oranlarını belirleme esnasında, neden devlet yetkililerinin karşısında işverenler değil de çalışanların sendikaları yer alır? Devlet kimi temsilen oradadır?
    Peki ya dinler; neden hak yemeyin derken, hakkınızı her platformda arayın demez?"
    "Bir yıldızın etrafında dönen bir zerrenin üzerindeki, gelmiş geçmiş milyarlarca quarkın bir tanesinin, layıkıyla yaptığı ibadetlerin tam listesi. Ne zahmetli ve gereksiz bir iş değil mi? Ne yapacağımızı da biliyor üstelik. Hiç mantıklı olmadığının farkında olmamak, hiç mantıklı değil!"
    "Herkese yetecek kadar kaynak ayrılamayacağından, yani zenginler kendilerine düşen paylardan feragat edemeyeceğinden, çok daha ucuz maliyetli olan"din" zerk edilmelidir insanlığın damarlarına. Çok daha güzel bir yaşam, şükredilip, tevekkül edildiği takdirde, tüm fakir fukaranın olacaktır bu güzel yaşam, tabii ki öldükten sonra!; Hayali güzel olan, bana göre aslı olmayan janjanlı harikalar diyarı. İtiraz mekanizması, geri dönüşümü olmadığından kapalı. Harika bir zemin değil mi?"