• Aşağıdaki kısım Platon'un Devlet eserini oluşturan bir kısımdır. Benim çok hoşuma gitti ve bu zamanın bir uyarlaması olarak gördüm. Okuyup benimle fikrinizi paylaşırsanız sevinirim. İçerik siyasi değil sadece Platon'un muazzam öngörüsüyle alakalıdır. Kendisine her ne kadarda aristokrat dense de ben bunu bir hakaret olarak algılıyor, aydın kişi değilde çağ üstü meziyetleri olan ileri görüşlü kişilik olarak değiştirmek istiyorum.

    Diyalog sekizinci kitabın son bölümüne aittir.

    - Halkın başına geçen adam, çokluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşlarının kanına girmeden edemez. Onun gibilerin hoşlandığı lekeleme yolunu tutar, onu bunu saçlandırıp mahkemelere sürükler, vicdanını kirletip, canlarına kıyar, ağzını, dilini hısım akrabalarının kanıyla boyar; kimini sürer, kimini öldürtür; bu arada halka borçların bağışlanacağı, toprakların yeniden dağıtılacağı umudunu verir. Böyle bir adamın kaderi bellidir artık. Ya düşmanlarının eliyle ölecek, ya da bir zorba kurt olacaktır.

    - İster istemez.

    - Kiminle cenkleşir bu adam? Tabii mal, mülk sahipleriyle.

    - Öyle ya.

    - Devletten kovulur da, düşmanlarını alt edip yeniden başa gelirse, o zaman tam bir zorba olur bu adam.

    - Elbette.

    - Düşmanları onu devirmeye, ya da halkla arasını b açıp öldürtmeye çalışırlar. Hiçbirini başaramayınca kendileri onu gizlice öldürme çarelerini ararlar.

    - Başına gelecek budur sonunda.

    - İş buna varınca, zorba bilinen çareye başvurur: Canını koruyacak bekçiler ister halktan. Halkın koruyucusu yaşamalı ki, halka hizmet edebilsin, değil mi ya?

    - Evet.

    - Halk da tabii verir ona bu bekçileri; çünkü bütün korkusu koruyucusunu kaybetmektir. O durdukça kendini güvenlikte sanır.

    - Doğru.

    - Zengin olan, zengin olduğu için de halkın düşmanı sayılmaktan korkan adam, bu durumu görünce ne yapar dersin, dostum? Karun’un baktırdığı faldan çıkanı yapmaz mı?
    Çakıllı Hermos boyunca kaçar durmadan
    Kimsenin korkak demesine aldırmadan.

    - Kaçmadı mı, zor kaçar bir daha!

    - Kaçarken de yakalandı mı, öldü demektir.

    - Ona ne şüphe.

    - Halkın koruyucusuna gelince, Homeros’un sözü onun için söylenmez herhalde: “Devrildi koca bedeni, serildi boylu boyunca”. Tersine, o devirir düşmanlarını, biner devlet arabasına. Ondan sonra koruyucunun astığı astık, kestiği kestiktir.

    - Olacağı budur.

    - Böyle bir adamın türediği yerde, devletin ve insanların hali nice olur, şimdi onu araştıralım.

    - Araştıralım.

    - İlk günler zorba, dört bir yana selamlar, gülümsemeler dağıtır, zorbanın tam tersi gibi gösterir kendini; yakınlarına ve halka bol bol umutlar verir, borçluları avutur, herkese, hele kendi adamlarına topraklar dağıtır, dünyanın en cömert, en tatlı adamı gibi görünür, değil mi?

    - Öyledir.

    - ilkin dış düşmanlarıyla uğraşır, kimiyle anlaşır, kimini yener, ama onlardan korkusu kalmayınca, yeni savaşlar çıkarır ortaya, halkı hep buyruğu altında tutmak için.

    - Doğru.

    - Hem de vergilerle fakirleşen yurttaşlar işten başkaldırmasın, kendine karşı ayaklanmasınlar diye.

    - O da doğru.

    - Ona boyun eğmeyecek dik kafalı insanlar görürse, haklarından gelmek için gene savaşa başvurur, düşmana salar onları. Bütün bunlardan ötürü bir zorba, her zaman savaş kundakçısı olmak yolundadır.

    - Öyledir.

    - Ama böyle davranmakla yurttaşların gözünden de b düşmeye başlar.

    - Çaresiz.

    - Zorbanın yükselmesine yardım etmiş hatırı sayılır kimseler arasından sözlerini esirgemeyenler çıkar, en yiğitleri kendi aralarında, hatta zorbanın yüzüne karşı durumun kötülüğünü söylerler.

    - Böyleleri çıkabilir.

    - Başta kalmak isterse zorbanın bütün bu adamları temizlemesi gerekir. Dostları arasında olsun, düşmanlar arasında olsun bir tek değerli insan bırakmaz.

    - Tabii.

    - Gözünü dört açıp kimlerde yürek, üstünlük, akıl, kudret olduğunu bir bakışta görmek zorundadır, istesin istemesin, bunlarla uğraşmadan, ayaklarını kaydırmadan rahat edemez. Sonunda devleti temizler hepsinden.

    - Güzel temizlik doğrusu.

    - Evet, hekimlerin başvurduğu temizlemenin tam tersi. Onlar bedende kötü ne varsa atıp, yalnız iyiyi bırakırlar, zorbaysa iyileri atıp kötüleri bırakın.

    - Devleti elinde tutabilmek için başka çaresi yoktur.

    - Yapabileceği iki şey birbirinden beterdir: Ya yaşamaktan vazgeçecek, ya çoğu kendini sevmeyen aşağılık insanlar arasında yaşayacak.

    - İkisinden biri, doğru.

    - Yurttaşlarını ne kadar kızdırırsa, bekçilerini de o ölçüde çoğaltmak, onlara güvenmek zorunda kalmayacak mı?

    - Kalacak elbet.

    - Bu güvenilir bekçiler kimler olacak? Nereden getirecek onları?
    - Getirmesine lüzum yok, parayı verdi mi sürüyle gelirler, hem de koşa koşa.

    - Al sana bir sürü yabanarısı daha! Hem de dışarıdan, dört bir yandan gelen yabanarıları.

    - Ben de bunu demek istedim.

    - Ya kendi memleketinde neye başvurur?

    - Neye?

    - Köleleri, efendilerin elinden alıp, azat ettirip bekçilerin arasına katmaz mı?

    - Katmaz olur mu? Hem de en sadık bekçileri onlar olur.

    - Zorbayı soktuğun hale diyecek yok doğrusu. Kendi adamlarını yok ettikten sonra, dost diye, güvenilir adam diye, çevresine ne biçim insanlar topluyor.

    - Başka kimseyi toplayamaz ki.

    - Yaptıklarını alkışlayan bu ahbapları olacak, düşüp kalkacağı insanlar da yeni yeni yurttaşlar. Dürüst yurttaşlara gelince, onlar iğrenip kaçacaklar ondan.

    - Kaçmayıp da ne yapsınlar?

    - Tragedyaya, hele bu sanatın büyük ustası Euripides’e boşuna dememişler: Zorbalığa bilgelik okulu, diye.

    - Niçin?

    - Şu derin sözü o söylemiş de onun için: “Zorbalar akıllı kişilerle düşe kalka akıllı olurlar”. Akıllı dediği zorbanın çevresindeki bu adamlar olacak herhalde.

    - Zorbalığı da över ayrıca, “insanları Tanrılara eşit b eder zorbalık!” der, daha ne övgüler ne övgüler... Hem onda, hem başka şairlerde.

    - Zorbaları böylesine öven tragedya şairlerini biz ve bizimkine benzer bir düzen kuranlar, devletimize sokmazsak, bu şairler bizi hoş görecek kadar akıllılık ederler sanırım.

    - Ederler derim ben de, hiç değilse aklı başında olanlar.

    - Aman öteki devletlerde görüyoruz ne yaptıklarını. Bunca kalabalığı topluyorlar bir araya, en güzel, en kudretli, en inandırıcı insan seslerini de kirayla tutup devletleri zorbalığa, demokrasiye doğru sürüklüyorlar.

    - Doğru

    - Üstelik paralar, ünler de kazanıyorlar. Onları tutanlar tabii en başta zorbalar, sonra demokrasiler. Ama daha üstün devletlere yükseldikçe parlayamaz, bağıramaz, ilerleyemez oluyorlar.

    - Çok doğru.

    - Neyse, konumuzun dışına çıktık bununla. Şimdi zorbanın yanına dönelim de, bakalım bu güzel, bu kalabalık, alaca bulaca ve durmadan değişen bekçi alayıyla ne yapıyor?

    - Devletin kutsal hazineleri varsa, parayı oradan alacak tabu. Sattığı kutsal eşya, masraflarım karşıladıkça halka yüklediği vergilen kısabilir.

    - Satacak şey kalmayınca ne yapsın?

    - Sofrasını, dostlarını, gözdelerini beslemek için babasına başvuracak tabii.

    - Anlıyorum, halka demek istiyorsun. Madem zorbanın doğmasına sebep olan odur, adamlarıyla birlikte besleyecek oğlunu.

    - Beslemek zorunda kalacak.

    - Öyle mi dersin? Ya halk kızar da koskoca delikanlının baba sırtından geçinmesini doğru bulmazsa? Derse ki oğluna: Asıl sana düşer babana bakmak. Ben seni, büyüdüğün zaman beni uşaklarının uşağı yapasın, yerli yabancı bir sürü kölenle birlikte kendini bana besletesin diye mi çıkarıp koydum ortaya? Ben yalnız zenginleri, kibar denen kişileri başımdan atman için getirdim seni başa. Şimdi topla adamlarını ve çekil devletten Bir baba isterse oğlunu, belalı misafirleriyle birlikte evinden kovabilir, değil mi?

    - İşte o zaman halk, okşaya okşaya büyüttüğü bu evladın ne büyük bir baş belası olduğunu anlar. Kovmak istediği kimselerin kendinden kuvvetli olduğunu da görür

    - Ne demek istiyorsun ' Zorba babasına karşı, mı gelecek? Keyfini kaçırdı diye el mı kaldıracak babasına?

    - Sopasını elinden alınca tabii

    - Desene, zorba kan kusturacak anasına babasına? İşte şimdi herkesin zorbalık dediği düzene geldik. Halk yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş, özgürlüğe kavuşmak isterken eli sopalı kölelerin kulluğuna düşmüş oldu Aşırı ve düzensiz özgürlük ona köleliğin en ağırını, en acısını, efendilerin en belalısını getirecekmiş meğer!

    - Evet, olacağı budur.

    - Peki öyleyse, demokrasinin ne olduğunu ve ondan zorbalığa nasıl geçildiğini yeterince anlattık dersek, fazla övünmüş mü oluruz dersin?

    - Bu kadar yeter derim.
  • Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez.Her şey yaşamamız için olmalıdır.Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için.Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hâkim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak.Dünyada bundan başka istenecek ne vardır? Hayatını bu gayeye vakfet, görürsün, nasıl birdenbire canlanacaksın!
  • ..
    İnsanlar karbon kağıdından kopyalara dönüştürülmek zorundadır; onların orijinallikleri yok edilmek
    zorundadır, aksi taktirde dünyada var olan tüm saçmalıklar mümkün olmazdı. Bir lidere ihtiyaç duyarsın çünkü en baştan aptallaştırılmış durumdasın; yoksa hiçbir lidere ihtiyaç olmazdı. Niçin birisini izleyesin?
    Kendi zekânı izleyeceksin. Şayet birisi bir lider haline gelmek isterse, o zaman tek bir şeyin yapılması gerekir: Bir şekilde zekân yok edilmek zorundadır. Köklerine kadar sarsılmak zorundasın, korkutulmak zorundasın.


    Mesela bir kadını seviyorsan ve ondan kesin sadakat istersen, çıldıracaksın ve o da çıldıracaktır.Bu mümkün değildir. Kesin sadakat onun başka bir erkeği aklına bile getirmeyeceği, hayalini dahi kurmayacağı anlamına gelir; bu mümkün değildir. Sen kimsin? Niçin o sana âşık oldu? Çünkü sen bir
    erkeksin. Eğer o sana âşık olabiliyorsa niçin başkalarını düşünemesin? Bu olasılık açık kalır. Ve şayet yanından yürümekte olan güzel bir kişi görürse ve onda arzular kabarırsa bununla nasıl başa çıkacak? "Buadam güzel" demek dahi arzudur; arzu içeri girmiştir. Sen bir şeye, sadece sahip olmaya, keyif almaya değer bulduğun zaman güzel dersin. Kayıtsız değilsin. Şimdi eğer —insanların istediği gibi— kesin bir sadakat istersen, o zaman çatışma olması kaçınılmazdır ve sen şüphe içerisinde kalırsın. Ve sen şüphe içerisinde kalacaksın çünkü kendi zihnini de biliyorsun; sen
    başka kadınları düşünüyorsun, o yüzden kadının başka erkekleri düşünmediğine nasıl güvenebilirsin? Sen ne düşündüğünü biliyorsun o yüzden de onun da aynı şeyi düşündüğünü biliyorsun. Şimdi güvensizlik, çatışma, mutsuzluk ortaya çıkar. İmkânsız bir arzu yüzünden mümkün olan bir aşk imkânsız hale gelmiştir.Bir çocuk doğar; bir çocuk çok çok açık bir olgudur. Son derece zekidir. Ancak biz onun üzerine çullanırız, onun zekâsını mahvetmeye başlarız. Onda korku yaratmaya başlarız. Sen ona eğitim de, sen ona çocuğa hayatla başa çıkma kabiliyeti vermek de. O korkusuzdur ve sen onda korku yaratıyorsun.
    Ve senin okulların, kolejlerin, üniversitelerin; onların hepsi onu daha da çok aptal yapıyor. Onlar ahmakça şeyler talep ederler. Onlar ezberlenmesi gereken aptalca şeyler talep ederler ki bu şeyler çocuk ve onun
    doğal zekâsı için hiçbir anlam ifade etmez. Ne için? Çocuk bir anlam veremez. Ne için tüm bu şeyler kafasının içine doldurulur? Ancak üniversite der ki, kolej der ki, ev, aile, onun iyiliğini isteyenler der ki, " Doldur! Şimdi bilmiyorsun ama sonra ne için ihtiyaç duyulduğunu bileceksin."Tarihi doldur, insanların başka insanlara yapmış olduğu saçmalıkları, tüm çılgınlıkları çalış! Ve çocuk için hiçbir şey ifade etmez. İngiltere'yi belirli bir kralın şu tarihten bu tarihe yönetmiş olması neyi değiştirir? Ancak o bu aptalca şeyleri ezberlemek zorundadır. Doğaldır ki onun zekâsı giderek daha çok ağırlaşır,sakatlanır. Giderek daha çok ve daha çok zekâsının üzerinde toz birikir. Bir kimse üniversiteden geri döndüğünde zeki değildir; üniversite işini yapmıştır. Bir kimsenin üniversiteden mezun olup da hâlâ zeki kalabilmesine çok ender rastlanır. Çok az insan üniversiteden kaçmayı, ondan sakınmayı, üniversiteyi geçtiği halde zekâsını korumayı başarabilmiştir, çok ender olmuştur bu. O seni mahvetmek için o kadar
    büyük bir mekanizmadır ki.Eğitildiğin an zekânı yitirmiş sinir. Evet doğru. Okumayı bilmiyorsan zekânı kullanmak zorunda kalırsın. Başka ne yapabilirsin? Okumaya başladığın an zeki olmana gerek yoktur, kitaplar icabına bakar.

    Bunu hiç gözlemledin mi? Bir kimse daktilo ile yazmaya başladığında el yazısı kaybolur; o zaman onun el
    yazısı artık güzel olmaz. Buna ihtiyaç yoktur: daktilo gerekeni yapar. Eğer cebinde bir hesap makinesi
    taşıyacak olursan tüm matematiği unutacaksın; ihtiyaç yoktur. Er ya da geç herkes küçük bilgisayarlar
    taşıyor olacak. Bir Britannica ansiklopedisinden tüm bilgiye sahip olacaklar ve o zaman senin pek de zeki
    olmana ihtiyaç kalmayacak; bilgisayar ne gerekiyorsa yapacak.

    Sadece yirmi dört saat boyunca bir gününü izle,
    sana zevk vermeyen, seni geliştirmeyen kaç tane şey yapıyorsun, aslında onlardan kurtulmak istiyorsun.
    Eğer hayatında gerçekten kurtulmak istediğin çok fazla şey yapıyorsan aptalca yaşıyorsun demektir.

    Kalbin zekâsı hayatında şiirselliği yaratır, adımlarına bir dans bahşeder, hayatını bir keyfe, bir kutlamaya,
    bir kahkahaya, bir şenliğe dönüştürür. Sana espri anlayışı verir. O sana sevme ve paylaşma kapasitesi
    verir. Gerçek hayat budur. Kafadan yaşanan hayat mekanik bir hayattır. Bir robota dönüşürsün; belki çok
    verimli olursun. Robotlar çok yararlıdır. Makineler, insandan daha verimlidir. Kafanla çok daha fazla
    kazanırsın ama daha çok yaşamazsın. Belki daha yüksek bir yaşam standardın olur ama hiç hayatın
    olmayacak.

    Bu yüzden o entelektüellikle taban tabana zıttır. Entelektüellik zekânın tam zıddıdır. Entelektüel kişi
    sürekli olarak ön yargılar, bilgi, apriori inançlar taşır. O dinleyemez; sen bir şey söylemeden önce, o
    çoktan sonuca varmıştır. Sen ne söylersen söyle onun kafasında o kadar çok düşüncenin içinden geçmesi
    gerekir ki ona ulaştığı zaman tamamen başka bir şey halini alır. Onda çok büyük bir çarpıtma gerçekleşir
    ve o çok kapalıdır, neredeyse sağır ve kördür. Tüm uzmanlar, bilgili insanlar kördür.


    Merdiven iki şey için kullanılabilir: onu yukarı doğru
    gitmek için kullanabilirsin ve onu aşağı doğru gitmek için kullanabilirsin. Aynı merdiveni her iki amaç için
    de kullanabilirsin, yalnızca yönün değişir. Merdiven aynıdır fakat sonuç tamamen değişiktir.

    Küçük Pierino okuldan suratında kocaman bir gülümseme ile eve gelir.
    "Canım çok mutlu görünüyorsun. Demek ki okuldan çok hoşlanıyorsun değil mi?"
    "Saçmalama Anne," diye yanıtlar çocuk.
    "Gitmekle gelmeyi birbirine karıştırmamalıyız!"

    Babası oğullarına akşam yemeğinden sonra oturma odasında hikâyeler anlatıyordu. "Benim büyük
    büyükbabam Brazie'de Roza'lara karşı savaşmıştı, Amcam Kaiser'e karşı savaşmıştı, büyükbabam İspanya
    iç savaşında Cumhuriyetçilere karşı savaşmıştı. Ve babam İkinci Dünya savaşında Almanlar'a karşı
    savaşmıştı."
    En küçük çocuk şöyle bir yanıt verdi: "Bu ailenin nesi var? Hiç kimse ile geçinemiyorlar!"

    Geçmiş çağlara bakacak olursan son derece kötü hafızaya sahip binlerce dâhi ve son derece iyi hafızaya
    sahip pek de zeki olmayan binlerce insan bulacaksın çünkü hafıza ve zekânın kaynakları farklıdır. Hafıza
    zihnin bir parçasıdır; zekâ ise zihinsizliğin parçasıdır. Zekâ bilincinin parçasıdır ve hafıza ise beyninin bir
    parçasıdır. Beyin eğitilebilir; üniversitelerin sürekli yaptığı şey budur. Senin tüm sınavların hafızayı test
    etmek içindir, zekâyı değil. Üniversiteler sende sanki hafıza zekâymış gibi yanlış bir izlenim yaratıyor.
    Öyle değildir.

    Şu an dünyadaki paranın,
    refahın, kaynakların yüzde yetmişi askeriyeye ve askeri silahlara akıyor; yüzde yetmiş! Diğer amaçlar için
    sadece yüzde otuz kalıyor. Bu demektir ki enerjimizin yüzde yetmişi öldürmeye, saldırgan olmaya, yok
    edici olmaya adanmıştır.

    Gerçek sorun yaşlanıp bastırılanlar infilak etmeye başladığında ortaya çıkar ve her türlü çirkinliği yaratır.
    Beş bin yıllık bastırmadır tüm nevrozlarımızı ve sapkınlıklarımız yaratan. Seksi bastır ve sen daha çok
    cinselliğe sahip olacaksın; tüm hayatın seks ile boyanacak. Sürekli aklın fikrin sekste olacak, başka hiçbir
    şeyle değil. Seksi bastır ve çirkin fahişelik müessesesi ortaya çıkacak; ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bir
    toplum ne kadar baskıcıysa, orada o kadar çok fahişe bulunacaktır, bu oran her zaman sabittir. Rahiplerini
    ve rahibelerini say ve onları sayarak ülkende kaç tane erkek ve kadın fahişe olduğunu bileceksin. O aynı
    sayıda olacaktır çünkü doğa dengeyi korur. Ve sapıklıklar...cinsel enerji yolunu, kendi yollarını bulur. O ya
    nevroz ya da ikiyüzlülük yaratacaktır. Her ikisi de hastalıklı hallerdir. Yoksul nevrozlu olacaktır ve zengin
    de ikiyüzlü olacaktır.
    Ancak bu dünyanın her yerinde yapılıyor. Ve sadece bugün değil; en başından beri ordular zekâlarını kullanmaya değil emirlere uymaya eğitildiler. okurken

    İnsan ateş yakmayı öğrenmeden önce gece en tehlikeli zamandı. Bir gece hayatta
    kalabildiysen eğer, çok büyük bir iş yapmışsın demektir. Çünkü geceleyin tüm vahşi hayvanlar sana
    saldırmaya hazırdır. Uyuyamazdın, uyanık kalmak zorundaydın. Sırf vahşi hayvan korkusu seni uyanık
    tutmak için yeterli idi.


    Otobiyografisinde Adolf Hitler der ki, ne söylediğinin — doğru ya da yanlış, gerçek ya da değil fark
    etmez— önemi yok sadece ikna edici bir şekilde tekrar etmeye devam et. Hiç kimse onun rasyonelliğini ve
    mantığını umursamaz. Dünyada kaç tane insan mantığın ne olduğunu, rasyonelliğin ne olduğunu anlıyor?
    Sırf kendini kudretli bir şekilde, altını çizerek tekrar etmeye devam et. Bu insanlar ikna edilmenin peşinde,
    hakikatin peşinde değil. Onlar hakikati bilen bir kimsenin arayışındalar. Ve eğer sen eğer, ama, belki...
    dersen onlar nasıl senin bildiğini hissedebilirler?
  • "Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak... Dünyada bundan başka istenecek ne vardır? Hayatını bu gayeye vakfet, görürsün, nasıl birdenbire canlanacaksın!"
  • Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hâkim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak... Dünyada bundan başka istenecek ne vardır?
  • Aniden açıyorsun gözlerini, herhangi bir Lost bölüm başlangıcı gibi. Eskide kaldı, evet. Ama sen gayet iyi hatırlıyorsun o uykusuz geceleri, sen de eskide kaldın çünkü. İyi uyuyabildin mi bari? O kapalı burunla nasıl yapıyorsun bilmiyorum geceleri? Kaç kere ameliyat ol dediler sana, korkulacak bir şey değil ki, yarım saatte halloluyormuş. Neyse umarım almışsındır uykunu. Hazır olman lazım biliyorsun, bugün öleceksin çünkü.

    Kafanı karıştırmadım umarım, zaten biliyordun bunu, sen planlamıştın fazla ayrıntıya girmesen de. Beni de hatırlaman lazım aslında, ara sıra giriyordum hayatına, eskiden ama daha çok, o eski farklı günlerinde. Anlatıcıyım ben, senin anlatıcın. Aslında tanrı olmak istemiştim başta, daha havalı oluyor insanların aklındakileri bilmek. Gözlerinden anlamış gibi yapacaktım, ben yerleştirsem de düşünceleri oraya. Olmadı ama sağlık olsun seninkiler yetecek artık. Evet, anlatıcınım ben, bu da bir öykü haliyle, sen de öyküde ölecek bir kahramansın işte. Evet, sonunda bir şeyi başarabildin hayatında, bir öykünün ana kişisi oldun. Biraz daha uzun yaşamayı becerebilsen kim bilir bir romana, hadi bir novella'da tepeye bile çıkabilirdin belki. Ama bu da bir şey en azından.

    Hazırsan güne ve o meş'um sonuna devam etmek zorundayız şimdi. Tek işim sen değilsin, tahmin edebiliyorsundur herhalde.

    Gözlerini açtıktan sonra anlamsızca bakıyorsun etrafına, kafanda bir takım sesler. Günün önemine bağlıyorsun anlamsızlığı. Belki de anlamsız olduğunu düşünüyorsun bu kadar önem vermeye bugüne. Fazla göze çarpmasını istemiyorum diyorsun ölümüm de olsa, ama heyecanını gizlemeyi başaramıyorsun başarısız bir öykü anlatıcısından bile.

    Her zamanki gibi mi olacak kahvaltı? 3 biberli zeytin, bir yumurta (kayısı kıvamı- önemli), az yağlı, az tuzlu beyaz peynir, açık çay, bir dilim tam… boş veriyorsun, bir fincan kahve koyuyorsun kendine zift gibi. Titriyorsun içerken, hoşuna gidiyor bir parça ama, farklı hissediyorsun.

    Çıkman lazım, hissediyorsun, ama ilk nereye gideceği çıkaramıyorsun bir türlü. Beraber hatırlamaya çalışalım istersen. Bir öykü için ne kadar klişe de olsa, amansız bir hastalığa (böyle adını söylemeyince daha amansız oluyor) kapıldığını hatırlıyorsundur eminim. Zaten plan (ne kadar plan denebilirse işte) böyle çıkmıştı ortaya. Kısaca her şeyi boş verip hayatına son vermek olarak tanımlanabilse de, başarısız öykücülerin de ara sıra bir şeyler kurgulayabildikleri oluyor. Bu yüzden sen fazla düşünme ve kendini benim ellerime bırak, önümüzde, bolca 1 ve 0’dan oluşan uzunca bir yolculuğumuz var.

    Çıkıyorsun dışarı, ilk gördüğün taksiyi durdurma kararı alıyorsun, artık parasal kaygılardan sıyrılmış bir haldesin, bugün hayatının en güzel günü, bugün hayatının son günü. Ama ne yazık ki İstanbul’daki taksilerin bundan haberi yok. 25 dakikalık bir bekleyişten sonra gelen ilk boş minibüse biniyorsun. Kötü bir başlangıç, öykünün evrensel olması için yer isimlerinden bahsetmeyecektin bir de. Şimdiden aksıyor diye düşünüyorsun ve içinler lanetler okuyorsun şansına ve tanrına. Neyse ki o treni kaçırdım ben, anlatıcılık görevime devam edeyim.

    İlk durak iş yerin. Klasiklerden kopamıyorsun. Patronuna okkalı bir küfür, vurup kapıyı çıkma, araya belki bir yumruk da sıkıştırırsın. Saate bakıyorsun, normalden 20 dakika geç kalmışsın. Daha iyi olacak, sinirlenecek şimdi, bağırmaya başlayacak, işimi kolaylaştıracak diye düşünüyorsun. Asansörden çıktığında farklı bir hava asılı ama ofiste. İş arkadaşların olamayacakları kadar sevecen, patronun halesiyle yanaşıyor yanına, sırtını sıvazlayıp dinlenmen için iki hafta izin veriyor sen daha konuşamadan. Gelince detaylı olarak konuşacaksınız geleceğini. Farkındalar bir şeylerin, hissediyorsun, çok geç olmadan öğreniyorsun da. Doktor belgelerini fakslamış iş yerine, insanların senin için üzülüp kendilerini daha iyi hissedebilmesi için. Konuşmadan çıkıyorsun ofisten.

    İkincisi olsa bari. Bu sefer senin yanında şans, duruyor bir taksi hemen, benim de etkim var tabii bir parça. Karşıya kadar geçiremese de iskeleye bırakıyor en azından. Vapurda bir simit alıp martılara atıyorsun kıç üstünden. Daha önce atmamıştın hiç. Sevmezsin ki hayvanları sen, kedilerden nefret edersin özellikle, martılar hayvan mı peki? Attığın parçalara yaptıkları hamlelerden en azından yırtıcı olma potansiyellerini seziyorsun. Hoşuna gidiyor. Zamanında Sevgi yüzünden dayakları hatırlıyorsun sonra. Vaz geçiyorsun sonra.

    İndiğin yerde de taksi buluyorsun hemen, insanın bir kere şansı dönerse... Evet Sevgi’nin evi, söylemedin daha hastalığını, üzülmesini istemiyorsun, istiyorsun aslında biraz ama böyle değil. İçeri girince ne yapacağına karar vermedin daha, ilişkiyi acı çektirmeden noktalamak mı? Sana çektirdikleri için alınacak bir intikam? Yoksa sadece küçük bir veda mı? Akışına bırakmak istiyorsun hayatı, zaten istesen de kötü bir şey söyleyemezsin ki ona. Belki yarın bir parça vicdan azabıyla…

    Açıyor kapıyı, suratı acayip, her zamankinden değil ama. İçeri buyur ediyor, bir erkek, tanımadığın. Tanıştırmıyor, sen de konuşmuyorsun adamla. Gidiyorum diyorsun. Hiç oralı değil. İki yıldır gözünün içine baktığın kız olur diyor sadece, ara ama unutma diye de ekliyor. Unutamazsın zaten, bakalım deyip çıkıyorsun. Tam olarak ne yaşadığını bilmiyorsun.

    Sırada ne var, boş veriyorsun. Çiziyorsun bundan sonra listedeki her şeyi, şu anı düşünmek istiyorsun. Dinlenmek istiyorsun, uzanmak istiyorsun. Kendini yere atıyorsun ilerideki parkta. Yukarı bakıyorsun sadece, gözünün içine giren güneşe rağmen. Göz yaşlarına mazeret arıyorsun belki, böyle mi olmak zorundaydı. Adam olmayı beceremedin değil mi bir türlü, kimse önemsemeyecek eskiden olduğu gibi seni. Yo, bana bakma, ben yaratmadım seni, sadece anlatıyorum. Böyle olman senin yüzünden.

    İçinden bir ses kalkmanı söylüyor sana, ben değil başka bir ses. Başka bir ses? Ama…

    Aması, maması yok kalkacaksın hemen ve gidip yüzleşeceksin seni bekleyenle. Bunca yıl pısırık kaldın hep. Senin gibi birisinin gerisinde olmak iğrendiriyor beni. Ama buraya kadar. Mademki öleceksin, mademki biteceğiz bari tarihe geçecek bir sonla bitelim. Üçüncü sayfanın ötesini istiyorum ben.

    Kalkıyorsun yerinden. Bir şeyler bulman lazım. Öyle kolay boynuzlayamayacak afişte seni. Neyin var ki kaybedecek? Ama önce günü süsleyecek bir şeyler bulman gerekiyor. Babanın eski silahı duruyor mudur aynı yerde? Zaten dördüncü sırada onlar vardı. Annenin mezarına gitmene gerek yok, zaten buluşacaksın yakında onunla.

    Aslında onlara da benzer bir ziyaret yapmak gerekir. Senden fazla yaşamayı mı hak etti şerefsiz herif? Onun yüzünden bu haldesin sen. Annen daha fazla çekememişti zebaniyi? Son kez görecektin helalleşmek için, belki de ilk kez görecek şimdi gerçek seni, oğlunu ne yaptığını.

    Yok, ama önce burayı temizlemen lazım. Boş ver silahı, başka bir şey bulalım. Benzin, korkarsın sen ateşten. Bıçak, becerebilir misin ki? Spontane olacak o zaman. Görecek o kevaşe başkalarıyla gezmeyi. Sen gitmişsin zaten, 2-3-5 kişi daha ölmüş ne fark eder. Hayatında ilk defa kendini buldun sayemde, gözlerinde deli bir ateş hızla atılıyorsun parktan dışarı.

    Uçuyorsun sonra, buğulu bir huzur kaplıyor içini, hiçbir ses duymuyorsun bir ara, yo beni duyuyorsun. Geri zekâlı, kısa sürüyor huzurun. Beceremeyeceğini biliyordum. Etrafta farklı sesler. Abi vallahi önüme atladı. Adam deli galiba. Frene sesi duymadım ben ama. Lanet herif, üçüncü sayfa derken mobese kamerasına girdik sayende. Adam gibi ölmeyi bile beceremiyorsun. Kapat gözlerini, başka bir şey becereme. Sana da…

    Bitti, güzel bir öykü yazdım senin için, bir ara kontrolü kaybetsem de. Ama temel öğeleri tutturduk nasılsa, Uyandın ve öldün. Yeter bunlar benim için, arası ufak bir karakter çalışması. Hadi iyi uykular her nerede isen.