Neva Sataloğlu, bir alıntı ekledi.
16 May 12:38 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Sayıca pek az olmayan, tümüyle başkalarından beslenen kadınlardandı. Kendisine hayranlığını gösteren birini görünce güzelleşiveriyordu, akıllı insanların yanında o da zeki oluyordu, pohpohlandığında tepeden bakıyordu, sevildiği zaman âşık oluyordu.

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig
Nupel Da, bir alıntı ekledi.
12 May 16:06 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanın içinde ne kadar çok şey varsa, başkalarından o kadar az şey ister.

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. YalomBugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom

Mutluluğa giden iki yol;
1-Kendinden çok şey,
2-Başkalarından az şey bekle...!

- Auberon Herbert

Mutluluğa giden iki yol;
1-Kendinden çok şey,
2-Başkalarından az şey bekle...!

- Auberon Herbert

Brunello, bir alıntı ekledi.
30 Nis 23:18 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsanın içinde ne kadar çok şey varsa, başkalarından o kadar az şey ister

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 190)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 190)

"İnsanın içinde ne kadar çok şey varsa başkalarından o kadar az şey ister."

Zeynep Ayluçtarhan, bir alıntı ekledi.
19 Nis 15:17 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İnsanın içinde ne kadar çok şey varsa başkalarından o kadar az şey ister

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. YalomBugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom
Lord Among Wolves, bir alıntı ekledi.
14 Nis 20:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kafka, K'nin yaşamının üreticilikten ne denli uzak olduğunu bir kaç tümce içinde ustaca betimler. K, nedenini bilmeksizin suçluluk duymaktadır. Yalnızca suçluluk duygularının gerçek nedeninin anlaması ve kendi öz üreticiliğini geliştirmesi onu kurtarabileceği halde, başkalarından yardım bulmağa çalışarak kendi kendisinden kaçmaktadır. Kendisini tutuklayan müfettişe mahkeme ve duruşmadaki olanaklarına ilişkin çeşitli sorular sorar. Ona bu durumda verilebilecek tek öğüt verilir; Müfettişin yanıtı şöyledir: «Sorunuza yanıt veremiyorsam da size ne olacağına ilişkin biraz daha az düşünüp bunun yerine kendinize dönün ve kendinize ilişkin olarak daha çok düşünün.»

kafka/ duruşma

Kendini Savunan İnsan, Erich FrommKendini Savunan İnsan, Erich Fromm
Ahmet cesur, bir alıntı ekledi.
11 Nis 01:34 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmak gerçekten utanılacak bir bilgisizlik değil midir? İşte yargıçlar, ancak bu noktada başkalarından farklı olduğuma inanıyorum.Belki de onlardan daha bilge olduğumu ileri sürebilirim: Ben, öteki dünyada olup bitenler hakkında pek az bir şey bildiğim halde, bir şey bildiğime inanmıyorum;fakat, tanrı olsun, insan olsun, belki, kendinden daha iyi olanlara haksızlık ve başkaldırının bir kötülük, bir namussuzluk olduğunu biliyorum; ben kötülük olduğunu iyice bildiğim şeylerden korkarım, ama iyilik olmadığını kestiremediğim şeylerden ne korkar, ne de sakınırım.

Sokrates'in Savunması, PlatonSokrates'in Savunması, Platon
sulcus melancholia, Siddhartha'yı inceledi.
08 Nis 18:22 · Kitabı okudu

Sabretmek, arayış, kendi benini bulmak, salt öğretilerle değil; yaşayarak öğrenmek üzerinde durduğu kavramlar olmakla beraber; içinde bizi ve bizle birlikte her şeyi, doğayı, evreni meydana getiren varoluş itkisinin ne olduğunu ilmek ilmek işliyor 150 küsürcük sayfaya hermann hesse.

spoiler içerir:

bir brahman olarak büyür, sunakları, meditasyonları, "düşünmeyi, beklemeyi, oruç tutmayı" öğrenir. ancak iç huzuru, hakiki maneviyatı bir türlü bulamaz siddhartha. gotama'yı görüp öğretisini dinler; lakin ikna olmamıştır. gerçek buddha'nın yürüdüğü yolu izlemez. ağaçtaki yaprak olmayı değil, gökteki yıldız olmayı yeğler.

ilk öğrendiğini yapar, düşünür :

"(...)derin derin düşündü bunu, adeta derin bir su içinde kendini koyverip duygunun ta dibine, nedenlerin bulunduğu yere kadar indi, çünkü düşünmek -öyle görünüyordu ona- nedenleri bilip tanımak demekti, ancak bu yoldan duygular bilgilere dönüşür ve yitip gitmeyerek bir varlık kazanır, içlerindeki özü ışıyarak çevrelerine yansıtırdı.(...)hikmetini ve içyüzünü öğrenmek istediği şey, ben'di. kurtulmak, alt etmek istediğim şey ben'di. ama alt edemedim sadece yanılttım, sadece kaçtım ondan, sadece saklanıp gizlendim. doğrusu dünyada benim bu ben'im kadar, bu yaşıyor olduğum, başkaları gibi ve başkalarından ayrı biri olduğum, siddhartha olduğum bilmecesi kadar kafamı başka hiçbir şey kurcalamadı. ve dünyada kendim kadar, siddhartha kadar az bildiğim başka hiçbir şey yok!"

çocuk insanların hayatlarına verdikleri öneme, sevinç ve korkuları coşkuyla yaşamalarına imrenir; paraya, planlara, umutlara sevdalanmış küçümsediği insanlara benzer, onlar gibi yaşar, düşkünlüklerine dahil olur, kazanır, harcar, yitirir, şehveti kucaklar, korku duyar, sinirlenir, fani olan ne varsa yaşar ama susuzluğu dinmez bir türlü. gerçek hala çok uzaktadır. yine de görmüş ve öğrenmiştir:

"bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir. dünya zevklerini ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim. hanidir biliyordum bunu ama ancak şimdi yaşadım. ve şimdi biliyorum, belleğimle değil, gözlerimle, yüreğimle, midemle biliyordum böyle olduğunu. ne mutlu bana ki biliyorum artık!"

arayışının en önemli durağına gelir: ırmağa kulak verir, onu izler. yaşamı, dünya kuruldu kurulalı oluşum içinde olanı görür ırmakta. hesse, hayat döngüsünün bir metaforu olarak ele alır ırmağı.

"(...)o zamana kadar bütün bu sesleri sık sık işitmişti, ırmağın çıkardığı bu pek çok sesi; ama sesler bugün bir başka türlü yankılanıyordu. pek çok sesi birbirinden ayırt edemiyordu artık, neşelileri gözü yaşlılardan, çocuksuları erkeksilerden ayıramıyordu, bir bütün oluşturuyordu hepsi, özlemin yakınması ve bilen kişinin gülüşü, öfkenin haykırışı ve ölen kişilerin iniltisi, hepsi birdi şimdi, hepsi iç içe geçmişti, birbirine bağlanmış, binlerce kez birbirine sarılıp dolanmıştı. ve tümü, bütün sesler, bütün amaçlar, bütün özlemler, bütün çileler, bütün hazlar, bütün iyi, bütün kötü şeyler, tümü birden dünyayı oluşturmaktaydı."

schopenhauer'a göre her bir canlı yaşamın bir parçasıdır ve yaşam; kendisini, her bir canlıda yaşama istenci olarak tezahür eder. yaşama istenci bedenden, bilinçten, zaman ve yerden bağımsızdır; o vardır, yok edilemezdir. her bireyde hayat bulur, bireyin ölümüyle ölmez, kendisini bir başka bireyde var eder. her ölen kadar doğan olur; yaşama istenci, ölümle misafiri olduğu bedeni terk edip doğumla bir diğerinde konaklar. dolayısıyla yaşam ebedi şimdi içinde sürer gider.

"(...)hayatımı şöyle bir gözden geçirdim, o da bir ırmaktı, çocuk siddhartha'yı genç siddhartha'dan ve yaşlı siddhartha'dan ayıran bir gölgeydi yalnızca, gerçek bir şey değildi. ayrıca siddhartha'nın dünyaya daha önceki gelişlerinde de bir geçmiş söz konusu değildi, ölümünde ve brahma'ya dönüşünde de bir gelecek söz konusu olmayacak. geçmişte olan, gelecekte olan hiçbir şey yoktur; her şey vardır sadece, şu an içinde varlık sahibidir."

yaşama istenci, doğası gereği benmerkezcidir. doğumdan ölüme kadar bireye bütün eylemlerinde eşlik eder, daha doğrusu eylemlerini oluşturan bizzat kendisidir. hayatta kalma güdüsü, yemek yemesi, üremesi, gerektiğinde yalan söylemesi, kendi hayatı için bir başkasınınkine kast edebilmesi, kıskanması, çalması, korkutması, hayat sahnesinde daha fazla rol alabilmesi için yapabileceği her türlü eylemin kaynağı işte bu istençtir. (o dönemde daha evrimin imi timi söz konusu değilken schopenhauer'ın isteminin evrimsel psikolojiyle bu kadar benzeşmesi ise gerçekten ilginçtir.) eylemleri iyi ya da kötü olarak sınıflandıran bilinçtir. yeryüzünde bilinçli tek varlık insan olduğundan eylemlerin kutsallığı, soyluluğu, aşağılık ya da adaletsiz olması yalnızca insanların dünyasında geçerli kavramlardır. ayrıca kant'a göre zaman da bir fenomendir ve hesse de farklı düşünmez:

"hiçbir gerçek yoktur ki, karşıtı da gerçek olmasın! yani şöyle: bir gerçek ancak tek taraflıysa dile getirilip sözcüklere dökülebilir. düşüncelerle düşünülüp sözcüklerle söylenebilen ne varsa tek taraflıdır, hepsi tek taraflı hepsi yarım, hepsi bütünlükten, mükemmellikten ve birlikten yoksun. ulu gotama, öğrencilerine dünyadan söz açarken çile ve esenlik diye ikiye ayırdı. başka türlüsü olanaksızdır, öğretmek isteyen birinin izleyeceği başka yol yoktur. ancak dünyanın kendisi, gerek çevremizdeki, gerek içimizdeki varlık asla tek taraflı değildir. asla bir insan ya da bir eylem tümüyle sansara, tümüyle nirvana değildir, asla bir insan tümüyle kutsal ya da tümüyle günahkar olamaz. böyle gibi görünmesi yanılmamızdan, zamana gerçek bir nesne gibi bakmamızdandır. zaman gerçek değildir govinda, ben sık sık yaşadım bunu. zaman da gerçek değilse dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka şey değildir."

yaşama iradesi, hayat nefesini üflediği her bir nesnede kendini ilan eden sonsuz, zamansız bir olgudur. hazlar da zevkler de korkular da ondan gelir; tamamen yok saymak komiktir ve değişmez içsel doğamızı inkar etmek demektir.


henüz dogmalar ile beyni yanmamış, ben kimim ve bütün bu yaşam döngüsünün neresindeyim? diye soranlar için başucu kitabıdır; okuyun, okutun.