• Bir türlü beceremeyeceğine inanarak bileklerini kesmeyi bile göze almıştı bir ara.Odasının kan revan içinde kalacağı,rahibelerin ne yapacaklarını bilemeyip sıkıntıya düşecekleri önemli değildi;ne de olsa intihar eden biri,önce kendini,sonra başkalarını düşünmek durumundaydı. Ölümünün olabildiğince az sıkıntı yaratması için elinden geleni yapmaya hazırdı,ama tek yol bileklerini kesmekse,başka seçeneği yoktu.Rahibeler de odayı çabucak temizleyip olayı çabucak unutacaklardı elbette,yoksa odayı yeniden kiralamakta zorluk çekerlerdi. Yirminci yüzyılın sonunda yaşıyor olabiliriz,ama insanlar hala hortlaklara inanıyorlar.
  • Hastalık, yaşlılık ve ölümü hiç görmemiş ve onların ne
    olduğunu bilmeyen genç, mutlu prens Sakya-Muni, bir gezinti
    sırasında görünüşü perişan, dişleri dökülmüş, salyaları
    akan bir ihtiyara rastlar. O zamana kadar ihtiyarlığın ne olduğunu
    bilmeyen prens, şaşkınlık içinde arabacısına bunun
    ne olduğunu, adamın nasıl olup da bu acınası ve itici hale
    düştüğünü sorar. Bunun bütün insanların ortak kaderi olduğunu,
    kendisi kral oğlu olsa bile aynı şeyin kendi başına gelmesinin
    de mukadder olduğunu öğrenince gezisine devam
    edemez ve bu konuda düşünmek için geri dönmek ister. Tek
    başına bir köşeye çekilerek günler boyunca düşünür ve anlaşılan
    sonunda bir teselli bulur. Çünkü yine keyifli ve mutlu
    olarak geziye çıkar. Bu defa karşısına vücudu şişler içinde,
    güçsüz ve gözlerinin feri sönmüş hasta bir adam çıkar. O güne
    kadar hastalığı hiç bilmeyen prens arabayı durdurur ve arabacıya bunun ne olduğunu sorar. Bunun hastalık olduğunu,
    herkesin başına gelebileceğini, sağlıklı ve mutlu bir kral
    oğlu olan kendisinin bile aynı hastalığa yakalanabileceğini
    öğrenince yine neşesini ve cesaretini kaybeder, geri dönmeyi
    emreder. Daha önce olduğu gibi yine düşüncelere dalarak teselli
    arar. Aradığı teselliyi yine bulur ki, üçüncü kez gezintiye
    çıkar. Bu üçüncü gezisinde yine bir manzara ile karşılaşır.
    Bir şeyin insanlar tarafından taşınmakta olduğunu görür.
    Arabacıya sorar:
    -Bu nedir?
    -Bir cenaze efendim.
    -Cenaze ne demek?
    -Bu herkesin sonudur.
    Prens ölüye yaklaşır, örtüyü açar ve yüzüne bakar.
    -Şimdi ne yapacaklar onu? diye sorar.
    -Onu gömecekler.
    -Niye?
    -Çünkü artık kesinlikle canlanmayacak ve gelecekte ondan
    sadece pis bir koku ve kurtçuklardan başka hiçbir şey
    kalmayacak.
    -Ve bu insanların kaderi öyle mi? Benim de mi? Beni de
    gömecekler, benden geriye de pis bir kokudan başka bir şey
    kalmayacak, öyle mi? Beni de kurtçuklar mı yiyecek?
    -Evet.
    -Geri dönelim. Artık gezmek istemiyorum ve bir daha
    da bunu istemeyeceğim.
    Sakya-Muni bu defa bir teselli bulamadı ve yaşamın en
    büyük dert olduğu sonucuna vardı. Bütün gücünü, kendini
    ve başkalarını bundan kurtarmaya harcadı. Yaşamdan öyle
    kurtulsunlar ki, ölümden sonra da hiçbir biçimde tekrarlanmasın
    ve yaşam kökünden kazınmış olsun. Yaşamın sorusuna cevap verdiği zaman, insan bilgeliğinin
    kesin cevaplan bu doğrultudadır.
    Sokrates: "Maddî hayat bir derttir ve yalandır. Bu yüzden
    maddî hayatın yok edilmesi bir mutluluktur ve biz bunu
    dilemeliyiz." der.
    Schopenhauer: "Hayat, olması gereken bir şeydir ama
    bir derttir; hiçliğe geçiş ise hayattaki tek mutluluktur." der.
    Hz. Süleyman: "Dünyadaki her şey: delilik ve bilgelik,
    zenginlik ve yoksulluk, sevinç ve acı; bunların hepsi boştur,
    hiçtir. İnsan ölüp gider ve ardında hiçbir şey kalmaz. Ve bu
    saçmadır." der.
    Buda: "Istırabın, acının, güçten düşmenin, ihtiyarlığın
    ve ölümün kaçınılmazlığının bilinciyle yaşanmaz. İnsan kendini
    hayattan, hayatın her imkânından kurtarmak zorundadır."
    der.
    Bilimlerin içinde dolaşmam beni çaresizlikten kurtaramadığı
    gibi, bu çaresizliğimi daha da arttırdı. Bu bilimlerden
    biri yaşamın sorusuna hiç cevap vermedi. Bir başka bilim ise
    diğerinin tersine soruma doğrudan cevap vererek benim
    çaresizliğimi onayladı ve bana gösterdi ki, ulaştığım sonuç
    benim yanılmışlığımın, benim hastalıklı ruh hâlimin meyvesi
    değil. Yani, benim doğru düşündüğümü ve insanlığın
    dâhileriyle aynı sonuçlara vardığımı onayladı.
    Bunda yanılma yok; her şey boş ve ölüm yaşamdan çok
    daha iyi. İnsanın yaşamdan kendini mutlaka kurtarması gerek.
    Hiç doğmamış olana ise ne mutlu.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 72 - Çalıkuşu Kitap
  • ne de olsa intihar eden biri, önce kendini, sonra başkalarını düşünmek durumundaydı.
  • Kusursuz olmayacağınızı Kabullenin Rahat ve ilımlı insanların çok başarılı
    Olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın olumlu ve olumsuzBir düşünce kartopunun Çığ gibi Büyüme etkisini göz önüne alınSevgi kapasitemizi geliştirin kimsenin sözünü kesmeyinCümlesini siz bitirmeyinBirine iyilik yapan ve bundan kimseye bahsetmemeyinBırakın ilgi başkalarıToplasınİçinde bulunduğumuz anı yaşamayı öğrenin Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün Gerçeği kabul edin Strese dayanma gücünü azaltınHaftada bir kez yürekten gelen kaliteli bir yalnızlık yaşayın Kendinizi duyun
    Şunu sıkça tekrar edinHayat acil bir durum değildirHer gün 1 dakikanizi minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın Her gün kendinize sessiz bir zaman ayırınTanımadığınız insanların gözlerine bakın Ve gülümseyerek merhaba deyinYaşamınızdaki insanlara mini çocuklar ve 100 yaşındaki insanlar gibi düşünün Önce karşınızdaki insanı anlamayı HedefleyinDaha iyi bir dinleyici olunEleştirme isteğinizi bastırın
    Unutmayın ki insana edindiği huylar oluşturur Bilmemenin verdiği rahatlığı yaşayın İpin ucunu biraz bırakın Bir bitki yetiştirmeyi amaçlayın erken kalkmaya alışın En inatla savunduğunuz beş iddanızı sıralayın Ve bu konularda yumuşamaya çalışın Konuşmadan önce derince bir soluk alın Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın Kendi görüşünüzden farklı makaleler ve kitaplar okuyun Ve öğrenmeye çalışın zihninizi sessizleştirin
    Birisi size top atıyorsa bunu tutmak zorunda değilsiniz Hayat bir sınavdır altı üst bir sınav Herkesin onayını almayacağınızı bilin Övgü ve yergi aynı şeydir Rastgele iyilikler yapın Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın
    Gönlü bol olmayı ve haklı olmayı yeğleyin
    Herkesin farklı olabileceğini düşünün ve saygı gösterin Sınırlarınızı öne sürmeyin yoksa sınırlı olursunuz Başkalarını suçlamayı bırakın Yardım etmeye çalışırken önececikleriniz küçük şeyleri verin Dünyada bambaşka insanlar olacak sorunlarınıza bakış açınızını ona göre değiştirin
  • Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. İlk bakışta insana bir kurnazlık ve akıllılık gibi görünen bu hal hakikatte aptallıktır. Çünkü dünyada bir insanın başka bir insanın yardım ve alakasına muhtaç olmadan yaşaması mümkün olmayacağına, hatta en kötü hayvanlarda bile birbirlerine yardım hissi mevcut bulunduğuna göre, sadece kendini düşünmek ve başkalarının da böyle yapmasını istemek kendi kendisinin kuyusunu kazmaktır. İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele bile edilmesini beklemeden sadece sevmek. başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. Bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler. Fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğı şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız. Hayatta en büyük ve vazife saadet olarak şunu anlamak lazımdır: bize yakın ve uzak bütün insanlara yardım etmek, bütün insanların iyiliğine çalışmak...
    Sabahattin Ali
    Sayfa 12 - Yapıkredi Yayınları