Sizden dileyeceğim bir şey daha kaldı; çocuklarım büyüdükleri zaman, Atinalılar, erdemden çok zenginliğe yahut herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşınız, onları cezalandırınız; kendilerine, kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bir hiç oldukları halde kendilerini bir şey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, siz de onları öyle azarlayınız.
‘’Her zaman güzel öten kuğular, ölümlerinin yaklaştığını hissettiklerinde, belki de hizmetinde bulundukları tanrının yanına gideceklerine sevindiklerinden, daha çok ve daha güzel ötmeye başlarlar. Ama insanlar ölümden korktukları için kuğulara iftira atarak üzüntülerinden öttüklerini, yaklaşan ölümleri için ağıt yaktıklarını söylerler. Oysa genel inanışa göre kederlerinden öttükleri varsayılan bülbül, kırlangıç ve ibibik gibi kuşlar da dahil olmak üzere, hiçbir kuşun aç olduğunda, üşüdüğünde ya da başka herhangi bir sıkıntı yaşadığında ötmediğini hiç akıllarına getirmezler.’’
‘’Felsefe, ruhu kesin ihtiyaç duymadığı sürece duyulardan uzak durmaya, kendisinden başka kimseye güvenmemeye ve gerçek varlıkları sadece kendisinin algılayabileceğine ikna ederek dikkatini toplamasını, kendi içine yoğunlaşmasını teşvik eder. Aynı şekilde, kendisi görünmeyen ve düşünce yoluyla kavranabilen şeyleri algılayabilirken, diğer duyularla incelendiklerinde farklı durumlarda, farklı şekiller alabilen şeyleri, duyularla algılanabilir ve görünür oldukları için gerçek kabul etmesini söyler. Gerçek bir filozofun ruhu, böyle bir kurtuluşa karşı gelmemesi gerektiğine inanarak zevklerden, tutkulardan, keder ve korkulardan uzak durur.’’
‘’ Ancak tanrılar katına yükselmek felsefe yapmayanlara ve fani dünyadan ayrılırken tamamen arınmayanlara yasaktır, bu sadece öğrenmeyi sevenlerin hakkıdır.’’