• Türk Edebiyatı'nda ''batılılaşma'' tarzını çok seven birisi olarak bu tarza uygun olan okuduğum ilk kitap. Ayrıca okuduğum ilk Peyami Safa kitabı .

    Kitaptaki baş karakter Neriman'ın zihninde ve beyninde yoğun olarak yaşadığı doğu-batı savaşı çok güzel şekilde işlenmiş ve okura aktarım çok başarılı.

    Zaman zaman Osmanlıca kelimelerin çokluğu okumayı zorlasa da hikayenin içinde akıp gittiğiniz için bu çok da önemli olmuyor.

    Oldukça akıcı bir anlatım ve dönemin şartlarını,sokaklarını,mekanlarını çok güzel bir şekilde bize sunan Peyami Safa..
  • Çok tekrarlanan bir söz de 'memleketimizin yüzde doksan dokuzu müslüman' sözüdür. Mezheb, akide, ibadet biçimleri itibariyle renklilik ve bölümlenme müslümanlar için de söz konusudur. Yani Türkiye aslında sayılmayacak kadar çok dini cemaat ülkesidir. Bu dinler buna rağmen aynı akideye, hazreti ibrahim'in öğretisine, tek tanrıya, aynı inanç sistemine dayanır. yani budizm konfüçyanizm vs. gibi aynı dini kültürel çevreler söz konusu değildir. Ama sayılamayacak kadar bölümlenmiş üç büyük dinin parçalarının çoğuna Türkiye'de rastlanır. Bu kadar çeşitlilik nerede olabilir? Amerika'da olur ama orası göçmen ülkesidir burası ise dinlerin otokron toprağıdır. Tüm bunlara rağmen Türkiye'de insanlar dinleri tanımazlar ve merak etmezler.
    Örneğin İstanbul'da doğar, yaşar ve ölürler ama bir kilisenin içine girip de burada pazar ayini nasıl yapılıyor, bunların inancı nedir, duaları nedir, bayram günleri nelerdir, burada pazar ayini nasıl yapılıyor, inançları nasıl açıklanır merak etmezler.
    Kısacası kapalı kompartımanlar halinde yaşayan bir toplumduk ve halen öyle bir toplumuz. sokaktaki insandan vazgeçtik okumuş-yazmışların da bu konudaki bilgisizlik ve ilgisizlikleri bürokrasiye yansımaktadır.

    Din kültürüne karşı ilgi ve bilgilenme olayı bizim toplumumuz üyelerine gerçekten uzaktır. Dinle ilgili laik bir tutum, merak eden ve hoşgörü ciddi bilgiyle temellendirilmiş değildir. Dinin sözü buna rağmen çok ediliyor, eksik bilgilerle tarih yorumlanıyor.
  • İlber hocanın okuduğum 3. kitabı, kendisini seven var sevmeyen var, ben sevenlerdenim :)

    İlber hoca'ya yönelik en çok duyduğum eleştiri popülist söylemlerde bulunduğunun söylenmesi ve tv'de Murat Bardakçı ile programlardaki bazı söylemlerinin beğenilmeyişiyle ilgili... Aksine, ilber hoca radikal söylemlerden çoğu zaman kaçınıyor ve hayatın, 'dünyanın gerçeği budur' dercesine yapıyor tespitlerini... lise yıllarımdan beri okurum ve katıldığı pek çok programı izledim kesinlikle ülkedeki en sağlam entelektüellerden biri.

    Kitaba gelirsek, ilber hoca okumak için asgari düzeyde tarih bilmek lazım, o Allah'ın emri; fakat bu kitap bır tık daha çok istiyor, şahsen 1-2 bölümü anlamak için tekrar araştırma yapıp bir şeyleri hatırladım ve tekrar okudum.

    Tanzimat döneminden itibaren başlayıp 19. yy sonlarına kadar genel bazı belirli konularda yazdığı yazılardan oluşuyor. ağırlıklı olarak Osmanlıdaki etnik azınlıklar, dinler mezhepler vb. konular üzerinde durmuş. Batılılaşma fikri çok geniş bir alanı kapsıyor, ilber hoca tarihi yönüne değinmiş ve belirli konular üzerinde durmuş.

    Kitabın güzel yanı, tarih okumayı sevenler bilir; bazı vasat tarihçiler gibi kendi görüşünü desteklemek amaçlı cımbızlayarak ortaya kanıt sunmayı değil kimi zaman 'bu konuda kesin bir yargı oluşturamayız' gibisinden bir tavırla yazmış olması bilge ve saygıdeğer bir tarihçi olduğunu gösteriyor.. her kitabında, her konuşmasında bu tavrı takınır zaten, takip edenler bilir...

    Kitabı tarih okumayı ve ilber hocayı sevenlere tavsiye ederim...
    Bize tarihin başka bir yönünü sevdirdiğin için teşekkürler hocam..
  • Herkes sürükleniyor. Doğulu ve İslami geçmişinin ahlaki değerler sisteminden kopmuş, Batılılaşma politikaları uyguladığı halde Batı değerleriyle bütünleşememiş köksüz bir toplumda referans noktalarının kayboluşu... Toplumu bir arada yaşatan, yazılı olmayan kurallar dizisi burada yok. Nihilist bir dönemden geçiyoruz; sadece ben ve çevrem değil, herkes böyle. Kimse hayatından memnun değil. Herkes derin bir huzursuzluk içinde kıvranıyor; daha iyi bir hayata ulaşmak istiyor ama o yeni hayatın ne olduğununda farkında değil. Tarifi yok; dolayısıyla toplumun mitolojisi ve ideali de yok. Bu yüzden bir nehrin suları bizi önüne katmış götürüyor. İnsanlar akıntıdan kurtulmak için koyıdan sarkan dallara tutunmaya çalışıyorlar. Kimi din dalına tutunuyor, kimi milliyetçilik, kimi Kürtçülük; kimi ise nihilizme gömülüyor.
  • ...”Allah’ın indirdiğiyke hükmetmeyenler...’ ayetini delil göstererek, Kuran’ı kaynak almadan kanun çıkaranları kafirlikle itham edenler dahi olmuştur. Bediüzzaman bunlara ‘hükmetmeyenler’in manasını ‘tasdik etmeyenler’ olduğunu bilmeyen zavallılar olarak karşılık vermiş ve tepkisini şöyle dile getirmiştir:
    “Acaba geçmişteki istabdadı, hürriyet zanneden ve kanun-u esasiye itiraz eden adamlara nasıl itiraz etmeyeceğim? Gerçi hükümete itiraz ederdiler, lakin onlar istibdadın daha dehşetlisini istediler. Bunun için onları reddederdim. İşte şimdi hürriyetçileri dalalete sapmakla itham eden şu kısımdandır.”
    •Din adına gösterilen bağnazlık, karşı uçtaki batılılaşma taraftarı kesimin dine hücumuna zemin hazırlıyordu:
    “Dini bilmiyorlar, ehl-i İslam’a insafsızca itiraz ediyorlar, taassubu -körü körüne bağlılığı- delil gösteriyorlardı.” Bu kavga ortamı ülkeye yüz yıldır zarar vermiş ve hala vermektedir.
    Yunus Çengel
    Sayfa 45 - Hürriyet
  • Necip Fazıl’ın yazdığı siyasi şiirlerden oluşan bir eser. 1945’den başlayan 1980’e kadar olan süreç içerisindeki siyasi eleştirilerini, tespitlerini hiciv yoluyla yazdığı şiirlerden oluşuyor. Gerçekten çok sağlam eleştiriler var ve sanatını, kendi dilini öylesine güzel yoğurmuş ki muazzam da eğlenceli. CHP, Erbakan ve İsmet Paşa’ya karşı çok fazla yergi içeren, hatta küfre varan sözler var. İslam ve Müslümanlık üzerine gerçekten çok güzel örnekler yazmış. Menderes’i öven, darbelere karşı ABD ve Rusya’yı yeren Üstad gerçekten bugünleri görmüş gibi yazmış. Aslında şöyle desek daha iyi o günlerden bu yana siyasi olarak çok da bir şey değişmemiş. Yine aynı dış mihrakların oyunları ve bizi çekememe. Daha doğrusu istediği yere çekme de diyebiliriz. Yine zamlar, ekonomik bozukluklar… Abd yine anı sırttan vuran abd. Darbe yılları olduğu için komünistlere karşı yine bir isyan var. Batılılaşma karşıtlığı ön planda. Doğu’ya gitmeli diyor Necip Fazıl. Müslümanlık ile sözleri harikaydı mutlaka okunmalı. Dıştan değil , içten Müslüman olmak deyimleri çok çok geçiyor. Göstermelik, yaranmak için namaz kılanlar için de sözleri var. Bazen solculara giydiriyor, bazen sağcılara… Yobazlığa kesinlikle karşı; peçeliler hakkında ağır ithamları var.

    Sözün özü günümüze benzer konular işlenmiş siyaseten. Ya siyaset değişmiyor ya bizler değişmiyoruz. Dış politika da yine aynı bir fark yok. Günümüzü özetleyen ve çok ağır bir dille yazılmış siyasi şiirlerden oluşan bir eser.
  • “Batılılaşmış eğitimli kişilerin cahillikle suçladıkları topluma karşı şiddet; Batılılaşma bizzat entelektüeller tarafından trajik bir yabancılaşma biçimi olarak algılandığı için, kendi benliğine karşı şiddet.”