Gabor Maté ve Gordon Neufeld bu eserde bize çocuk yetiştirmeye dair bildiğimizi sandığımız pek çok şeyi yeniden düşündürüyor.
Modern zamanın görünmeyen bir kırılması var: Çocuklar, yönlerini yavaş yavaş ebeveynden akrana çeviriyor.
Sessiz, fark edilmesi zor ama derin bir kayış bu.
Ve biz çoğu zaman bunu büyümenin doğal bir parçası sanıyoruz.
Oysa kitap, çok daha derin bir yerden sesleniyor: Bir çocuk, kime ait hissediyorsa ona benzer.
Aitlik…
İnsanın en eski, en derin ihtiyacı.
Ve çocukluk, bu ihtiyacın en çıplak hali.
Eğer bir çocuk, kendini bir yetişkinin şefkatinde, dikkatinde ve yönünde bulamazsa;
boşluğu doldurmak için akranlarının dünyasına sığınır.
Fakat o dünya, henüz yön verecek olgunluğa sahip değildir.
İşte tam burada, mesele “disiplin” olmaktan çıkar,
bir “ilişki meselesine” dönüşür.
Bu kitap bana şunu fısıldadı:
Çocuk yetiştirmek, bir davranış düzenleme süreci değil;
bir bağ inşa etme sanatıdır.
Bağ varsa sözünüz yankı bulur,
bağ yoksa en doğru cümleler bile havada asılı kalır.
Satır aralarında gezinirken insan, kendi çocukluğuna da uğruyor.
Kime tutunmuştu?
Kim onu gerçekten görmüştü?
Belki de bu yüzden bu kitap sadece çocukları değil, içimizdeki çocuğu da anlatıyor.
Ve geriye, cevabı kolay ama yaşaması zor bir soru bırakıyor:
Bir çocuk, en çok kime tutunur?