Sümeyye TETİK, bir alıntı ekledi.
21 May 13:57 · Kitabı okuyor

"Siz ilminizi resimlerden (harflerden) ve ölülerden ölü olarak aldınız. Biz ise, ilmimizi, hayat kaynağı olan ve hiç ölmeyecek olandan, yani Allah'tan aldık!" Doğruları en iyi bilen Allah'tır. Dönüş de O'nadır."

(Bayezid-i Bistami)

Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 279 - Kırk Kandil)Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 279 - Kırk Kandil)

Bâyezid-i Bistamî (k.s)
Rabbim ! (dünya ve ahirete dair) bütün kapılara baktım çok kalabalık. Bir tek senin kapını tenhâ buldum.

Bayezid-i Bistami ‘ye; “Bulunduğunuz şu derecelere nasıl kavuştunuz?” diye sordular. Cevabında buyurdu ki: “Her yerde Allah-ü Teâlâ’nın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riayet etmekle.” buyurdu

"AYAKKABI ÇAMURU"
Bâyezîd-i Bistâmî yağmurlu bir
havada Cumâ namazına gitmek için
evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan
yağmur, yolu çamur hâline
getirmişti. Yağmur bitinceye kadar
bir evin ihâta duvarına dayandı.
Çamurlu ayakkabılarını duvarın
taşlarına sürerek temizledi. Yağmur
yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü.
Bu sırada aklına bir mecûsînin
duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek;
"Onunla helâlleşmeden nasıl Cumâ
namazı kılabilirsin? Başkasının
duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü
teâlânın huzûrunda durursun?" diye
düşündü ve geri dönüp o mecûsînin
kapısını çaldı.
Kapıyı açan mecûsî;
"Buyrun bir arzunuz mu var?" diye
sorunca;
"Sizden özür dilemeye geldim."
dedi.
Mecûsî hayretle;
"Ne özrü?" diye sordu. O da;
"Biraz önce duvarınızı elimde
olmadan çamurlu ayakkabılarımı
temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu
doğru bir hareket değil. Yağmurun
şiddeti bu inceliği unutturdu."
deyince,
Mecûsî hayretle;
"Peki ama ne zararı var? Zâten
duvarlarımız çamur içinde. Sizin
ayağınızdan oraya sürülen çamur bir
çirkinlik veya kabalık meydana
getirmez." dedi.
Bâyezîd-i Bistâmî;
"Doğru ama, bu bir haktır ve
sâhibinin rızâsını almak lâzımdır."
dedi.
Mecûsî;
"Size bu inceliği ve insan haklarına
bu derece saygılı olmayı dîniniz mi
öğretti?" diye sorunca;
"Evet dînimiz ve bu dînin
peygamberi olan Muhammed
aleyhisselâm öğretti." dedi.
Mecûsî;
"O hâlde biz niçin bu dîne
girmiyoruz?" diyerek kelime-i
şehâdet getirip müslüman oldu.

Hayırlı Kandiller... Günahın Reçetesi !!!!
Bir gün, Bayezid-i Bistami hazretleri “rahmetullahi aleyh” birkaç talebesiyle gezintiye çıkmıştı.
Bir tımarhane görüp, içeri girdiler.

Oranın doktoruna;
- Günah hastalığına şifa ve deva olacak bir ilaç bilir misin? diye sordu mübarek zat.

Doktor cevap veremedi.

Oradaki delilerden biri;
- Ben söyleyeyim mi? dedi birden.
- Peki söyle bakalım.

Şöyle cevapladı:
- Günah hastalığı için, tövbe kökünü, istiğfar yaprağıyla birlikte,
kalb havanına koyup, tevhid tokmağıyla döveceksin.
Sonra, onu insaf eleğinden geçirip,
pişmanlık gözyaşıyla hamur yapıp,
aşkullah ateşinde pişireceksin.

Şöyle bitirdi:
- Buna, aşk-ı Muhammediyye balından da katarak, kanaat kaşığıyla yiyeceksin.

Şöyle bitirdi:
- Günah hastalığından ancak böyle kurtulursun.

Bu cevaba hayran kaldı hepsi.

#TapdukEmre

Bistami ve Rahip

Bayezid-i Bistami kırk beş kere hacca gitmişti. Bir gün Arafat Tepesinde oturuyordu. Nefsi ona; "Bâyezîd! Senin bir benzerin var mıdır? Kırk beş defâ haccettin ve binlerce defâ hatmetme bahtiyarlığına eriştin." diye fısıldadı. Bu ses onu üzdü. Derhâl toparlandı ve oradaki mahşerî kalabalığa;

-Kim benim kırk beş defâ yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır? diye sordu.

Bir adam başını kaldırıp;

-Ben alırım, dedi ve ekmeği uzattı.

Bayezid-i Bistami aldığı ekmeği orada bulunan bir köpeğin önüne attı. Sonra işini bitirip, yol hazırlığı yaparak, Rum diyârına doğru yola çıktı. Günlerce gittikten sonra bir râhip ile karşılaştı. Râhib, Bayezid-i Bistami'nin elini tutup, evine misâfir götürdü. Evinde ona bir oda verdi. Bayezid-i Bistami kendisine ayrılan bu odada ibâdete başladı ve kalbini Allahü teâlâya çevirdi. Râhip her gün onun yiyeceğini sabah akşam getirip önüne koyardı. Bu hal bir ay devâm etti. Bayezid-i Bistami daha sonra nefsine dönerek;

-Ey nefis! Seni kırmak istiyorum, fakat Sen o kadar kötüsün ki kırılmıyorsun, dediği sırada râhip içeri girdi ve;

-İsmin nedir?" diye sordu.

O da;

-Bâyezîd! cevâbını verdi.

Râhip;

-Ne güzel adamsın. Keşke Mesîh'in kulu olmuş olsaydın!" deyince, bu sözler Bayezid-i Bistami'ye ağır geldi ve evi terketmek isterken râhip;

-Bizim burada kırk günü tamamla, öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var, onu görmeni çok arzu ediyorum. Aynı zamanda çok değerli bir vâizimiz, sâdece bu günlerde bir defâ konuşur. Onu dinlemeni istiyorum,deyince, bu teklifi kabûl ederek, kırk gün kalmaya râzı oldu.

Kırkıncı gün geldiğinde râhib odaya girerek;

-Buyurun dışarı çıkalım, bayram günümüz geldi, dedi.

Bayezid-i Bistami dışarı çıkmak için hazırlandı. Fakat râhib ona;

-Siz bu kıyâfetle nasıl bin kadar râhibin arasına gireceksiniz? Bu yüzden üzerindeki elbiseyi çıkarıp, şu râhip elbiselerini giy ve boynuna İncil'i as! dedi.

Bu teklif ona çok ağır gelmesine rağmen, bunda da bir hikmet vardır diyerek râhibin getirdiği giysileri giydi. Râhiplerin arasına katıldı. Hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Biraz ilerledikten sonra râhiplerin en büyüğü geldi. Fakat konuşmuyordu. Niçin konuşmadığı sorulduğunda;

-Nasıl konuşabilirim, aranızda bir Muhammedî var! diye cevap verdi.

Halk ve râhipler galeyâna gelerek;

-Onu göster parçalayalım." diye bağrıştılar.

Başrâhip;

- Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim, dedi.

Bunun üzerine râhipler ve halk, Muhammedî olan zâta dokunmayacaklarına dâir yemin ettiler.

Başrâhip;

-Allah için ey Muhammedî! Ayağa kalk ve kendini göster, diye seslenince, Bayezid-i Bistami ayağa kalktı.

Baş râhip;

-Adın ne? diye sordu.

-Bâyezîd! cevâbını verdi.

-Tahsil gördün mü? diye sorunca;

-Rabbim öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum, dedi.

Bunun üzerine râhip;

-O hâlde bana şu hususları cevaplandır: İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikiyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan onu, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?

Bayezid-i Bistami baş râhibe;

-Beni iyi dinle! İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allahü teâlâdır. Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür. Dördüncüsü olmayan üç, üç talâktır (boşamadır). Beşincisi olmayan dört; Tevrat, Zebûr, İncîl ve Kur'ân-ı kerîmdir. Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır. Yedincisi olmayan altı göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür. Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür. Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyâmet günü Arş'ı taşıyacak sekiz melektir. Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hâmilelik müddetidir. On birincisi olmayan on, Mûsâ aleyhisselâmın Şuâyb peygambere on yıl çobanlık etmesidir. On ikincisi olmayan on bir, Yûsuf peygamberin on bir kardeşidir. On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır." dedi.

Râhip tebessüm ederek;

-Doğru söyledin. Şimdi de bana, havadan ne yaratıldı, havada ne muhâfaza olundu ve kim hava ile helâk edildi? bunlardan haber ver,dedi.

Bayezid-i Bistami;

- Îsâ peygamber havadan yaratıldı, havada muhâfaza edildi. Âd kavmi hava ile helâk edildi, diye cevap verdi.

Râhip;

- Doğru söyledin. Kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu ve kim ateş ile helâk oldu?" diye sordu.

O da;

-İblîs ateşten yaratıldı. İbrâhim aleyhisselâm ateşten korundu. Ebû Cehil ateş ile helâk oldu, dedi.

Râhip tekrâr;

-Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu? dedi.

Bayezid-i Bistami;

-Sâlih peygamberin devesi taştan yaratıldı. Eshâb-ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe ve ordusu taş ile helâk edildi, cevâbını verdi.

Râhip;

- Doğru söyledin. Âlimler, Cennet'te dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri de şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş, diyorlar. Bunun dünyâda bir örneği var mıdır? diye sordu.

-Evet vardır. İnsanın başından dört nehir akar. Kulak yağı acıdır. Göz yağı tuzludur. Burun suyu ayrı bir tad taşır. Ağızdan gelen su tatlıdır, cevâbını verdi.

Râhip yine;

-Doğru söyledin. Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. Bunun dünyâda bir benzeri var mıdır? diye sorunca;

Evet vardır. Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur, cevâbını verdi.

Râhip;

- Doğru söyledin. Cennet'te Tûbâ ağacı vardır. Cennet'te hiç bir saray, hiç bir köşk yoktur ki, bu ağacın dalına dokunmasın. Bunun dünyâda bir örneği var mıdır?" diye sordu.

-Evet vardır. Güneş sabahleyin doğunca böyle değil midir? cevâbını verdi.

Râhip;

-Doğru söyledin. Şimdi şunları cevaplandır: Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunmakta, her dalında otuz yaprak ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunlardan ikisi güneşe, üçü karanlığa bakmaktadır. Bu ağaç nedir?" deyince:

-Ağaç bir yılı temsil eder. On iki dalı, on iki ay, her daldaki otuz yaprak, günleri, her yapraktaki beş çiçek de, beş vakit namazı temsil eder, cevâbını verdi.

Son olarak râhip şöyle sordu:

-Bana şu kimseden haber ver. Hacca gitmiş, tavâf yapmış ve o makâmlarda bulunmuştur. Fakat onun ne rûhu vardır ne de hac kendisine vâcibdir?"

Bayezid-i Bistami;

-Nûh peygamberin gemisidir." dedikten sonra, râhibe; "Ey râhip! Birçok sorular sordun. Biz onları cevaplandırmaya çalıştık. Müsâde ederseniz benim de sorularım var. Fakat ben bir sorudan başka sormayacağım. O da şudur:

Cennet'in anahtarı nerededir? Cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?

Râhip sustu ve cevap vermekten kaçındı. Diğer râhipler bu duruma bozuldular ve;

-Ey büyüğümüz mağlup mu oluyorsun? dediler.

O da;

-Hayır mağlûb olmak istemiyorum, deyince;

-Peki öyleyse niçin cevap vermiyorsun, dediklerinde;

-Şâyet cevap verirsem benim cevabıma katılır mısınız? dedi.

Bunun üzerine hepsi birden söz verdiler.

Râhip;

-Dinleyin, şimdi cevap veriyorum. Cennet'in anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibâre; Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullahdır." deyip müslüman oldu. Diğer râhipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip müslüman oldular. Bayezid-i Bistami de onların yanında bir süre kalıp İslâmiyeti öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlaşıldı.

Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri bir gün yolda yürürken, bir gencin kendisini takib etmekte olduğunu farkedip döndü ve gence; "Niçin beni tâkip ediyorsun, istediğin nedir?" dedi. Genç, edeple; "Efendim, sizin gibi olmak, yolunuzda bulunmak istiyorum. Lütuf elinizi uzatıp himmet buyurun da ben de kazanayım." dedi. Cevâbında; "Benim yaptıklarımı yapmadıkça, benim derimin içine girsen istifâde edemezsin. Bu, Allahü teâlânın bir lütfudur." buyurdu.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
24 Mar 21:08 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

... Bâyezid-i Bistâmî hazretleri,
"Sizden özür dilemeye geldim" dedi.

Mecûsî hayretle,
"Ne için? diye sordu.

O da,
"Biraz önce duvarınızı, çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru değildi. Yağmurun şiddeti, bana bu inceliği unutturdu" dedi.

Mecûsî hayretle,
"Peki ama ne zararı var? Zaten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez" dedi.

Bâyezid-i Bistâmî hazretleri,
"Doğru ama bu bir haktır ve sahibinin rızasını almak lazımdır" dedi.

Dost Hazinesi, Mehlika Can (Sayfa 132)Dost Hazinesi, Mehlika Can (Sayfa 132)

Ali Ural...
Kalemine hayranlık duyduğum birkaç yazardan biri. Şiirle efsunlanmış bir kalemle silahşörlük yapıyor adeta. Betimlemeleri ve ahenkli tasavvurlarıyla, sayfanın başından sonuna nasıl geldiğinizi anlamıyorsunuz bile.

Satranç Oynayan Derviş...
Yazarımız, Ehl-i fikir öncülerinden tutun, ehl-i zikir öncülerine kadar...
Direniş öncülerinden tutun, diriliş öncülerine kadar...
Tasavvuftan tutun, felsefeye kadar...
Sanattan tutun, siyasete kadar, bütün bu mevzulardaki öncü isimleri kaleme almış.

Üstelik 3-5 sayfalık anlatımla! (ÇILGINLIK)

Bu isimleri bize sunarken, bir filmin fragmanını izler gibi; sadece içimize bir merak tohumu atıp bırakıyor.

Kitapta yer alan bazı isimler;
-Konfüçyüs
-Lokman Hekim
-Bâyezid-i Bistami
-Leonardo da Vinci
-Piri Reis
-Francis Bacon
-Rene Descartes
-Abdülkadir-i Geylani
-John Locke
-Nietzsche
-Nasrettin Hoca
-Mahatma Gandhi
...

Fakat yinede tam manasıyla anlayabilmek için, bu isimler hakkında ufacık olsa dahi bilgiye sahip olmak icap ediyor.

Severek okudum, okudukça sevdim.

Dipnot: Bu kitap ikinci seri. Kitabın ilk serisi "Güneşimin Önünden Çekil" ismiyle yayımlanmış.

Keyifli okumalar!