• 192 syf.
    Bazen kafanızda bir sürü kelime dolaşır, beyniniz o kadar doludur ki kalemi elinize aldığınızda sayfalarca yazacağınızı sanırsınız. Tam kalemi elinize alırsınız o da ne! Sayfa size bakar siz sayfaya... Kalem elinizde ağırlaşır, o kafanızın içindeki bir sürü kelime uçar gider... Sanırım işte şimdi tam bu haldeyim...

    Kitap bittiğinde yazacağım çok şey vardı hatta okurken tasarlamıştım yazacaklarımı. Şimdi ise kelimeleri nasıl toplayacağımı düşünüyorum.

    Hayata özel bir çocuk olarak başlayan kahramanımızın zaman içerisindeki değişimini, düşüncelerini, karşılaştığı zorlukları nasıl aştığını,çevresindekilerin kendisine bakış açısını, kısaca özel olan hayatını okuyoruz bu kitapta. Söylenecek o kadar çok şey var ki aslında bu konu ile ilgili...
    Çok şey var çünkü bire bir bu durumu yaşayan aile bireyleri olan biriyim. Onların yaşadıkları, hayata bakış açıları, etraflarında olan biteni yorumlamaları o kadar farklı ki. Aslında onların bu farklılıkları,farklı bakış açısı geliştirmeleri tamamen bizim onlara karşı olan tutumlarımızdan kaynaklanıyor. Onları kabullenmiyoruz oldukları gibi benimseyemiyoruz. Bu o kadar ağır bir cümle ki... Dışlıyoruz çünkü bize benzemiyorlar. İstemiyoruz çünkü bizim gibi görünmüyorlar... Ben aynı sofraya oturmayan, onlarla tek kelime konuşmayan, sokağa onlarla çıkmaktan utanan çok kişi gördüm.
    Bir merhabayı muhabbetten sayıp, bir tebessüme dünyalarını size açıyorlar. Tek farkları bence hayata ve insanlara olan kırgınlıkları...En büyük sorun bizim onların önüne koyduğumuz engeller...
    Klasik olacak ama asıl engel bizim beynimizde, bakış açımızda, düşüncelerimizde... Ve biz kendimizi düzeltmedikçe aramızdaki bu engel asla kalkmayacak...

    Keyifli ve bilinçli okumalar...
  • 1040 syf.
    ·15 günde·Beğendi·10/10
    Tarih kitaplarda anlatılanlar gibi midir yoksa bireylerin yaşadıkları gibi midir? Yazar bu soruya yanıt arıyor. Cevabı da okuyucuya bırakıyor. Yazar bir demecinde, “Sadece politik ve ekonomik tarih bizi doğru yoldan sapıtır, yazarı asıl ilgilendirmesi gereken insanoğlunun kaderi ve tecrübeleridir.” diyor. Bu bağlamda bu kitap çok farklı bir bakış açısıyla sunuluyor. Siyasi ve ekonomik tarihe odaklanmak yerine yazar insanlığın kaderine ve yaşadıklarına odaklanıyor; olaylarda sıradan insanları kullanarak, kırsalda yaşayan bir Çin ailesini neredeyse tüm 20. yüzyıl boyunca anlatarak Çin tarihini tekrar yazıyor.

    Bir Çin bedduası der ki: “Yanlış zamanda yaşayasın.” Kitabı okurken nedense aklıma sürekli bu söz geldi durdu, çünkü burada yanlış zamanda yaşayanların kadınlar olduğunu anladım. Yazar kitabını dünyadaki tüm annenlere ithaf ediyor. Tarih boyunca her kültürde en çok acı çeken kadınlar olmuştur. Pearl Buck’ın kitaplarına az çok aşina olanlar Çin’de kadın olmanın ne demek olduğunu iyi bilirler. Yazar son bölümde annenin genç kızlık dönemini anlatarak kadınların çektiği işkenceyi gözler önüne seriyor. Çin’de kadın olmak zordur. Tarih boyunca Çinli kadınlar ezilmiş, değersiz kılınmış ve sömürülmüştür. Onlar için evlenmemek diye bir seçenek hiç olmamıştır. Çocuk yapmamak diye bir şeyleri de yoktu. Kız doğurmak gurur duyulacak bir özellik değildi. Kadınların değil ikinci sınıf, insan yerine bile konmadığı bir toplumda 8 kız çocuğu dünyaya getiren bir annenin dramı anlatılmaya değer gerçekten. Kim ne derse desin bu kitap kadınlar hakkındadır. Gizli öznesi de, sözde öznesi de, gerçek öznesi de kadındır.

    Roman Japon İstilası sırasında Jintong’un doğumuyla başlıyor. Anne sekizinci doğumunu gerçekleştirdikten sonra hikâyenin anlatıcısı Jintong oluyor ve kitabın büyük bir kısmı Jintong ekseninde dönüyor. Shangguan Lu’nun tek oğlu bize annesinin, kız kardeşlerinin ve onların ailelerinin hikâyesini trajikomik bir dille hikâye ediyor ya da okura öyle geliyor. Mo Yan’ın tarzından mıdır nedir sadece bu kitabında değil, yazdığı tüm kitaplarda en trajik olayda bile bir güldürü unsuru bulmak mümkün. Gözler deşilirken, beyin bin bir parçaya bölünürken, oluk oluk kan akarken bile en azından ben bunları yeri geliyor kahkahalarla okuyorum. Çin’in yakın tarihine yapılan bu büyülü yolculukta Jintong ve ailesi Boxer İsyanı, Komünist Devrim, Japon İstilası, Kültür Devrimi, Mao’nun ölümü, Büyük Kıtlık, İç Savaş gibi Çin tarihine ışık tutmuş tüm olaylardan nasibini fazlasıyla alıyor. Evleri adeta yolgeçen hanı gibi oluyor. Her yeni bir olayda kartlar tekrar karılıyor ve bir önceki olayın kahramanı bir sonraki olayın haini olabiliyor.

    Kitapta olaylar oldukça derinlemesine irdelenmiş, zaten bu kitabın kalınlığından da belli oluyor, bazen ufacık bir olay 50 sayfa süren tasvirlerle anlatılıyor. Grafik roman tarzına da girebilecek bu kitapta beş duyu organına hitap eden çok fazla betimleme var, yazar olayları sadece dinlememizi değil, koklamamızı, tatmamızı da istiyor. Bunu da çok iyi başarıyor. Tüm kitap boyunca zaman düz bir çizgide ilerlese de son bölümde annenin çocukluğuna ve evliliğine dair özel bilgileri okuyoruz ve eşi kısır olduğu halde 9 çocuğu dünyaya nasıl getirdiğini öğreniyoruz. Olaylar birinci ve üçüncü tekil kişi tarafından anlatılıyor. Üçüncü tekil kişi ile başlayan anlatım Jintong’un doğumuyla birinci tekil kişiye dönüşüyor ve olayların büyük bir bölümü onun bakış açısıyla anlatılıyor. Kitabın kalınlığı okuyucuyu hiç korkutmasın çünkü olaylar hiçbir kafa karışıklığına mahal vermeden su gibi akıyor.

    Bitirmeden önce yazarın dilimize çevrilmiş beş kitabının da Çince aslından çevirmeni olan Erdem Kurtuldu burada ayrı bir teşekkürü ve övgüyü hak ediyor. Çevirmen 5 kitapta da yazarın üslubunu birebir yansıtmayı başarmış. Eğer bu incelemeyi okuyorsa kendisine şunu sormak istiyorum: “Erdem Bey, çevirinizin her kelimesini çok beğendim, özellikle küfürlerin çevirilerine bayıldım. Bu küfürler Çincede de bu kadar içten mi ediliyor?” Burada küfürler kısmına ayrı bir parantez açmış olayım. Mo Yan’ın ağzı biraz bozuk, bunu tüm kitaplarında görmek mümkün, ama bu küfürler o kadar içten, o kadar yerinde, karaktere o kadar yakışıyor ki hiçbiri sırf edilmiş olmak için edilmemiş! Keşke tüm küfürleri burada yazma imkânım olsaydı! Maalesef bu küfürlere gülebilmek ve espriyi anlayabilmek için okuyucunun karakterleri tanıması ve hikâyenin içinde olması şart diye düşünüyorum. Aksi takdirde bu cümleler ayıp sayılabilecek birkaç kelimeden fazlasını ifade etmeyecektir burada.

    Edebiyat mutluluksa, okumaktan zevk almaksa eğer bu kitap bunları fazlasıyla karşılıyor. Yazarın tarihi kitaplara göre değil, kendi kişisel deneyimlerine göre anlattığı bu kitabı 2018’de okuduğum en iyi kitap oldu, bunun yanında dilimize çevrilen tüm kitapları içinde en iyi kitabının bu olduğunu söylesem hiç abartmış sayılmam. Peki iri kalçalar ve iri memeler ne alaka? Bu sorunun cevabını da okuyucu versin. Keyifli okumalar.
  • "Bu ülkeyi bu kadar çok sevmeme karşın, bazen çekip gitmeyi düşünüyorum. "
    " Nereye?"
    "Unutmanın kolay olacağı bir yere. "
  • Bazı şeyleri ancak bir daha görmeyeceğimiz kişilerde affedebileceğimizi düşünüyorum. affetmek, bazen affettiğine yakın olmayı kaldırmıyor.
  • Sonsuz antların çılgınlığını, iffetliğin, bilimin, dinin, erdemin hiçliğini, Tanrı’nın hiçbir işe yaramadığını düşündü.
  • 272 syf.
    ·Beğendi·6/10
    "Yıllardır yazarım, benden de bir şey kalsın istiyorum. Bir umut... Bu yazıları gönlümce sevecek belki birkaç kişi bulunur umudu. Ölüm başımızda dolaşıyor... "

    Der Ataç kitabın önsözünde basılan ilk kitabıdır, Günlerin Getirdiği ve 1946'da Akba Kitabevinden çıkan ilk baskısının kitabıdır elimdeki bu kitap. 71 yıllık kitabın maalesef ki bir okuyanı olmamış basımdan çıktığı halde hala sayfaları birbirine yapışık bir halde elime geçti o yüzden bir yanda ilk baskıdan olan kitapta ilk okumayı gerçekleştirmek, bir yanda okumayan insanların elinde yıllardır dolaşan kitabın böyle bir mirasın sokak sahaflarından elde edilmesi.. acı bir gerçek var ortada ama buna değinmek yetersiz kalıyor şuan . .
    -
    Yaklaşık 7 ay Ankara'da bulundum fakat hep özlerim Ankara'yı. Sokak sahaflarını daha çok özlerim çünkü her gün farklı bir kitabı bulacağımı bilirdim Nurullah Ataç'ın bu kitabını bulduğum zaman cebimde bu kitabı satın alacak kadar bir para yoktu cuzzi bir miktar vardı. -Böyle kitaplara değer biçemem ben o yüzden parasından söz etmek değersizlik katar- bu kitabın satıcısı olan Osman adında sokak sahafıdır sürekli ondan kitap aldığım için - ve arada bir çay içimi sürede gündem ve sistem hakkında muhabbetler ettiğimiz için - fiyatının yarısına satın alıp kütüphaneme ekledim o yüzden insanlarla bazen muhabbet kurmanın nadir olan iyi taraflarından birine rastladım o gece ...
    /
    Ataç insanın içindeki yalancı taraflara ve kendini beğenme- beğendirme yönlerine sivri bir dille epey dokunur zaten eleştiri alanında iyi olması şaşılacak bir şey değildir. .
    Özellikle kendisi ile olan hesaplaşmasından kaçmadığını satır aralarında hep vurgular biz yapar mıyız uzun uğraşlar sonunda kendi bencillik denizimizin kıyısına varırız ancak o denizi aşıp benliğe varmak mümkün mü belki de hiç bir zaman bilemeyeceğiz diye düşünüyorum..
    .
    - "Biz, yeryüzüne, tanıklık etmeye, insanoğlu için ne işitir, ne görürsek, ne bilirsek onu söylemeye gelmişiz. Doğruyu hiçbir şeye, dünkü düşüncemize bile feda edemeyiz; yoksa yalan söylemiş, dünyaya karşı da, kendimize karşı da en büyük, en utanılacak suçu işlemiş oluruz." Bu suçu günümüzde işlemek için birbirleriyle yarışan o kadar insan var ki...
  • "Bu ülkeyi bu kadar çok sevmem karşın, bazen gitmeyi düşünüyorum."

    "Nereye?"

    "Unutmanın kolay olacağı bir yere."