• Olacak mı sahi eskisi gibi
    Değiştim mi ben değiştin mi
    Bakacak mıyım o yeşil gözlere
    Yine kendimden geçerek
    Savrularak ruhunun derinlerinde

    Biliyorum sevgilim ben hatalıyım
    Fakat sende hata arar mıyım
    İnandım sana güvendim sana
    Yanıldıklarımda oldu bazen
    Bak yüreğime seni seven bir çocuk yatar hâlâ
    Hüzünlü, kırgın, kıskanç

    Hatırlıyorum bir gülümsemeyişin
    Beni yatağımda kıvrandırışını
    Ve hatırlıyorum evet bir tebessümünün
    İşte buradayım, yaşıyorum dedirtişini
    Seni seviyorum deyişini hayal edişim gibi

    Olacak mı sahi eskisi gibi
    Biz eskiden nasıldık, neydik ki
    Oluruz belki de eskisinden daha iyi
  • Kitap okuyalım mı beraber ya da kitap olalım sen benim mısralarım ol ben de senin o arada bazen duraksadığın altı çizili cümlen olayım...

    Not" Varmayalım sonuna hikayenin yoksa gerisi malum"
  • Düğün dediğiniz şeyi bir düşünsenize...
    Düğünün en önemli anı gelinle damadın merdivenlerden indiği andır değil mi?
    Evet ama aslında herkes geline bakar. Yalnızca gelin saçı denilen şey bile bakmayı hakediyor tabii... Yapılması neredeyse bir gün sürüyor. Gelinlik deseniz ayrı bir hadise... Makyaj özel yapılmış. Kirpikler beş santim uzunluğunda... Başka bir yaratık yürüyor orada. Bir saat önce gördüğünüz kızla ilgisi bile yok.
    Ama damat aynı damat.
    Düğüne gelirken giydiği elbisenin biraz daha iyisini giymiş, bir de fazladan papyon takmış.
    Aksesuar olarak binlerce yılda ancak bir kravat, bir de papyon bulabilmiş bir cinsten sözediyoruz. Nesine bakacaksın? Adamın hayatının en önemli anında üstündeki en değişik şey bu: Papyon.
    Daha birşey demiyorum.
    Onun için düğün dediğiniz şey de kadınlarla ilgilidir. Gelin, anne, kaynana, elti, hala, teyze, kız arkadaşlar... Düğünün nasıl olduğuna da karar verecek olan yine onlardır.
    Şimdi bana kızmaya başlayacaksınız ama çocuk doğum gün­leri bile öyle değil mi?
    Verilen partinin çocukla ne derece ilgisi var bilemiyorum.
    Çünkü çocuklar zaten öyle bir giydirilip süsleniyor ki (tabii kız çocukları özellikle) dağıtıp yerlerde yuvarlanacak bir halleri yok.
    Bir de annelere bakın. Kızın doğumgünü mü yoksa annenin bekarlığa veda partisi mi belli değil.
    Kadınlarla tiyatronun bağlantısı var derken boşa konuşmu­ yorum. Bunların hepsi bir gösteri. Sahneleniyor ve sonunda alkış bekleniyor.
    Kesinlikle kadınlar oyuncudur filan demek istemiyorum.
    Ağzımdan yel alsın. Hatta denilebilir ki sıradan bir kadın bile hayatının belli günlerinde kendiliğinden bir sanatçıdır.
  • Eskiden okullarda münazara diye birşey vardı. Hala var mı bilmiyorum. İki grup karşılıklı geçer, aynı konudaki iki ayrı tezi ölesiye savunarak haldi çıkmaya çakşır. Ama bu tartışmalarda en saçma şeyi de savunsanız önemli olan neyi savunduğunuz değil onu nasıl savunup karşı tarafı ikna ettiğinizdi.
    Kadınlarla tartışırken hep aklıma bu gelir.
    Birincisi, tartışmanın belli bir çizgisi ve mantık dizisi yoktur.
    Siz genellikle ana konuda kalıp onu destekleyen açıklamalar yaparken kadınlar konuyu öyle yerlere götürür veya hiç beklen­ medik bir anda öyle ilgisiz bir örnekle sizi şaşırtır ki yeniden konuya dönmekte bile zorluk çekersiniz.
    Hatta zaten tartışma biraz uzarsa hangi konuda tartıştığınızı unutabilir veya hiç beklemediğiniz bir başka tartışmanın içinde bulursunuz kendinizi.
  • Hayalini kurduğumuz, planladığımız, bir gün, bilinmez bir gelecekte yaşayacağımız bir rüya mı?
  • 424 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İngizlicenin hayatımızda bu kadar fazla yer almasindan midir bilmiyorum kitabin adını başta nasil okuyacagimi bilemedim.Pia Meydir, Pia Meytir, Pia Mater..yazildigi gibi okunuyormus.

    Kitap dan diye başlıyor.Hani o bize ogretilen giris gelisme sonuc gibi degil de direkt gelisme kismindan giris yapılmış.Sayfayi fazla cevirdim herhalde diye bir kac kere kontrol ettim.Kontrol etme sebeplerimden biri de sayfalarda paragraf girintilerinin olmamasi.Zamanla alistim ama ilk etapta biraz yadirgadim.

    Kitabin dili inanilmaz akıcı.Doktorlarin yazdığı yazi pek okunmaz ama bu okunuyor, hem de oyle bir okunuyor ki kendini durduramıyor insan.Bazi yerde zorunlu molalar vermek zorunda kaliniyor.Serkan Bey kendine yazar demiyor ama kalemi bu kadar ustaca yonlendirebilmek her baba yigidin harci da değil.

    Nöro roman deyince, oyle antin kuntin bir sürü kelime vardir bi sey anlamam diye düşünebilir insan ama tibbi terimler insani yormadan, strese sokmadan ustaca yedirilmis kitapta.Hatta bazen boyle anlattilar da biz mi anlamadik diyesi gelebiliyor insanin İbrahim Tatlises e selam ederek :) Hani dergilerin sonunda bunları biliyor musunuz diye kısımlar olur bi kac cumlelik, hergun onumuzdeki bir canliyla, mesela karincayla ilgili bir bilgidir ve vay bee deriz ya, bazen hikaye icinden boyle siyrilabiliyor insan.Olayin tibbi kismini düşünüp vay bee deyip bi dusunuyorsun ve yaninda yorende o an kim varsa öğrendiğini hemen paylasma ihtiyacı hissediyorsun.

    Karakterlerin isimlerinin ozel bir anlami var midir bilmiyorum ama klasik isimler degil.Tesla, Galen, Vera, Meryam..bu tip isimleri neden secti açıkçası merak ettim.Akilda kalıcılığı artırmak icin mi siradanliktan uzaklasmak icin mi? Ben olumlu buldum sebep her neyse.Karakterleri kafamda ozellestirdi bu durum.

    Karakterlerin hemen hepsi, garibim Meryam disindakiler, ki o da cok guzel, her konuda aşırı bilgili ve zeki.Yani haddinden fazla zeki ve araştırmacı.Tesla, bas kahramanimiz tip fakultesini yarim birakiyor.Ama sonra ne isle mesgul olduğu hakkinda bir fikrimiz yok.Tesla nin biraz deli dolu bir ablasi var, Meryam.Olaylar Meryam in kocasina ufak bir gözdağı verme fikriyle başlıyor.Kokulara aşırı hassas ve kokularin renklerini görebilen Alef bir köşede hikayeye girmek icin firsat kolluyor.Sagolsun Meryam bir pas veriyor ve Alef sahaya bir çıkıyor ki indirebilene aşkolsun.Bi yerlerde ask oluyor ama o koku Alef ten gelmiyor.Hikaye Meryam i bulmaya calismakla geciyor.

    Bölüm sonlarinda surekli okuyucuya şunu yapsaydı olmayacakti, bunu soyleseydi olaylar farkli gelisecekti tarzinda yönlendirmeler var.Kitap bittikten sonra bazi yerleri dusundum.Olaylar nasıl farkli olabilirdi diye, beni cok etkilemedi o kisimlar.

    Aslinda kitabin her seyinden bahsedilir de en cok konusmak istediğim herhalde finali oldu.Hani çikolata yersin yersin de tam sonu gelir ve en tatli kismidir ya, tam o anda karsi koyamayacagin biri onu ister ve icin burula burula verirsin , işte öyle hissettim.Tam doyamadim gibi, doydum ama tatmin olmadim gibi.Bunu devamı gelecek diye yaptiysa da okuyucu sonunda daha cok sey bilmek istiyor.Cok fazla soru isareti bıraktı.Ejderha Dövmeli Kız serisini bayila bayila okudum.3 kitap da birbiriyle baglantili gibi ama hepsinde de bir final var.O hissi yaşamak mutlu ediyor okuyucuyu.Mevzu hikayenin iyi ya da kötü bitmesi degil, bir tatminsizlik hissi ile kapanmasi.

    Genele baktigimda başarılı buldum kitabı.İnsani fazla zorlamayan, her yerde cikarip okuyabileceginiz ve kitap okumaktan bazen uzaklaştığınızda kondüsyon yapabileceginiz bir kitap.