• 724 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Tutunamayanlar, ilginç bir şekilde hem en çok okunan, hem de en çok yarıda bırakılıp vazgeçilen eserler arasında. Eseri baştacı edenler gibi okunması çok zor olduğu gerekçesiyle eleştiren okuyucuların sayısı da bir hayli fazla.
    Özetlerken spoiler verme kaygısını belki de en az yaşatan romanlardan birisi. Çünkü; Tutunamayanlar, akıcı ve sürükleyici olaylar örüntüsünden daha çok; monologları, 1930-1960’lı yıllar arasındaki siyasi, tarihsel ve sanatsal iklimin ince mizah örnekleriyle hicvedilmesi, insan ruhunu neredeyse tüm maskelerinden arındıracak şekilde mercek altına alması ile ön plana çıkmakta.
    Post-modern bir tarzda yazılmış roman, yapısal olarak çok-katmanlı biçimde kurgulanmış; romanın genelinde baskın yazım tekniği olarak ise bilinç akışı yöntemi kullanılmış.
    Tutunamayanlar’ı aşk ve polisiye romanı olarak ifade etmek mümkün. Polisiye derken; Turgut’un kendi kişisel dünyasında yaptığı yargılama ve değerlendirmelerden bahsediyoruz; klasik anlamda somut delil ve olaylardan değil.
    Romanı çok kısa biçimde şöyle özetleyebiliriz:
    Genç mühendis Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık’ın intihar haberiyle sarsılır. Selim’in arkadaşları ve annesiyle ayrı ayrı görüşerek arkadaşını intihara götüren süreci aydınlatmaya çalışır. Bu çabası Turgut’un Selim’e dair şimdiye kadar fark edemediği hususları görebilmesinin yanı sıra, kendi iç dünyasındaki açmazları ile de yüzleşmesini sağlar.
    Bu bağlamda iç-içe örüntülenmiş olarak Turgut’un, Selim’in, Günseli’nin, Süleyman’ın (Kargın) notları ve diğer arkadaşlarının anlatımlarının yer aldığı bölümlerin bir araya gelerek vücut kazandırdığı eser, okuyucuyla buluşmakta. Bu iç-içe bir başka deyişle çok-katmanlı kurgunun merkezinde Selim Işık var.
    Romandaki karakterlerin temsil ettiği profillere göz atacak olursak;
    Selim IŞIK; ailesi tarafından özenli hatta kendisini bunaltacak kadar hassas bir tarzda yetiştirilmiş bir mimar. Naif, hassas kişilikli, çağın burjuvaziye tavır alan aydınlarından fakat toplumca dışlanmış insanların sembolü olan bir figür.
    Turgut ÖZBEN, Selim’i intihara sürükleyen nedenleri araştırırken kendi ile bir iç hesaplaşmasına da girişir. Bu hesaplaşmada sürekli diyalog halinde bulunduğu kişi, kendi iç sesi olan Olric. Turgut da Selim gibi bir Tutunamayan. Ancak Selim kadar idealist değil.
    Süleyman KARGI, Selim ile geçirdiği yılları Turgut’a aktarırken daha çok felsefi kişiliği ile ön plana çıkan bir karakter. Her ne kadar o da Selim gibi bir Tutunamayan olsa da, Selim gibi intihar etmek yerine mücadele etmeyi tercih ediyor ve Selim’in fikir dünyasını oldukça etkiliyor.
    Metin KUTBAY, Selim-Turgut-Süleyman üçlüsünün karşısında yer alan bir Tutunan. Tutunanlar romanda dönemin burjuvasının çarpık kişiliğini, sahte değerlerini ve çirkinliklerini üzerinde toplayan Metin ile temsil edilmekte.
    Romanda J.J. Rousseau’dan Kafka’ya, Don Kişot’tan Oblamov’a, II. Abdülhamit’ten Atatürk’e kadar çok geniş bir karakter yelpazesine rastlamak; matematik, tarih ve edebiyattan yana zengin bir felsefeyi gözlemlemek mümkün.
    Turgut’un kendi iç-sesi Olric ile diyalogu, bana Leyla ile Mecnun romanındaki İsmail abi karakterini hatırlatıyor.
    Turgut’un bir tren yolculuğundan sonra ortadan kaybolması dışında, roman belli bir somut sonuçla bitmiyor. Sanki gizem vermek için özellikle yarım bırakılmış gibi…
    Kitabı çok karmaşık ve anlaşılmaz bulan okuyucuların ya bu nedenle hiç okumaya girişmediği ya da okumaya başlayıp sonunu getiremediğini duyuyor, okuyoruz. Kitabın sürükleyici olmasını beklemenin bu kitaba biraz haksızlık olduğunu düşünüyorum. Tutunamayanlar gibi bilinç-akışı yöntemi ile yazılmış eserlerde akıcılık, heyecan, sürükleyicilik, dinamizm asıl öncelik değil. Benim gördüğüm ve algıladığım kadarıyla insanın ruh halinin maruz kaldığı düşünce ve his bombardımanlarının özgün, yalın ve doğal biçimde yazıya aktarılması (460-537. sayfalar arasındaki bölüm buna bir örnek).
    Şahsen ilk okumada Tutunamayanlar’a tamamen tutunabildim diyemem ama en azından keyifli bir tanışma olduğunu söyleyebilirim. Gerçekten kült bir eser, özgün bir eser.
    Kitabı okurken veya okuduktan sonra, sokakta karşılaştığınız insanların ya ruh halini maskesinden Selimvari şekilde arındırdığınız ya da o insanların Selim’e yaptıkları gibi sizi de görmezden geldiği hissine kapılmanız mümkün. Kimbilir belki de kendinizi Tutunanların arasında da hissedebilirsiniz. Sizin Olric’iniz kim bilir size neler söyleyecek?...
    Yukarıdaki bilgilerin biraz olsun yardımcı olacağını ümit etmekle birlikte; kitabı okumaya başlamadan önce kitapla ilgili özet, inceleme, değerlendirme içeren blog yazılarına ve videolara göz atılmasını; bilinç-akışı yazım tekniğinin ne olduğuna kısaca bir göz atılmasını, hatta bunun sonrasında mümkünse tekrar okunmasını öneriyorum.

    NOT: Aşağıda, ilgilenenler için kitapta önemli bulduğum bölümlerden bazı alıntılar mevcut (Bu alıntıları Alıntılar sekmesinde tek tek de bulabilirsiniz; burada hepsini birarada listelemek istedim)

    “Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.”

    "Bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor..."

    “Bir insanı diğerinden ayıran hususiyet nedir? Dış şartlar mı? Olamaz. Nedir o halde? Kazanç ve kayıp hakkındaki telakkisidir.”

    “Kötülükten ancak kötülük çıkar. Bayağılık insan ruhunu öldürür. Elbette, çok gelişmiş milletler, kötülükten de bir şeyler çıkarıp, onu az gelişmiş milletlere ihraç etmek yolunu bilmektedirler. Kötülüğü rasyonalize edip, ya da sanat eserlerinde dondurup, hayata ait bir canlılık bulmaktadırlar kötülükte. Burada, tek korunma yolu, kötülüğün üstünden akıp gitmesini sağlamaktır.”

    “Sınıfta tahtaya kalktığım zaman, gene şiirleri en iyi ben okuyordum; çünkü öğrenmiştim en çok bağıranın en iyi şiir okumuş sayıldığını...”

    “Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir: kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.”

    “Ben, sadece namuslu olmakla övünen kişiyi adamdan saymıyorum; toplumu iyiye, güzele götürmek için kendi gibi namuslu insanlarla birlikte bir çaba harcamamışsa, çevresindeki uygunsuz gidişe başkaldırmamışsa, o kişi namussuzdur benim için...”

    “Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.”

    “Önce, neden Batı kültürünü alıp soysuzlaştırdığımızı sanıyoruz? Batı, bizim kültürümüzü alıp soysuzlaştırmış olmasın?”

    “Sonsuzluk da ölüm kadar ürkütücü bir gerçektir. Sonsuzluk, yalnız Allah'ın dayanabileceği bir güçlüktür.”

    “Büyük kelimelerden her zaman kaçındı ve büyük kelimeler kullandığını gördü. Küçük kelimeleri kendine yakıştıramadı; oysa küçük kelimelerle suçlandı ve kendini küçük kelimelerle savundu. Bütün insanlar, ellerini uzatarak işaret parmaklarıyla suçladılar onu, kelimeleri yüzünden...”

    “Güzeli anlatamamak, rüyada bağırmak isteyip de sesi çıkmayan insanın dehşetine düşürüyordu onu...”

    “Zaten hiçbir zaman kelimelerin anlamını doğru dürüst bilemedim.”

    “Büyük şehirlerimizde dine bağlılığın özellikle küçük burjuva ailelerinde zayıf olması, din terbiyesinin verilmesinde gösterilen ihmal, çocukların daha çok taşradan gelen hizmetçilerin efsaneleriyle yetişmesine sebep olmuştur.”

    “Düzeni çok iyi kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan...”

    “Tarih bir tahriften ibarettir. Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken değil.”

    “...Masum insanlara kötülük ediyorlar, gerçek olaylara karşı güvenimizi sarsıyorlar... İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz...”

    “Çirkinlik ne kadar kolay!”

    “Her şeyi basite indirgemekle, aslında işin kolayına kaçıyoruz Kenan. Meselelerden kaçıyoruz. İkinci sınıf pastanelerde başını ellerinin arasına almakla, burnunu karıştıran garsona kızmakla hiçbir meselenin üstesinden gelemezsin.”

    “Oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle.”

    “ "İşler nasıl gitti?" … “İyi” dedi. Eksik bir karşılık. Bazen, eksik karşılıklar da fazlaları kadar tehlikelidir.”

    “Ölümü bilerek yaşamak istiyorum Olric. Yaşamanın anlamını bilmek için, ölümün anlamının karanlıkta kalmasını istemiyorum.”

    “Tabiat, sırlarını bakmasını bilene açıklarmış. Yorulmadan, bıkmadan, görünüşe kapılmadan bakmalıyım ben de. Yenilgilerden usanmamalıyım.”

    “Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. Oturacağım ve bekleyeceğim. Yerinde oturan Selim'e değer vermeyenlerin, Selim'in gözünde de değeri yoktur.”

    “Dünyada bir tane kahraman bulunmalı. Tek başına yaşayanlara cesaret vermek için...”

    “Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır.”

    “Aydınlardan başka hiçbir kalabalık kendi hakkında yazılan eserleri okuyacak sabrı göstermez.”

    “İnsanları artık olmaları gerektiği gibi düşünmek istiyorum. İnsanlar artık aydınlara verdikleri umumi vekaletnameyi geri alsınlar istiyorum.”

    “İnsanlarla görüşmek istiyorum: acaba kabul günleri ne zaman?...”

    “Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım; mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım...”
  • Bazen şöyle sessiz ıssız bir yere gidip
    Bağırmak istiyorum!
    Sesim kısılana kadar...
  • Ne münasebet yâhu!!
  • 8 - AMA YAZDIM

    Söyleyemediklerim var!
    Söyleyemediklerim…
    Hani şöyle avazım çıktığı kadar
    Bağırmak istiyorum!...
    İçimi dökmek.
    İçimi alamayan gönlüm;
    Çok yorgun,
    Çok dolu...
    Söyleyemediklerim var!
    Derdi ki hocam,
    İnsan bazen bağırmalı.
    Kimse yokken,
    Sesi kendine geri gelene kadar.
    İçinden ne gelirse,
    Avaz avaz…
    Derdi ki hocam,
    İnsan bazen bağırmalı.
    Kimsesiz dipsiz bir kuyuya.
    Avazı çıktığı kadar,
    Söyleyemediklerim var!
    Öyle, öylece dilimin ucunda.
    Söylesem bir, söylemesem dediğim.
    Keşke dediğim…

    Belki dediğim,
    Olmaz dediğim.
    Bağırmak istiyorum!
    Kimseler duymadan kendime;
    Kendimle kendime,
    Bağırmak istiyorum!
    Sonra birden bir el…
    Sıkıca tutuyor ağzımı,
    Çek diyorum çek…
    Dur diyor ne yapıyorsun?
    Konuşma!
    Sus!
    Söyleyemediklerim var!
    Derdi ki hocam;
    Derdini şiire anlat.
    Öyle yaptım.
    Yazdım.
    Söyleyemedim;
    “ Ama yazdım… "

    Mihrimah
    https://www.strawpoll.me/17261037
  • Ne münasebet yahu!