• Öncelikle böylesi güzel bi kitabı bu kadar geç okuduğuma üzüldüğümü söylemek isterim...
    Kitabın konusu ve yazarın üslubu o kadar içten ve güzel ki satırlarda kendimi bulduğumu söylemeliyim. Biraz spoiler vermenin kimseye bir zararı olmaz diye düşünüyorum :) aslında Dostoyevski amca bu notları sadece yazmak için yazdığını hiç bir edebi değeri olmadığını ve bunları kimsenin okumuycağını defalarca tekrar ediyor ama bence haksız çünkü okuduktan sonra olaylara ve insanlara bakış açım değişti. " Herşeyi tam anlamıyla algılamak hastalıktır. " diyor ve bundan da epey bir yakınıyor. Haklı bence. Sıradan bir roman değil bu kendi duygularını ve en çok ta olaylara bakış açısını derinlemesine o kadar güzel ve etkileyici bir dille anlatıyor ki bunlar üzerine düşünmemek Dosto amcanın da dediği gibi bu hastalığa yakalanmamak mümkün değil. Yanlızlığın, umutsuzluğun, sevgisizliğin insan üzerindeki etkisi ancak bu kadar güzel kaleme alınabilir. Bir kez daha anladım ki insanlar ve bazı olaylar üzerine fazla kafa yormak iyi değil. Benden bu kadar :)
    Okumaya değer güzel bir eser okumanızı şiddetle tavsiye ederim
  • Bu nasıl bir imtihandır? Sen hangi günahımın bedelisin?
  • KİTABI OKUDUM.MADONNA'NIN AŞK HAYATINI ANLATIYOR.

    "Kürk Mantolu Madonna"yı ilk başta bundan dört sene önce kırtasiyemizin en alt rafında Anna Karenina'nın yanında görmüştüm.O zamanlar yaşım on dört,Madonna'yı bilip bir kaç şarkısını seviyorum falan ama aklıma bir an olsun "Madonna'nın aşk hayatını anlatıyor..." gibi saçma ve ironik cümle gelmemişti ki;maalesef seneler sonra bu cümle bir büyüğümün ağzından çıkacaktı,üstelik milyonların gözü önünde (Gözünüzü seveyim biraz mantıklı olun,ben bir sohbette olsun bilmeden pot kırdığımda uzun süre yerin dibine girerim ki pot kırdığım şeyler cidden hakim olmadığım konulardır ve daha sonra eksiğimi kapatmışımdır.Sen bir sunucusun, program yapacaksın kaç milyonun önünde,aracınla stüdyoya giderken bir arattırsaydın keşke, biz de sizin yerinize bu kadar utanmamış ve memleketin hâline üzülmemiş olurduk.Düşündükçe üzülüyorum,yerin dibine geçiyorum,Allah'ım sen ıslah et...).

    Neyse işte Kürk Mantolu Madonna,daha sonra bu olayla patlayacaktı.Sıralarda edebiyat-sever arkadaşlarımın (!) bile bu kitabı okuduğunu görecektim.Ancak ben kitabı geciktirerek okuyacaktım ki,okurken yine memleketin hâline üzülmeyeyim diye.

    ▶▶Bu kadar ön bilgi yeter artık incelememe geçebilirim:
    Öncelikle ilk defa bir erkek karakterde kendimden derin izler bulundum.Evet,Raif Efendi idollerim arasına girdi.Bir kaç özelliğinden bahsetmek istiyorum,özellikle şu davranışını kendime örnek aldım:

    "İnsanlar zor yaratıklardır.Ne anlatırsan anlat 100 kişiye aynı şeyi anlatamazsın,ortada çekiştirilecek bir şey bulunmasın, her şey eksiksiz olsun ancak bil ki seni bu dünyada en fazla 99 kişi anlar,sen ne kadar açık olursan ol,o 100 insanın 100'ünden seni anlamasını beklemeyeceksin.İnsan böyle bir mâhlukattır.E hayatında hep o %99'luk kısım denk gelmeyecek; ki böyle bir ihtimalin bulunabilecek en yüksek ihtimal olduğunu söyledim,örnek diye yoksa; 'aslında öyle yüksek bir rakam da yok' en fazla iki yüzlülükte çığır açan insanların sen öteki yüzünü göremezsen dersin: 'Evet ben 100 insandan 99'uyla geçinirim,onlara laf anlatabilirim,'.

    Neyse sonuca gelelim,sen belki o 100 insan içinden 50'sine belki 90'ına laf anlatabileceksin orası senin düşüncene,tecrübene ve gözlemine kalmış bir şey ama benim diyeceğim o ki;hayatınızda sizi anlamaya çalışmayan insanlar olacak,hem de o 100 kişide bu tip insanların oranı daha yüksek görülecek,peki bu insanlara karşı davranışın nasıl olacak?

    Raif Efendi gibi yapacaksın,Kafka gibi olacaksın:

    Seni küçük görmelerine alışacaksın,seni sadece çıkarları için kullandıklarını bileceksin,seni aptal yerine koymalarına izin vereceksin,evet yeri gelecek damarınıza basacaklar,sizi konuşturmayacaklar,küçük balık olacaksınız,kolay lokma olacaksınız,hatta bazen zayıf halka olacaksınız;"istenmeyen bir böcek" olarak göreceksiniz kendinizi,evet bunların hepsine 'evet' demeyi öğrenmelisiniz ki,başka bir düşük ihtimal ama bir gün iyi insanlar sizi anladığında sizin yerinize üzülecek ve hayatınızı örnek alacak!

    Raif Efendi neden yalnızdı,Kafka niye yalnızdı?...

    Yalnız olmasalardı bugün bu kadar derin işleyecekler miydi kalbimize,o insanlara cevap verselerdi,haklıyım ben deselerdi (zaten sonuna kadar da öyleydiniz fakat bu dünya da,büyük balığın küçük balığı yediği bir dünya,n' yaparsın?!) bizi bu kadar etkilemezlerdi değil mi,yazmazlardı değil mi?

    Yazamazlardı...

    Benim bu kendi örneğimden,hayranı olduğum Kafka'dan ve bu kitaptan çıkardığım yargı şu:

    Bu tarz insanlara karşı nefesini tüketme,kafaya takma,o 100 insanın her biri seni anlamayacak,bunu bekleme;o kadar da pembe bakma hayata sandığın gibi toz pembe değil, ha istersen kendini kandır senin bileceğin iş bu.Ama şunu da unutma ki;bu dünyada iyi insanlar da var.Şu an sen nefes alırken veya son nefesini verdikten sonra iyi insanlar senin için üzülebiliyorsa,pişman olabiliyorlarsa bil ki görevini lâyıkıyla yerine getirmişsindir.

    Bir diğer ayrıntı,yazmak zorunda değilsin,yazamayabilirsin.Raif Efendi yazdı,Franz yazdı;üstelik fark ettin mi?Onlar tek başına yazdı,yazmaya başladıklarında 'Hadi ben bunu birine okutayım.'gibi bir amaçları yoktu,bunun tersine iç dünyalarını açığa çıkaran en ufak bir detaydan kaçınıyorlardı ve bu onların korkulu rüyalarıydı.
    Biliyorum onlar gibi kendini ifade etmek istiyor insan,yapamayabilirsin.Kurtuluş yazmak değil zaten,onlar neden yazdı,yetenek belki ama çoğunluk yetenek değil 'bu insanlar arasında kıvranıp durmaktan' bıktılar.Yazmak, bir gereksinim oldu,havasız bir ortamda oksijen tüpüne duyulan bir istek oldu onlarda.

    Ki şunu da kabul et,maalesef genç yaşta gözlerini kapadılar hayata ama şu bir gerçek ki "çok çektiler,çok,tahmininden daha çok,daha ağır...".

    Ve fark ettin mi,sen de bu durumları yaşıyorsan eğer,kim bilir belki de sen de bir gün yazacaksın!

    Ama yok ben debelensem de yazamam diyorsan,sabredeceksin.Bu tür seni rahatlatan,seni anlatan insanların eserlerine sığınacaksın.Oyunculuklarıyla seni bu hale getirenlere karşı "oyuncu" olacaksın.İki yüzlülüğü kast etmiyorum,demek istediğim:

    "Kendini iyi tanı,haklı olduğunu bil ama 'istenmeyen bir böcek'rolü de senin ikinci tenin olsun."

    Zor biliyorum, çok zor,ancak böyle yaparak kafan rahatlayabilir üzgünüm başka kurtulma yöntemi yok(Aslında var ama küçük çaplı şeyler...).Aksi takdirde üzülen yine sen olacaksın...

    Bakın başaranlar insanlar var:

    Başardın Raif Efendi,Başardın Kafka'mm,başardınız.Siz ve belki tanımadığım daha çok insan,yazar,içimizden birileri...

    Tabi bu kendi düşüncelerimdi,girişken biri değilimdir,haklı olduğum bir olayda daha çok ben çekilmişimdir.Kimine göre 'yenilgiyi kabul etmek' bu ama yukarda verdiğim örnekte bunu izah ettim,ben bu kişileri kendime yakın bulduğum için seviyorum.Siz,pek âlâ yakın bulup belki hayatta daha savunmacısınızdır,daha girişkensinizdir ama ben kendi huylarımı,kriterlerimi,mizacımı biliyorum ve olaylara bakış açım,verdiğim iki idolüm gibi olur genelde...

    Ben bu savunma mekanizmasını kullanıyorum,kimseyi takmam,boş insanlar için kendimi üzmem en azından.Ancak bazı zamanlar geliyor ki, kendimle çelişebiliyorum;üzülüyorum,takıyorum da.Zor,türlü türlü insan var,kimisi Hollywood'dan, kimisi Bollywood'dan... "

    ***

    İncelememin başında "birkaç şeyden bahsedeceğim" demişim ancak şu an beynim uyuştu bence doyurucu bir örnek de oldu (ne bileyim,incelememin başında aklımda bir kaç satır yazarım demiştim ama sonradan, "Aman aman,Raif Bey ve Kafka'nın ortak yönlerini bulmuşum,hiç boş durur muyum?.." durumu oldu herhalde.)

    ...

    Neyse;esenlikte kalın, SEVGİLİ KAFKA'NIN BÖCEKLERİ<3

    (Trake solunumu biraz zorluyor insanı yoksa diğer türlü tabiki de böcek olmak daha rahat.Hem daha fazla bacağa sahipsin,ayakların yere daha iyi basıyor,küçücüksün gözlerinin gördüğü dünya daha küçük ve bu insanken gördüğünün yanında biraz daha az,umut verici en azından.Ama gel gör ki;bu dünyada da kurtuluş yok,'Ağustos Böcekleri' misal.Neyse ben de bir gün yazarsam daha nitelikli bir yaratığa dönüştüreceğim kendimi.Ah Kafka Ah, ağustos böceklerini nasıl unuttun?Doğru gerçi; insanlar,kafanın içinde de seni rahat bırakmadı ki!Ancak sen acıya alışıksın,onlarla da çarpışırsın!..)

    Burda da son vermezsem, kitinli dış tabakam,ev sahibemin terliği altında kalacak.

    Bu sefer gidiyorum hadi,iyi metamorfozlaaarr:)

    (Kürk Mantolu Madonna'dan nerelere geldim Rabbim,bağışlayın...Korkarım ki Dönüşüm'ü incelediğimde antenlerin faydalarına kadar yardıracağım.;) )
  • Kendim de bir moleküler biyoloğum ama nörobiyoloji konusundaki farkındaliğim ilk babaannemin 5.evre parkinson oldugu dönemdeki gözlemlerimden sonra oluşmaya başladı. Gördüğü halüsinasyonlar benim için nekadar sahte ise onun için o kadar gerçekti! Yani aslında bizim dogru kabul ettigimiz seyler ancak algımız ölçüsünde doğru olabilir.. bu düşünceyle önce David Eagleman'nin ve Oliver Sacs'ın bazı kitaplarını okudumustum. Şimdilik son durağım da Sam Harris'in "Ahlak'ın Coğrafyası" oldu. Yazarın görüş ve gözlemlerinin insanı içinden çıkılmaz sorulara itmemesi mümkün değil. Mesela insanlığın yararı için 200 kisinin ölümünün kesin oldugu bir tedavi denemesi mi daha ahlaklı yoksa 600 kisinin %50 ihtimalle ölme riski olduğu bir ilaç denemesi mi? Ya da o ölecek kişilerin arasında kendi kan bağımız olan birisi olsa cevap nasıl değişir? Cevap pozitif yada negatif yönden bakmamıza göre değişiklik gösterebilir.. yani durumu nasıl algıladığımıza göre.. dini inanışlar elbette ki ahlaki değerlerimize karar vermede önemli bir ölçüt. Ama ya benim dini inanisima göre ahlaki olan baskasinin inanışına göre ahlaki değilse! Şahsen bir yaratıcının varlığına inanırım! Buna inanmak için dünyanın evrendeki değersiz varlığını idrak etmek ve evrende olacak beklenmeyen bir değişim karşısında önlenemez yok oluşumun evren için bir kayıp olmayacağı hissetmek benim için fazlasıyla yeterli. Ancak bu benim bakış açım ve benim algı düzeyim..elbette doğup büyüdüğüm, gelenekleriyle yetiştiğim toplumun ahlaki değerleri de inancımın şekillenmesinde çok etkili..Bununla birlikte benim inanışımın baskasininkinden daha doğru olduğunun ya da bir yaratıcıya ibadet şeklimin en dogru sekil oldugunun bir ispatı var mıdır? Ya da birbaşkasının kinin benimkinden daha yanlış oldugunun... mesela islam arap yarım adasına sıkışıp kalsa, yayılamasa bu gün hala önemli olur muydu? Adını hiç duymadığımız bir sürü adacıkta hala "bize göre" çağ dışı olan yine adını hiç duymadığımız dini inanışlar var.. ya islam yerine onlardan birisi yayılsaydı!! Yine bu inanışa çağ dışı der miydik? Keşke ilahiyat ile ilgilenen insanlar da inanışları manevi yönünden ziyade nesnel yönüyle ele alabilselerdi, bilimsel kanıtlar aramaya yönelselerdi.. belki o zaman inanışlar ve ahlak daha farklı bir algı düzeyine ulaşırdı.. Sam Harris kitabını bir ataist bilim insanı kimliği ile nesnel ifadelerle yazmış. Onun bilimsel verilerine katılmakla birlikte evren ile ilgili bahsettiğim sebeplerden dolayı hiç bir zaman ataizme yakın olmadım. Yalnızca aslında hiçbirşey bilmediğimize inandığımı söyleyebilirim. Bu kitabın benim için getirisi ahlaki seviyeleri norobiyolojik düzeyde anlayıp benden farklı olana empati ve kabul ile yaklaşabilme anlayışıma katkı sağlamasıdır.
  • Sevgili 1k dostları, 6 Kasım'da üye olmuşum bu siteye... Aradan geçen 1,5 ayda burada çok farklı yazarlar, kitaplar ve birbirinden değerli okurlar tanıdım ve tanımaya da devam ediyorum. Sitenin varlık amacı ve kuralları çerçevesinde elimden geldiğince de katkı sunmaya çalışıyorum. Yaptığım tüm yorumlar, okuduğum incelemeler, okurlara bakış açım tamamen güven esasına dayalı. Ben aksiyle karşılaşana kadar herkesin dürüst, güvenilecek insanlar olduğuna inanıyorum. Ancak bugün üst üste yaşadığım birkaç olay, buradaki geleceğimi sorgulamama neden oldu.

    Güne, uzun zamandır takip ettiğim bir okurun tüm incelemelerinin (ç)alıntı olduğunu öğrenerek başladım. Kendisini ve bütün fake hesaplarını engelledim. Az önce de bir başka okurun incelemesine tüm iyi niyetimle bir yorum yaptım. Daha sonra https://1000kitap.com/nameisreji 'ın dikkati ve uyarısı üzerine, o incelemenin de çalıntı olduğu ve içinde yazan bilginin yalan olduğu ortaya çıktı. Hadi onu da engelledik... Daha sonra, bir başka takip ettiğim okurun incelemesine denk geldim. Çekirge 3 kere zıplamasın diye bu kez Google'dan araştırdım. Maalesef o da çalıntı çıktı.

    Kısacası bu site Facebook, Twitter, Instagram gibi SM kanallarından umduğunu bulamayan ilgi budalalarının dadandığı yeni bir mecra haline gelmiş. Sitede Ekşi Sözlük benzeri bir denetim mekanizmasının olmaması veya yetersiz kalması diyelim, bu tiplerin ekmeğine yağ sürüyor. Diğer tarafta ise, emek harcayan, vakit ayıran, bilgisinden, kültüründen, samimiyetinden faydalandığımız çok sayıda okur arkadaşlar da mevcut. Bu durumda önüme iki yol çıkıyor; Ya bu yalancı tayfadan kurtulmak ve bu gereksiz stresi yaşamamak için siteden kaçmak; ya da diğer taraftaki değerli okurlardan daha fazla şey öğrenmek ve paylaşmak adına sitede kalıp mücadele etmek...

    Hayatın her alanında ilk önce bardağın dolu tarafını görmeyi tercih ettiğim için doğal olarak kalıp mücadele vermeyi seçtim kendi adıma. İşe de şu takip listelerine el atarak başlayacağım. Kendime göre belirlediğim kriterler çerçevesinde yeni bir takip/takipçi listesi oluşturacağım. Amacım bu siteyi her açtığımda güzel ve doyurucu şeylerle karşılaşma arzusundan başka birşey değil.

    Bu bağlamda daha önce takibe aldığım bazı okur arkadaşları da takipten çıkarmak zorunda kalabilirim. Dilerlerse onlar da beni çıkarabilirler. Aynı zamanda yaptığım bu yenilenmeyi herkese önerir ve büyük bir temizlik hareketinin ilk adımı olmasını temenni ederim...

    Vaktinizi aldığım için hepinizden özür diler, anlayışınıza sığınırım. Keyifli okumalar...
  • Yaşar Kemal okuyanlar bilir; onun eserlerini okumazsınız, yaşarsınız. Anadolu'ya dair betimlemeleri ve anlatımları insanı alır götürür başka yerlere. Anadolu'da hissedersiniz kendinizi. Mevcut şu anki Anadolu'dan daha güzel bir yerde belki de. Elbette ki Kemal'in anlattığı, betimlediği Anadolu, günümüzdekinden daha farklı ve daha değerlidir. Bunun nedeni belki de yeniliklerin bizleri yozlaştırması.

    İnsanları bir arada tutan şey neydi? Eski günlerden bahsediyorum. Çeşitli halk efsaneleri, masallar, bir aradaki toplu yaşam ve o dönem insanlarının değerlerimizin öneminin bilincinde olması. Bir büyüğün dizleri dibinde onun anlattığı masalları ya da efsaneleri merakla dinleyen çocuklar... Size de çok güzel gelmiyor mu bu? Televizyonun olmadığı günlerde "acaba bugün dedemiz ne anlatacak?" diye düşünen çocuklar. Bir büyüğün her ağzından çıkışta başkalaşan, daha da güzel hale gelen halk efsaneleri... Onların zihnimizde oluşturduğu hayalimsi görüntüler, o efsanelerdeki çeşitli dersler... Keşke, diyorum bazen, eski zamanlarda yaşayabilseydim. Bazı değerlerin yok olmadığı, insanların dertlerinin az olduğu o zamanlarda yaşayabilseydim. Keşke bir büyüğümden bir halk efsanesi dinleyebilseydim. Şahsen, yeni jenerasyon olduğum için eskileri yaşayabilmiş biri değilim. Yalnızca büyüklerin anlattıklarından yola çıkabiliyorum bu konularda, fakat yaşamak için neleri feda etmezdim... Lafı fazla uzattım.

    Üç Anadolu Efsanesi isminin de belirttiği gibi, halk efsanelerini anlatıyor. Bir büyüğün her ağzından çıkışta başkalaşan efsanelerdir bunlar demiştik, Üç Anadolu Efsanesi için de denebilir ki; halk efsanelerini bir de Yaşar Kemal'in ağzından dinleme keyfidir bu eser. O destansı dili olsun, betimlemeleri olsun Yaşar Kemal sizleri alıyor Köroğlu'nun Karacaoğlan'ın yanına götürüyor. Kitap üç tane halk efsanesinden oluşmakta: Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik. Her efsane birbirinden güzel. Kemal kimi yerlerde dersler çıkarmış Köroğlu'nun yaşadıklarından, kimi yerlerde de Karacaoğlan'ın çektiklerinden kaybolan değerlerimizin önemini vurgulamış.

    Efsanelerin içeriğinden bahsetmeyeceğim. Zaten çoğu kişi az çok bu efsaneleri duymuştur ya da biliyordur. Bendeniz bu efsanelerden bihaber idim. Böyle şeyleri sevdiğimi iddia etsem de efsaneler hakkında fazla bir bilgim yoktu. Bu açıdan bu eser benim adıma çok yararlı oldu diyebilirim. Anadolu'nun aslında ne denli önemli olduğunu, değerlerimizi barındırması açısından bir anne şefkati kadar olan gönlü bolluğunu daha iyi anladım. Bu eseri okuduktan sonra Anadolu'ya bakış açım da değişti. Önceleri Anadolu dediğimiz şeyi yalnızca bir bölge; coğrafi bir olgu olarak görürdüm. Kitabı okuduktan sonra anladım ki Anadolu canlı bir kavramdır. Yüzyıllardan bu yana yaşayan bir kavramdır Anadolu. Gerek değerleri ile gerekse de kitapta anlatıldığı gibi efsaneleri ile.

    Bu açıdan, bir şeye daha ulaştım aslında: Anadolu, canlı bir kavramsa onu besleyen şeyler de üstte bahsettiğim türden şeyler olmalıydı. Yine Anadolu gibi köklü ve değerli kavramlar. Onu yaşatan, üstündekileri bir arada tutan kavramlar. Bunları açıklamaya ne haddim var ne de bilgim fakat efsaneler açısından değerlendirmek isterim, Kemal'in kaleminin ışığında. Efsaneler ilk çıktığı andan bu yana dediğim gibi insanları birleştiren bir kavram olmasının yanı sıra insanlar arasındaki samimiyeti artırıcı olgulardır. Her milletin çeşitli efsaneleri, destanları mevcuttur. Bunlar o milletin köklerini, bir nevi o milletin 'o' millet olmasının yapı taşlarını oluşturur. Çünkü millet eskilerden bu yana o efsanelerden dersler çıkararak günümüze ulaşmış, kimi şeyleri doğru yanlış olarak ayırt edebilme yetisine sahip olmuşlardır. Mesela bir Alageyik efsanesindeki Sultan Ana'nın herkesten çok doğruyu haykırması, kadınların da halkta bir yerinin olduğunu, bir Köroğlu efsanesindeki çeşitli olaylar, haksızlığa karşı susmamak gerektiğini öğütler bizlere. Geleceğe elbette bakmalıyız fakat geçmişi unutursak halimiz ne olur? Bizi 'o' millet haline getiren efsanelerden, değerlerden kopar isek tıpkı gökyüzüne salınan balon misali bir süre sonra yerden; değerlerimizden çok uzaklaşırız. Mutlaka yer ile bağlantımız olmalı şeklinde düşünüyorum.

    Geçmişte doğru yapılanlar kadar yanlış yapılanlar elbette ki olabilir, olacak da. Asıl mesele o yanlışlara bakarak doğruyu tasdik edebilme ve doğrulardan da yanlışlarımızı düzeltebilmektir bana göre. Bu açıdan, bir Köroğlu, bir Karacaoğlan unutulmaya layık mıdır? Zaten bu efsanelerde anlatılanlar da yenilikler, farklılıklar değil midir? Bir yenilik sonucu bir takım gericiler tarafından yaptırılan aksilikler de anlatılmaz mı efsanelerde? Geçmişi unutmadan geleceğe bakabilmektir asıl mesele, kimi insanlar bunu başarmıştır. Yaşar Kemal bunu en iyi başaran yazardır bana göre. Geçmişin de yanılabileceğini ama bunun değerlerimizi unutmamıza yol açamayacağını kanıtlayan bir yazardır. Gerek İnce Memed'de geçmişte yapılmış olan aksilik ve haksızlıkları anlattığı, gerekse de bu eserinde ve Ağrı Dağı Efsanesi'nde değerlerimizin önemini vurguladığı gibi.

    Sözün özü, Yaşar Kemal gerçekten de aydın bir insandı. Onu, eserlerini okuyarak, okutarak anmalıyız zannımca. Anadolu'nun canlı bir varlık olduğunu bizlere hatırlatan bir kalem. Üç Anadolu Efsanesi de bunun belli olduğu eserlerinden yalnızca bir tanesi.
  • 28/072016 (Harbiyeli olarak son günlerim)
    Ve evet yıllar geçmeye devam ediyor.Menteş'teyim ''No More'' dan sonra ''One More Menteş'' (Devre Kaybı) geçiriyorum.Çok tatlı bir başlangıç oldu benim için 2 yıl aradan sonra kampa çok rahat bir başlangıç yaptık.İlk hafta ilk günler adeta intibak kampı gibiydi fakat tempo hızlı bir şekilde artmaya başladı.'Burası Menteş, hoşgeldiniz.' Ardından biz ve diğer 2 bölük Çanakkale Gezisi'ne gitmek için yola çıktık fakat bir problem vardı. Bize dönmemiz emredildi.Bu sırada darbe yapıldığı haberini aldık, televizyonlardan ve telefonlardan öğrendik biz de sonra arbede yaşandı. Ardından Çanakkale' deki bir kışlada bir süre kaldık , daha sonra Menteş' e döndük. Neyse büyük bir ihtimalle tasfiye edileceğim. Askerlik maceram böylece sonlanmış olacak, her ne olursa olsun çok değerli çok kıymetli insanlar tanıdım. Birçok güzel ve değerli komutanlarımın iyi bir neferi olmaya çalıştım.Çok terledim. Bazen çok az uyudum fakat bundan memnunum.Yakın dövüşte belirli seviyeye geldim, Atatürk' e olan bakış açım inanılmaz ölçüde genişledi. Bir miktar kitap okudum. İngilizce konusunda iyi derecede özgüven kazandım.Bunun temellerini atan ortaokul öğretmenime teşekkürlerimi iletiyorum.Çok güzel arkadaşlıklarım oldu çok kaliteli seviyeli insanlar arkadaşım oldu. Herneyse ne kadar sövdüğüm, şikayetçi olduğum anlar olsa da bunların hepsi geçti ve yerini şuan güzel bir Menteş Yelleri eşliğinde dingince bir huzur ve tatlı bir mutluluk aldı. Şimdi maceralara atılacak cesareti hissediyorum. İçimdeki bu gençlik ateşini canlandıran bu kuruma ve insanlara minnettarım. Kalbimde yeri her zaman çok özel olacak bir şeref ''Harbiyeli'' olmak. Bu ruhun beni çok çok ötelere götüreceğini düşünüyor ve umuyorum. Vatanım, Milletim, Devletim için diyip devam ettim dişimi sıktım yıllarca...Bu yük o kadar ağırdı ki bazen umutsuzluğa düşüyordum. Bu yük benim için ağır zincirlerden de ağırdı. Sıfırdan başlayarak artık bu yükü ,sorumluluğu taşıyabilecek potansiyele adım adım yaklaşıyordum, ve birden bu yük üzerimden alınıverdi üzerimden kendi irademin dışında.Algımı, değerlerimi, anlayışımı karıştıran olaylara şahit oldum,daha önce gördüğüm bazı durumlar yetmiyormuş gibi...Bu yüzden bu aziz ve şerefyap prangalardan kurtardığı için şaşkınım ve aynı zamanda bir o kadar da minnettarım.Umarım bu yükü kaldırabilecek yeni nesiller gelir. Umarım bir daha darbe olmaz , ama biraz zor görünüyor. Çünkü kaybet-kaybet kuramı üzerine kurulu bir rulet yüzünden ya Hükumet ya da TSK darbe yapabilecekti ve Hükumet başarılı oldu. Çok çok büyük bir darbe vurdu TSK' ya... Ve kaybeden Devletimiz, Milletimiz, Hükumetimiz ve TSK oldu. Bu olaylarda kazanan sadece bir kişi var o kişiyi de biliyorsunuz zaten. Yapılanlar doğru demiyorum fakat TSK bitti birdaha asla eskisi gibi olamayacak. Yine bu durumların bende ki kişisel etkileri yüzünden bu Güzel Vatan' da yaşamak pek makul gelmiyor artık. Daha iyi ,aydın, güçlü biri olmadan dönmek istemiyorum memleketime. Bakalım daha neler olacak bunu zaman gösterecek fakat şu saatten sonra çok ta umrumda değil ve kırgınım herkese Canım Ülkem ne hale geldi bir türlü sahip çıkamadık şu memlekete 100 yıl geçti ama bir Fatih bir Yavuz ya da bir Atatürk Ruhlu bir Tek Adam çıkaramadık. Gerçi o kazanan kişi Tek Adam olarak görülüyor. Görsünler bakalım . Bu insanlara tek tavsiyem uluslararası kamuoyunda kimlerin ne olduğu tarafsız bir şekilde ifade eden birçok yazı bulacaklar.Okusunlar da 'Tek Adamlık' neymiş kimlermiş görsünler...Sizden isteğim bundan sonraki yaşamım için samimi bir dua.Sonuna kadar okuduysanız sabrınız için teşekkürler
    Dipnot:İfadelerimi çok daha fazla açabilirdim fakat sizlerin sabrını ve zamanını almamak adına bazı hususları es geçtim.