• “İyi bir insan olmak çok da hoş olmayabilir küçük 6655321. İyi bir insan olmak korkunç olabilir. Bunu sana söylerken, kulağa ne kadar çelişkili geldiğini biliyorum. Bu mesele yüzünden gecelerce gözüme uyku girmeyeceğini biliyorum. Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi? Bunlar derin ve zor sorular, küçük 6655321.
    Anthony Burgess
    Sayfa 84 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi ? Kötülüğü seçen bir insan , kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi ? Bunlar devrin ve zor sorular
    Anthony Burgess
    Sayfa 84 - Türkiye iş Bankası
  • Gerçekte zor olanın yanıtlar değil, sorular olduğu da söylenebilir. Saçma bir sorunun nasıl bir yanıt tipine yol açtığı iyi bilinir. Ortaya, doğru bir soru koymak, onun alt üst edici anaforuyla başka hayati soru işaretleri doğurarak bütünüyle yeni bir bilgi alanı aça bilir. Yorum-bilgisel dil inceleme geleneğinden bazı filozoflara gore gerçeklik, bir soruya verilen yanıtdır. Bu durumda gerçeklik, sorguya almaksızın kendiliğinden konuşmaya başlamayan deneyimli bir suçlu gibi yalnızca ortaya koyduğumuz sorular uyarınca bize karşılık veren bir şeydir.
  • 1808 syf.
    ·118 günde·Beğendi·10/10
    Ve çıkmış olduğum uzun bir yolculuğu bitirdim. 5 yılda yazılmış muhteşem eser. Tolstoya ve kalemine aşık olduğum kitap. Biraz garip ve gülünç olsa da aylar önce Tolstoyla, en ağır, en derin ve zor okunup bitirilebilen bu eseriyle tanışmaya başladım ve araya başka kitaplar da katarak okuyup bitirmeyi başardım. Ve belki de Tolstoy kalemiyle tanışmaya ilk olarak bu eseriyle değil de başkasıyla başlasaydım Tolstoyun bu kadar güçlü bir yazar olduğunu anlayamazdım. Bazı kısımlarda sabrımı fazlasıyla zorlayan ama aynı zamanda zevk alarak, hissederek okuduğum bir eser oldu, zaman zaman kitapa o kadar kendimi kaptırdım ki karakterler rüyalarıma bile girdi :) Beni en çok zorlayan tarihle ilgili kısımları oldu çünki tarih benim ilgi alanımın dışında ama yinede kitapı bitirmek için değilde anlayarak okuyup bitirmeye çalıştım. Kitapta 10-15 baş karakter olmakla beraber yüzlerce karakter var(okuyucuyu zorlayan kısımlardan biri) ama benim gönlümün efendisi, kendimi yakın hissettiğim isim 'Piyer' oldu.

    Bu kitap hakkında konuşmaya cümleler yetmez ama kısaca

    Napolyonun Rusya'yı işgalini anlatan dev bir roman olmakla beraber, insan ilişkileri, aşk ilişkileri, bazı karakterlerin ruhlarında, içlerinde onlara azap veren, cevabını bulmaya çalıştıkları sorular ve en önemliside Tanrı'nın varlığı konusu, ölüm, yaşam konuları dahice kaleme alınmış...
     
    Ve bence ölmeden önce en az 1 kez okunması gereken, herkese tavsiye edeceğim bir kitap...
    İyi okumalar.
  • 152 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Günaydın❤
    Kalbim sıkışık, aklım karmakarışık bitirdim kitabı. Ne yazacağımı da çok toparlayamadım zihnimde. Bu hikayeden bana kalan bi sızı ve çokça soru oldu. Yanıtlamak isterseniz sorularımı sıralıyorum.
    *
    İnancınız yasakladığı için tedavi olmak yerine ölümü seçer miydiniz?
    *
    Peki inancınız müsaade etmediği için çocuğunuzun ölmesine göz yumar mıydınız?
    *
    60lı yaşlarındaki eşiniz hayatından sıkıldığını ve son bir heyecan, bir tutku yaşamak istediğini söylese n'apardınız?
    *
    Yapışık ikiz doğursanız ve ayırdığınızda sadece birinin yaşayacağını ama ayırmadığınızda ikisinin de öleceğini bilseniz kararınız ne olurdu?
    *
    Çocuğunuzun eğitimiyle ilgili eski eşinizle ayrı kutuplarda olsanız n'apardınız?
    *
    Kitaptan ziyade kafamda oluşan bu sorular kalbimi sıkıştırdı sanırım. Bazı sorularla yüzleşmek çok zor ama bazı yazarları okuma şansı yakalamak çok güzel. Seninle yolumuz uzun Ian McEwan❤ İyi yazarlara denk gelmeniz dileğiyle, kitapla kalın.
  • 540 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Şuan bu yazıya nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Çok severek okuyacağınızı düşündüğünüz bir kitabı sevmediğinizde nasıl kötü bir yorum yazmak zor geliyorsa, sevmeyerek okuyacağınızı düşündüğünüz bir kitaba iyi yorum yazacak olmak da çok karmaşık ve zor geliyormuş... Dikenler ve güller sarayı sayesine bu duyguyu da tatmış bulundum.

    Aslında kitabı sevmem için olan nedenler daha fazlaydı. Çok popüler ve sevilen bir seri, takip ettiğim birçok insanın favori kitapları arasında ve arkadaşlarımın bana birçok kez önermiş olması da cabası... Ama Feyre'nin ne kadar çelişkili bir karakter olduğu ve sonrasında yazılan daha birçok kitapla ilgili olumsuz detayları görünce, kendimi en kötüsüne hazırladım diyebilirim. Feyre'den bahsetmiyorum bile, ondan umudu kesmiştim.

    Kitap Feyre'nin ormanda avlanması ile başlıyor. İstediği bir hayvan avlamak ve ailesini bir süre daha açlıktan ölmekten kurtarmak. O kadar sefil bir hayat yaşıyorlar ki, öncelikleri kendilerini açlıktan ölmekten korumak. Ve tüm bu yük Feyre'nin omuzlarında.

    Ancak daha sonra kocaman bir kurt ortaya çıkıyor. Feyre normal kurtların bu boyutlarda olamayacağını düşündüğünden pek de emin olamayarak bunun şekil değiştirmiş bir peri olabileceğini düşünüyor. Normal kurtta olabilir. Ama önemi yok. Onu öldürmeyi her türlü deneyecek. Eğer periyse de, daha iyi çünkü perilerden tüm benliği ile nefret ediyor. Ve kurtu öldürüp derisini yüzüyor, sonra da avladığı hayvanını alıp eve gidiyor.

    Eve varmasından bir süre sonra evlerinin kapısı açılıyor. İçerideki kocaman, yırtıcı hayvan kılığına bürünmüş bir peri. Feyre'yi ulu peri öldürdüğü için Prythian'a, hiçbir insanın gidip de geri dönemediği periler diyarına götürüceğini ve sonsuza dek onunla yaşayacağını söylüyor. Feyre'nin dili damağı kurumuş vaziyette, ya öldürülecek ya kabul edecek, Prythian'a gidiyor böylelikle.

    Ve ne zaman Feyre Bahar Sarayı'na adım atıyor, yorum bir bir zihnimden geçiyor, ben neye bulaştım böyle diyorum. We Are Okay'e de bununla eş zamanda başlamışım ve heyecanlı bir kitapta değil ama içimden Feyre'nin çelişkili hareketlerini o kadar okumak gelmiyor ki, o kitabı heyecanla okuyorum.

    Feyre saraya geliyor, kaçmak için fırsat bu fırsat diyor. Sonra diyor ki, çok güçsüzüm, böyle iki adım daha atamam, yemek yemem lazım. Tamam diyoruz, mantıklı. Sonra yemek vakti geliyor, her şey harika gözüküyor, diyor ki BÖYLE BÖYLE BİR EFSANE VARDI BU YEMEĞİ YİYEMEM. KAÇMAM GEREK. Fırsatın varken yemek yiyebilmek için kaçmadın! O zaman bu esfaneyi bilmiyor muydun yani? Sonra oturuyor. Tamlin'e bakıyor, o ölümsüz, çok güçlü. Masadan bıçak aşırayım. Ama aynı zamanda iç sesleri: ona zarar veremem ki. olsun yine de alayım ne olur ne olmaz. ama o çok güçlü, ve ölümsüz, ölmez ki. olsun olsun alayım.

    Bir de her şey aşırı karmaşık geliyor. Ortada bir ne olduğu hakkında hiçbir fikrinizin olmadığı, asırlar önce yapılan bir savaştan -ki onun da hakkında hiçbir fikriniz yok- bir Anlaşma ve bunun yine ne idüğü belirsiz maddeleri, boşlukları bilmemneleri var. Her şeyi Feyre'nin anlattığı kadarıyla öğrenip bilebiliyorsanız ama sorun şu ki: o da hiçbir şey bilmiyor. Anlaşmadaki bir boşluktan yararlanıp eve dönmek istiyor ve siz de onunla birlikte sürükleniyorsunuz öylece.

    Ve tüm bu süreç boyunca bu üçlü arasındaki ilişki o kadar garibime gidiyordu ki. Feyre'nin öldürdüğü kurt şeklindeki peri Tamlin ve Lucien'in arkadaşıydı. Hani arkadaşınızı öldürmüş kız, siz onu lüks içinde yaşatıyorsunuz. Tebrikler! Arkadaşımı öldürdüğün için bedava lüks otelde kalma hakkı kazandın! Bunu geçtim, Tamlin sürekli Feyre ile yakınlaşma çabasına girmesi de ayrı bir şeydi. Aşık olacaklar biliyorum ama, Tamlin'e diyorum ki, kız daha geleli bir gün oldu, ne çabuk vuruldun böyle.

    Gel gelelim asıl meseleye. Feyre sarayda vakit geçirdiği süre boyunca kimsenin yüzünü göremiyor. Zaten koskoca sarayda o, Tamlin, Lucien ve birkaç hizmetçi dışında başka kimse yok ve herkeste yüzlerinde maske ile dolaşıyor. Sebebini sorduğunda topraklarda yayılan bir hastalık diyorlar. Perilerin büyü güçlerini kısıtlıyor ve onları bu maske ile dolaşmaya zorluyor. Maskeler çıkmıyor. Şimdilik sadece Pyrthian'da, kontrol altında ama her an kontrolden çıkıp insanların dünyasına da sıçrayabilir.

    Kitabı okumaya devam etmemin tek nedeni sadece buydu. Ne tür saçma bir hastalığın maskeleri onların yüzlerine yapıştırdığını deli gibi merak ediyordum. Bir de neden sadece maskenin her perinin yüzüne yapışık olmadığını. Tamlinlerin ne suçu vardı da, böyle berbat bir şey onların başlarına geldi yani? Hastalık tüm Prythian'ı etkiliyorsa herkeste maske olmalıydı. İşte bu maske ve hastalık olayını çok merak ettiğimden okumaya devam ettim. Ve ödülümü de aldım.

    En sonunda hastalık tehlikeli bir hal alıyor, Tamlin ne kadar zor da olsa Feyre'ye eve gitmesini söylüyor. Feyre kalmak istese bile Tamlin'in onu daha fazla koruyamayacağının da farkında ve böylece gidiyor. Feyre eve döndüğü süre boyunca kalbinde bir karanlık hissediyor. Geri dönerek ve Tamlin'i bırakarak yanlış tercihi yaptığını fark ediyor ve Bahar Sarayı'na geri gidiyor. Ancak sarayı tamamen terk edilmiş bir halde buluyor. Geride kimse kalmamış.

    Ancak sonra birini buluyor. Feyre'ye vazgeçmesini, artık hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini söylüyor ama Feyre ölsem de deneyeceğim deyince, ona anlatabildiği kadarıyla tüm olayı en baştan anlatıyor. Hastalık, maske, neden Tamlin Feyre'ye en başından beri yaklaşmaya çalışıyor... Yukarıda 'bana saçma gelen şeyler' başlığındaki tüm cevapsız sorularımın cevabını alıyorum. Ve bazı şeyler biraz ergence ve maske olayı da disney prenseslerinden fırlama gibi ama hepsi de beni tatmin ediyor. Gayet tutarlı ve mantıklı cevaplar. Rahatlıyorum. Tüm bu cevapları kitabın sonlarında almayı beklerken ortalarında aldığım için de hem mutluyum hem kafam karışık: Eğer bunları şimdi öğrendiysem kitabın sonunda ne var?

    Ve o son geliyor... Bir çırpıda okuduğum ve bayıldığım... Feyre Tamlin'i almak için Dağın Altı'na gidiyor. Amarantha'nın, tüm Prythian'a hükmeden kadının önüne çıkarılıyor. Amarantha, Feyre'nin isteklerini dinliyor, en sonunda diyor ki, "o zaman bir anlaşma yapalım." Feyre'nin başka seçeneği yok, tüm Prythian ve Tamlin'in kaderi onun ellerinde. Kabul ediyor. Amarantha ona üç görev ve bir de çözmesi için bir bilmece veriyor. Görevlerin üçünü de tamamlarsan isteklerin gerçekleşir diyor, ya da görevleri yapmak yerine sorduğum bilmeceyi de çözebilirsin. Feyre kabul ediyor.

    Bu görevler süresince kitabımıza aşırı eğlenceli, kitabı kat ve kat daha güzel yapan bir karakter, Gece Sarayı Yüce Lordu Rhysand geliyor. Başlarda klasik, Tamlin'in zıttı, hikayede herkesin favorisi kötü çocuk olduğunu düşünmüştüm ki bir noktada da öyleydi ama beklediğimden çok çok daha fazla sevdim. Feyre onunla yakınlaşınca ve hikayeye Rhys'ın gözünden bakma şansımız olunca gerçekten aslında ne kadar masum, insanların onun hakkında düşündüklerinin tersine soft bir baby olduğunu görüp onun için üzülüyorsunuz ve alıp bağrınıza basmak istiyorsunuz... En azından ben öyle hissettim. Rhys gerçekten kitaba bu puanı vermemde büyük bir etken, onun olduğu yerleri aşırı eğlenerek ve beğenerek okudum.

    Ve Feyre'nin görevler boyunca gösterdiği performans... o kadar şahaneydi ki. Tüm sorular cevaplandı, daha ne olacak dediğim anda bu kısımlar geldi ve ben soluksuz bir şekilde okudum görevleri tamamlayışını. Hepsini de aşırı iyi bir şekilde bitirdi ve en sonunda kitabın başlarındaki saçma tavırlarını affettirdi. Yani ben affettim, çünkü kitabın sonundaki Feyre aşırı iyiydi. YANİ ÖZELLİKLE İKİNCİ GÖREV O KADAR İYİYDİ Kİ, HEYECANDAN AĞLAMAK İSTİYORUM ŞUAN.

    Kitabı genel olarak anlattığıma göre şimdi birkaç daha öznel sevip sevmediğim şeylerden bahsedebilirim.

    En hoşnut olmadığım şey, Tamlin'in harcanışı. Herkes Rhys'ı daha çok seviyor, çünkü yani Tamlin'i sevmek için bir neden yok. Tamlin Bahar sarayı lordu, güneş, ışık vesaire. (Buna rağmen Rhys'dan ve çoğu kişiden daha sert ama bu ayrı mesele) Feyre ile tatlış bir ilişki yaşıyorlar. Ama sonra gelişen olaylar yüzünden birbirlerinden uzaklaşmak zorunda kalıyorlar. Hala birbirlerine sırılsıklam aşıklar. Ama Tamlin yine gelişen olaylar yüzünden özellikle son 150 sayfa boyunca kitapta aktif bir rol oynayamıyor.

    Bu süreçte de sürekli Rhys olduğu, yazar ona hem karanlık hem de soft bir hava verdiği ve Feyre ile ikisi arasında daha orijinal ve güzel sahneler yazdığı için de insan ister istemez o ikisinin kimyasını, uyumunu daha çok seviyor. Ve Tamlin direkt unutuluyor. (Sanırım ikinci kitapta Tamlin daha da nefret toplamış, gel de sinirlenme yani. bu harcamak değil de, ne?) Sonra benim gibi vicdanlı insanlar ise Tamlin'e üzüldüğü için Rhys'ı gönül rahatlığı ile sevemiyor. Gerçekten aşırı sinirliyim.....

    Ama yine de, tüm o sahnelere -buna o gözyaşı yalama sahnesi de dahil, bence aşırı aşırı iyiydi- ben hala daha Feyre ile Tamlin'i daha çok yakıştırıyorum. Yediğim spoi ve ağırlıklı yapılan fanartlar çeliştiği içinde en sonunda kimle olacak bilmiyorum ama Tamlin mallaşmadığı takdirde ben o ikisini şipliyorumdjdkf

    Bahsedeceğim son şey ise, Lucien. Başlarda aşırı itici ve sıradan bir karakter gibi geliyordu. Lorduna sadık bilmem ne. Her ne kadar bu özelliği sonlarda daha da belirginleşse bile, sadık olma özelliğinin bu kadar baskın olması benim için onu daha farklı ve çekici bir hale getirdi. Bu yüzden onu daha da fazla sevdim. Hikayesi biraz baştan savma işlenmişti bence ama yine de gayet güzeldi. Feyre ile ikinci oyundaki o anlarından sonra da favori karakterim o oldu. Yani Tam ve Rhys sizin olsun, i found my man ♥ Umarım ikinci kitapta daha detaylı bir Lucien okuyabilirim :'(

    Pf, bir de ilk kitabın sonu öyle bir bitti ki, gerçekten aşırı sinirlendim. Rhys'ın ne gördüğünü DELİ GİBİ merak ediyorum ve bu yüzden iyi mi yoksa kötü mü yaptığımı bilemeyerek 2. ve 3. kitapları sipariş verdim... Umarım Feyre beni hayal kırıklığına uğratmaz. Kendimi bilmem kaç kişinin girdiği bahiste tek parasını Feyre'ye yatıran Rhys gibi hissettim şuan. Ne olur gözümü kara çıkarma Feyre...

    Evet, benim kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadardı. Başlarda gerçekten sıkılabilirsiniz ki sıkılacaksınız da bence ve her şey saçma gelecek ama sonra sorularınızın cevabını aldıktan sonra her şey daha iyi olacak. Yani başladıysanız okumaya kesinlikle devam etmenizi öneririm. Ama yine de ilk kitabı pdf olarak okumak daha mantıklı, çünkü beğenmeme olasılığınız da var dhdkjf

    Dipnot: Unuttuğum bir şey olduğunu biliyordum ama bitirdikten sonra hatırladım maalesef ve nereye sıkıştıracağımı bilemediğimden de buraya koydum. Sevdiğim bir diğer şey, Rhys'ın Feyre'ye yaptığı dövme. Başta sinirlenmiştim onu damgaladığı için, ama sonra yapış nedenini öğrendikten sonra aşırı hoş ve güzel gelmeye başladı (Tamlin'le Feyre'yi şiplemenin ne kadar zor olduğu anlaşılıyordur herhalde) İşte böyle, bu detayı da söylemek istedim. Gözyaşı ve bu ayrıntı kitaptan favori parçalarım oldu.

    Dipnot2: Sarah kitabı eşine ithaf etmiş ve benim için Dağın Altı'nı geçerdin demiş. En başta bir şey anlamamıştım, ama kitabı bitirdikten sonra anladım :'') AŞIRI GÜZEL YA... T^T