BÜŞRA FATMA KILIÇ/KARAİSMAİLOĞLU

BÜŞRA FATMA KILIÇ/KARAİSMAİLOĞLU
Son sözleri neydi, sonunda ne dedi, diye soracaklar cenazede. Bilmiyorum, diyeceğim, ve bu gerçeğin kendisi. O son günlerin her dakikasında onunla birlikteydim, bir şeyler uydurabilir ya da iniltilerinde anlam çıkartabileceğim bir şey görebilirdim. Ama son sözleri yoktu. Sadece pencereyi açmamızı istedi ve eliyle işaret etti. Sonunda, belki de son sözler bunlardı - Artık çok canım acıyor, çok canım acıyor... Sonra da, aramızdan ayrılmasına dakikalar veya bir saat kala kalkmaya çalıştı ve eliyle bir yarım daire çizdi. En sonunda dayanılmaz bir acı olur, hayatın kendini hayattan kopardığı acı. Aslında net hatırladığım son sözlerinden bazıları tamamen pratikti: Kimliğimi uygun bir yere koyun ki lazım olduğunda nerede olduğunu bilin. Ne kadar dağınık ve dalgın olduğumuzu bildiğinden, ölüm belgesini düzenlemeye gelecekleri an için gizli bir yardım.
Reklam
'İnsan kendini böyle bir durumda bulacağını düşünmüyor hiç. İzlenmek, takip edilmek, tutsak alınmak, yalnız kalmak. Bir insanın başka bir insana böyle eziyet edebileceğini düşününce midem bulanıyor. Nesi var insanların? Neden böyle şeyler yapıyorlar? Neden başkalarını bu hale getiriyorlar? Kötülük insanı şoke ediyor. Ama hedefi siz değilseniz, sorun yok. Unutuyorsunuz. Hayatınıza devam ediyorsunuz. Sizin başınıza gelmedi. Başka birinin başına geldi.'
Öyküm bir film senaryosu gibi değil tabii. Nefes kesen, kan donduran, şiddet ya da kan içeren bir öykü değil. İnsanı yerinden sıçratmıyor. Bana göre bunlar korkutucu şeyler değil zaten. İnsanı sarsan, bildiğini sandığı şeyleri bilmediğini gösteren, gerçekliğe sekte vurup onu bozan şeyleri daha korkutucu buluyorum.
'Sylvie ayaklarının ucuna basarak, usulca gitti. Hafifçe zıplayarak ve mutluluğun çekip giden sesiyle. Rahatsız etmek istemezdi, ama beni son derece rahatsız etti. Bu sene, kış daha erken, 12 Kasım'da başladı. Sanırım çok uzun sürecek ve her zamankinden sert geçecek. Sylvie beni terk etti. Ama başka biri için değil. Güz yapraklarıyla birlikte kibarca yere düştü. Irmaktan geçen bir kuşun gagasının rengini tartışıyorduk. Aynı fikirde değildik, ona sen göremezsin dedim, gözlüklerin yok. Güzel durmadığı için takmak istemediğini söyledi. Uzağı iyi görüyorum dedi ve sustu, sonsuza kadar. İtfaiyeciler geldiler, ateşi yeniden canlandırmayı başaramadılar, Sylvie son nefesini vermişti. Kendinden bahsetmeyi sevmezdi. Hele kendi için iyi şeyler söylenmesini hiç sevmezdi. Madem şimdi gitti, fırsattan istifade edeyim.'
Edebiyat & Roman
Ona bakıp, demek ölüm bir kerelik değil diye düşünüyordum. Ağır ağır ilerliyor, insafsız bir canavar gibi, etrafındaki herkesi teker teker yutuyor. Göstere göstere, yavaş yavaş sana doğru yaklaşıyor. Babamın son zamanlarında pek yakını kalmamıştı. Bir tek Cemal amca vardı, ta tıbbiyeden arkadaşı. O zamanlar nedenini anlamazdım ama her gün muhakkak telefonlaşırlardı. Ya babam Cemal amcayı arardı ya Cemal amca babamı. Fındık kabuğunu doldurmayacak, eften püften şeyler konuşurlardı. Buna mecbur kalacak kadar sıkıldıklarını düşünür, düşündüğümle yanılırdım. Bir sabah, babam Cemal amcayı aradı, telefon açılmadı. Ertesi gün Karacaahmet'te buluştular son defa. Neden her sabah birbirlerini aradıklarını, birbirlerini ille de arayıp neyi yokladıklarını, karşı taraf telefonu açana dek nefeslerini korkuyla nasıl tuttuklarını ancak o zaman kavradım.
Reklam