Burada okuduğu kitapları kitaplığına kaydederek okuduğu kitap sayısıyla caka satan ve paylaştığı yazardan alıntılarla da insanlardan beğenilme ve ilgi görme arzusunu gidermeye çalışan bir çok işe yaramaz insan görüyorum. Eğer siteye geldiğinizde bilgili insanlar yerine saçma sapan insanlar görüyorsanız bu dediklerimin sitede çoğunlukta olması yüzündendir.

3 İstek Sizi Başkalarının Kölesi Yapar!

* Sevilme isteği
* Beğenilme isteği
* Takdir edilme isteği

Tamam, beğenilme duygusu insanın doğasında olabilir ama sosyal medya hesapları kullanırken kendini metalaştırma olayı ne kadar insan doğasına uygunluk gösterir bilemiyorum..

Sanal Meydan Muharebeleri
"Sanal ortam pek çok açıdan bireyde dönüşümler oluşturmuştur. Gerçek sosyal ortamlarda tek kelime edemeyen özgüvensiz bireyler sanal ortamlarda elinde kılıcı ve şahlanmış atı ile bir meydan muharebesinde soluk soluğa giden bir savaşçıyı andırmaktadır. Kolayca ulaştığı bilgileri kendine ait(miş) gibi, gülücük temalı fotoğraflarla mutluy(muş) gibi, gittiği mekanlar ve kullandığı markalar ile zengin(miş) gibi, okumadığı! kitaplarla çektiği kareler ile okuyor(muş) gibi, istisnasız her konuda beğenilme çabası içerisinde aldığı beğenilerle (like) yaşıyor(muş) gibi yaparak gerçeklikten kopmuş -mış gibi bir hayat geçirmektedir. Teknolojinin ve sanal dünyanın köleleri haline gelmiş bireyin gerçek olarak yaptığı bir şey kaldı mı meçhul."

Beyza Bayrak, bir alıntı ekledi.
07 May 03:29

Aydan
Belki de onun en şaşırtıcı yanı, içinde birbiriyle çatışan duygular olduğunu hissetmesine, bu çatışmayı yaşamasına rağmen hiçbir zaman doğasıyla alışkanlıkları arasında bir çelişki olduğunu bilinçli bir şekilde fark etmemesiydi. Bu tür kısa süren çatışmalardan sonra alışkanlıklarına uygun bir karara varmasının, kendisinin doğal isteği olduğunu sanır, bu istekle çatışmış olan öbür duygusunu, sanki o sahte, hatta hastalıklı bir şeymiş gibi aklından silip unuturdu. Zekâsıyla, güzelliğiyle, başarısıyla, kocasıyla, ailesiyle, çocuğuyla, sahip olduğu her şeyle beğenilmek isterdi, bu beğenilme isteği, onda, kendisine başkasının gözleriyle bakma alışkanlığına dönüşmüştü, başkalarının ne diyeceği, kendi isteklerinin önüne geçiyordu ve o bunu hiç yadırgamıyordu.

Aldatmak, Ahmet AltanAldatmak, Ahmet Altan
Geyikli Gece, bir alıntı ekledi.
05 May 00:13

" Ödün vermeye başlamış mıdır yazar, piyasanın, medyanın, okurun, yayıncının beklentilerine göre yazdıklarını ayarlamaya? İşte o zaman özgür birey olmaktan çıkıp yitireceği zincirleri düşünmeye başlar: ün, şan, kazanç, vitrinde olma, beğenilme, konuşulma, sevilme, fotoğraflarda yaşama..."

Eleştirinin Sis Çanı, Semih Gümüş (Sayfa 71)Eleştirinin Sis Çanı, Semih Gümüş (Sayfa 71)

İnsanın unutulduğu sosyal gerçeklik ile mazlumların unutulduğu siyasi gerçeklik arasında sıkı bir bağ var. Bir taraftan beğenilme arzusu sosyalitenin temelini oluştururken diğer taraftan mazlum insanların fotoğraflarını paylaşıp dramatize etme olayı türedi.

Yaratıcı Beyin kitabında yaratıcı beyne sahip insanların, zihinlerine o yaratıcı fikirler akmaya başladığı zaman kendilerini çoğunlukla gerçek dünyadan soyutladıkları, derin düşüncelere daldıkları söyleniyordu. Ben Stephen Hawking’le ilgili bir şeyler yazacağım ama önce bir giriş yapalım. Amerikalı ünlü oyun yazarı Neil Simon da oyun yazacağı zaman gerçeklikten ayrı bir boyuta girdiğini söylüyor. Hiçbir oyununu izlemedim, ismini ilk defa duydum ama yazarımız onu Shakespeare’le kıyaslayacak seviyede gördüğünden üretkenlik ve beğenilme açısından kendini kanıtlamış biri olmalı. Bu söz değer kazanıp fikir verebilir bize bu yüzden. Bu süreci kitaptan yazarın kendi cümleleriyle tanımlayayım bir de: “Yaratıcı insanların çoğu yaratabilmek için yoğun bir konsantrasyon ve odaklanma durumuna girer. Psikiyatri dilinde söylersek, bunu “disosiyatif-çözülmeli durum” olarak adlandırabiliriz. Yani, kişi zihinsel olarak bir anlamda çevresinden soyutlanır ve diyebiliriz ki, “başka bir boyuta geçer.” Gündelik dilde kişinin “gerçeklikle temasını yitirdiği” söylenebilir. Ancak, daha öznel anlamda, yaratıcı birey aslında daha gerçek olan başka bir gerçekliğe girmektedir. Kişi dışarıdan bilinçli ama “düşüncelere dalmış” gibi görünse de, bu gerçeklik bilinçdışı bir duruma benzer. Sözcük, düşünce ve fikirlerin serbestçe süzülüp uçuşarak çarpıştığı ve sonunda birleşerek bir bütün oluşturduğu bir yer gibidir. Bu “çözülme,” “yoğun odaklanma,” “başka bir yerde olma” hali, belki de büyük gizemcilerin anlattığı o farklı ruh hallerine oldukça benzeyen bir durumdur. Bu “öteki gerçekliğe” bir kez girdiğinde, yaratıcı insan saatlerce orada kalarak, bulutlar gibi akan kavramların ve şekillerin dünyasında yaşar. Bunlar yavaş yavaş bir nesne ya da fikre dönüşerek sonuçta -ister bir oyun, ister matematik formülü olsun- yaratıcı ürün haline gelirler. Bu yoğun olarak odaklanabilme, çözülebilme ve görünüşe göre uzak ve aşkın bir “boyut”u ayırt edebilme yeteneği, yaratıcı sürece has özelliklerden biridir.”

İşte bu anlatım bana Stephen Hawking’in ölümünden sonra izlediğim onun hayatını anlatan bir belgeseli hatırlattı. Linkini bırakıyorum: https://youtu.be/AJ0w6KvpbZM Video çok uzun olduğu için anımsadığım kısmı arayıp doğrudan yazamayacağım maalesef ama Hawking’in ya yardımcılarından ya da öğrencilerinden biri (karısı da olabilir, emin değilim) onun insan içine çıktığında, yemeklerde, etkinliklerde vs. ordan kopar gibi derin düşüncelere dalıp kaybolduğunu söylüyordu. Videoyu izlerseniz, Hawking’in yemeklerden, davetlerden görüntüleri var, gözlerine bakınca siz de anlıyorsunuz bunu. Derin derin bir şeyler düşünüyor. Kafasında evrenin keşfedilmemiş kapılarını aralamaya, sırlarını çözümlemeye çabalıyor belki. Kim bilir... Yaptığı işler, tüm tabuları yıkan teorileri, önemli çalışmaları vs bize zaten yaratıcı bir beyine sahip olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. Böyle yaratıcı zihne sahip insanlar özeldir. Bu “yaratıcılık” yetisi zaten başlı başına çok özel ve eşsiz bir şeydir. O yüzden, kitabı okurken zekayı ölçen IQ testi gibi yaratıcılığı ölçen bir yaratıcılık testi oluşturmaya çalışıldığında ne kadar zorlanıldığını görüyoruz. Çünkü bu testi oluşturmak da yaratıcı bir zihin gerektirir. Ama baktığımızda yaratıcı insanların ortak çok fazla noktaları var ve toplumda onların ayırdına varıp hakettikleri değeri vermek ve bu yetisi insanlık yararına kullanıp ziyan etmemek zor olmasa gerek. Sizinle de paylaşmak istedim.

Ufuk Eren Soydan, bir alıntı ekledi.
25 Nis 20:05 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

"Önemli olma tutkusu insan doğasının en önemli tutkusudur." - John Dewey

"İnsan doğasındaki en önemli ilke beğenilme tutkusudur." - William James

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı, Dale Carnegie (Sayfa 135 - Epsilon)Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı, Dale Carnegie (Sayfa 135 - Epsilon)
Bay_X, bir alıntı ekledi.
24 Nis 15:54 · Kitabı okudu

Beğenilme, görülme isteği sağlam, temiz bir itkidir, ama başkasından, okul arkadaşından daha iyi, daha güçlü, daha akıllı olarak tanınmak isteği insanı kolayca aşırı bir benciliğe düşürebilir, ki bu da hem kendisine hem de topluluğa zararlı olabilir. Onun için öğretmenler öğrencileri daha çok çalıştırmak için, işin kolayına kaçıp kişisel yükselme tutkularını körüklemekten de sakınmalıdırlar.

Dünyamıza Bakış/Seçme Denemeler, Albert Einstein (Epub)Dünyamıza Bakış/Seçme Denemeler, Albert Einstein (Epub)