Bazen düşünüyorum da dünyaya gelmek bir afetken bir de bu memlekette hele de kadın olarak doğmanın dayanılmaz azabına nasıl tahammül ettiğime hayret ediyorum .
Kendimiz ne kadar dikkatli ne kadar sorgulayıcı olursak olalım, memleketin bu hayatı içinde mutlaka böyle aldanmaya mahkum olursak, demek ki bizim için kurtuluş çaresi yok, mutlaka kurban ve helak olacağız.
Ah yapabilsem... Onlara gösterebilsem ki hayatta bütün fikirleri, bütün hareketleri, bütün niyetleri, hatta bütün inançları hepsi, hepsi de yanlış ve zararlıdır; onlara feryat ederek haykırırsam ki insan böyle yaşamaz, hayat böyle helak ve ziyan edilmez, bize yazıktır. Mademki biz de mutlu milletler gibi insan olarak dünyaya gelmişiz, bu hayatlara acımak, insan gibi yaşamaya çalışmak lazımdır. Evet, anlatsam, ispat etsem ki çocuk böyle büyümez, kız böyle terbiye edilmez, evlat böyle kocaya verilmez. Ve böyle büyütülen çocuk, böyle terbiye edilen kız, böyle kocaya verilmek istenilen evlat, gayet aziz bildiği hayatını köpeklerin ağzına atılan kokmuş et gibi feda etmektense canına kıyar, intihar eder, geberir gider…
Bir genç kız, hayatını kendisine ortak ve teslim edeceği erkeği tanımalı, bilmeli, sevmeli. Hiç olmazsa evlilikte yalnızca servet gibi, namus gibi görünürdeki şeyler değil, hayatın esasını teşkil eden ahlak ve eğilimler de dikkate alınmalı.