• Zaman bekleyenler için çok yavaştır,
    Korkanlar için çok hızlıdır,
    Üzgün olanlar için çok uzundur
    ve kutlayanlar için çok kısadır,
    ama sevenler için,zaman sonsuzdur.
    Shakespeare
  • “Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden”
  • Afyon'da dört koğuş olduğunu ve hem bu koğuşların hem de koğuşlardaki mahpusların kendi içlerinde "kademelendirildiğini" söylüyor. Koğuşların kademelendirilmesi "cezalara" göre yapılır.
    Aydemir, kendisinin de tutulduğu koğuşa cezaları ağır olanların konulduğunu söylüyor. Bu mahpusları şöyle sıralıyor: "Ölüm cezasına çarptırılıp hükmün tasdikini bekleyenler, yüz bir yıllık denilen hükümlüler, nihayet cezası hiç değilse on beş, yirmi yıldan aşağı olmayanlar." Süreyya'nın anlatımlarına göre, koğuşların içerisindeki sıralamanın göstergesi ise koğuş içerisinde tutulan mekanlardır:

    Evvela her koğuşun içinde köşeler, en ağır cezalılar yahut en azılılar arasında paylaşılmıştı. Fakat bir suçlu ne kadar azılı olsa da, koğuş içinde mevkiini ve imtiyazını diğerlerine karşı tek başına korumaya muktedir olamayacağı için, köşeler bir takım grupların eline geçmişti. Her köşe bir grubun elindeydi. Köşelerden sonra, bu köşeler arasındaki duvar boylarında yer sahibi olmak imtiyazı gelirdi ki, bu da mühimdi. Bu duvar boylarının da koğuş kapısından uzaklaştıkça ve köşelere yaklaştıkça ehemmiyeti derece derece artardı. Koğuşların avluya bakan yalnız ikişer penceresi vardı. Bu pencerelerin altında yer almak da ayrıca çok mühimdi. Çünkü yukarı kata düşen bu ikişer pencereden, yalnız havalanmak değil en mühimi Afyon'un ortasından fışkırıp, üzerinde Selçuk kalesi harabeleri bulunan meşhur kayasını ve şehrin yukarı mahallelerini görmek kabildi.

    Köşelerde değilse bile hiç olmazsa duvar diplerinde yer tutabilmek için dahi, gene birtakım gruplar halinde toplanmak yahut da şu veya bu gruba dayanmak icab ederdi. Mamafih, bu gruplar arasında tek başına yer tutabilmiş olan ağırbaşlı ve itibarlı mahkumlar da vardı ki, bunlar, aynı zamanda, grupların sınırları arasında bir fasıla hattı, bir tarafsız bölge tesis edebilmek bakımından, galiba gruplar için de faydalı sayılarak oralara yerleştiriliyorlardı.

    Sonra ne köşelerde, ne duvarlar boyunda yerleri olmayan mahkumlar gelirdi. Bunlar itibarsız kimselerdi. Gündüzleri pılıpırtılarını duvar diplerine istif edilen diğer yorgan, yatakların üzerlerine atarlardı. Gece olunca da, bunları koğuşların ortasına sıra sıra yayarak, orta yerlerde yatarlardı. Bu yataklarda yatanların da, koğuş kapısına veya duvar diplerine yakınlık bakımından hesaplanan itibar dereceleri vardı. Koğuş kapıları arkasında ancak, en itibarsız mahkumlar yatardı.

    Gerek koğuşlar arasındaki, gerek koğuşlar içindeki bu meratip silsilesi değişmez değildi. Hapishaneye ilk girince postunu bir tarafa istifleyip, akşam olunca da kapı arkalarında serilip yatanların bütün ümidi, yavaş yavaş ortalara ve nihayet duvar diplerine sokulabilmekteydi. Fakat bunun için yalnız kendi cezasının ağırlığına, yahut kendi kabadayılığına güvenmek yetmezdi. Yerine göre ve eğer gücü yetiyorsa para harcamak, yahut cezaevinin veya koğuşun iç politikasına karışmak, hamiler, dostlar müttefikler tedarik etmek, kavgalarda gürültülerde kendini tanıtmak, hatta hapishane idaresine hapishane dışından tesirler yaptırmak da icap ederdi. O zaman, evvela kapıların arkasına serilerek, koğuş hayatına karışan bir yatağın, adım adım ilerlediği görülürdü. Bir defa yolu açılan bu talihlinin, koğuş içindeki itibarı da, yatağının ilerleyişi nispetinde artardı...
  • Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm önsöz. Kitaplarda çoğu zaman bu kısım es geçilir ama bu kitap önsözün ne derece önemli olduğunu gösterdi benim için. Diğer bölüm, tiyatro. Son bölüm ise giyotinle infaz edilene kadar geçen zamanı o mahkumun iç dünyasını yansıtarak anlatıyor.

    Adalet sistemine keskin ve açık bir şekilde tepkisini koyuyor Hugo.

    Kitap beni çok etkiledi her 3 bölümde de. Okumak için bekleyenler kitabı okumayı ertelemesinler.
  • Zaman bekleyenler için çok yavaş
    Korkanlar için çok hızlıdır
    Üzgün olanlar için çok uzundur
    Kutlayanlar için çok kısadır
    Sevenler için zaman sonsuzdur...
  • Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
    hayallerim kıpkırmızı olurdu
    İstanbul hala güneşin ardında
    ufuklarında birkaç kara leke
    birkaç kan pıhtısı dudaklarında
    İstanbul hala sevimli mi sevimli
    ve hala bir tomucuk tadında
    yürüyelim seninle İstanbul'da
    korkusuz bir rüyadır
    bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
    birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
    yenilgisiz bir muamma gibidir
    arar bulusmayan ellerimizi
    deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
    tam orada, Çamlıca yokuşunda
    birkaç bulut çekelim gökyüzünden
    damarlarımızdan geçirelim ve birden
    bırakalım suların üzerine
    sen bir defa konuş, sen bir defa gül
    kumlu ebrular yapalım seninle
    serpmeli ebrular, bülbülyuvası
    hercaimenekşe, gonca ve sümbül
    yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
    yürüyelim seninle İstanbul'da
    boğaziçi magrur türkülerini
    gözlerine baka baka söyleyin
    martılar üşüyünce
    denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
    anlayabilir misin
    neden çıban gibi büyür bağrımda
    büyürde kelebek olur bu sızı 
    kırmızıyı sevdiğini söyledin
    bu yüzden mi günlerdir
    İstanbul'da gül kokusu yayılan 
    tepeler kırmızı, sular kırmızı
    İstanbul bilmeli ki, sahillerine
    mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
    İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
    önce senin yüreğine açılır
    uzaklarda bir yerde 
    toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
    parmaklarında hüzün 
    sana doğru akan nehrin 
    ağlayan suretidir
    bir elimizde umut
    bir elimizde sevda
    yürüyelim seninle İstanbul'da
    musiki kesilsin, tükensin yazı
    çaresiz kalınca mızrap ve şiir
    ozan bir kenara bıraksın sazı
    ressam fırçasına neden mi kızgın
    tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
    kırmızıyı sevdiğini bilince
    çekilir mi artık güllerin nazı
    Anadolukavağı'nda her akşam
    burcu burcu bir rüyadır hayalin
    karanlık, hüznünü düşürür dağa
    kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
    endamın her sabah iner toprağa
    hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
    ayrılık acıyla süzülür kandan
    nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
    dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
    öylesine yorgun, mahzun ve candan
    İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
    uykusundan uyanınca fırtına
    dalgalar türkümüze aşina olur
    yüzümüze bakınca deniz fenerleri
    sahibini arayan gemilerin
    çığlığıyla vurulur
    tarih heyelandır hainlerin ardında
    İstanbul tarihin soylu anası
    biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
    sevdayı kız kulesi'nden
    yalıların burukluğu altında
    geçiyoruz sokaklardan delice
    anlayabilir misin 
    beyoğlu'nda gezinen 
    hayal kırıklığının benden türediğini
    anlayabilir misin
    kırmızı neden böyle
    doldurur aynalara inleyen yüreğimi
    sana giden yolların kavşağında
    bir adam direniyor izini bulmak için
    siliyor tanyerine akan alın terini
    ufkunda sapsarı umudun rengi
    mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
    arıyor sessizce kaybolan günlerini
    Gülhane'de simit satan çocuklar
    nasıl anlasınlar ellerimizin
    neden böyle çekingen olduğunu
    Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
    gökyüzüne dokunurken bu acı
    kimdir diye sorsunlar içlerinden
    birlikte yürüyen iki yabancı
    biz gitsek de, İstanbul'da yine de
    yıllar yılı gezinmeli bu sızı
    benden bir yaralı şiir kalmalı
    senden bir tebessüm, bir de kırmızı