1000Kitap Logosu

Bekleyenler için

taziye evinde yaşanan tuhaflık
Eskiden biri vefat edince komşular ya da yakınları “acısı var bir de yemek ile uğraşmasın ev halkı” diye günlerce yemek taşırdı o eve. Taziye evi nedir anlamını o zaman daha iyi anlardık. Birlik olmak, bir arada olmak ,bir müddet ev halkına iyi gelirdi. İlk şoku yalnız atlatmasına izin verilmez, duruma alışana kadar da yakınları gider gelirlerdi. Ama asla onlara yük olunmadan… Sonra düğünün, sünnetin, çocuk sahibi olmanın, mezuniyetin, asker uğurlamanın suyunu çıkardığımız gibi; cenaze olayını da şova dönüştürdük. Taziye evi yeni show mekanlarımızdan birine dönüştü. Cenaze işlemlerinden önce çay ocağını nereye kuracaklarını düşünmeye başladı insanlar. Onu halledince çayın yanına ne ikram edileceği düşünüldü. Çünkü gelenler havada uçan sineğe laf edebilme potansiyeline dönüşmeye başladılar. Bardak tabak yetmiyor, markete gidip plastik tabak alıyorsun oradan biri “ama ben plastik bardakta içemiyorum bunu” diyor. Cenaze sahibi ne yapsın mecburen gidip komşudan tabak toplamak zorunda kalıyor. Çünkü ” zıkkım içsene sen ya!” diyemiyorsun. “Çorba almayım kızım, az pilav çok et koy” diyenler, pilavına karabiber isteyenler, “hazır ayran içemiyorum ben” diye burun kıvıranlar, çayını açık isteyenler, kavuna yetişemediğini söyleyen yeni tabak yapılmasını bekleyenler; kaşıklarını iştahla sallarken belki içeriden gelen vicdan sesini kandırmak için “merhum yedirmeyi çok severdi.” muhabbeti açıyor. “Severdi de üç günlük de yedirecek imkanı pek yoktu hanım abla ya!” da diyemiyorsun. Sonra bulaşık derdi başlıyor, kim yıkayacak? Dar mutfakta elli kişi ile başlarda ” ben yıkarım olur mu ya” kavgası yaparken iki gün sonra “sen niye yıkamıyorsun” kavgasına dönüşüyor. Çünkü haklılar ve sinirler çok geriliyor. Merhuma saygısızlık olmasın diye “bunlar ne zaman gidecek yeter ya!” da diyemiyorsun. Kız beğenenler mi ararsın, kim kısır kim doğuramadı diye çocuk sayısı öğrenen mi? Kaşla göz arasında doktor adresi alan mı, okuldan gelen çocuğun yemeğini orada halletmeye çalışanı mı?! Bazen gerçekten toplum olarak “had nedir nerede durulur” sorusunun cevabının üniversite hazırlık denemelerinin anahtar bölümünde olduğunu zannediyoruz. Oysa haddimizi bilsek o evde çok kalınmaması gerektiğini, çok oturunca ev sahibinin de “ayıp olur acıkmışlardır” diye acısını unutup sizi doyurmak için çare aradığını, bir sürü masraf olduğunu ve herkesin buna gücünün yetmeyebileceğini, taziye evlerinin sosyalleşme eski dostu tanıdığı görme dedikodu yapma yeri olmadığını bilir ona göre davranırdık. Taziye evi yazısının daha iyi anlaşılması ya da tamamlanması için Ezgi Akgül
1
11
712 syf.
Kitabı okuyup bitirmem uzun sürdü ama bu uzun yolculuk hoşuma gitti. Çünkü böyle okumalar bende daha kalıcı oluyor. Dune da etkisini uzun süre üzerimde hissedeceğim bir kitap oldu. Uzak bir gelecekteki bir çöl gezegeninde geçen hikaye; din, politika, ekolojik sistem, iklim değişikliği, felsefe gibi bir çok konuya değiniyor. İçinde bu kadar çok konu barındırmasına rağmen kafa karıştırmıyor ve zevkli bir okuma sağlarken aynı zamanda düşündürüyor da. Bahsedilen zaman çok uzak bir gelecek gibi görünse de aslında içinde bulunduğumuz zamanın gerçeklerini yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Bu gerçeklerden en önemlisi de su/susuzluk. Yazarın bu gerçeği 1960'lı yıllarda farkedip yazmış olması ise kendisine saygı duymak için tek başına yeterli bence. Kitapta genç bir dükün Mesih olma yolculuğunda Kuran, İncil ve Tevrat'tan, özellikle İslam ve tasavvuftan esinlenildiği bariz belli oluyor. Kitaptan büyük bir aksiyon bekleyenler için belki hayalkırıklığı olabilir. Zira kitabın büyük bir kısmında bunu görmek zor. Ancak diyaloglar, düşünceler, yaşadıkları dünya üzerindeki değişim çabasında verdikleri mücadele, fikir çatışmaları öyle güzel ki, felsefi bir bilim kurgu okumanın tadına varıyorsunuz. Kitabın sonundaki ekler kısmı ise Dune evrenini ve oradaki yaşamı, insanların geçmişini ve geleceğini, hayallerini ve ne için savaştıklarını anlama adına güzel bir özet sunuyor. Bu tarz kitaplardan hoşlanıyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Dune
9.3/10
· 5,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
Şehîd Namirin
Geride kalacak sevdiklerimiz, ailelerimiz, arkadaşlarımız, kalbi bizimle olanlar, endiseyle sonumuzu bekleyenler bağışlasınlar bizi! Onlarla birlikte kurduğumuz özgürlük hayallerini gerçek kılamadığımız için. Özgür topraklar yerine şehit bedenlerimizi onlara sunacağımız için. Özellikle anneler... Karşısında, bütün insanlığın suçlu olduğu anneler... Onların gözlerini yakan gözyaşına dönüşeceğiz. Ciğerlerini parçalayan, soluyamadıkları nefes, yutkunamadıkları lokma olacağız. Kutlayamadıkları bayram sabahları olacağız. Sokaklarda neşeyle koşuşturan, kirlenen dizlerini kanatan ço-cukları her gördüklerinde, hatıralarımızla tepeden tırnağa acıya kesildiklerinde haykıramadıkları çığlık olacağız. Bağışlasınlar bizi! Belki cenazelerimizi bile bulamayacaklar. Belki bir torbaya konulan kemiklerimizi biz diye alacaklar. Doğurup ömürleriyle yoğurdukları, özenle büyüttükleri çocukların kemiklerini alıp bağırlarına basacak; Kanın bedeli neydi?' diye soru soran ruhlarımızı huzura erdirmeye adayacaklar kendilerini. Ağıda dönüşen hayatlarının ağırlığını hissedeceğiz. Bizimle dertleştiklerinde seslerini duyacak, onlarla birlikte kanayıp duracağız. Avuntu beklemeyen yürekleriyle bizi yeniden yeniden doğuracaklar her gündoğumunda...
1