• Bilmiyorum ki gelen sen misin?
    Hasan Karataş
    Sayfa 40 - Karina
  • Ocak ayının yirmi beşi. Yıl iki bin on altı. Öğrenciyim. Bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığımda, kendimi yatağımda devasa bir böceğe dönüşmüş olarak bulmayı umutla beklediğim bir dönemin içerisindeyim. Okul, aile tabii bir de Meltem var.

    N'apacağımı hiç bilmiyordum. Sorunlar bir başladı mı hepsi müteselsil. Birbiri arkasına gelir. Dur durak bilmez. Yoruldum dersin, yok der. Yerden yere vurur. Savuşturayım dersin, bize gelişi bu. Mümkünatı yok daha aşağısı olmaz der. Üstüne üstüne gelir namussuz. Sanki bütün bu sorunların hepsini aynı anda çözmen gerekiyormuş ve sonraya sonra kalmayacakmış gibi hissedersin ya öyle bir dönem işte.

    Apartmana giriyorum. Apartmanın sahibi aynı zamanda ev sahibim tüm apartmanı bir başka kişiye satmış. Hiç haberim olmuyor. Apartman girişinde, duvarlarda bir yazı. "Dairelerinizi kısa zamanda boşaltınız, tadilat yapılacaktır."

    Sorup soruşturuyorum. Nedir ne değildir. Doğru mudur, değil midir. Evi devralan yeni ev sahibim, eski ev sahibinin yaşlılıktan dolayı artık uğraşamadığını, öğrencilerin hiçbirinin kirayı ödemediğini bu yüzden de satmak zorunda kaldığını söylüyor.

    Tabii bir de tebrik ediliyorum. Düzenli olarak kirayı ödeyen tek kişi benmişim. Tamam diyorum, şimdi ödül töreni başlayacak ve yılın keriz ödülünü bana takdim edecekler diye bekliyorum ama tık yok. Bari diyorum bu kadar onore edildiğime göre bizi yerleştirecek başka bir daire de bulunur herhalde. Nerede. Biz de kapı dışarı edilmişiz. Hak diyorum, hukuk diyorum, kontrat diyorum. Bana mısın demiyorlar...

    "Hadi sana bir kıyağım olsun sonuçta o kadar kira ödedin. Bir kolaylık yapalım sana. İki hafta mühlet. Mağdur olma bu kış, kıyamette. Sonuçta öğrencisin. Bizim de evladımız şehir dışında okuyor. Anlarız öğrencinin halinden," diyor. "Allah razı olsun, çok düşüncelisiniz. Kaldı mı sizin gibi insanlar," diyorum. O ironiyi anlamıyor. Belki de anlıyor ama işine gelmediği için alaycı alaycı sırıtıyor. Kerizliğimin ödülünü kabullenip çıkıyorum sokağa.

    Deli gibi ev arıyorum. Emlakçıya gitsem dünya para. Zaten mezun olmama dört, beş ay kalmış. O kadar para çıkmaz, diyorum. İşten de olmuşuz o sıra. Sokak sokak dolaşıyorum. Kulaklığımda "Nur Yoldaş"ın "Saki"si çalıyor.

    ...Vakit çok geç, dönemem ki. Yarılanmış yolum saki. Bana öyle mahzun bakma. Gidecek sen, sen misin sanki? Hayat bir gemi, dünya bir liman. Her limanda inen de olur binen de olur, inan ki...

    Girilmedik mahalle, çıkılmadık apartman bırakmıyorum. Gözlerim hep yukarıda "kiralık daire" ilanlarına bakıyor. Tek tek arıyorum telefonla herkesi ama ev sahipleri hep seslendirenleri aynı kişilermiş gibi motomot konuşuyor. Bahaneleri sıralıyor: Öğrenciye daire vermiyoruz. "DÜZELİR İNŞ" yazan bir inşaat şirketinin tabelasının önünden geçiyorum."İnşallah be hacı," diyorum ama bana yine kapı duvar.

    Sokak aralarında esnaflarla, mahalle muhtarlarıyla baya samimi oluyorum. Bir çay gidiyor, bir çay geliyor. İçilen çayın, kahvenin, oraletin haddi hesabı yok. O ara baya bir çevre ediniyorum. Tüm derdi, tasayı unutuyorum. Tavla, okey, batak oynuyorum. Sohbetler enfes. Muhabbetler şahane. Sanki yıllardır aradığım ortam buymuş da ben farkında değilmişim gibi. Kulağımın arkasına bir sigara yerleştiriyorum karışıyorum seslerin arasına...

    ... Bekir dayı amma da yaptın ha tabii ki yine Kadıköy'den eli boş döneceksiniz. Beş atacağız beş cimboma... Koz çıksana be güzel ağbim. Koz çık koz. Benim el dört alır. Sizinkini bilmem. Şu tavlayı al bakalım koçum koltuğunun altına. Çayları Zekeriya ağabeyin hesaba yaz Osman...

    Bir kahvehanenin geçen kış temizlenen camekanından yansıyan tüm her şey bedenime sirayet etmişti. Kahvenin demir küllüğü, mermer tezgah ve rafta duran yıllanmış radyo bana dönüşmüştü. İnceden inceye herkesle de arayı tutturmuştum. O dönem belediye başkanlığı adaylığımı koysam kesin kazanırdım ama benim önceliğim bu olmadığı için direkt rafa kaldırmıştım.

    Günler, ayları kovalıyor. Derslerden birer birer kalıyordum. O süre zarfında kahvede yatıp kalkmaya başlamıştım. Okul uzamak üzereydi. Meltem terk etmiş. Ailem boşanmış. Yollar ayrılmıştı. Bir başıma kalmıştım. Bir çeki düzen vermem gerekiyordu kendime bunun farkındaydım. Nazmi dayı mahalle muhtarıydı. Yapardı bir güzellik. "Nazmi Dayı" demiştim tam pulları tavlaya dizerken. "İtliğe, serseriliğe son artık. Okuyup adam olacağım." "Madem artık düzelmeye karar verdin. Bize yardım etmek düşer. Hele bir gel bakayım, bizim Nurten'in evi var. Yalnız başına yaşıyor. Seni onun yanına yerleştireyim. Düzenli git, gel okuluna," demişti. Hemen eline sarılıp öpmüştüm.

    Dışarısı modern ama içerisi tam bir nostaljik ögeler barındıran Nurten teyzenin evine giriyordum. Duvarda geyikli bir kilim. Balkonda sarı süpürge. Elektrikler gittiğinde yakılan gaz lambası. Rahmetli eşinin fotoğrafının bulunduğu vitrin. Saatli maarif takvimi. Sobanın üstündeki güğüm. Koltuğun altındaki gırgır. Fiskos masası. Yem yiyen horozlu saat. Mutfakta dolabın üstünde duran kırmızı davul fırın. Divan, dikiş makinesi. Görüp görebileceğimiz her yere örtülmüş el işi dantel örtüler...

    İyice yerleşmiştim eve. Her şey düzene giriyordu. Herkesle tekrar arayı düzeltiyordum bir tek Meltem hariç. O da başka duvarın sarmaşığı olmuştu artık. O günden sonra tesadüflerin hep peşi sıra koşmaya başlamıştım. Bazen düşüyordum. Bazen kalkıyordum. Dağılan bir şeyler oluyordu. Toparlamakla vakit kaybetmemek için hiç uğraşmıyordum. Olduğu yerde bırakıyordum. Her şey tam da istediğim gibi gitmese bile bazı şeyler benden yana olmaya başlamıştı.

    Oturma odasına geçip, divana oturdum. Nurten teyze poğaça yapmış. Sıcacık. Getiriyor hemen. Elleriyle besliyor. Poğaçayı ağzıma tam tıkıştırırken, ev ararken sıklıkla dinlediğim "Saki" şarkısının bestecisi "Ergüder Yoldaş"ın vefat ettiğine dair bir haber geçiyor televizyon ekranından. Hüzünleniyorum. Ekran buğulanıyor sanki. Her şey flu oluyor. Gözlerim iyice doluyor. Masanın üstünde duran ışıklı "Sony" müzik çalarıma bakıyorum. Göz göze gelmemeye çalışıyoruz o an bakışlarımızı birbirimizden kaçırıyoruz. Onun da ışığı bozulmuş tabii. Gözlerimden pıt pıt yaşlar damlıyor pofuduk kocaman köpekli terliğime.

    O sıra Nurten teyze "Hayırdır evladım merhum yakının mıydı," diye soruyor. Kafamı kaldırmadan, poğaça dolu ağzım ve nemli gözlerimle, "Evet," diyorum. "Çok yakınımdı."
  • Gece

    Handan Koca

    Gecenin bilmem kaçı
    Ben hala ayaktayım umutlarım gibi
    Şimdi senin gördüğün bilmem kaçıncı rüya
    Senin haberin yok, oysa daha çok var sabaha

    Sabaha kadar, yoksun gel de uyu
    Nöbet tutuyorum sensizliğe
    Olurda bir delilik yapıp gelir misin diye
    Seni bekliyorum seher yelini estirecek misin diye?

    Yine kopacak kıyameti bekliyorum bu gece
    Her gece küçük kıyametler yaşıyorum sensizlikle
    Geceyle cebelleşip, sinsi yaklaşan yalnızlığı seyrediyorum
    Geçen her saniyeyi kördüğüm gibi tek tek açıyorum ellerimle

    Bozuk para gibi harcıyorum bu geceyi
    Kurban ediyorum rüyalarımı senin uğruna
    Bilmem kaçıncı mahşer günü yokluğunda
    Bilmem kaçıncı güneşi selamlayışım buğulu camlarda

    Kaç kere hüznünü yaktım da,
    Buram buram ayrılık koktu gece
    Kaçıncı sorgulayışım kendimi ıssız saatlerinde 
    Yüzünü görmeyi bekliyorum gündüzümü aydınlatacak diye

    Güne başlarken, ilk gören ben olmayım seni 
    İlk bana bakmalısın gözünü açarken 
    Bana gülmeli, bana uyanmalısın
    Güneş gibi, aydınlatmalısın günlerimi

    Gecenin gidişi de ayrı yakar içimi
    Güneş birazdan doğacak 
    Daha seni sevmeli,seninle doldurmalıyım beni
    Sen taşmalısın kabımdan
    Bu gece Ya senle sürgüne düşmeli
    Ya da senle özgürleşmeliyim SEVGİLİ...
  • (Çok uzun bir sessizlik)

    Ama senin dostların var.

    (Uzun bir sessizlik)

    Çok dostun var.
    Onların sana bu kadar koltuk çıkmaları için ne veriyorsun onlara?

    (Uzun bir sessizlik)

    Onların sana bu kadar koltuk çıkmaları için ne sunuyorsun onlara?

    (Uzun bir sessizlik)

    Ne sunuyorsun?

    (sessizlik)







    Bir zihnin zemini, bir ışık huzmesi altında binlerce hamam böceği bir anda tek bir gövde halinde birleştiğinde ve hiç birinin dile getirmeye cesaret edemediği gerçeği kapsadığında artık hiçbir şeye karşı çıkmadan yer değiştiriyor ve o zihnin üst tabakalarındaki karartılmış bir şölen salonununda yoğunlaşmış bir bilinçlilik hüküm sürüyor


    Her şeyin benim için açığa çıktığı bir gece geçirdim.
    Nasıl tekrar konuşabilirim?


    Kendinden başka kimseye güvenmeyen kırgın hünsa gerçekte odayı bereketli buluyor ve kabustan hiçbir zaman uyanmamak için yalvarıyor.


    Ve hepsi oradaydılar.
    Herbiri.
    Ve ben sandalyelerinin arkalıklarında bir böcek gibi ordan oraya seyirtirken
    adımı biliyorlardı.

    Işığı anımsa ve ona inan

    Ebedi ışıktan önce bir anlık netlik.


    Unutmama izin verme


    --------------------------------------



    Üzgünüm

    Geleceğin umutsuz olduğunu ve hiçbir şeyin iyiye gitmeyeceğini hissediyorum.

    Sıkıldım ve hiçbir şey beni tatmin etmiyor

    Bütünüyle yenilgiye uğramış biriyim.

    Suçluyum, cezalandırılıyorum

    Kendimi öldürmek istiyorum

    Daha önce ağlayabiliyordum ana şimdi gözyaşlarının ötesine geçtim

    Başka insanlara karşı ilgimi yitirdim

    Karar veremiyorum

    Yiyemiyorum

    Uyuyamıyorum

    Düşünemiyorum

    Yalnızlığımı, korkumu ve tiksintimi yenemiyorum

    Şişmanım

    Yazamıyorum

    Sevemiyorum

    Erkek kardeşim ölüyor, sevgilim ölüyor, İkisini de öldürüyorum

    Ölümüme doğru doluyorum.

    İlaç almaktan dehşetli korkuyorum.

    Sevişemiyorum

    Sikişemiyorum

    Yalnız kalamıyorum

    Başkaları ile birlikte olamıyorum

    Kalçalarım çok büyük

    Cinsel organlarımı sevmiyorum


    +.48’de
    çaresizlik ziyaretime geldiğinde
    kendimi asacağım
    sevgilimin nefes alıp verişiyle birlikte

    Ölmek istemiyorum

    Ölümlülüğüm olgusu ile öyle çaresizliğe düştüm ki, intihar etmeye karar verdim

    Yaşamak istemiyorum

    Uyuyan sevgilimi kıskanıyorum ve onun teskin edilmiş bilinçsizliğine imreniyorum.



    Uyandığında benim sakinleştiriciler tarafından kesintiye uğratılmış uykusuz gecemin düşüncelerini ve konuşmalarını kıskanacak

    Kendimi bu yıl ölüme teslim ettim.

    Bazıları bunu kendine düşkünlük olarak adlandıracak
    (Bunun gerçekliğini bilmedikleri için şanslılar)
    Bazıları da basit bir olgu olarak acı çekmeyi bilecekler.

    Bu benim normalliğim haline geliyor.

    -------------------------------------------------------


    100

    91
    84
    81

    72
    69
    58
    44
    37 38
    42
    21 28
    12
    7


    ----------------------------------------------------------




    Uzun sürmedi. Orada uzun süre kalmadım. Ama siyah acı kahve içerek bir antik tütün
    dumanı içinde o ilaç kokusunu yakaladım. Ve o hala hıçkıran yerde bir şey bana dokunuyor iki yıl önceden gelen bir yara bir kadavra gibi açılıyor ve uzun süredir gömülü duran utanç, çürümekte olan iğrenç ıstırabını ortaya döküyor.

    Bir oda dolusu İfadesiz donuk yüz acımı seyrediyor, o kadar anlamdan yoksunlar ki, burada bir ard niyet olmalı.

    Dr Bu ve Dr. Şu ve o anda oradan geçmekte olan Dr Nevar bir uğrayıp kafa bulayım diye düşündü. Çaresizliğin sıcak tünelinde yanmakta olan ben, bir de nedensiz sarsılmalarla iyice resil olmuş durumdaki ben , bir de sözcükler ağzımdan kekeleyerek dökülürken, “hastalığım” hakkında söylecek hiçbir şey bulamıyordum, Zaten o da ölecek olduğum için hiçbir şeyin anlamı olmadığını bilmekten ibaretti. Bana bedenin ve zihnin bütünlüğünün nesnel bir gerçeklik olduğunu söyleyen o düzgün, akılcı psikiyatrik sesle ben tamamiyle çıkmaza girdim. Ama ben burada değilim ve hiç olmadım. Dr Bu bunu yazıyor ve Dr. Şu sempatik bir bir biçimde mırıldanmaya çalışıyor. Beni seyrederek, beni yargılayarak, tenimden sızan sakatlayıcı yenilginin kokusunu alarak, bana pençelerini geçirmiş ve her şeyi yutan çaresizliğimi, beni baştan aşağı saran dünyaya dehşetle ağzı açık bakar ve neden herkesin gülümsediğini merak ettiren, ve herkesi içimde sancıyan utancın gizli bilgisiyle bana bakar hale getiren paniğimi ...
    Utan utan utan
    Boktan utancın içinde boğul

    Sırrına erişilmez doktorlar, duyarlı doktorlar, sıradışı doktorlar, size kanıt gösterilmedikçe hasta olduklarını sanacağınız doktorlar, aynı soruları sorararak, ağzıma kendi sözcüklerini yerleştirerek, doğuştan gelen acılar için kimyasal tedaviler önerirler, Ben senin için avaz avaz bağırmak isteyene kadar da birbirlerinin kusurlarını örterler: Sen; , bana isteyerek dokunan, gözlerimin içine bakan, yeni kazılmış mezarımından gelen sesle yaptığım darağacı esprilerine gülen, saçımı kazıdığımda benimle dalga geçen , ve beni görmenin onu memnun ettiğini söyleyerek yalan söyleyen tek doktor. Yalan söyleyen. Ve beni görmenin onu memnun ettiğini söyleyen. Sana güvendim. Seni sevdim, ve canımı yakan seni kaybetmek değil, tıbbi görüşlermiş gibi maskelediğin boktan yalanlarınız.

    Senin gerçekliğin, senin yalanların, benim değil.

    Ve ben senin farklı olduğuna inanırken ve hatta zaman zaman yüzünde yanıp sönen ve patlama tehdidi içeren ızdırabı belki gerçekten hissettiğin sanısına kapılırken, sen de ayıbını örtmeye çalışıyordun. Bütün öbür aptal ölümlü amcıklar gibi.

    Benim düşünceme göre bu ihanettir. Ve benim asıl düşüncem, bu sersemce düşünce kırıntılarının temelinde yatandır.

    Hiçbir şey benim öfkemi dindiremez.

    Ve hiçbir şey yeniden inançlı olmamı sağlayamaz.

    Bu benim içinde yaşamak istediğim bir dünya değil.


    -----------------------------------------------

    -Herhangi bir planın var mı?

    -Aşırı doz alıp, bileklerimi kesmek ve kendimi asmak.

    -Hepsini birden mi yapacaksın?

    -Hiçbir biçimde bir yardım çağrısı gibi algılanamaz böylece.

    (sessizlik)

    -İşe yaramaz.

    -Tabii ki yarar.

    -Yaramaz. Aşırı dozdan dolayı üzerine bir uyuşukluk gelecek. O yüzden de bileklerini kesebilecek gücün olmayacak.

    (sessizlik)

    -Eğer yalnız kalırsan, kendine zarar verebileceğini düşünüyor musun?

    -Yapabileceğimden korkuyorum.

    -Bu koruyucu oabilir mi?

    -Evet. Beni tren raylarından uzakta tutan şey korku. Tanrıya ölümün boktan bir son olması için dua ediyorum. Kendimi seksen yaşında hissediyorum. Hayattan yoruldum ve zihnim ölmek istiyor.

    -Bu bir mecaz, gerçek değil;

    -Bu bir teşbih.

    -O da gerçek değil.

    -Bu bir mecaz değil, teşbih; öyle olsa bile bir mecazı tanımlayan özellik, onun gerçek oluşudur.

    (Uzun bir sessizlik)

    - Sen seksen yaşında değilsin .

    (sessizlik)

    Öyle misin?

    (bir sessizlik)

    Öyle misin?

    (Bir sessizlik)

    -Mutsuz insanların hepsini mi horgörüyorsun? Yoksa özellikle beni mi?

    -Seni hor görmüyorum. Bu senin suçun değil. Hastasın.

    -Ben öyle düşünmüyorum.

    -Öyle değil mi?

    -Hayır. Depresyondayım. Depresyon öfkedir. Ne yaptığın, burada kimin olduğu ve kimi suçladığındır.

    -Peki sen kimi suçluyorsun?

    -Kendimi.


    ---------------------------------------------


    Beden ve ruh arasında hiçbir zaman bir evlilik olamaz.

    Benim daha önce olduğum kişi olmaya ihtiyacım var. Ve kendimi cehenneme adamama neden olan bu uyuşmazlığa ebediyen lanet okuyacağım.

    Çözümsüzce umudetme beni ayakta tutamaz.

    mutsuzluk ve elem içinde boğulacağım.
    benliğimin soğuk siyah gölcüğünde
    cisimsiz zihnimin derinliğinde

    Benim düşüncemin biçimi artık yokolduğuna göre nasıl
    Biçime dönebilirim.

    Benim tasvip edebileceğim bir hayat değil.


    Beni yokeden şey için beni sevecekler
    Düşlerimdeki yıkıcılık
    Düşüncelerimin karışıklığı
    Zihinimin kıvrımlarından üreyen hastalık

    Her övgü ruhumun bir parçasını alıp götürüyor

    Hiçbir şey bilmeyen
    İki aptalın arasında salpalayan
    Dışavurumcu bir geveze
    Ben her zaman özgürce yürüdüm

    Edebi kleptomanlar dizisinin son sırasında yeralan
    zaman içinde değer kazanan bir gelenektir.

    kendini ifade etmenin zigzaklı yollarında
    hırsızlık kutsal bir eylemdir

    Ünlem işaretlerinin bolluğu bir sinirsel çöküntünün yakın olduğunu işaret ediyor
    Sayfanın üzerinde tek bir sözcük ve işte drama orada.

    Ben ölüleriçin yazıyorum
    Doğmamışlar için

    4.48’den sonra bir daha hiç konuşmayacağım.

    Yabancı bir kadavranın içine kapatılmış bir şuura, çoğunluğun maneviyatının kötücül ruhunca tahammül edildiği bu iç karartıcı ve tiksindirici öykünün sonuna vardım.

    Uzun bir süredir ölüyüm

    Köklerime kadar


    Hç umut olmadan sınırda şarkı söylüyorum.

    -------------------------------




    RSVP ASAP

    ---------------------------------------------


    Bazen dönüp senin kokunu yakalıyorum ve sana karşı hissettiğim allah kahretsin o korkunç siktiri boktan özlemin korkunç fiziksel acısını, o allahın belası korkunç acıyı ifade etmeden yapamıyorum allah kahretsin. Sana karşı bunu hissetiğime ve senin de hiçbir şey hissetmiyor oluşuna inanamıyorum. Hiçbir şey hissetmiyor musun?

    (sessizlik)

    Hiçbir şey hissetmiyor musun?

    (sessizlik)

    Ve sabahın altısında dışarı çıkıp seni aramaya başlıyorum. Düşümde Bir sokak, bir pub, ya da bir istasyon görmüşsem, bunu bir mesaj olarak alıp oraya gidiyorum. Orada seni bekliyorum.

    (sessizlik)

    Biliyor musun, gerçekten birinin beni yönettiğini hissediyorum.

    (sessizlik)

    Hayatımda hiçbir zaman başka insanların istediklerini verememe gibi bir sorunum olmadı.
    Ama hiç kimse bana bunu yapamadı. Hiç kimse bana dokunmuyor. Hiçkimse yanıma gelmiyor. Ama şimdi sen bende öyle boktan, öyle amına koyduğum bir derinliğe dokundun ki, inanamıyorum ve ben senin için bu olamam. Çünkü seni bulamıyorum.

    (sessizlik)

    Neye benziyor?
    Ve onu gördüğümde onu nasıl tanıyacağım.
    Ölecek, ölecek, yalnızca boktan bir şekilde ölecek

    (sessizlik)

    Sence bir insanın yanlış bir bedende doğması mümkün mü?

    (sessizlik)

    Has siktir. siktir. Hiçbir zaman olman gerektiği yerde olmayıp beni reddetiğin için has siktir. Kendimi bok gibi hissetmeme neden olduğun için hassiktir. İçimdeki aşkı ve hayatı kanatarak emdiğin için has siktir. Babamı hayata gelmeme neden olduğu için sikeyim.Anamı onu terketmediği için sikeyim , ama en çok da varoluşuma sikeyim, varolmayan bir insanı sevmeme neden olduğu için.
    Has siktir. Hassik tir hepinize, her şeye .



    -Ah canım, ne oldu koluna?

    -Kestim.

    -Bu çok çocukça birşey. İlgi toplamaya çalışıyorsun. Bu seni rahatlattı mı?

    -Hayır.

    -Gerginliğini azalttı mı?

    -Hayır.

    -Seni rahatlattı mı?

    (sessizlik)

    -Seni rahatlattı mı?

    -Hayır.

    -Bunu neden yaptığını anlamıyorum.

    -O zaman sor.

    -Gerginliğini azalttı mı?

    (Uzun bir sessizlik)


    Bakabilir miyim?

    -Hayır.

    -İltihap kapıp kapmadığını görmek için bakmalıyım.

    -Hayır.

    (sessizlik)

    -Bunu yapabileceğini düşündüm. Çoğu insan bunu yapıyor. Gerginliği azaltıyor.

    -Sen hiç yaptın mı?

    -......

    -Hayır. Fazlasıyla aklı başına ve mantıklı. Bunu nerede okudun bilmiyorum ama gerginliği azaltmıyor.


    (sessizlik)

    Neden bana niçin diye sormuyorsun?
    Niçin kolumu kestim?

    -Bana anlatmak ister misin?

    -Evet.

    -Anlat o zaman.

    -BANA
    NİÇİN YAPTIĞIMI
    SOR.

    (Uzun bir sessizlik)

    -Niçin kolunu kestin?

    -Çünkü allahın belası çok iyi hissettirdi bana. Çünkü müthiş şaşırtıcı.

    -Bakabilir miyim?

    -Bakabilirsin. Ama dokunma.

    -(bakar) Hasta olmadığını düşünüyorsun değil mi?

    -Hayır.

    -Ben hasta olduğunu düşünüyorum. Bu senin suçun değil. Ama kendi davranışlarının sorumluluğunu almalısın. Lütfen tekrar yapma.

    -------------------------------------------


    Onuı kaybetmekten ödüm kopuyor. Ona hiç dokunmadım Aşk beni gözyaşları ile dolu bir mağaranın kölesi yapıyor.
    Onunla ona hiç konuşamadığım dilimi ısırıyorum.

    Hiç doğmamış bir kadını özlüyorum.

    Hiç buluşamayacağımızı söyleyen bir kadını yılların ötesinden öpüyorum.

    Her şey geçiyor
    Herşey yokoluyor.
    Her şey yavanlaşıyor.

    Düşüncelerim kahreden bir gülümseme ile uzaklaşıyor.
    Ruhumda böğüren
    uyumsuz bir kaygıyı ardında bırakarak

    Umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok umut yok

    Sevdiğim için bir şarkı, onun yokluğuna değen
    Yüreğinin akışı, gülüşünün heyecanı

    On yıl içinde o hala ölü olacak. Onunla yaşarken onunla uğraşırken, bir kaç gün geçince onu düşünmezken bile, o hala ölü olacak. Ben kendi adımı unutmuş sokakta gezinen yaşlı bir kadın olduğumda o hala ölü olacak, o hala ölü olacak, Allah
    Kahretsin
    bitti

    Ve yalnız başıma dayanmalıyım.


    Sevgilim, aşkım, beni neden yüzüstü bıraktın?

    O, içinde hiç bir zaman yatmayacağım bir sığınak
    Benim kaybımın yanında hayatın hiçbir anlamı yok

    Yalnız olmak için büyüdüm
    Yok olanı sevmek için

    Bul beni
    Bundan
    Kurtar beni


    Çürüten kuşku
    Boşuna keder

    Sükunetin yarattığı dehşet


    Mekanımı doldurabilirim.
    Zamanımı doldurabilirim
    Ama yüreğimdeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz


    Uğruna öleceğim hayati ihtiyacım


    Sinirsel Çöküntü

    -----------------------------------------------



    -Eğe r’ler, ama’lar yok.

    -Ben eğer ya da ama demedim. Ben hayır dedim.


    -Yapamam yapmalıyım hiç yapmak zorunda kalmamak her zaman, yapmayacağım, yapmalı, yapmayacağım.
    Tartışılamaz olanlar.
    Bugün değil.

    (sessizlik)


    Lütfen. Beni düzeltmeye çalışarak zihnimi durdurma. Dinle ve anla. Ve küçümsediğinde
    bunu bana gösterme, en azından bunu söze dökme, en azında bana söyleme.

    (sessizlik)

    -Ben seni horgörmüyorum.

    -Öyle mi?


    -Hayır. Bu senin suçun değil.

    -Bu senin suçun değil. Bütün duyduğum bu. Bu bir hastalık. Bu senin suçun değil. Benim suçum olmadığını biliyorum. Bunu bana o kadar çok söylediniz ki, artık benim suçum olduğunu düşünmeğe başladım.

    -Senin suçun değil.

    -BİLİYORUM.

    --Ama izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    Öyle değil mi?

    -Hayatı anlamlı kılacak bir ilaç yok yeryüzünde.

    -Bu korkunç anlamsızlık haline izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    Buna izin veriyorsun.

    (sessizlik)

    -Düşünemeyeceğim. Çalışamayacağım.

    -Çalışmanı hiçbir şey intihar kadar sekteye uğratmayacaktır.

    (sessizlik)

    -Doktora gittiğimi gördüm düşümde. O da bana yaşamak için sekiz dakika verdi. O siktiğimin bekleme odasında yarım saattir bekliyordum.

    (Uzun bir sessizlik)

    Tamam, hadi yapalım. İlaçları alayım, kimyasal lobotomi yapalım, beynimin daha yüksek işlevlerini durduralım. Belki de böylece biraz daha yaşamayı başarırım. .

    Hadi yapalım.



    ---------------------------------------



    nahoş olma durumuna
    kabul edilemez duruma
    sönük olma durumuna
    ve anlaşılamaz olma durumuna kadar soyutlama

    alakasız
    saygısız
    dinsiz
    tövbe etmeyen

    hoşlanma
    yerinden et
    bedensizleştir
    boz

    açıkça
    hiç kimsenin
    yapabileceğini
    yapacağını
    yapması gerektiğini
    düşünemiyorum




    öyle olsa bile yapsalar bile
    bana benzer
    bir başkasının
    yapabileceğini
    yapacağını
    yapması gerektiğini sanmıyorum

    ayrıca bütün bunların dışında

    Ne yaptığımı biliyorum
    Çok iyi biliyorum




    Mantıksız
    küçültülemez
    ıslah edilemez
    tanınamaz
    rotası şaşmış
    düzeni bozulmuş
    deforme olmuş
    biçimini yitirmiş

    anadilini konuşan hiç kimse


    Gerçek Doğru haklı
    noktasına kadar anlaşılamaz olamaz


    Herhangi biri ya da her biri ya da herkes

    Bir mantık denizinde boğuluyor
    Bu korkunç felç halinde



    Hala hastayım


    -------------------------




    Belirtiler: yemiyor, uyumuyor, kıonuşmuyor, cinsel isteği yok, kederli, ölmek istiyor.

    Teşhis: patolojik ızdırap

    Sertraline, 50 mg. İleri derecede uykusuzluk, yüksek derecede gerginlik- ansiyete, anoxeria, (17 kg luk ağırlık kaybı) intihar etme düşüncesi, planları ve eğiliminde artış. Hastaneye yattıktan sonra devam etmedi.

    Zopiclone, 7.5 mg. Uyudu. Derideki döküntülerden sonra devam etmedi. Tıbbi önerilere karşı çıkan hasta hastaneyi terketmeye çalıştı. Kendisinin iki katı cüssesinde üç erkek hastabakıcı tarafından zaptedildi. Hasta tehditkar ve işbirliğine yanaşmıyor. Paranoyak düşüncelere sahip.-hastane personelinin kendisini zehirlemeye çalıştığına inanıyor.

    Melleril, 50mg. İşbirliğine açık durumda.

    Lofepramine, 70 mg, doz 140 mg’ye yükseltildi, daha sonra da 210 mg.’ye. 12 kg aldı. Kısa süreli bellek kaybı yaşadı. Başka reaksiyon gözlemlenmedi.

    Hainlikle suçladığı genç bir doktorla tartıştı ve bu tartışmadan sonra saçlarını kazıdı ve kollarını jiletle kesti.

    Hastane yatağına daha fazla ihtiyacı olan ağır psikotik bir hastanın acil servise gelişi ile,
    Hasta cemiyetin bakımına bırakıldı.

    Citalopram, 20 mg. Sabah titremeleri. Başka reaksiyon gözlemlenmedi.

    Hasta yan etkileri ile öfke nöbetleri geçirdikten sonra ve belirgin bir iyileşme kaydedilmediği için Lofepramine ve Citalopramı bıraktı. İlacı bıraktıktan sonraki belirtiler: Sersemlik ve akıl karışıklığı. Hasta düşmeye, bayılmaya ve arabaların üzerine yürümeye başladı.
    Kuruntulara sahip- Rehberinin deccal olduğunu sanıyor.

    Fluoxetine hydrocholeride, ticari adı Prozac, 20 mg, doz 40 mg’a yükseltildi. Uykusuzluk, düzensiz iştah (14 kg kaybetti), şiddetli anksiyete, orgazm olamama hali, çeşitli doktorlara ve ilaç üreticilerini öldürme yönünde düşünceler. İlacı bıraktı.

    Ruh hali: Çok öfkeli.
    Etkisi: Çok öfkeli



    Thorizine, 100 mg. Uyudu. Daha sakin.

    Venlafaxine, 75 mg, Doz 150 gr. yükseltildi, daha sonra 225mg.verildi. Sersemlik, düşük tansiyon, başağrıları. Başka reaksiyon gözlenmedi. İlacı bıraktı.

    Hasta Sepxat’ı bıraktı hastalık kuruntusu- spazm halinde göz kırpma ve ağır ilerleyen dyskinesia ve yine ağır ilerleyen demansın belirtisi olarak şiddetli bellek kaybından şikayet ediyor.

    Tüm tedavi önerilerini reddetti.

    100 aspirin ve bir şişe Bulgar Cabernet Sauvignion, 1986. Hasta bir kusmuk havuzunda uyandı ve “köpekle uyuyan pirelerle uyanır” dedi. Şiddetli karın ağrısı. Başka reaksiyon gözlenmedi.


    -------------------------------------


    Kapak açılır.
    Çıplak ışık



    Televizyon konuşmaları
    gözlerle dolu
    görebilmenin güçleri

    Ve şimdi o kadar korkuyorum ki


    Bir şeyler görüyorum
    Bir şeyler duyuyorum
    Kim olduğumu bilmiyorum


    Dilim dışarda
    -------? okunamıyor

    Zihnimin parça parça buruşup örselenmesi



    Nereden başlayacağım?
    Nerede duracağım?
    Nasıl başlayacağım?
    (Devam etmek için demek istiyorum)

    Nasıl duracağım? Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım?
    Nasıl duracağım? Bir sancı burgu gibi
    Nasıl duracağım? Ciğerlerime saplanıyor
    Nasıl duracağım? Bir ölüm burgu gibi
    Nasıl duracağım? Yüreğimi sıkıştırıyor


    Öleceğim
    Ama daha değil
    Ama burada


    Lütfen...
    Para....
    Karı....

    Her eylem,
    ağırlığı beni ezen bir simge

    Boğazımda noktalı bir çizgi
    BURADAN KESİN

    BUNUN BENİ ÖLDÜRMESİNE İZİN VERMEYİN
    BU BENİ ÖLDÜRECEK VE EZECEK VE BENİ
    CEHENENNEME GÖNDERECEK


    Beni yiyip bitiren bu çılgınlıktan beni kurtarman için yalvarıyorum
    Yarı istemli bir ölüm


    Artık hiç konuşmamam gerektiğini sanıyordum.
    Ama şimdi arzudan daha kara bir şey olduğunu biliyorum
    Belki de o beni kurtaracaktır.
    Belki de o beni öldürecektir.


    Zihnimin tepesindeki cehennemi tasın çevresindeki yürek kırgınlığının çığlığı olan kederli ıslık


    Hamamböceklerinden oluşan bir battaniye


    Bu savaşı bitirin


    Benim bacaklarım boş
    Söylenecek bir şey yok
    Ve bu da deliliğin ritmi



    ----------------------------




    -Yahudilere gaz verdim. Kürtleri öldürdüm, arapları bombaladım,merhamet için yalvardıklarında küçük çocukları siktim, ölüm tarlaları benim, herkes partiyi benim yüzümden terketti, senin siktiğim gözlerini emip çıkaracağım, ve annene bir kutu içinde yollayacağım. Öldüğümde çocuğun olarak yeniden doğacağım, en az elli kez daha kötü, ve delice bir şey yaşadığın sürece hayatını bir cehenneme çevireceğim Reddediyorum REDDEDİYORUM REDDEDİYORUM BANA SAKIN BAKMA

    -Tamam tamam
    -BANA SAKIN BAKMA
    -Tamam tamam ben buradayım.


    ---------------------------


    Biz lanetliyiz
    Sağduyunun dışladıklarıyız.

    Neden yaralıyım ben?
    Tanrının hayallerini gördüm ben

    Ve hepsi geçecek

    Kendinizi emniyete alın
    Çünkü paramparça olacaksınız
    Çünkü her şey geçecek


    Çaresizliğin ışığına bakın
    Acının göz kamaştırıcı parlaklığına
    Ve karanlığa doğru sürüklenceksiniz

    Eğer bir patlama olursa
    (ki bir patlama olacak)
    Suçluların isimleri çatılardan seslenilecek

    Tanrıdan korkun
    Ve onun zalim meclisinden

    Derimin üzerindeki ekzema, yüreğimdeki kızışma
    üzerinde dansettiğimizi, böceklerden oluşan bir örtü
    Kuşatmanın cehennemi evresi

    Bütün bunlar geçecek

    ---okunamıyor

    Işığı hatırla ve ışığa inan

    İsa öldü

    Rahipler vecd içinde

    Biz liderlerimizi görevden alan
    sefilleriz
    ve Baal ‘a (sahte tanrı) bir tütsü yaktık


    Hadi birlikte mantık yürütelim
    Aklı selim, ebedi olarak gerileyen ruhun ufkunda, Tanrının evinin olduğu dağda bulunur
    Kafa hastadır, yüreği saran zar yırtılmış
    Bilgeliğin üzerinde yürüdüğü zemine basarak ilerle
    Güzel yalanları kucakla-
    Aklın kronik deliliğini

    kıvranma başlıyor


    ---------------------------

    4.48’de
    Akıl bir saat oniki dakika kadar ziyaret ettiğinde zihnim yerli yerinde.
    Geçip gittiğinde, ben de gideceğim.,
    Parçalanmış bir kukla ,grotesk bir budala.
    Şimdi buradayım, kendimi görebiliyorum .
    Ama mutluluğun kötücül yanılsamaları aklımı çeldiğinde
    Bu büyücülük mekanizmasının çirkin gözbağcılığı,
    Benliğimin özüne dokunamıyorum.

    Neden bana o zaman inanıyorsunuz da şimdi inanmıyorsunuz?


    Işığı anımsayın ve ona inanın.
    Bundan daha önemli hiçbir şey yok.
    Görüntülere göre yargılamayı bırakın ve doğru bir karar verin

    -Tamam tamam daha iyi olacaksın.

    -Senin inançsızlığın hiçbir şeyi iyileştirmez.

    Bana bakma sakın.


    ------------------------------


    kapak açılır
    çıplak ışık


    Bir masa iki iskemle var hiç pencere yok


    Buradayım
    Bu da benim bedenim .



    Cam üstünde danseden bedenim .

    Hiç kaza olmayan bir yerde kaza anında

    Başka seçeneğin yok
    Seçim daha sonra gelir


    Dilimi kes
    Saçlarımı yol
    Kollarımı bacaklarımı kes
    Yeter ki bana sevgimi ver
    Keşke ayaklarımı kaybetsem
    Dişlerim sökülse
    Gözlerim oyulsa
    Sevdiğimi yitirmektense

    Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur, bük, bastır, vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla, Parla,kamçıla, yak, bur,bük, bastır,vur, kamçıla,

    Hiç geçmeyecek.

    Vur, parla,yumrukla,kamçıla,bur, kamçıla, yumrukla, kamçıla, ak, titre,parla, yumrukla, bur,bastır,parla, bastır,vur,titre,bur,yak,titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, parla

    Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
    (ama hiçbir şey)

    kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, parla





    Kurban Fail.. Seyirci.

    Yumrukla, yak, ak, titre, yak, kamçıla kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak,


    Bana varolduğumu hatırlatan acı
    ne güzel

    Yumrukla, yak, ak, titre, yak, kamçıla kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak, kamçıla,bur,', yumrukla, yak, titre, vur, vur, titre, parla, yak, yumrukla, yak, parla, vur, bastır,vur,titre, bur,, titre, ak,kamçıla, yak, titre,vur,parla,vur,ak, yak, bastır,yak, titre, yak,




    yarın daha aklı başında bir hayata doğru

    100
    93
    86
    79
    72
    65
    58
    51
    44
    37
    30
    23
    16
    9
    2
    ----------------------------------


    Deliliğin ikiye bölünmüş benliğin içinden kavrularak fırladığı karışıklığın merkezinde yatar akıl.


    Kendimi biliyorum.

    Kendimi görüyorum.

    Bendeki sağduyuyu çoğaltmak için bir doktorun okuduğu martavallarla

    hayatım bir mantık ağı içine yakalanmış


    4.48’de

    uyuyacağım.

    Sana iyileşmeyi umarak geldim.

    Sen benim doktorumsun, kurtarıcım, herşeye gücü yeten yargıcım, rahibim, tanrım, ruhumun yöneticisi

    Ben de senin sağduyunun mürüdi.


    -------------------------------

    Hedeflere ve tutkulara ulaşmak
    Engelleri aşmak ve yüksek bir standardı tutturmak
    Yeteneğin başarılı bir biçimde kullanılması ile kendi özsaygını arttırmak
    ----Altetmek
    başkalarını kontrol etmek ve üzerlerinde bir etki yaratabilmek
    kendimi savunmak
    psikolojik alanımı korumak
    egoyu kollamak
    dikkat çekmek
    görülmek ve duyulmak

    başkalarını heyecanlandırmak, şaşırtmak, büyülemek, şok etmek, aklını karıştırmak, eğlendirmek, ya da ayartmak
    sosyal kısıtlamalardan kurtulmak
    baskı zorlama ve kısıtlamaya karşı direnmek
    bağımsız olmak ve istediği gibi hareket edebilmek
    geleneğe karşı meydan okumak
    acıdan kaçınmak
    utançtan kaçınmak
    yeniden eyleme geçerek geçmişteki aşağılanma hissini yoketmek
    özsaygıyı sağlamak
    korkuyu bastırmak
    zayıflıkları yenmek
    ait olmak
    kabul görmek
    birbirine yakın olmak neşe içinde birbirinin yerini almak
    dostça bir havada sohbet etmek, öyküler anlatmak, duyarlılıklar, fikirleri, sırları paylaşmak,
    iletişim kurmak ya da konuşmak
    gülmek ve şaka yapmak
    arzu edilen öbür kişinin muhabbetini kazanmak
    Öbür kişiye bağlanmak
    Öbür kişi ile karşılıklı duygusal bir şeyler yaşamak
    yedirmek, yardım etmek, korumak, teselli etmek, şefkat göstermek, desteklemek, bakmak ya da iyileştirmek

    yedirilmek, yardım almak, korunmak, teselli edilmek, şefkat görmek, desteklenmek, bakılmak ve iyileştirilmek

    eşit olan Öbürü ile karşılıklı neşeli, kalıcı, işbirliğine dayalı, karşılıklı bir ilişki kurmak
    affedilmek
    sevilmek
    özgür olmak

    -Sen benim en kötü halimi gördün
    -Evet
    -Senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
    -Hayır
    -Ama senden hoşlanıyorum.
    -Senden hoşlanıyorum.

    (sessizlik)

    -Sen benim son umudumsun.

    (Uzun bir sessizlik)

    -Senin bir dosta değil bir doktora ihtiyacın var.

    -(Uzun bir sessizlik)

    -Öyle haksızsın ki.

    (Çok uzun bir sessizlik)

    -Ama dostların var.

    (Uzun bir sessizlik)

    Bir sürü arkadaşın var.
    Hepsi senin arkanda. Onlara ne verdin ki bu kadar çok destekliyorlar seni?

    (Uzun bir sessizlik)

    .-Onlara ne verdin ki bu kadar çok destekliyorlar seni?

    (Uzun bir sessizlik)

    Ne veriyorsun?

    (sessizlik)

    Bizim profesyonel bir ilişkimiz var. İyi bir ilişkimiz olduğunu sanıyorum. Ama profesyonel bir ilişki bu.

    (sessizlik)

    Acını hissediyorum. Ama hayatını kendi ellerimin arasında tutamam.

    (sessizlik)

    İyi olacaksın. Güçlüsün. İyi olacağını biliyorum çünkü senden hoşlanıyorum. Kendinden hoşlanmayan birini sevemez insan. Benim korktuklarım, kendilerinden çok fazla nefret ettikleri için başka insanların onları sevmelerine de engel olanlar. Onlardan hoşlanmıyorum. Onlar için korkuyorum. Ama senden gerçekten hoşlanıyorum. Seni özleyeceğim. İyi olacaksın biliyorum

    (sessizlik)

    Hastalarımdan çoğu beni öldürmek ister. Günün sonunda buradan çıktığımda, eve gidip sevgilimle birlikte olmak ve gevşemeye ihtiyacım oluyor. Arkadaşlarımın gerçekten birarada olmasına ihtiyacım var.

    (sessizlik)

    Bu allahın belası işten nefret ediyorum. Arkadaşlarımın aklı başında insanlar olmalarını istiyorum.

    (sessizlik)

    Affedersin.

    -Bu benim suçum değil.

    -Affedersin bu bir hataydı.

    -Benim suçum değil bu.

    -Hayır, tabii senin suçun değil. .Affedersin.

    (sessizlik)

    -Açıklamaya çalışıyordum---

    -Biliyorum. Anladığım için öfkeliyim anlamadığım için değil.


    ------------------------------


    şişmanladı
    desteklerle ayakta duruyor
    itildi

    bedenim iflas etti
    bedenim dağılıyor

    tutunacak hiçbir şey yok
    tutunmanın ötesinde, daha şimdiden bittim ben.

    her zaman benden bir parça olacak sende
    çünkü benim hayatımı ellerine aldın

    O kaba merhametsiz ellerine
    Bu beni bitirecek

    Sessiz olana kadar
    Sessiz olduğunu sanıyordum
    Bu acıyı nasıl telkin ettin?


    hissetmemem gereken şeyin ne olduğunu
    hiç anlayamadım
    kabarmış bir gökyüzündebir kanadın üzerindeki bir kuş gibi
    aşağıdaki fırtınadan uçarak gelen
    zihnim çakan şimşekle paramparça oldu.

    Ambar kapısı açılıyor.
    Çıplak ışık
    Ve hiçbir şey
    Hiçbir şey görünmüyor.

    Neye benziyorum?

    yokluğun çocuğu

    Bir işkence odasından öbürüne
    affedilmeyen aşağılık bir hatalar alayı
    boyunca attığım her adımda düştüm

    Çaresizlik beni intihara doğru itiyor
    doktorların hiçbir çare bulamadıkları
    ya da anlamaya çalışmadıkları
    ızdırap
    umarım hiç anlamak zorunda kalmazsın
    çünkü senden hoşlanıyorum

    senden hoşlanıyorum,
    seni seviyorum


    hala kapkara su.
    hep aynı derinlikte
    gökyüzü kadar soğuk
    sesin duyulmaz olduğunda yüreğim kadar hareketsiz
    cehennemde donacağım

    Ttbii seni seviyorum
    hayatımı kurtardın sen

    keşke yapmasaydın
    keşke yapmasaydın
    keşke beni yalnız bıraksaydın

    evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ve evet ve hayır ‘ın siyah beyaz filmi

    Senden nefret ettiğimde bile
    seni her zaman sevdim

    Neye benziyorum ben?
    tıpkı babam gibi

    Ah hayır, hayır, hayır, hayır,

    Ambar kapısı açılıyor
    Çıplak ışık

    kopma başlıyor

    nereye bakacağımı bilmiyorum artık

    kalabalıkları aramaktan bıktım
    telepati
    Ve umut


    yıldızları seyretmek
    geçmişi tahmin etmek
    ve dünyayı gümüş bir ay tutulması ile değiştirmek

    kalıcı olan tek şey yokoluştur
    hepimiz yokolacağız.
    kendimden daha kalıcı bir işaret bırakmaya çalışarak

    daha önce kendimi öldürmedim o yüzden emsal arama.
    Önceden olanlar yalnızca bir başlangıçtı.

    Korkunun devri daimi
    ay değil bu yeryüzü
    bir devrim

    Aman tanrım aman tanrım ne yapacağım ben?

    Bütün bildiğim
    Kar
    Ve kapkara çaresizlik

    Dönecek hiçbir yer kalmadı
    Faydasız ahlaki bir spazm
    Cinayetin tek alternatifi

    Nolur nasıl öldüğümü anlamak için beni kesmeyin
    Nasıl öldüğümü anlatırım ben size

    Yüz lofepramine, kırkbeş zopiclone, yirmibeş temazepam, ve yirmi Melleril

    Aldığım her şey

    Yuttuğum

    Bitti

    hadım edilmiş düşüncenin
    harem ağasına bakın

    çözülmüş kafatası
    bir ruhun yakalanması
    kopma
    kopma

    bir solo senfoni

    4.48
    netliğin berraklığın ziyarete geldiği o heppi hour

    gözlerimi ıslatan
    ılık karanlık

    hiç günah bilmiyorum

    büyük olmanın hastalığı da bu.

    ığruna öleceğim o hayati ihtiyaç

    sevilmek

    buna aldırış atmeyen biri için ölüyorum
    bunu bilmeyen biri için ölüyorum

    beni kırıyorsun

    konuş
    konuş
    konuş

    yenilginin on metrelik arenası
    bana bakma

    vardığım son durak
    Hiç kimse konuşmuyor

    beni onaylayın
    bana tanıklık edin
    beni görün
    beni sevin

    Son teslimiyetim
    Son yenilgim


    tavuk hala dans ediyor
    tavuk hiç durmayacak
    galiba benim sizin beni düşünmenizi istediğim gibi düşünüyorsunuz beni

    Son nokta
    Son nokta.

    annene bakımını üstlen şimdi
    annene bak


    siyah kar yağıyor


    beni ölümde tutuyorsun

    hiç bırakmadan


    ölüm için bir arzum yok
    ne de intihar hiç olmadı

    yokoluşumu seyredin
    seyredin
    yokoluşumu

    seyredin

    seyredin beni


    seyredin


    hiç karşılaşmadığım kendim, yüzü zihnimin iç yüzüne yapıştırılmış













    lütfen perdeleri açın

    -----------------------------------------------------------
  • Türk Edebiyatında hırsızlık sorunu ..

    Aşağıda parça parça toplayabildiğim bazı örnekler mevcut. türk edebiyatıyla ilgili dostlar varsa yorumlarını farklı örneklerini ya da eleştirilerini bekliyorum.

    peyami safa kaldırımlar için necip fazılı hırsızlıkla suçlayınca verilen cevap

    Necip Fazıl, 'Reşat Nuri'nin Çalıkuşu romanı, Yahya Kemal'in Leyla'sı, Muhsin Ertuğrul'un Hamlet tercümesi çalıntı eserlerden birkaçı' dedi. Çalıkuşu'nun Leon Frapye'ye ait Taşra Muallimesi eserinden, Yahya Kemal'in Leyla'sı ise bir Fransız şairin Solange şiirinden çalıntı. Muhsin Ertuğrul'un Hamlet tercümesinin de Abdullah Cevdet'e ait olduğu savunuldu.

    Ertaş, 'Peyami Safa, Necip Fazıl'ın Kaldırımlar şiirinin kendi romanlarından aktarma olduğunu iddia etti. Bunu inkar eden Necip Fazıl, Peyami Safa'nın hırsızlıklarını açıkladı' dedi. Peyami Safa, Para piyesi İtalyan bir gazeteci-yazardan intihal etti, Atila romanını Fransız Marsel Briyon'dan çaldı. Peyami Safa'nın, çocuk masallarının yer aldığı Bir Varmış Bir Yokmuş eserindeki bazı hikayelerin de çalıntı olduğu ortaya çıktı.
    ...

    "Hatıra, hatıra ne istiyorsun benden? Sonbahar."
    - cahit sıtkı tarancı

    "Bilmem ki hatıralar / Ne istersiniz benden / Gelir gelmez sonbahar?"
    - paul verlaine

    "Geçiyordum Seine kıyısından
    Eski bir kitap koltuğumda."
    - apollinaire

    "Geçtim bir akşam Sadabat’tan
    Koltuğumda Nedim Divanı."
    - cahit sıtkı tarancı

    gök öyle mavi, öyle durgun
    damlar üzerinde
    yeşil bir dal sallanadursun
    damlar üzerinde.
    -paul verlaine

    gök mavi mavi gülümsüyordu/ yeşil yeşil dallar arasından.''
    -cahit sıtkı

    ''sesler ve kokular dönüyor akşam havasında
    hazin bir vals, bir baş dönmesidir bu rüzgar.''
    -charles baudelaire

    '' renklerle şekiller sevişip anlaşır
    seslerle kokular el ele dolaşır
    bir mükemmeliyet orkestrasında''
    -cahit sıtkı
    .....

    arthur rimbaud '' akşam saatinin denizleri sanki amelie'nin göğüsleri''
    cahit sıtkı '' bir kadın göğsü başlarsa konuşmaya / en güzel deniz olur.''
    ......

    İntihal suçlamalarından Peyami Safa da nasibini almıştır. “Sözde Kızlar” kitabının konusunu Marcel Prevost'un “Yarım Bâkireler” ile Victor Margueritte'in “La Garçonne” adlı romanlarından, “Karşıki Evin Işığı” adlı hikâyesini de İtalyan yazarı Pirandello'nun “Öteki Evin Işığı” adlı hikâyesinden aşırdığı iddia edilmişti.

    Samet Ağaoğlu, 'Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nda Dostoyevski'den Pitigrilli'ye kadar bir yığın romancının eserinden parçaların bir araya getirildiği iddiasındaydı. Berna Moran da, Peyami'nin aynı romanı Aldoux Huxley'in “Time Must Have a Stop” adlı romanından esinlenerek yazdığını, Noraliya'nın notlarının bir kısmını da yine Huxley'in “The Perennial Philosophy” adlı açıklamalı antolojisinden aynen aldığını yazdı.

    Öldükten sonra da intihal suçlamalarından kurtulamayan bir başka isim Ahmet Haşim. Haşim'in “Yarı Yol” şiirini Rudyard Kipling'in “Congl” adlı şiir kitabındaki “Maymunların Şarkısı” şiirinden aldığı iddia edildi. Nazım Hikmet'in, 'Haşim'e Cevap No 2'de "Ben ki halkın ne alınterinden on para çalmışım/ ne de bir şairin cebinden bir satır" mısralarında muhtemelen bu intihal iddialarına göndermede bulunduğu iddia edilir. Feyzullah Sacit de, Ülkü dergisinde çıkan bir makalesinde Haşim'in önemli imajlarından çoğunu Şeyh Galib'den aldığını iddia etmişti.

    Yağmur Atsız da Nâzım Hikmet'in "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin, Abidin?" mısrasını Pierre Bonnard'ın "Mutluluğun Resmini Yapmak" adlı tablosundan mülhem olduğunu ve "cuk oturmuş bir intihal" sayılabileceğini yazmıştı.

    Alıntı
  • Ve 15. Ahmet Erhan kitabının 15. incelemesine geçmeden evvel bu kitap için, öncelikle sevgimin mimarı, Ahmet Erhan kitaplığımın babası Mete Özgür ‘e ne desem, nasıl teşekkür etsem bilemiyorum gerçekten. Elini veren kolunu kaptırır misali bana o ilk Ahmet Erhan kitaplarını gönderdiği güne artık lanet okumaya başlamıştır zannedersem 🤗 Doymadım kitap istemeye ve okumaya. Neyse sonuç olarak kalan diğer kitapları bekliyorum.

    Eleştiriler Üzerine Zorunlu Not: Kitapta alkol ve yalnızlık konulu şiirler mevcut. İncelemeye dair yazacaklarım bu kadar. Zaten baskısı olmayan bir kitap. Dert etmeyin. Boş yere okumuş olsanız da bir şey kaybetmesiniz

    15 inceleme dedim ama ben aslında pek incelemeye benzer yazamadım. Ahmet Erhan ’ın halet-i ruhiyemi uğrattığı depremleri yazdım, yine aynı şeyi yapacağım sanırım.

    Ahmet Erhan'a çok şeyler yazdım bu sefer sana yazmak istedim. Kitap boyunca sen vardın aklımda. Hep seni anlatan şiirler. Senin kişiliğin, senin yaşamın, senin depresif hallerin. Kısaca sen, sen. Tüm varlığınla pervasızca dolaşıyordun sayfalarda. Sanki kitabı sen yazmıştın.

    "Devrimciyim, sarhoşum, yalnızım"

    demiş şair. Tanıdık geldi mi sana da? 

    Ahmet Erhan’la nasıl bu denli örtüşebildiğinize şaşırmadım aslında. Zaten hep benzetirdim. Şimdi sana hiç okuyamayacağın bir şeyler yazmak istiyorum. 

    Kokun yine odama doldu. Saf anason rakı kokun. Derin derin çekip dolduruyorum seni içime. Sanki mevsimlerden karakış. Havada ağır bir kasvet hakim. Ruhumun çatısından kopan buz sarkıtları soluk boruma saplanıyor. Nefes almak bile ağır bir yük şu anda. Perişanım paramparça. Ay çıkmadı, bu gece her yer zifiri. Bir kör kuyuya düşmüş gibiyim. Kalbimde ağır bir sancı var. Oradan yeni bir hayat doğurabilir miyim sana.

     "Ah, sen ölür müydün, kendine bir inansan."

    Bak sarhoşum şu anda, vücudumun karanlık dehlizlerinde kan yerine alkol dolanıyor. Hayır içmedim Ahmet Erhan çarptı, seni anlatması sarhoş etti. Hadi gel girelim bir rakı şişesine atalım kendimizi denize. Dalgalar nereye sürüklerse işte..

    Yüzün aklımdan gitmedi sayfalar boyunca. En çok da hayır demek yerine gözünü kapayıp işaret parmağını sallarken ki halin. Konuşmayı pek sevmezdin. Üç beş cümleyle koca günü kapatırdın çoğunlukla. Ama içince saatlerce susmazdın tüm susuşlarının intikamını alırcasına. Var gücümle uykuya direnir seni dinlerdim. Belki de sensin sebep, yıllardır tüm uykularıma istemdışı direniyor olmama.

    Bazen yavaş, bazen hızlı ama hep düşünerek en etkili sözcükler düşerdi ağzından. Çaresizliğini anlatırdın. Bitikliğini, yitikliğini, terk edilmişliğini, hiçliğini yani Ahmet Erhanlığını işte. 

    Seni uyandırmayı severdim en çok. Elimle gözlerini açmayı, çünkü gözlerinin içinde kendimi görürdüm. Sense "Fotoğrafını yapıştırdım gözlerimin içine." diyerek kandırmıştın beni. İnanmıştım sana ve hala inanıyorum buna. Çünkü bakmazdın kimselerin gözlerinin içine benden başka. Ben de bakamıyorum kimselerin göz bebeklerine. Büyüdükçe sen gibi bir hal aldım. Genetiğini tüm hücrelerimde taşıyorum.

    Alnındaki çizgilerin üzerinden parmağımla geçmeyi severdim ve de taktığın kocaman yüzüklerinle oynamayı. Daha pek çok şey vardı sende sevdiğim. Bana şiir okuman mesela. Sen okudukça ezberlediğim bir sürü şiir kaldı şimdi aklımda. Bak burasını atladın deyince sarhoş kafayla bu kadar olur derdin. Bazen de şiire şiir eklerdin

    Evden kaçıp kaçıp sana gelirdim. Merak eden olmazdı. Bilirlerdi hangi limana sığındığımı. Bazı geceler çok geç gelirdin. Küçük yaşıma rağmen karanlıktan ve yalnızlıktan korkmamayı işte o gecelerde öğrenmiştim. Sonunda sen gelecektin nasılsa. Bazen beklerken uyumuş olur, sabahında seni bulurdum yanında. Senin yanında uyanmak dünyanın en mutlu sabahları olurdu. Bazen de uyandırırdın beni gecenin kör bir karanlığında. Hadi uyan içelim biraz derdin, mevsime göre kavun veya ayva doğrarken ben usulca dökerdim suyu, değişirdi rakının rengi, dağılırdı ortama kokusu. Beyaz leblebiyi bile hatırladım Ahmet Erhan yazmış kitabına. O da sen gibi yaparmış.

    Bak böyle bardağın ucundan vuracaksın ortasından değil diyerek ŞEREFE DEĞİL SEREFSİZLERE içerdin.

    Bütün paranı alkole yatırdığın zamanlarda annem veya halam yemek yollamamışsa eğer aç kalırdık ama yoğurdumuz olurdu ekmek doğrayıp kaşıklardık dünyanın en lezzetli yemeğiymiş gibi. Senin yanında her şey ne kadar güzeldi.

    Şimdi senin çayından içiyorum. Kaderim gibi kara dediğin çay. Susuz olanından sade dem. Acı gelmiyor şu an bana. Seni içiyorum, sana içiyorum ve de o şerefsizlere. "Geleceğimi göremiyorum geçmişim zaten yoktu." cümlen hala kulaklarımda. Seninkileri görüyorum ara sıra terk eden karını çocuklarını, geleceğini yani. Tıpkı dediğin gibi beter olmuşlar. Ah’ın yerde kalmadı işte ne mutlu bana. 

    Saydım 185 gün olmuş sen gideli. Hala dönüyor dünya. Bazen seni hatırlayıp kör bir kuyuya düşmüş gibi oluyorum. Çırpınmıyorum, boyun eğiyorum bu karanlık acı boğsun beni istiyorum. Ve bu acımın üstünden Ahmet Erhan yürüdü eze eze. Kanattı bir kez daha. 

    Seninle aynı gün doğmuş, senin gibi yaşayıp senin gibi gırtlak kanserinden ölmüş o da. Kader mi diyelim şimdi biz buna? İşte Ahmet Erhan seni yazmış bu kitaba, hemen hemen her sayfaya. Keşke yaşasaydın da okusaydın şiirlerini bana her rakı sofrasında ama artık ne fayda. 

    Saat gece yarısını çoktan gecti. Ben sabaha kadar yazardım da, burada bitirip biraz seni düşünmek istiyorum. Uyusam şimdi, gelir girer misin rüyama. Öyle çok özledim ki seni, en çok da gözlerimin içine bakıp bakıp susmanı...

    "Varlığına, yokluğuna teşekkür ederim." 
    Şimdilik elveda. En çok huzur bulduğun yerde güzel uyu emi.