…
Böylece ormanları kesmeyi,ırmakları kirletmeyi,gölleri kurutmayı,okyanusları ıssızlaştırmayı,- ekonomist bilim adamlarının sözünü dinleyerek-bunun varlık getireceğini düşünerek her türlü hayvanı yetiştirmeyi sonra da canına kıymayı sürdürüyoruz. Ve varlıklı olmanın mutlu olmak demek olduğu boş kuruntusuyla bütün enerjimizi, tüketmeye harcıyoruz; hayatın eski Roma uygarlığı şölenlerindeki gibi daimi olarak yemek ve yeniden yiyebilmek için kusmak olduğunu zannediyoruz.
Bellek bize tuhaf şakalar yapar. Canının istediğini anımsar, istediğini unutur. Üstelik bunu belli bir mantığı olmaksızın yapar; en azından belleğin bize ait veya bizim denetimimiz altında olduğunu sanan bizler, öyle zannederiz.
Bütün duygularımız bilincimize bağlıdır; biz gördüğümüzü ya da işittiğimizi söylerken, aslında gören, gözlerimiz; işiten, kulaklarımız değildir; gözlerin gördüğü ve kulakların işittiği olgusunu kayda geçiren bilinçtir.
Beden.Beden. Beden. İnsanın sağlıklıyken, bir bedeni olduğunun farkına bile varmaması ne kadar ilginç. Ve onun işlevlerini ne kadar da sıradan ve normal görürüz. Ama bedenin, bütün dikkatimizin odak noktası olması için hastalanıvermek yeterli değildir; çok kolay olan nefes almak, çiş yapmak, yürümek bile insan da neşe ya da acı yaratan, rahatlama ya da kaygıya yol açan çok önemli olaylar halini alır.