• "Yanımda olduğunu bilmek çok güzel."
  • Çelik zırhlı kartalları göklere saldır...
    Fakat zafer sizin için söz ve masaldır...
    Dirilerek başınıza geçse de Sezar
    Yine olur Anadolu size bir mezar.
    Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
    Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
    Tanıyoruz Atilla'dan beri Cermeni,
    Farklı mıdır Prusyalı yahut Ermeni?
    Senin dostun Cermanyaya biz Nemşe deriz,
    Bir gün yine Bec önünde düğün ederiz.
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 27 - Ötüken Neşriyat
  • Bazen bir şey yaparız. Bir iyilik ya da kötülük mesela. Ama bunu yaptıran içimizden gelen bir sestir bazen. O istedi diye öyle yaparız. İçimizden geldi deriz mesela bazen. Bazen hepimize olur yani. İstemesek de icimizde birisi kötü bir şey düşündüttürür bize. Yapmak ister ama irademizle engel oluruz bazen ona ya da olamayız.

    Bazen ilk defa gördüğümüz birisine bir anda vuruluruz. İçimizde birisi bize git konuş onunla der. Farkına varmadan tesadüf eseri tanışır 10 gün icinde bağlanırız. Kendimizi ona öyle bir açarızki biz bile inanamayız konuşana. Sanki içimizdeki birisi konuşuyor. Koşullar bizi bir araya getirir mesela. O an olanlarla mutlu oluruz. Nasıl bir hayata girdiğimizi bile bilmeyiz.

    Bizi nelerin beklediğini, o insanla yaşayıp yaşayamayacağımızı bile düşünmeyiz. İçinde bulunduğumuz durum o kadar berbattır ki su an bundan daha kötü bir tercih olamaz der kendimizi bir anda aslında hiç tanımadığımız birinin hayatına, evine girmiş olarak buluruz.

    Yavaş yavaş tanımaya başladığımızda aslında onun iyi olduğunu ama kötü yönlerinin bulunması, arkadaş çevresi, işinin olup olmaması, geçim sıkıntısı hepsi peydah olur. Aşkın o ilk zamanki mutluluğu sönmeye başlamıştır. Yerini başka dertlere bırakmıştır.

    Örnegin arkadaşları çok bayağı insanlar olarak gelir bize, sevemeyiz bir türlü. Zarar verwceklerini hissederiz ama bir türlüde söyleyemeyiz hayatımızdaki insana. Bir süre sonra dertlerimizi bile anlatmamaya başlarız.

    Çevremizdeki insanların yardımları artık bizi yanımızdakinin yanında ezmeye başlar. Yok olup gitmek isteriz sanki. Onu hiç olmak istemeyeceği ortamlara sokarız. Mutlu olmadığımızı bilsekde gitmek istesekde gitmeyiz. Oraya bağlanmışızdır.

    Bütün bunlar olurken bir yandan da etrafımızda bambaşka olaylarda oluyordur. İcinde bulunduğumuz durumun ve arkadaşlarımızın aklımıza soktuğu bazı kötü şeyleri yapmaya başlarız. Bize hayatımız boyunca çok yardımı dokunan bir insanın içinde bulunduğu zor durumdan yararlanırız. Kendimizi berbat hisseder bambaşka şeyler daha yaparız.

    Her sucu ona içimizdeki şeytana ya da sese atarız. Bazılarına o sebep olmuştur. Onda bile suç ararız. Kendi irademiz ya da iradesizliğimzide buna zemin hazırlamıştır belki. Zaman içerisinde etrafımıza verdiğimiz zarardan dolayı her şeyi bırakır gideriz...


    Kitabın bende bıraktığı hislerin bir kısmını kendi kendime konuşmalar şeklinde yazdım. Aslında yazacak çok şey daha var ama bütünlüğü sağlayamadım. Kitabı okumayı düşünenler mutlaka okusun!!!
    İyi okumalar şimdiden okumak isteyenlere :)) :))
  • Ey benito musolini! Ey gayet yüce,
    İtalyanlar başvekili muhterem Duce!
    Duydum ki, yelkenleri edip de fora
    Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
    Buyursunlar… Bizim için savaş düğündür;
    Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
    Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
    Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
    Hem karadan, hem denizden ordular indir!
    Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
    Kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak!
    Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
    Çağrı Beğ’le Tuğrul Beğ’in kurduğu devlet
    İtalyalı melezlerden üstündür elbet;
    Bizim eski uşakları alda yanına
    Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
    Çelik zırhlı kartalları göklere saldır…
    Fakat zafer sizin için söz ve masaldır…
    Dirilerek başınıza geçse de Sezar
    Yine olur Anadolu size bir mezar.
    Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
    Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
    Tanıyoruz Atilla’dan beri cermeni,
    Farklı mıdır prusyalı yahut ermeni?
    Senin dostun cermanyaya biz Nemşe deriz,
    Bir gün yine bec önünde düğün ederiz.
    Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
    Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder!
    Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
    Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
    Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
    Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!
    Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
    Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün!
    Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
    17′ye karşı 44 milyon az gelir.
    Arnavudu yendim diye kendini avut,
    Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?
    Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
    Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
    Sert dipçikler ezmelidir nice başları!
    Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
    En yiğitler serilmeli en önce yere!
    Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
    Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
    Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.
    Damarında var mı senin böyle bol kanın?
    Türk’ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,
    Karşısında olmasaydı şanlı “Türk Budun”
    Belki gerçek olacaktı bir gün umudun,
    İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
    Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
    Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
    Hız verecek biricik şey ona savaştır!
    Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
    Karnerayı yere serer Tekirdağlımız.
    Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru
    Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru…ÖNEM
    Biz güleriz façyoların felsefesine,
    Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
    Bizim yanık Fuzuli’miz engin bir deniz!
    Karşısında bir göl kalır sizin danteniz!
    Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!
    “General”ler “Paşa” larla atamaz aşık!..
    Ey İtalyan başvekili! Ey musolini!
    İki ırkın kabarmalı asırlık kini…
    Hesabını göreceğiz elbette yarın
    Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!
    Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.--------------------
    Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
    Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa…
    Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
    Haydi, hamle kafirindir… İlkönce sen gel
    Ecel ile zaman bize olmadan engel!
    Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;
    Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
    Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek!
    Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!
    Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
    Atilla’nın ateşi var içimizde!
    Kanije’nin gazileri daha dipdiri!
    Sınırdadır Plevne’nin kırkbir askeri!
    Edirne’de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!
    Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
    Şehitlerden elli milyon bekçisi olan
    Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!
  • Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce,
    italyanlar başvekili muhterem Düce!
    Duydum ki, yelkenleri edip de fora
    Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
    Buyursunlar... Bizim için şavaş düğündür;
    Din Arab'ın, hukuk sizin, harp Türk'lüğündür.
    Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
    Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
    Hem karadan, hem denizden ordular indir!
    Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
    Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!
    Şaheserler sungtilerle yazılır ancak!
    Çağri Beg'le Tuğrul Beg'in kurduğu devlet
    Italyalı melezlerden üsttündür elbet;
    Bizim eski uşakları alda yanına
    Balkanlardan doğru yürü er meydanına;
    Çelik zırhlı kartalları göklere saldır...
    Fakat zafer sizin için söz ve masaldır...
    Dirilerek başınıza geçse de Sezar
    Yine olur Anadolu size bir mezar.
    Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
    Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna,
    Tanıyoruz Atilla'dan beri Cermeni,
    Farklı mıdır Prusyalı yahut Ermeni?
    Senin dostun Cermanyaya biz Nemşe deriz,
    Bir gün yine Bec onünde düğün ederiz.
  • Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında
    Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla
    Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık
    Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara
    Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur
    Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir
    Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla
    Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor
    avuçlarım”
    Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma
    Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş,yaşıyorcasına
    Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık
    Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan
    olmalarıyla-
    Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin
    Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin
    Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park
    bekçisinin
    Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi
    sallanaraktanBitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda
    aranan
    Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında
    Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe
    ışıklarında
    Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan
    olmalarıyla
    Korkunçtur korkunç!
    Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum
    ayrıca
    Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
    Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini
    Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
    Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz
    inceliği
    Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi
    Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
    Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
    Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır
    gibi
    Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya
    Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba.
    Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
    Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına
    Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
    Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda
    Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun
    butlarında
    Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan
    olmalarımlaKapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
    Anılar bulacaksam- anılar mi dediniz? ne sesli bir vuruşma
    Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar
    Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar
    Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru
    Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar
    Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler
    Zorlanmış bir gülüşten-iğrenip birden-kusmalar, bulantılar
    Bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar
    Ölüler bulacaksam-ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa
    vurmalar
    Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün
    Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu
    konuda
    Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık birşey insanın
    sonsuzunda
    Bu kadarcık bir şey-İyi ya, peki, şimdi kim var sırada
    Sakın haaaa! . biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
    Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
    Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza
    Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz İskambil! ..
    Ama hiç seslenmeyelim-seslenmeyelim-içimizden oynayalım
    ayrıca
    – Dört kişiyiz!
    – Hayır on! .
    – Bin kişiyiz!
    – Bana kalırsa..
    Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında
    Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir
    unutulmaya
    Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz
    anlıyorum– Üç karo!
    – Pas diyorum!
    – Susalım baylar, dört kupa!
    Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım!
    Susalım-Niye susalım-Anılar mı dediniz? Ne sesli bir
    vuruşma!
    Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra
    Gene mi, başladınız mı? peki şimdi kim var sırada
    Sakın haaaa! . biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
    Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
    Ne güzel ağzımızla.. Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada
    olmayı istiyorum-Sahi mi- ama isterseniz siz olun
    Siz olun, biz olalım kim olacak? -Hep böyle oyalansanıza
    Yani “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.”
    Gibi oyalansanıza
    Biraz oyalansanıza.Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
    Bir söz başka olamaz sözden gibi
    Bir şey başka olamaz şeyden gibi
    Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başkaNe çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek korkuyorum
    Bir yaşlı kadın en erkek boyutundaKendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
    Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
    Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
    Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
    Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu
    hiç bilmiyoruz
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
    Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
    Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
    Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
    Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
    Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
    Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
    Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
    Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
    Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
    Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
    Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz
    bilmiyoruz ya
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla. Edip Cansever