• 345 syf.
    ·7 günde·7/10
    Devir 19. yüzyıl, yer, dönemim süper gücü; İngiltere. Sömürgelerden akan su gibi parayla ne yapacağını şaşıran İngiliz aristokrasisi kendini afyona, balolara, ziyafetlere vurmuş, hedonizmin kucağında yaşamaktadır. İngiliz cemiyet hayatı için en önemli yaşam amacı; sanat, müzik, zerafet ve güzellik olarak ön plana çıkmıştır. Oscar Wilde’ın da bu iklimden oldukça etkilendiğini söyleyebiliriz. Dorian Gray’in Portresinde bu atmosferde geçiyor.

    Oscar Wilde 3 kişi üzerinden kurduğu bu romanında insan ruhunu iyilik ve kötülük arasındaki gel-gitlerini anlatıyor. Yazar şöyle açıklamış bu durumu ‘’Hepimizin içinde Cennet de var Cehennem de’’.


    İyiliği temsilen Basil Hallward karakterini yaratmış Wilde, kötü olarak da Lord Henry. Bu ikisinin ortasında olan genç ve yakışıklı Dorian Gray. İyi ve kötü arasında kalan Dorian kötü olmanın cazibesine kapılıp Lord Henry’e doğru meyil ediyor. Böylece ruhunu da bir bakıma şeytana da satmış oluyor genç Gray. Ve kitabın en önemli karakteri Dorian Gray’in portresi. Bu portre de Droian Gray’in ruh halini temsil ediyor. Yaptığı her kötülük sonrası resim biraz daha bozuluyor. Aslında portre gray’in ruhunun yasnımasından başka birşey değil. Gray bu resmi yani ruhunun çirkinliğini başkalarının görmesinden ölümüne korkuyor. Ama bu porteden de vazgeçemiyor. Çünkü gerçek Gray aslında o portrede gözüken.


    Kitap bir nevi gençliğe ve güzellğe övgü. Oscar Wilde bu konulara takıntılı gibi biraz. Bu arada yazmadan geçemeyeceğim bir şey daha var. Wilde mensubu olduğu İngiliz toplumunu çokça eleştiriyor kitapta. Belki de eşcinsel olmasından sebep çok baskı görmesindendir bu tepki. Kitapta bolca zevksiz İngilizler, İngilizler edebiyattan ne anlar ya da toplum olarak kötüye gidiyoruz tarzı eleşirileri görebilirsiniz.

    Yazıldığı dönem itibarıyla tabi ki devrimci bir eser. Herkesin yazmaya cesaret edebileceği tarzda bir kitap değil. O zamanlar wilde yerden yere vurulsa da bugün tüm dünyanın bildiği bir başyapıtın yazarı.

    Bir konu daha var daha doğrusu bir tespit. İngiliz edebiyatının daha doğrusu inglizce yazılan edebiyatın büyük bölümü İrlanda kökenli. Joyce ve Wilde bu akımın öncüleri. İsrlandalıların asıl dilinin İngilizce olmaması rağmen bu kadar çok eser yaratmaları takdire şayan.

    Çok uzatmaya gerek yok bu incelemeyi. Zira bilen biliyor zaten. Ama gene de inceleme yaptığım kitapların arasına bu eseri de koymak istediğim için yazdım bu incelemeyi biraz da.
  • Başka bir evren
    Başka bir evren Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları'ı inceledi.
    285 syf.
    ·Puan vermedi
    I. BÖLÜM: BİLİMSEL BİLGİNİN SINIRLILIĞI
    Freud’un teorik sistemini anlayabilmenin ön koşulu teorilerinin hatalı ve yanlış içerikler barındırdığının farkına varılmasından geçer, bu durumun asıl nedeni temelinde yatan çelişkidir. Düşüncelerimizin eleştirel yönde olmasıyla elde ettiğimiz fikirler gerçeği ortaya çıkaran unsurlardır. Unutmamalıyız ki üzerinde düşünmediğimiz herhangi bir olay, durum ya da duygu aynı zamanda söyleyemediğimiz şeylerden ibarettir.
    İnsanlar yaşadıkları toplumun ister istemez etkisinde kalırlar. Bir toplumun değerlendirilmesinde, yöneticilerin halkın mutluluğuna ne ölçüde katkı sağladığı ya da engel olduğunun farkında olması önemli bir ölçüttür.
    Freud ‘kadın’ın doğası gereği narsist olduğunu sadece kendisini sevdiğini ve cinsel açıdan soğuk bir varlık olduğunu tanımlamıştır. Aslında bakıldığında bu sınıflamayı yapmasında yatan temel algı yaşadığı dönemde orta sınıf kadınlarında bu özelliğin var olması gerektiğini savunan bir toplum yapısı olmasıdır. Hatta bazı düşünürler Freud’un üst sınıftan kadın hastalarla çalışsaydı bu düşüncelerinin değişeceğini dile getirmişlerdir.
    Freud, sevginin insanı zayıflattığını, asıl mutluluk kaynağının sevilmek olduğunu, sahip olmanın ya da denetim altında tutmanın mutluluğun esas kaynağıdır demesi ve kadın ile bir malın aynı değerde olduğunun altını çizmiştir. Çünkü Freud’a göre kadın, erkeğine ait olduğu için ona sevgi borçludur ve sevgi göstermek zorundadır der ve aslında Oedipus Kompleksinin kaynağını bize buldurur. Sevgi, korku, mutluluk, nefret gibi sözcükler her birey için apayrı anlamlar taşır. Yeryüzünde hiç kimsenin birbiriyle benzeyen duyguları yoktur. Aynı insanı baz aldığımızda bile aynı sözcükler, farklı zamanlarda apayrı anlamlar taşıyabilir. Çünkü insan değişen ve gelişen bir yapıdır. Freud bilimsel görüşlerini diğer kişilerin aksine incelediği olaya uygun hale getirmeye çaba harcamıştır ve kişilikteki herhangi bir öğenin anlaşılmasının tüm kişiliği çözmeden mümkün olmayacağı görüşünü savunur.


    II. BÖLÜM: FREUD’UN BULUŞLARININ BÜYÜKLÜĞÜ VE SINIRLARI
    Bizler kendi düşüncelerimizin gerçek olduğunu sanarız. Aslında çoğu kez kendi hakkımızdaki düşüncelerimiz ve görüşlerimiz çelişir. Ne denli farkındayız bu durumun? Freud yaşadığı dönemde ‘düşünülen’ ile ‘insanın kendisi’ kavramlarının benzer olduğu düşüncesini yıkarak belki de en büyük adımlardan birini atmıştır. Freud cinsellikle ve onun bastırılması ile ilgilenmiştir. Geliştirdiği psikanaliz sistemi içerisinde cinselliği temel taşı olarak nitelendirmiştir.
    Freud, her nevrozun temelinde çözüme ulaşmamış bir Oedipus Kompleksi yattığını savunur. Freud, yunan mitolojisinden Kral Oedipus öyküsünden esinlenerek bu ismi düşüncesine vermiştir.
    Bir insanın kendi isteği doğrultusunda otoriter gördüğü başka bir kişiliğe bağlanması, teslim olmasına ‘yansıtma’ denir. Freud hasta doktor ilişkisinde yansıtmanın, çucuğun ebeveynine duyduğu hayranlığın bir tekrarı olduğu, doktora hissedilen duygunun kişiliğe yansıtıldığını savunmaktadır.
    Freud narsisizmi, kişinin kendisine yönelttiği cinsel istek anlamından ziyade bireyin yaşam içgüdüsünü tamamlayan öğe olarak değerlendirmiştir. Her canlının belirli bir ölçüde narsisizme olan ihtiyacı, türünün devamını sağlayabilmesi açısından biyolojik etmen kaynaklıdır.
    Freud insanı bütün olarak incelemiştir ve psikoloji literatürüne dinamik karakter anlayışını kazandırmıştır. Dinamik karakter tanımını açmak gerekirse çeşitli davranış tutumlarının birliğinden oluşan dengeli bir yapı olarak ele alır. Karakter hakkında asıl bilgi sunan şey, insanın kontrol edemediği davranışlarıdır. Freud bireyleri yalın olarak değil de diğer insanlarla olan ilişkileri içinde değerlendirmiştir, amacı; yanlış sonuca varmayı engellemektir.
    Freud’un önemli buluşlarından biri olan ‘erken çocukluk’ dönemi, insanın geri kalan yaşamındaki etkisinin büyüklüğü konusudur. Yapmış olduğu klinik çalışmalarında erken yaşlarda yaşanan olayların ve rüyaların, çocukların karakterlerinin oluşumunda büyük bir etkisi olduğunu sonucuna ulaşmıştır.


    III. BÖLÜM: FREUD’UN RÜYA YORUMU TEORİSİ
    Freud sadece ‘rüya yorumu’ fikrini gerçekleştirmesi bile bilim tarihinin önde gelenlerinden biri olmasına yeterdi. Rüyalar bireylerin kendilerine yönelttikleri birer mesajlardır ve kendilerini anlayıp, daha iyi tanımlamalar için bunların çözümlemeleri gerekmektedir. Freud rüyalara sistematikcve bilimsel yorumlama temeli kazandırmıştır.
    Freud rüyalarını yorumlarken gerçek anlamını göz ardı etmek için bir sürü çağrışım sıralayarak rüyaları gizlemiştir. Bunun sebebini, gerçekleri gün yüzüne çıkarmak istememesinin bir göstergesi olarak ele alabiliriz.
    Rüyalarda görülen semboller gerçek yaşamımızdan izler taşır. Rüyada görülen sembollerin anlamını kavrayabilmek için rüyayı gören bireyin diğer çağrışımlarını bilmemiz oldukça önemlidir.
    Freud tüm rüyaların temelinde ‘arzuların gerçekleşmesi’ olduğunu ilei sürmüştür. Eğer birey uykusu esnasında gördüğü rüyadan tatmin olmazsa ve doyuma ulaşmazsa uyandığında daha realist tatmin arayışına yönelir. Aslında rüyaları Freud, cinsel arzu ve isteklerin örtük bir biçimde giderilmesi olarak tanımlar.
    Uyku ve uyanıklık iki zıt kutuptur. Uyanıkken karar verme, davranma, sonuca varma gibi görevlerimiz vardır. Uykunun göreviyse insanın kendisiyle başbaşa kalarak bir hesaplaşmasıdır, kendini tanımasıdır. Rüyalar yalnızca olağan ve olağanüstü arzuları dile getirmezler. Çoğu kez farkına varılamayan, söylenemeyen görüşlerin, düşüncelerin dışa vurumudur.


    IV. BÖLÜM: FREUD’UN İÇGÜDÜ TEORİSİ VE BUNUN ELEŞTİRİSİ
    Freud’un büyük buluşlarından sonuncusu olarak nitelendirilen ‘yaşam ve ölüm içgüdüleri’ teorisidir. Fromm, Freud’un bir açıklamasında ‘bu yeni varsayımlarıma ne ölçüde inandığımı ben bile bilmiyorum’ sözlerini samimiyet ve alçakgönüllülükle nitelendirir. Sürekli görüşlerinde değişiklik yapan Freud, yaşamının son bir yıl öncesinde yazmış olduğu denemesinde tekrar ‘ölüm içgüdüsü’nün öneminin altını çizmiştir. Teorinin eskiye oranla daha farklılık içermesiyle ve çelişkili olmasına yol açmıştır.
    Birinci Dünya Savaşından sonra Freud’un yeni düşünceleri vardır bunlardan biri insanın içinde var olan saldırganlık ve yıkıcılık içgülerinin cinsellikten bağımsız olduğu görüşüydü. Fromm’a göre bu görüş, Freud’un cinsellik üzerine ilgi göstermesi toplum eleştirisi taşıyan kısmının daha az dikkat çekmesine sebebiyet vermiştir. Ayrıca Fromm, Freud’un yapıtlarını okurken dikkat gösteren her birey, mutlaka onun yeni bir teori oluşturma aşamasında ne ölçüde titiz davrandığının elbette fark edileceğinin altını çizmiştir.


    V. BÖLÜM: PSİKANLANİZ DEĞİŞTİRİCİSİ BİR TEORİ OLMAKTAN ÇIKIP NEDEN UYUM ARAYAN BİR TEORİ HALİNE DÖNÜŞTÜ?
    Fromm, Freud’u karakter açısından ‘radikal’ olarak nitelendirmemiştir ama ortaya koyduğu teorilerin, radikal nitelikte olduğunun farkındaydı ve Freud’dan önce hiç kimse bilinçli eylemlerin, insanların tek dayanakları olmadığını açıkça ifade etmemiştir. Asıl sorunlarının kökenine inerek ‘radikal’ sözüne uyulması gerekeni eyleme dökmüştür. Freud bilinçaltı istek ve güdülerimizin aslında bilincin farklı bir kıyafet giydirilmiş hali olarak tanımlamıştır. Fromm, Freud’un yaşadığı dönem koşullarını değerlendirdiğinde, onun devrimci
    potansiyelinin olduğunu düşünmüştür. 19. yy Avrupasının orta sınıf tabularını yıkıcı bir ‘cinsellik anlayışı’ yüzünden eleştirilmesinin sebeplerinden biri de bu durumun toplumun kurallarının kökten değiştirecek bir etkisinin bulunmasıydı. Çünkü cinsellik konusunda bir hoşgörü beklemek aynı zamanda katillere hoşgörülü bakmak gerekecekti ve toplumun ekonomik ve politik açıdan da buna uygun temellendirmesi yoktu.
    Fromm, Freud’u birçok farklı düşünürle kıyaslamıştır, bu düşünürlerden biri de Marx’tır. Aralarındaki farklardan biri, Marx kendi psikolojik görüş ve düşüncelerini ortaya koyduğunda Freud’a göre daha toplumsal kalmıştır ve aslında toplumsal psikolojinin temelini de oluşturmuştur. Marx iç güdüleri tarihsel süreçleri içerisinde değişebileceğinin altını çizerek aradaki ayrımı belirginleştirmiştir.
    Kitabın akışı sırasında dikkatimi çeken bir unsur; Fromm’un, Freud’un üzerine bu kadar gelmesinin bir sebebi de psikanalizin hak ettiği değeri görmesini istemesinden kaynaklandığını düşünmekteyim.
  • “Düşüp üstüne ağlamak dilerim,
    Söyle ey Tanrı, dizlerin nerede”


    ..


    Furkan Celep


    “Sözlerime başlamadan önce bir içki, uyuşturucu veya bir madde etkisinde olmadıgımı belirtmek istiyorum. Bunalımda veya depresyonda degilim. Bu üzerine haftalarca hatta aylarca düşündügüm ve sonucunda bu karara vardıgım bir durum. Bu zaman diliminde birçok kişiyle dolaylı yoldan konuştum. Durumu bu kadar ciddi ve derinlemesine anlatmak istemedim. Panige kapılmalarını, bu konuya kafa yormalarını, saatlerini vermelerini, psikolojilerini ve yaşantılarını etkilemek istemedim. Olabildigince yumuşattım ve gerektiginde durdum. Kendi içimde kendi sorunumu çözmeye çalıştım. Vardıgım sonuç ise bu.

    Hassas kalpli diyebileceginiz insanlardan birisiyim. Şu zamana kadar hep doğru olanı yapmaya çalıştım. Yalan söylememeye, küfür etmemeye ve argo kullanmamaya çalıştım. İnsanları incitmemeye özen gösterdim, onlara sürekli olarak elimden geldigince yardımcı oldum, değerli hissetmelerini sağladım verebildiğim kadar değer verdim. Çokca empati yaptım duygularını hissetmeye, onları anlamaya büyük özen gösterdim. Çok yönlü olabilmek için her kafa yapısına uygun şarkı dinledim, kitap okdum, araştırma yaptım. Herkesin görüşünü degerlendirdim, onlara saygı gösterdim.

    Kendimi geliştirmek için spora gittim, yabancı dil ögrenmeye çalıştım. Herkese ve her şeye karşı merhametli oldum. Karıncayı bile ezmemeye özen gösterdim. Evde bir arı veya böcek olsa bile onu öldürmek yerine bardakla alıp özgür bıraktım, yemekten arta kalanları çatıya kuşların aç kalmaması için attım.

    Zorbalıktan kaçındım, kimseye bulaşmadım, zorda kalanlara yardım ettim. Paraya ihtiyacı olana para ilgiye ihtiyaçları olana ilgi verdim. Hayvanları sevdim onlara ilgi gösterdim, besledim. Doğayı kirletmemeye çalıştım. uzayı, doğayı, ormanları, gökyüzünü ve hayvanalar için plastiklerimi çöp yerine istifleyip geri dönüşüme bile atmaya çalıştım. Daha iyi bir dünya için elimden geleni yaptım.

    Ailevi duygulardan yoksun büyüdüm hiçbir zaman babamla veya abimle dogru dürüst dertleşemedim, onlardan deger görmedim (bunun için onları suçlamıyorum sadece biraz değer biraz şevkat görmek isterdim sanırım bu iyi gelebilirdi)

    Kendi özümü yetenegimi ögrenemedim, bunun için çok ugraştım ve çaba gösterdim. Neyi sevdigimi bilmiyorum, ne olmak istedigimi bilmiyorum, ne okumak istiyorum bunu dahi bilmiyorum. Benim yaşımdaki insanlara aramda uçurum var, her konuda benden daha üstünler.

    Zaman geçtikçe kendi kişiligimden ayrılmaya başladıgımı hissediyorum. Gittikçe yalan söylemeye, argo hatta küfür kullanmaya başladım. İnsanlardan uzaklaşmaya onları önemsememeye, doğaya ve hayvanlara zaman ayıramamaya başladım. Kendimi zamanla duygusuz bir insana dönüşüyormuşum gibi hissediyorum. Bunlar bana göre değil ben böyle olmak, hayatımın geri kalanına duygusuz bir insan olarak devam etmek istemiyorum. Sorumluluk almak istemiyorum. Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. İş hayatı bana çok yorucu geliyor. Hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. Bir şeyler uguruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor. Bunun yerine her şeyi arkada bırakıp gitmek, her şeyi kapatmak daha mantıklı geliyor.

    Aslında hiçbir şey için yaşamıyorum. Yaşamak için bir nedenim bir amacım yok. İnsanların yoluma sürekli taş koyup beni yoracaklarını biliyorum, bunun için çabalamak istemiyorum.

    Burda kalmamı saglayan bir kaç şey vardı. Şarkılar, kitaplar, filmler, doga, gökyüzü (özellikle bulutlar ve gün batımı) ve birkaç tane de dost. Bunlar benim bir süreligine burda kalmamı sagladı, bunun için minnettarım.

    Belkide bu kadar derin, bu kadar hassas bir insan olmamalıydım. Keşke tanrı beni böyle yaratmasaydı diyip duruyorum kendime. Birisi en ufak hakaret bile etse buna üzülüyorum. Biraz üzülünce boğazımın yanıyor, sözcükler çıkamıyor bogazımdan. Merak ediyorum neden kimse bana degerli oldugumu hissetirmiyor? Neden kimse beni sevmiyor? Milyarlarca insan olmasına ragmen neden kendimi bu dünyada yalnız ve degersiz hissediyorum? Biraz daha eglenceli, daha yakışıklı, daha çalışkan mı olmam gerek. Hayat bunları istiyor. Benim bunları karşılayacak ne gücüm ne de umudum var.

    Daha iyi görünmek için, insanların beni sevmelerini saglamak için kendimi yormak, yıparatmak, ruhumu bedenimi kirletmek istemiyorum. Neden beni böyle sevmiyorlar ki ? Düşüncelerimi, fikirlerimi, deger verdigim her şeyi sırf dış görünüşüm biraz kötü diye kestirip atıyorlar. Bu konuda önemsiyecegim birisini bulmaya çalıştım (deger vermek istedim, deger görmek istedim özel hissetmek istedim) ama her seferinde ters tepti, dostluklar arkadaşlıklar kurmaya çalıştım olmadı.

    Çok sevdigim, uguruna her şeyimi verebilecegim iki dostumu bu konuda üzdügüm için özür diliyorum. Benimle geçirdikleri vakitler için, her şeylerini benimle paylaştıkları için, bana karşı nazik ve iyi kalpli oldukları için, benimle yıllarca birlikte oldukları için ve bana kattıkları her şey için çok teşekkür ediyorum. Onlara burdan bir kucak dolusu kalp yolluyorum.

    Her şeye rağmen bugünün gelecegini biliyordum, hiçbir zaman yaşlanmayacagımı, düzgün bir hayat yaşamayacagımı biliyordum. Sadece bana bu kadar yakın oldugunu bilmiyordum.

    Bu dünya yaşamak için çok kötü bir yer, bunu istemiyorum. Son kez bugüne kadar birisini üzdüysem veya kalbini kırdıysam bunun üzgünüm, özür dilerim. Belki burada bulamadıgım huzuru gökyüzünde bulurum. Huzurlu, mutlu ve umut dolu hayatlar sürmeniz dilegi ile hoşçakalın...”
  • Eylemi değilse de, insanlığı örnek olsun diye paylaşıyoruz:
    F U R K A N C E L E P İntihar Etti...
    Ayasofya camisinden,
    Oruç Reis gemisinden,
    Bahçeli'nin geviş getiren şom ağzından,
    Giresun felaketine kürsüden çay fırlatandan,
    Selman Öğüt'ün küfürbaz ikinci barosundan,
    Taze damatlığıyla Başsavcının el pençe saray ziyaretinden,
    Yüksek yargıçlara bisikletle gezme yasağı koyan Soylu'dan,
    Muharrem İnce'nin A Haber'lik umarsız seferinden,
    Damat Bakan'ın komik dahi sayılmayacak Türkiye tahlillerinden,
    Ziya Selçuk'un çökmüş EBA'sından,
    Turkuaz tablo önünde burnu uzayan Fahrettin Koca'dan,
    Topu topu beş aileye parsel parsel peşkeş çekilmiş taş/toprak/börtü böcekten,
    Kılıçdaroğlu'nun mahalle kahvesinde açtığı sıfır deste kağıtlardan şöyle başımızı uzatalım..
    Artık aramızda olmayan bir gencin bize yazdığı mektubu, memleketin gerçek gündemini okuyalım..
    *********************************************
    Dün gece saatlerinde Kocaeli Darıca'da 18 yaşındaki kargo işçisi FURKAN CELEP'in yaşamına son vermeden önce yazdığı intihar mektubu..
    📌Sözlerime başlamadan önce bir içki, uyuşturucu veya bir madde etkisinde olmadığımı belirtmek istiyorum. Bunalımda veya depresyonda değilim. Bu üzerine haftalarca hatta aylarca düşündüğüm ve sonucunda bu karara vardığım bir durum. Bu zaman diliminde birçok kişiyle dolaylı yoldan konuştum. Durumu bu kadar ciddi ve derinlemesine anlatmak istemedim. Paniğe kapılmalarını, bu konuya kafa yormalarını, saatlerini vermelerini, psikolojilerini ve yaşantılarını etkilemek istemedim. Olabildiğince yumuşattım ve gerektiğinde durdum. Kendi içimde kendi sorunumu çözmeye çalıştım. Vardığım sonuç ise bu.
    📌Hassas kalpli diyebileceğiniz insanlardan birisiyim. Şu zamana kadar hep doğru olanı yapmaya çalıştım. Yalan söylememeye, küfür etmemeye ve argo kullanmamaya çalıştım. İnsanları incitmemeye özen gösterdim, onlara sürekli olarak elimden geldiğince yardımcı oldum, değerli hissetmelerini sağladım, verebildiğim kadar değer verdim. Çokça empati yaptım duygularını hissetmeye, onları anlamaya büyük özen gösterdim. Çok yönlü olabilmek için her kafa yapısına uygun şarkı dinledim, kitap okudum, araştırma yaptım. Herkesin görüşünü değerlendirdim, onlara saygı gösterdim.
    📌Kendimi geliştirmek için spora gittim, yabancı dil öğrenmeye çalıştım. Herkese ve her şeye karşı merhametli oldum. Karıncayı bile ezmemeye özen gösterdim. Evde bir arı veya böcek olsa bile onu öldürmek yerine bardakla alıp özgür bıraktım, yemekten arta kalanları çatıya kuşların aç kalmaması için attım.
    📌Zorbalıktan kaçındım, kimseye bulaşmadım, zorda kalanlara yardım ettim. Paraya ihtiyacı olana para, ilgiye ihtiyaçları olana ilgi verdim. Hayvanları sevdim onlara ilgi gösterdim, besledim. Doğayı kirletmemeye çalıştım. Uzayı, doğayı, ormanları, gökyüzünü ve hayvanalar için plastiklerimi çöp yerine istifleyip geri dönüşüme bile atmaya çalıştım. Daha iyi bir dünya için elimden geleni yaptım.
    📌Ailevi duygulardan yoksun büyüdüm, hiçbir zaman babamla veya abimle doğru dürüst dertleşemedim, onlardan değer görmedim. (Bunun için onları suçlamıyorum sadece biraz değer, biraz şefkat görmek isterdim, sanırım bu iyi gelebilirdi.)
    📌Kendi özümü, yeteneğimi öğrenemedim. Bunun için çok uğraştım ve çaba gösterdim. Neyi sevdiğimi bilmiyorum, ne olmak istediğimi bilmiyorum, ne okumak istiyorum, bunu dahi bilmiyorum. Benim yaşımdaki insanlarla aramda uçurum var, her konuda benden daha üstünler.
    📌Zaman geçtikçe kendi kişiliğimden ayrılmaya başladığımı hissediyorum. Gittikçe yalan söylemeye, argo hatta küfür kullanmaya başladım. İnsanlardan uzaklaşmaya onları önemsememeye, doğaya ve hayvanlara zaman ayıramamaya başladım. Kendimi zamanla duygusuz bir insana dönüşüyormuşum gibi hissediyorum. Bunlar bana göre değil, ben böyle olmak, hayatımın geri kalanına duygusuz bir insan olarak devam etmek istemiyorum. Sorumluluk almak istemiyorum. Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğruna yıllarımı, aylarımı harcamak istemiyorum. İş hayatı bana çok yorucu geliyor. Hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. Bir şeyler uğruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor. Bunun yerine her şeyi arkada bırakıp gitmek, her şeyi kapatmak daha mantıklı geliyor.
    📌Aslında hiçbir şey için yaşamıyorum. Yaşamak için bir nedenim bir amacım yok. İnsanların yoluma sürekli taş koyup beni yoracaklarını biliyorum, bunun için çabalamak istemiyorum.
    📌Burada kalmamı sağlayan birkaç şey vardı. Şarkılar, kitaplar, filmler, doğa, gökyüzü (özellikle bulutlar ve gün batımı) ve birkaç tane de dost. Bunlar benim bir süreliğine burada kalmamı sağladı, bunun için minnettarım.
    📌Belki de bu kadar derin, bu kadar hassas bir insan olmamalıydım. Keşke tanrı beni böyle yaratmasaydı, deyip duruyorum kendime. Birisi en ufak hakaret bile etse buna üzülüyorum. Biraz üzülünce boğazımın yanıyor, sözcükler çıkamıyor boğazımdan. Merak ediyorum neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor? Neden kimse beni sevmiyor? Milyarlarca insan olmasına rağmen neden kendimi bu dünyada yalnız ve değersiz hissediyorum? Biraz daha eğlenceli, daha yakışıklı, daha çalışkan mı olmam gerek? Hayat bunları istiyor. Benim bunları karşılayacak ne gücüm ne de umudum var.
    📌Daha iyi görünmek için, insanların beni sevmelerini sağlamak için kendimi yormak, yıpratmak, ruhumu bedenimi kirletmek istemiyorum. Neden beni böyle sevmiyorlar ki? Düşüncelerimi, fikirlerimi, değer verdiğim her şeyi sırf dış görünüşüm biraz kötü diye kestirip atıyorlar. Bu konuda önemseyeceğim birisini bulmaya çalıştım. (Değer vermek istedim, değer görmek istedim, özel hissetmek istedim.) Ama her seferinde ters tepti, dostluklar arkadaşlıklar kurmaya çalıştım olmadı.
    📌Çok sevdiğim, uğruna her şeyimi verebileceğim iki dostumu bu konuda üzdüğüm için özür diliyorum. Benimle geçirdikleri vakitler için, her şeylerini benimle paylaştıkları için, bana karşı nazik ve iyi kalpli oldukları için, benimle yıllarca birlikte oldukları için ve bana kattıkları her şey için çok teşekkür ediyorum. Onlara buradan bir kucak dolusu kalp yolluyorum.
    📌Her şeye rağmen bugünün geleceğini biliyordum, hiçbir zaman yaşlanmayacağımı, düzgün bir hayat yaşamayacağımı biliyordum. Sadece bana bu kadar yakın olduğunu bilmiyordum.
    📌Bu dünya yaşamak için çok kötü bir yer, bunu istemiyorum. Son kez bugüne kadar birisini üzdüysem veya kalbini kırdıysam bunun için üzgünüm, özür dilerim. Belki burada bulamadığım huzuru gökyüzünde bulurum. Huzurlu, mutlu ve umut dolu hayatlar sürmeniz dileği ile hoşçakalın…
    #FurkanCelep
  • 336 syf.
    ·1 günde·6/10
    Sen Olmadan Ben |3/5|
    Bu tarz kitaplar yazıp orijinal olabilmenin gerçekten de zorlayıcı olduğunu düşünüyorum. Bir insan ile bir diğer insanın arasındaki ilişkiyi gerçek dünyanın kuralları çerçevesinde anlatıp, yüz yıllar boyunca yazılan tüm o diğer benzer metinlerden farklı bir şey yazmak gerçekten de zor olsa gerek. Sen Olmadan Ben de bence diğerleri arasından sıyrılamayan bir kitap.
    Bu tarz kitapların hayranı ve takipçisi değilim ama olabildiğince farklı türlerden okumaya çalıştığım için yolum bu kitabın da üzerinden geçti.
    İşine bağımlı reklamcı Callum ile çevre avukatı ve vegan olan Lilah’ın bir feribotta tanışmaları üzerine başlayan ilişkilerini okuyoruz kitapta. Karakterlerin pek de orijinal olmayışı kitap hakkında yapmak istediğim ilk yorum. Reklamcı ve işkolik erkek karakteri siz de elbet başka hikayelerde görmüşsünüzdür. Çevre avukatı kadın karakteri her zaman göremesek de ikili ilişkilerin dinamikleri üzerine kurulu olan kurgularda birbirine denk düşen karakter şemalarına yakın bir karakter olduğunu söyleyebilirim Lilah’ın.
    Olay örgüsü, karakterler, diyaloglar ve anlatım ortalama düzeyde. Benzer kitapları seven okurlara da bir şey katacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum.
    Akıcı olmasına akıcı. Okuduğunuz sırada sizi baymıyor. Çoğunlukla Callum’un ağzından dinlediğimiz kısımların yanında Lilah’ın günlüğünü de bölümler arasına sıkıştırmış yazar. İki karakteri de ağzından dinlemektense bir karakterin günlüğünü okuyor olmak, sonuçta bir değişiklik yaratmasa da güzel bir farklılık.
    Arka kapaktaki yazılardan yola çıkmam gerekirse, “Aşık olmayı en güzel anlatan roman,” benzerinde bir ifadeye yer verilmiş. Elbette bu ön ve arka kapak yazılarındaki yorumlar çoğunlukla reklam amaçlı olsa da yorum yine de yorumdur. Bu ifadeye katılmakta güçlük çekeceğimi yorumdaki genel havadan az çok anlamışsınızdır. Yorumu şöyle değiştirirsek belki katılabilirim. “Güzel aşık olmayı anlatan bir diğer roman.”
    Peki karakterlere ve yaşanan olaylara kendimi veremediysem neden kitaba beş üzerinden üçü yakıştırdım. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, ortalama bir hikaye. Geçer notun iki buçuk olduğunu düşünürsek üç bence ortalama için iyi bir puan. Bu puanın da nedeni, her ne kadar fevkalade bulmasam da ilk sayfadan son sayfaya kadar beni baymamış olması oldu. Daha önce bu tarz kitaplar da “Bırak bizi gidelim ağam,” benzeri bir ruh haline gelmiştim bir noktadan sonra. Bu sefer öyle olmadı, bu kitapta öyle olmadı.
    Türü seven okurların da okuyacakları en şahane kitap bu olmayacak olsa da iki şahane kitabın arasındaki birçok ortalama kitap arasından kendine iyi bir yer seçecektir bence. Gerçi yine de bilemem, kitap hakkında kitabı olağanüstü bir noktada tutan yorumlar da var.
    Bence bu tarz kitaplara bir noktada devrim getirilmeli. Bir noktada birbirlerinden ayrılamıyorlar. Tabi bu benim düşüncem. Seveni olduğu sürece benzer çizgide ilerleyecek olmaları daha muhtemel bir olasılık. Bir de bu kitabın “Senden Önce Ben,” kitabıyla isim benzerliğine sahip olması da kitabın avantajına mı dezavantajına mı karar veremedim. Kitabı elimde gören birkaç kişi kitabı “Senden Önce Ben,” ile karıştırdı. İngilizce de daha farklı dursa da isimleri Türkçe de biraz benzerlik gösteriyorlar bence de.
    Herkesin kendi ruh eşini bulacağı güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • 276 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Sevmenin ve sevilmenin vazgecislerin kaygıların şairidir ümit yaşar hangi kitabını okursanız okuyun o kitapta kendinize ait izler bulursunuz alır götürür bilinmezliğe iyi okumalar
    Dinle..!
    Sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne olduğunu sen sonra anlayacaksın. Dinle. Sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınamaz. Karşılıksız bir çeke atılmış kuru bir imza değildir sevmek. İskambil kağıdı değildir, zar değildir, bir dilim ekmek değildir, bir kadeh içki değildir, hesap pusulası değildir sevmek. Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir, altınla değil. Sevilmekse; sevmenin mükafatıdır ancak, karşılığı değil. Bir sevgiye eş başka bir sevgi olamaz. Çünkü her sevgi birbirinden büyüktür. Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız, yüksekliktir o. Sevgi, dudak değildir, göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, fakat her şeyden güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir.heykel değildir. Okuyamazsınız, kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz. İsteseniz de içinizden atamazsınız, kan değildir, kesip damarlarınızı akıtamazsınız. Siz ağladıkça o güçlenir içinizde. Akmaz, gözyaşı değildir. Kuş değildir uçmaz, çiçek değildir kokmaz. Bitmez, çile değildir. Ne desen o değildir sevmek.

    Sevgiyi tarif etmeye kalksam, seni anlatırdım....